• Sevişmek gibi güzel bir fiil, nasıl oldu da şu biyolojik fonksiyon olan anlama evrildi anlamak mümkün değil. İki insanın karşılıklı sevmesi manasıyla "Biz sevişiyoruz" ne güzel ifade halbuki. Yozlaşmanın kelimelere tezahürü.. Bu çağdan nefret etmek için bir sebep daha.
  • Şimdi ikimizin bir fotoğrafı olmalıydı ama öyle duvara asmalık değil.
    Cüzdanda taşımalık da değil.
    Telefonda saklamalık hiç değil.
    İstiyorum ki kitap arasında unutulmalık bir fotoğrafımız olsun. Bundan üç yüz yıl sonra birisi o fotoğrafı bulsun ve desin ki;

    'Bir adam bir kadına bir kadına nasıl bu kadar güzel bakar?'
  • 320 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    "Hem hiçbir şey zerrece değişmemiş hem de her şey ebediyen farklılaşmış gibiydi."

    Öncelikle kitap hakkında dolu bir içerik arayanlar vakit kaybetmeyebilir :)
    Emek sarf edip çok güzel incelemeler yazan arkadaşlar var, bu konuda yetkin hissetmediğim için pek yazmıyorum; ama kitabı okuduğumdaki hislerime dönüp bakmak istediğim anlar için, içerikle ilgili dolu bi incelemeden ziyade, çok kısaca ana hatlardan ve hislerimden bahsederek birkaç cümle çiziktirmek istedim bu defa. Aslında o kadar çok alıntı yaptım ki buna gerek olmayabilir de. Her neyse devam edelim.

    Hastalık, ölümün eşiğinden dönüş, yolculuk, yol arkadaşlığı, suçluluk vs. Adalet.
    Bazen varlığına inanılmayan, bazen başka bi dünyaya bırakılan adalet değil de baş kahramanımız Adalet, yer yer Hülya'sıyla çekişmeleri (herkesin Hülya'sıyla olduğu gibi) ile güldürüp aynı zamanda bu çekişmelerle iç sesini duyurup, yolculuktan yolculuğa atlıyor ve akabinde bizi de peşine takıyor. Sultanşehri, Yula, Sislikaya, Moran, otobüs, tren, uçak, nihayetinde sanırım kendine varıyor Adalet. Hafiflemek isteyip kendince anılarından çekip çıkardığı ilk günahının peşine düşüp sonunda neyi farketti peki? Derdinde mi yanlıştı?

    "Dokunmadan" okuduğum ilk eseri Nermin Yıldırım'ın. Hiç de azımsanmayacak sayıdaki sloganvari cümleleriyle çokça alıntı yaptırıyor bana. Beylik laflar desem daha doğru olabilir hatta. Klişe gibi değil de cuk oturan cinsinden olunca rahatsız etmedi hiç tabi.

    Sona yaklaştıkça da o kadar aynı hissedebildiğimi gördüm ki Adalet'le bazı bazı bazı...
    Şunu da söylemeden geçmek istemem, baştan sona kitabın havası o kadar değişti ki benim için, bu beni oldukça etkiledi; baştaki hislerimle sondaki hislerim ne kadar farklı olsa da iki ruh haline de girebilmek... Bipolar mıyım acaba? demeyeceğim tabi ki. Bir anda evet duygular tersine döndü belki ama; iki duyguya da girebilmem yazarın dili ustaca kullanmasından, üslubundan ve romanın kurgusundan kaynaklanmaktaydı elbette. Tabi içeriğin ilgimi çekmesinden söz etmeme gerek yok.

    Ne derece doğrudur bilmiyorum, Nermin Yıldırım romanlarını yazarken psikoloğa danıştığı oluyormuş, MUŞ. Kitabı bitirdiğimde oldukça rahatladığımı hissettim. Terapiden çıkmış gibi mi desem, nasıl ifade etsem? Bilmiyorum gerçi terapiden çıkınca böyle mi hissediliyor ama bu kitap benim için terapi gibi bi şey oldu. Sahi noldu? Neden bu kadar hisli bi okuma oldu? Zamanlama belki de benim için çok doğruydu. Tekrar okuyunca aynı şeyleri hissedecek miyim merak ediyorum.

    Kendime söz: Seneye aynı zamanda yeniden okuyacağım.

    Kitapta geçen bu şarkıyı da çok sevdim, paylaşmalı:
    https://youtu.be/cn8-o0sLJbc
  • Üç tarafı sularla çevrili memleketim gibiyim. Yalnızım. Yorgunum. Çok hırpalandım. Ağaçlarım ormanlarım kesildi. Göğüm betona kesti. Denizlerim hep pislik…

    Dört tarafı yalanlarla çevrili insan parçasıyım ben. Adım yalnızlık. Uğruma savaşanım yok, sokakları ateşe verenim. Molotoflar patlamıyor göbeğinde şehirlerimin. Haritalarda ara ki bulasın suretimi. Terk edilmişim.

    Mutlu insan yüzleri basmış her yanı. Efkarımda ortaksızım. Kalıcı hüzünlerle taçlanmış sanki varlığım. Ne yapsam ne etsem de benim için çok gecikildiğini daha yeni anlamışım.

    Ne gitmek istiyorum ne kalmak. Ne yaşamak ne ölmek. Ne gülmek ne ağlamak. Aldığım nefes başına buyruk, gülüşlerim emanet. Ne zaman hangi saat başladı kayboluşum? Bilmiyorum. Acıya bile artık duygusuzum.

    Dört tarafı yalnızlıkla çevrili insan parçasıyım ben. Gürül gürül şiir okuyuşum hep bundan. En kötü şarkıları iştahla söyleyişim. Kırgınlığıma en çok dokunan kalpte inat edişim, yalnızlığıma en benzeyen yerde konaklayışım. Memleketime benzeyişim çaresizce, bundan.

    Yatağındakini değil yüreğindekini aldatan bir kadın gözyaşında, ne kadar bağırsa da çığlığını duyuramayan bir sokak çocuğu ya da. Memleketim gibiyim kendi coğrafyamdan sürgün edildim. Dört tarafı yalnızlıkla çevrili insan parçasıyım ben, hep eksiğim.

    Daha güzel şeylere değil güzel şeylere bile hakkım yok sanki. Hangi dala tutunsam en baştan kırık, hangi kalbe sığınsam zalim, kime el uzattıysam kayıp… Hırpalanmış gibiyim bir yaşam macerasında. Umudu yarım kalan, hevesleri kursağında sallanan, kendi enkazında kendine ses veren bir yıkıntı gibiyim. Yokum. Olduğumu zannettiğim en şiddetli zamanlarda bile. Memleketim gibiyim. Düşlerime silah çekilmiş. Umutlarım yok pahaya satılmış. İnançlarım hakir görülmüş yollarım kar buz içinde. Ne yana baktıysam zifiri siyah. Dört tarafı yalanlarla çevrili insan kalanı…

    "Unutulmuş gibiyim ben
    ve insan
    Bir bakıma unutulmuş gibidir
    Bilmem ki nasıl anlatmalı
    Yalnız bile değilim
  • 131 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Cemal Süreya, hastanede ameliyat olan eşi Zuhal'e, onsuz kaldığı on üç gün boyunca ne kadar üzüldüğünü bilmesi için, her güne ayrı günlük tutar gibi mektuplar yazmış. Mesela eşine onsuz evin nasıl boş olduğunu, oğlu Memoyla nasıl ilgilendiğini, Elif adında tıpkı ona benzeyen bir kız çocuğu istediğini, onu nasıl sevdiğini anlatmış.
    Cemal'in mektuplarını her yerde yazıyor olması etkileyiciydi. Şimdi kahvedeyim diyerek başlıyor yazmaya ve özledim diyor, şimdi de meyhanedeyim arkadaşımı bekliyorum inşallah hiç gelmez böylece sana daha uzun yazarım diyerek devam ediyor.
    Öyle güzel aşk mektupları yazmış ki sevgiyi anlatım şekli çok etkileyiciydi. Acaba Mecnun Leyla'yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin'e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin diyerek sorular soruyor mektuplarında hatta ona şiirler yazıyor kimseyle paylaşma diyor.

    Ben seni düşünüyorum seni,
    Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi.
    Kalbim diyorum kalbim,
    Daha dün tezgahtan çıkmış bir su sayacı gibi.

    Aşkı anılar besliyor düşler kadar,
    Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır. Sevgi eskidikçe sevgi...
  • 263 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Günümüzde en büyük araştırma ve sorgulama alanlarından biri olan inanç konusu hem öznel hem de toplumsaldır. Özneldir; çünkü bireyin kendisi seçimlerin sonucundan sorumludur. Toplumsaldır; çünkü toplum kurallarına derinden etki eder, biçimlendirir. "Bir Şüphen Mi Var" da dkab öğretmeni @abdulhakimak , bellekleri bulandıran, bu tür sorularla inançlı kişilerin kafasını karıştırmaya çalışan ya da çoktan bu soruları kendine sormuş kişilere bir yanıt niteliğinde bu betiği birçok araştırma sonrası süzmüş ve akıcı bir anlatım ile okuyucuya ve meraklılarına sunmuş. Oldukça da güzel ve mantıklı yanıtlar var. Birçoğunu ben de bilmeme rağmen yeni bakış açıları da kazandım.
    .
    Özellikle öğrenciler için güzel bir kaynak olmuş. Kendisi de bunu belirtiyor. Ağaçları yaş iken nasıl bükersen öyle biçim alır. İmam Gazali'den Freud'a, Hawking'den Flew'a, Dawkins'e uzanan sorular ve doğal olarak Kur'an'dan yanıtlar ile hem çelişkileri ortadan kaldırmak amacını gütmüş hem de merak edilen sorulara yanıt ararken nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini anlatmış. Okurken bırakmak istemiyorsunuz. En sevdiğim söz ise "gözünü kapayan yalnızca kendine gece yapar." Oldu. Öte yandan "parmağını gözünün önüne koy. Sen görmüyorsun diye yeryüzü yok diyemeyiz." Sözünü de severim.
    .
    "Dinde zorlama yoktur." Sözüyle bitiririken, Hakkı yaymak da her Müslümanın görevidir. Öte yandan sorgulanmamış her bilgi, her inanç yalnızca bir dayatmadır. Unutmayın ki, başkasının ipiyle kuyuya inenin yazgısı ipi tutana bağlıdır. Sorgulayın, okuyun, sorun, araştırın. Bilinçli olarak bir konuda bilgi edinmemek kişinin kendisine yapacağı en büyük zulümdür kanımca. İnananların bilgilerini pekiştirmesi, bakış açısı kazanması, inanmayanların da bir de bu bakış açılarıyla inanç üzerine yeniden düşünmesi için öneririm.