• 302 syf.
    ·3 günde·6/10
    Aslında Tanpınar’ın bütün eserlerini alırken amacım bir çalışma yapmaktı. Bu kitabın yarım kaldığından ise sonradan haberim oldu. Okuyacağım ilk yarım kalmış kitap olduğu için açıkçası biraz gerildim ve korktum. Pek de olumlu bir beklentim olmadan başladım kitaba.
    Daha sunuş kısmında Selim ile Tanpınar arasındaki benzerliğe dair yapılan yorum kitaba daha çok ilgi duymama neden oldu.
    Her kitap gibi ilk sayfalarda karakterleri tanımaya, olayı anlamaya çalıştım. Selim, Nevzat, Süleyman, Marie, Leyla, Zümrüt Hanım derken sayfalar ilerledikçe karakter isimleri de arttı. Nuri, Asım, Ziya, Faik, Refik, Atıf Bey, Sabiha, Sabahat, Nail, Hayri Dura, Adrienne, Ayşe... Ve bence kitabın ismiyle özel bağlantısı olma ihtimali olan Fatma. Bunca kişi arasındaki bağlantıyı tam olarak anlamak için kitabın tamamlanmış olması gerekti ve sanırım yazar bir o kadar daha (ortalama üç yüz sayfa) yazsa tam olurdu. Tamamlanmış halini okumayı isterdim çünkü bana göre güzel bir kitaptı. Güzeldi çünkü yarım kalmış bir kitap olduğunu biliyordum, olay değil edebiyat okudum orada. Çoğu cümlenin altını çizdim, cümleler öyle güzeldi ki. Sırf o cümleleri okumak için bile okunur bu kitap.
    Bir son var, olay var diye düşünerek değil çok emek harcayarak bir araya getirilmiş müsveddelerden oluşturulmuş bir eser, yarım kalmış bir roman olarak okudum. Okurken anlamaya çalışmak yoruyor bir araya getirirken ne kadar zorlanılmıştır diye düşündüm ve başta yazar olmak üzere emeği geçen herkese saygı duyarak okudum. Hayatta yarım kalan ne çok şey var bir de yarım kalmış bir kitap okuyayım diye okudum. Şiir okumadaki amaç güzel cümleleri okumak, edebiyatı hissetmek benim için, bu kitabı da öyle varsaydım.
    Beklentim çok olmadığı için beğendim kitabı belki de. Hele iç konuşmalar... Çok hoşuma gitti. Hatta bir ara Tutunamayanlar geldi aklıma. Tabi ki kıyaslamıyorum iki kitabı ama iç konuşmaların yoğunluğunu hissetmek ister istemez bu kült kitabı getiriyor akla. Nasıl ifade edilir bilmiyorum, kısaca: karışık ama okunabilen bir kitap diyebilirim.
    (Eksik olan yerleri olduğu için tabi ki karışık bir kitaptı.)
    Kitapta değişik bir büyü var, akıcı diyemem ama elime aldığımda bırakamadım, sayfalar akıp gitti. İlginç bir kitap velhasıl. Sanat da var politika da...
    Okumak isterseniz bunun yarım kalmış bir kitap olduğunu unutmayın ve karışık, zor anlaşılır olmasını göze alın. Yoksa yaklaşmayın. Ama edebi bir keyif yaşamak isterseniz kitaba şans verin ve şiirlerin de sonunun olmadığını düşünerek bu romanı da öyle farz edip okuyun. Tabi eğer okurken kitabın arkasına kısa notlar, sayfa numaraları not alanlardan değilseniz kitap biter, zihninizdeki çoğu şey uçar gider unutmayın. Eğer tercih ettiyseniz emeğe saygı duyarak keyifle okumanızı dilerim.
  • Bu kitap, belki, kendi alanında (tasavvuf, ahlak, âdâb) başka bir kitap okumaya, almaya dahi ihtiyaç bırakmıyor,

    kitapçıya gidiyorum, kitaplara baktığımda, nasıl olsa bu konu ihya'da geçiyor diyorum, birşey almadan çıkıyorum :)

    Bir çok Hadis, çok güzel Ayet açıklamaları, ve gündelik hayatta ihtiyaç duyulan, herkesin bilmesi gereken değişik bilgiler gördüm..

    Anlatılmaz, okunur...
  • 264 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Yazar: Brenden Freely-john Freely
    Kitap: Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi
    Çeviren: Yelda Türedi
    Yapı Kredi yayınları
    Sayfa: 263
    Seçerek okunan (kitap-Yazar) yorumu.

    Gözlerim kapalı dinliyorum İstanbul'u demiş şair. İstanbul nasıl anlatılır, nasıl tercüme edilir, nasıl okunur nasıl anlatılır. Eski İstanbulu eski istanbullular'dan bulursanız şayet dinleyin demişti samatyalı Hagop.
    Yazar yitip giden bir kültürün kitabı değil bu; diye eklemiş. Her ırktan, her dilden, her dinden insan kadar 1453'teki Fethine kadar Bizans imparatorluğu'na başkentlik yapmış tarihi yarımada. Camileri kadar kiliseleri, sinagogları, ve mevlevi tarikatı. Tarihin izlerini taşıyan hamamlar, çeşmeler, sanat evleriyle tarihe tanıklık etmiş Haliç'in kuzeyinde Konstantinopolis yarımadasının Beyoğlu, Galata ve Pera.
    İstanbul biyografileri genelde tarihi yarımada'ya odaklanır. Beyoğlu bölgesinin katilleri, fahişesi, sarhoşu, sokak sanatçısını.
    Tarihin Şarap ya da rakı satan "gezici meyhanelerin" olduğu.
    19. Yüzyılın ortalarının başında batılı kentleşme için gaz lambalarıyla aydınlanan sokaklar, yerleştirilen sokak tabelaları, haberleşme ve kanalizasyon hizmetleri ve bütün bunları modernize etmek için 1855'te kurulan belediye teşkilatı.
    Bu kitabı okumayan İstanbul'u, Galata, Pera, Beyoğlunu bildiğini söylemesin her ismin kendine has biediğimiz tarihi hikayeleri var.
    Yapı Kredi yayınlarını en az iş bankası yayınları kadar seviyorum ️ Çeviren Yelda Türedi'yi okurken zorlanmadığım ve ayrıca keyifle okuduğum için teşekkür ederim.
    Yazarlar hakkında: Istanbuldan bir baba oğul geçti.
    Brendan’ın California’daki bir sirkte çalışma macerası kadar, John’un İkinci Dünya Savaşı’nda Pasifik, Birmanya ve Çin’de yaptığı komandoluk görevi de aslında onların ne kadar renkli kişilikler olduğunu gösteriyor. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi kitabı, Amerika, İrlanda, İtalya, Atina gibi ülkelerde yaşamış, daha sonra yerleşmek için İstanbul’u seçmiş bu iki renkli Amerikalı’nın gözünden Beyoğlu ve çevresini anlatıyor.

    Nisan ayında kaybettiğimiz fizikçi, tarif yazarı ve gezgin John Freely (91), Vasiyeti üzerine 11 Mayıs'ta çok sevdiği Istanbul'da, Feriköy Protestan Mezarlığı'na gömüldü.
  • 247 syf.
    ·2 günde
    Emile'e Dair

    EMİLE, görünüşte bir çocuk terbiyesi kitabı olabilir; anne ve babalara çocuklarını eğitirken karşılaştıkları problemlerin çözümünü sunan bir kitap. Ancak Emile okurları daha ilk sayfalardan itibaren bir sürprizle karşılaşırlar; hele hele ken­di eğitimini tamamladığını düşünen ve çocuğuyla arasındaki iletişimsizlikte kendisini bir taraf olarak görmeyen ebeveyn­ ler için bu kitabı okumak biraz sarsıcı olacaktır; çünkü Jean Jacques Rousseau zaman zaman hiddetlenen üslubuyla önce anne-babaları 'hizaya getirmeye' çalışır. Günümüzde çocuk eğitiminin ciddi bir iş olduğunu kavrayan ve önce ken­di gelişimlerini tamamlamaları gerektiğine inanan duyarlı an­ne-babalar için açılan ana baba okulları bizim için yeni olabi­lir; fakat Rousseau için değildir; hatta Emile'in 1762 yılında, pedagoji ilminin bile bilinmediği bir çağda yayınlandığı göz o
    önüne alınırsa bizim bir hayli geç kaldığımız bile söylenebilir.
    Emil'in kaleme alınış sebebi Jean Jacques Roussau'nun babası tarafından kötü yetiştirilmesi, adeta serseri bir hayata itilmesi midir bilemeyiz; fakat yazarın eğitmek üzere •hayali bir erkek çocuğu (Emile) evlat edinmesi ve kitapta * Emile şeklinde yazılan bu isim Emil olarak okunur. Kitap boyunca imlayı ve okumayı kolaylaştırmak için Emil olarak kullanılacaktır. "nasıl çocuk yetiştirilir?"in yanısıra "Nasıl iyi baba olunur?"un da cevabını vermeye çalışması böyle bir ihtimali akla getiriyor.

    Emile tamamen doğal yöntemlerle yetiştirilen bir çocuk; bes­lenmesinden, yaşadığı yere, oyuncaklarından aldığı eğitime ve hastalandığı zaman uygulanan tedavi yöntemlerine kadar her şeyin doğayla uyum içinde olduğu böyle bir yaşam tarzı, katkı maddeli, hormonlu gıdalardan kaçınan, bitkilerle tedavinin öne­mine inanan ve sağlıklı yaşam festivalleri düzenleyen günümüz insanının beklentileriyle de uyuşuyor. Rousseau'nun 1700'lü yıl­ların Fransası'nda yakındığı konular, 2000'1i yılların Türkiye­ si'nde hala gündemde. O, bebekliğinde asla kundağa girmeyen Emil'in diğer çocuklar gibi kapalı bir odada yaşamak yerine kır­lara açılacağından, temiz hava ve doğal gıdalarla beslenece­ğinden bahsediyor; bu satırların yazılmasından yaklaşık 250 yıl sonra insanlar toplu konutlarda yaşıyor ve bahçeli bir ev özle­miyle yanıp tutuşuyor. Jean Jacques Rousseau günümüzde yaşıyor olsaydı her­ halde, çocukları televizyondan ve bilgisayar oyunlarından uzak tutmak gerektiğinden bahseder, okullardaki ezberci eğitim siste­minden yakınır ve alternatif tıbbın önemine değinirdi. Üstelik bu fikirleri savunduğu için kitabının yayınlanmasından bir ay sonra (Haziran-1762) yapıldığı gibi başka bir ülkeye iltica etmek zo­ runda da kalmazdı.
    İlk tercümeleri Ziya Paşa tarafından yapılan bu kitap, daha sonra "Emile - Yahut Terbiyeye Dair" adıyla Prof.Dr. Hilmi Ziya Ülken, Ali Rıza Ülgener ve Selahattin Güzey tarafından çevrile­ rek 1944 yılında Türkiye Yayınevi tarafından neşredildi. Hazırla­ dığımız bu nüshada ise, çocuk eğitimi açısından günümüze süzülerek alınması gereken bölümler değerlendirilmiştir.

    Ülkü Özel Akagündüz
  • 1062 syf.
    ·31 günde·Puan vermedi
    Kitap bitti, ben de bittim. Aralık'ı ortasında başlamıştım fakat devamı gelmemişti okuldan ve derslerden, ben de yılbaşında yeniden başladım. Eserin ismi Anna Karenina iken teknik olarak baktığınızda her olayla ilişkili olan karakter olması gerekiyorken yazarın tüm roman boyunca en az üstünde durduğu karakterdi :( İlk okumaya başladığımda çok heyecanlıydım Anna'nın tüm yönlerini göreceğim için ama öyle olmadı. Diriliş'i de okurken beni sıkmıştı. Konular aynı olmasa bile işlemiş tarzı andırıyor ve ben her seferinde Tolstoy'un nasıl romantik olmadığına şaşırıyorum :( Değer ve yargı çatışmaları çok baskın oluyor hep. Kitaplarının sonunda çoğu karakter Hristiyan oluyor veya 'doğru yola doğru' geliyor. Tüm kitapta olmasa bile hep sonlara doğru din olgusunun böyle merkezde işlenmesi bana sıkıcı geliyor. Ama güzeldi ya okunur, okuyun.
  • 288 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    Bir ömür nasıl yaşanır. Yenal Bilgicinin yayınladığı bir röportaj aslında bu kitap. Yenal bey sormuş İlber Ortaylı yanıtlamış. Nereler gezilir,ne seyredilir, ne okunur. O kadar dolu bir kitapki her sayfası bir hazine. Birde herkesin bildiği İlber Ortaylı’nın orjinal bakış açısı. Tarafsız tarihe dayanan ve size yeni bir görüş kazandıran yorumları kitabı daha da keyifli yapıyor. Kesinlikle sıraya alın


    https://www.instagram.com/...?igshid=dh5ic43o09gw