• Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    2. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    3. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.

    4. Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhâr(1) yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı(2) da öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.

    (1) “Zıhâr”, bir kimsenin eşine, “Sen, bana anamın sırtı gibisin” demek sûretiyle, onu kendisine haram kılması demektir. Cahiliye döneminde zıhar yapmak, kadını kocasına ebediyen haram kılardı. İslâm ise kefaret uygulamasıyla, bu haramlığın ortadan kalkacağı hükmünü getirdi. Kefaret uygulamasının nasıl yapılacağı, Mücâdele sûresinin 2-4. âyetlerinde açıklanmaktadır.

    (2) Cahiliye Arapları, evlatlıklarını öz çocukları gibi kabul ederlerdi. Evlatlıklar, asıl babasının adıyla değil, evlat edinenin adıyla anılır ve onun mirasından öz çocuğu gibi pay alırdı. Âyetler, söz konusu bu uygulamayı kaldırmaktadır.

    5. Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    6. Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler.(3) Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır.

    (3) Hicretten sonra müslümanlar din kardeşleri olarak birbirlerine varis oluyorlardı. Bu âyette, veraset sebebinin akrabalık olduğu, din kardeşliğinin miras sebebi olmaktan çıkarıldığı ifade edilmektedir.

    7. Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz, onlardan sapa sağlam bir söz almıştık.

    8. (Allah, bunu) doğru kimseleri doğruluklarından hesaba çekmek için (yapmıştır.) Kâfirlere de elem dolu bir azap hazırlamıştır.

    9. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.(4)

    (4) Bu âyet ve devamında Hendek Savaşı’ndan söz edilmektedir. Kureyş kabilesi ve müttefikleri Medine’yi kuşatmışlar, müslümanlar da savunma amacıyla şehrin stratejik bir yerine hendek kazmışlardı. Nihayet bir gece şiddetli esen bir fırtına sonucunda, düşman bozularak çekilmek zorunda kalmıştı.

    10. Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.

    11. İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.

    12. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.

    13. Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.

    14. Eğer Medine’nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.

    15. Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.

    16. De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. O takdirde bile (hayatın zevklerinden) pek az yararlandırılırsınız.”

    17. De ki: “Eğer Allah size bir kötülük dilese, sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?” Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.

    18,19. Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize gelin” diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah’a kolaydır.

    20. Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri (gidip gelenlerden) sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.

    21. Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

    22. Mü’minler, düşman birliklerini görünce, “İşte bu, Allah’ın ve Resûlünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemişlerdir” dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.

    23. Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.

    24. Bunun böyle olması Allah’ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükâfatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    25. Allah, inkâr edenleri, hiçbir hayra ulaşmaksızın kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Allah, savaşta mü’minlere kâfi geldi. Allah, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

    26. Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.

    27. Allah, sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

    28. Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a(5) vereyim ve sizi güzelce bırakayım.”

    (5) Mut’a, koca tarafından, boşadığı eşine verilen para ya da maldır. Konu ile ilgili olarak ayrıca bu sûrenin 49. âyetine bakınız.

    29. “Eğer Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

    30. Ey Peygamber’in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allah’a göre kolaydır.

    31. İçinizden kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükâfatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır.

    32. Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.

    33. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

    34. Siz evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.

    35. Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

    36. Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.

    37. Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.(6)

    (6) Bu âyette adı geçen Zeyd, Hz. Peygamber’in kölelikten azat ederek evlat edinmiş olduğu Zeyd b. Hârise’dir. Hz. Peygamber, onu halasının kızı Zeynep ile evlendirmişti. Ancak aralarında başlayan geçimsizlik sebebiyle Zeyd, Hz. Peygamber’e gelerek eşini boşamak istediğini söylüyordu. Hz. Peygamber, bu boşanmanın uygun olacağını düşünmekle beraber dedikodu çıkmasından çekindiği için Zeyd’e, eşini boşamamasını söylüyordu. Ancak daha sonra Zeyd, eşini boşamıştı. Bu boşamadan sonra Allah, Zeyneb’i Hz. Peygamber’e eş yapmıştı. O güne kadar Araplar evlat edindikleri kimseyi öz evlatlarıyla bir tutuyorlar, onların boşadıkları eşleriyle evlenmiyorlardı. Bu uygulama Arapların bu âdetini ortadan kaldırmıştır.

    38. Allah’ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.

    39. Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.

    40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

    41. Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.

    42. O’nu sabah akşam tespih edin.

    43. O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden; melekleri de sizin için bağışlanma dileyendir. Allah, mü’minlere çok merhamet edendir.

    44. Allah’a kavuşacakları gün mü’minlere yönelik esenlik dileği “Selâm”dır. Allah, onlara bol bir mükâfat hazırlamıştır.

    45,46. Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.

    47. Mü’minlere kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele.

    48. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

    49. Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a(7) verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.

    (7) Mut’a, koca tarafından, boşadığı eşine verilen para veya maldır. Konu ile ilgili olarak ayrıca bu sûrenin 28. âyetine bakınız.

    50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    51. Ey Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    52. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.

    53. Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

    54. Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

    55. Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.

    56. Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar.(8) Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.

    (8) Peygambere Allah’ın salât etmesi, rahmet etmesi; meleklerin salât etmesi, şanının yüceltilmesini dilemeleri; mü’minlerin salât etmesi ise, dua etmeleri anlamını ifade eder.

    57. Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.(9)

    (9) Allah’ı incitme ifadesi mecâzî bir kullanımdır. Allah’ın hoşnut olmayacağı işler yapmak, Allah’a uygun düşmeyecek nitelemelerde bulunmak demektir.

    58. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.

    59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    60,61. Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler.

    62. Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.

    63. İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.

    64. Şüphesiz Allah, kâfirlere lânet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.

    65. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.

    66. Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat edeydik” diyecekler.

    67. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”

    68. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.”

    69. Ey iman edenler! Siz Mûsâ’ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ, Allah katında itibarlı bir kimse idi.

    70,71. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.

    72. Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.(10)

    (10) İnsanın yüklendiği emanet, başta akıl, irade ve iradeyi serbestçe kullanmanın gerektirdiği sorumluluklardır. İnsan, iyi ve kötü arasında seçim yapabilme yeteneğini olumlu yönde kullanmadığı zaman, hem kendine hem de çevresine zulmetmiş ve cehalete düşmüş olur. Âyette insan türünün bir özelliğine dikkat çekilerek onun genelde emanete riayet konusunda vefasızlık göstermeye yatkın olduğuna işaret edilmektedir.

    73. Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  • (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]

    (Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

    (Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]

    (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]

    Son iki âyet-i kerime de, peygamberlerden bazısının, diğerinden üstün olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatib)

    Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.

    Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)

    Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Resulullah, her peygamberden üstün olduğu gibi, eshabı da diğer eshabdan, ümmeti de diğer ümmetlerden üstündür.

    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanlar [Eshab], kâfirlere karşı şiddetli ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]

    (Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

    (Allah, hepsine hüsnayı [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]

    (Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların [Eshabın] izinden gidenlerden Allah razıdır, onlara Cenneti hazırlamıştır.) [Tevbe 100]

    Musa aleyhisselam, bu ümmetin faziletini Tevrat’ta okuyunca, (Bu hayırlı ümmete beni peygamber olarak gönder) diye dua etti. Cenab-ı Hak da, (Onlar Ahmed’in ümmetidir) buyurdu. Hazret-i Musa (Ya Rabbi, Ahmed’in ümmeti için bu kadar nimet ihsan ettin, beni de onun ümmetinden eyle) diye dua etti. Hazret-i Musa gibi büyük bir Peygamberin, bu ümmetten olmayı istemesi, Muhammed aleyhisselamın ve Onun ümmetinin üstünlüğünü göstermektedir. (Tenvir)

    İncil’in aslında Muhammed aleyhisselamın vasıfları, üstünlükleri yazılıydı. Bunları bilen İsa aleyhisselam da, Musa aleyhisselam gibi, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden olmak için çok yalvardı, dua etti ve bu duası da kabul oldu. Allahü teâlâ, Onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete yakın tekrar yer yüzüne inecek, Muhammed aleyhisselamın dinine uyacak ve onu yayacaktır.

    Bu ümmetin üstünlüğünü bildiren bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Allahü teâlâ, bu ümmeti şu üç hâlden emin etti:
    1- Bu ümmete Peygamberiniz, [diğer Peygamberlerin kavimlerine yaptıkları gibi] beddua edip de mahvolacak değildir.

    2- Kâfirler, [Ne kadar çok olursa olsun] bu ümmeti mahvedecek kadar galebe edemez.

    3- Bu ümmet dalâlet üzerinde [sapık bir yolda, sapık bir mezhepte] birleşmez. Allah’ın rahmeti [salih] cemaatle beraberdir. [Salih] Müslümanların çoğunluğuna tâbi olun. Böyle Müslümanların çoğunluğundan ayrılan Cehenneme gider.) [Ebu Davud]

    Cennet ehlinin yarısı
    Sual: Hazret-i Âdem’den beri binlerce peygamber, binlerce millet geldi. Onların içinde de iman edenler, Cennete gidecekler vardır. Cennette bizim peygamberimizin ümmeti mi daha çoktur, yoksa diğer peygamberlerinki mi?
    CEVAP
    Diğer peygamberlere inanan kimse çok az oldu. Hatta birçok peygambere bir kişi bile iman etmedi. Mesela Yahudiler, Hazret-i Musa’ya çok eziyet ettiler. Hazret-i İsa’yı öldürmeye kalktılar. Sonra gelenleri, bin Peygamberi şehit etti. Onun için diğer peygamberlerin iman eden ümmeti az idi. Kıyamete kadar Peygamber efendimize iman edenlerin, diğer peygamberlere iman edenlerin toplamı kadar olduğu bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Siz, ehl-i Cennetin yarısını teşkil edersiniz. Cennete ise Müslümandan başkası girmez. Siz ise müşriklere göre siyah öküzdeki beyazlık kadar veya kırmızı öküzdeki siyahlık kadarsınız.) [Buhari]

    Bu hadis-i şerif de Peygamber efendimizin ümmetinin, diğer peygamberlere iman eden ümmetlerin toplamı kadar olduğunu göstermektedir.

    Kâinatın efendisi
    Sual: Peygamber için, niye kâinatın efendisi deniyor, kâinatın efendisi ve tek hâkimi, onu yaratan Allah değil midir? Peygamber de olsa, bir insanı bu kadar yüceltmek uygun mu?
    CEVAP
    Kâinatın efendisi demek, yaratılmışların en üstünü demektir. Peygamber efendimizi öven, yücelten bizzat Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]

    (Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4]

    (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28]

    Hiçbir Müslüman, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimizin övülmesinden rahatsız olmaz. Rahatsız olmak Müslüman olmamanın alametidir.

    Âlemlerin peygamberi
    Sual: Peygamberimiz, dinli-dinsiz, zenci-beyaz, dünyada yaşayan herkese mi peygamber olarak gönderildi? Cinlerin peygamberleri ayrı mıdır?
    CEVAP
    Peygamber efendimiz, Âdem aleyhisselam yaratılmadan önce de peygamber olup bütün insanlara gönderilmiştir. İlk yaratılan, Peygamber efendimizin ruhuydu. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Ben yaratılış yönüyle peygamberlerin ilki isem de, hepsinden sonra gönderildim.) [İ. Gazali]

    İki âyet-i kerime meali de şöyledir:
    (De ki: Ey insanlar, ben Allah'ın hepinize gönderdiği resulüm.) [Araf 158]

    ([Ey Resulüm!] Biz seni bütün insanlara [Cenneti] müjdeleyici ve uyarıcı [çeşitli azapları haber verici] olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 28]

    Hâlbuki diğer Peygamberler, kendi milletlerine gönderilmişti. Bir âyet-i kerime meali:
    (Biz, her resulü, bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın.) [İbrahim 4]

    Bir hadis-i şerif meali:
    (Her peygamber yalnız kendi kavmine geldi, ben ise bütün insanlara gönderildim.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]

    Resulullah efendimiz, insanların olduğu gibi cinlerin de peygamberidir. Kur'an-ı kerimde, (Âlemlere uyarıcı olması için...) buyuruluyor. (Furkan 1)

    Bütün müfessirler, ("Bütün âlemlere" ifadesine, cin taifesi de dâhildir) buyuruyorlar. Âlem, Allah'tan başka her şeye, her mahlûka denir. Bunun için birçok âlim, Peygamber efendimizin meleklere de gönderildiğini söylemişlerdir. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Kur'anı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kur'anı dinlemeye hazır olunca, birbirlerine susun dediler. Kur'anın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndükleri zaman dediler ki: "Ey kavmimiz, biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik. Hepiniz Allah'ın davetçisine [Muhammed aleyhisselama] uyun ve Ona iman edin ki, Allah da günahlarınızı bağışlayıp sizi acı bir azaptan korusun.") [Ahkaf 29, 30, 31]

    Âlemlere rahmet
    Sual: (Yaratılması ve kendisi değil, sadece peygamberliği rahmettir) denilerek, Enbiya suresinin, (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik) mealindeki 107. âyetinin, (Âlemlere bir rahmet olmak için, seni elçi gönderdik) diye tevil edilmesi caiz midir?
    CEVAP
    Asla caiz değildir. (Kendisi değil, peygamberliği rahmettir) denilerek Resulullahın kendisinin, önemli bir şahsiyet olmadığı belirtiliyor. Bir insan, vasıflarıyla değer kazanır. Peygamberliği rahmet olunca kendisi niye rahmet olmasın ki? Peygamberlik sıradan birine mi verilmiş de, böyle söyleniyor? Âyet-i kerimede açıkça, (Seni rahmet olarak gönderdik) buyuruluyor. Kendisi rahmet olarak gelince, peygamberliği de elbette rahmet olur.

    İbni Abbas hazretleri, bu âyetin tefsirinde, (Muhammed aleyhisselam, bütün insanlara rahmettir) buyurmuştur. (Kurtubi)

    Seyyid-ül-beşer (İnsanların efendisi)
    Sual: (Peygamber de bizim gibi insandır, ölünce o da bizim gibi işitmez, Kur’anı getirmekle postacılık görevi bitmiştir) diyen biri, delil olarak da, Müminun sûresinin 33. âyetini gösterdi. Peygamberimiz için böyle söylemek caiz midir?
    CEVAP
    Caiz değildir. O âyet-i kerimenin meali şöyledir:
    (Onun kavminden, kâfir olup âhirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler dediler ki: “Bu [peygamber], sadece sizin gibi bir insandır, sizin gibi yer içer. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur.”) [Müminun 33, 34]

    Görüldüğü gibi, (O da bizim gibi veya sizin gibi insandır) sözü kâfirlere aittir. Kâfirlerin sözünü de, ancak mezhepsiz olan söyler. Kâfirler, yiyip içmeyen, melek gibi bir peygamber istiyorlardı. Resulullah efendimiz, elbette cin ve melek değildir. Beşerdir, ama seyyid-ül beşer, yani insanların efendisidir. Âlemlere rahmettir. Bizim gibi değildir, hem resul, hem de nebi olan bir peygamberdir. Kabrinde ölü değildir, işitir ve namaz kılar. Peygamber olmayan insanlarla, peygamber mukayese edilmez.

    Kâinatın efendisi
    Sual: (Kur’anda âlemlere rahmet olduğu bildirilen, Peygamberin kendisi değil, Kur’andır. Kur’anı getirmiş ve işi bitmiştir. Bunun için Peygambere “Kâinatın efendisi” veya “Âlemlerin efendisi” demek küfür olur) diyenler oluyor. Aslında, böyle söyleyerek Resulullah’ı küçümsemek küfür olmuyor mu?
    CEVAP
    Resulullah’ı küçümsemek elbette küfür olur. O, bütün insanların en iyisidir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatîb)

    Kur’an-ı kerim Peygamber efendimizin övgüsüyle doludur. Fetih sûresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyet-i kerimesi de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Peygamber efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” bir millete, bir bölgeye değil bütün dünyaya, bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir. Sebe sûresinin (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik) mealindeki 28. âyet-i kerimesi bütün insanlara peygamber olarak geldiğini bildirmektedir.

    Enbiya sûresinin, (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) mealindeki 107. âyeti de, bütün insanlar için rahmet olduğunu bildirmektedir. Bunun aksini savunmak din düşmanlığıdır. Peygamber efendimiz, bütün insanların, bütün peygamberlerin yani âlemlerin efendisidir, kâinatın efendisidir. Bu konuda birkaç hadis-i şerif:
    (Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyhekî]

    (Ben bütün insanların efendisiyim.) [Buhârî, Tirmizî, İbni Mace, İ. Ahmed, Darimî]

    (Ben bütün peygamberlerin seyyidiyim, efendisiyim.) [Darimî İ. Neccar]

    (Kıyamette insanların seyyidiyim, efendisiyim.) [Buhârî, Müslim, Tirmizî]

    Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bunları bildirirken, (Bunları övünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum. Hakikati bildirmek benim vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum) buyuruyor.

    Âlemlere rahmet olarak gönderildi
    Sual: Peygamber Efendimiz, sadece insanlara mı yoksa kâinatta bulunan her varlık için mi rahmet olarak gönderildi?
    Cevap: Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselamı âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Enbiyâ sûresinin 107. âyetinde mealen;
    (Seni, âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruldu.

    Ebû Hüreyre hazretleri;
    “Bir gazada, Resûlullah Efendimize, kâfirlerin yok olması için dua buyurmasını söyledik. Cevaben;
    (Ben, lanet etmek, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek, insanların huzura kavuşması için gönderildim) buyurdu.”

    Resûlullah Efendimizin bütün varlıklara rahmeti, faydası yayılmıştır. Müminlere faydası ise meydandadır. Başka Peygamberlerin zamanındaki inkâr edenlere, dünyada azaplar yapılır, yok edilirlerdi. Muhammed aleyhisselam zamanında ise, iman etmeyenlere dünyada azap yapılmadı. Bir gün Peygamber Efendimiz, Cebrâil aleyhisselama;
    -Allahü teâlâ benim âlemlere rahmet olduğumu bildirdi. Benim rahmetimden sana da nasip oldu mu? buyurunca Cebrâil alehisselam;
    -Allahü teâlânın büyüklüğü, dehşeti karşısında, sonumun nasıl olacağından hep korku içindeydim. Emin olduğumu bildiren Tekvîr sûresindeki 20. ve 21. âyetleri getirince, bu müthiş korkudan kurtuldum, emin oldum. Bundan büyük rahmet olur mu? dedi.

    Muhammed aleyhisselam, "hâtemün nebiyyîn" yani Peygamberlerin sonuncusu ve son Peygamber ve "Seyyidil mürselîn" yani bütün Resullerin en üstünü olarak, âlemlere rahmet ve kıyamet gününün şefaatçisidir. Mahşer günü, bütün insanlara, mahşer azabının kaldırılması için şefaat edecek ve bu şefaati kabul olunacak, mahşer azabı hepsinden kaldırılacaktır. Nitekim hadîs-i şerifte;
    (Kıyamet günü, en önce ben şefaat edeceğim) buyuruldu.

    İmam-ı Rabbânî hazretlerinin babası Abdül-ehad hazretleri;
    “Günlerin uğursuzluğu, âlemlere rahmet olan Muhammed aleyhisselamın gelmesi ile bitmiştir. Uğursuz günler, eski ümmetlerde vardı” buyurmuştur.
  • Şevket Süreyya, bir şekilde Azerbaycan’da katıldığı “Turan Orduları”ndaki askerliğin­den nedamet duyarak önce Moskova nezdinde “komünist” olmuş, daha sonra Mustafa Kemal’le anlaşma yolunu tercih ederek, bütün komünist arkadaşlarının listesini vererek yol­daşlarına da, partiye de ihanet etmiştir. Burada ne yazık ki, pişmanlığını bir özeleştiriyle yapması gerekirken, ne hikmetse Enver Paşa’ya ve “Turancı­lığa” karşı yapmıştır. Nasıl olsa, Enver Paşa şehit olmuştur ve mezardakiler kıyamete kadar konuşmayacaklardır diye mi düşünmüştür bilinmez
  • Bu yolda, Türkistanlı Türk münevverleri, Türkiye ay­dınlarından daha vefakâr ve daha haysiyetli olmalı ki, Enver Paşa hazretlerinin şehadetinin üzerinden on yıl geçmeden bu eseri kaleme almışlar. Eser, ilk ve son defa Berlin’de 1935’te Almanca olarak yayımlanmıştır ki, o dönem aynı za­manda Türkiye’de Turancılığın sıkı sıkıya yasaklandığı ve Turan coğrafyasından gelen Muhacir aydınlara kapıların ka­pandığı bir dönemdir. Bu yolda Şevket Süreyya’nın eserini son derece tarafgir olduğundan tabii olarak değerlendirme dışı tutmak zorundayız. Çünkü, Şevket Süreyya, bir şekilde Azerbaycan’da katıldığı “Turan Orduları”ndaki askerliğin­den nedamet duyarak önce Moskova nezdinde “komünist” olmuş, daha sonra Mustafa Kemal’le anlaşma yolunu tercih ederek, bütün komünist arkadaşlarının listesini vererek yol­daşlarına da, partiye de ihanet etmiştir. Burada ne yazık ki, pişmanlığını bir özeleştiriyle yapması gerekirken, ne hikmetse Enver Paşa’ya ve “Turancı­lığa” karşı yapmıştır. Nasıl olsa, Enver Paşa şehit olmuştur ve mezardakiler kıyamete kadar konuşmayacaklardır diye mi düşünmüştür bilinmez...
  • gerilir zorlu bir yay
    oku fırlatmak için;
    gece gökte doğar ay
    yükselip batmak için.
    mecnûn inler, kanını
    leylâ'ya katmak için.
    cilve yapar sevgili
    gönül kanatmak için.
    şair neden gam çeker?
    şiir yaratmak için.
    dağda niçin bağrılır?
    feleğe çatmak için.
    açılır tatlı güller
    arılar tatmak için.
    göğse çiçek takılır
    solunca atmak için.
    tanrı kızlar yaratmış
    erlere satmak için.
    insan büyür beşikte
    mezarda yatmak için.
    ve.............................
    kahramanlar can verir
    yurdu yaşatmak için...

    (1931)

    01.09.2006 03:25 selim pusat 

    erkeği ağlamaya iten anlardandır. özellikle sevdiğini korurken şehit olan askeri düşünüp içi cız etmeyen bir insan daha tanımadım şimdiye kadar. ha tabi o alnı öpülesi şehit sevdiceğini korurken kimi şuursuz, kendi varlığından habersiz adamı da korumuş olmaktadır ya orası acıdır işte. bin yılın propaganda sözüdür ama doğrudur ne yazık, amerikan bayrağını göğsünden indirmeyen, ayağına kıçına başına nerde marka bulsa onu geçiren, yediğinin nerde ne şartlarda üretildiğini düşünmeyen, ağzı burnu kan içinde gotic ayağı altında resim çektiren, ancak ölüme ilk yaklaştığı anda salya sümük kaçışan insan müsvettelerini korumuş olduğu için bile hakkı ödenemeyecek olan askerimin, ayağına taş değmesin inşallah. o yüzdendir ki ne zaman çanakkale şehitliğinin yanından geçerim, ayakkabılarımı seyrederim yarım saat. biliyorum biraz daha onları düşünsem gözlerim dolar. ağlamak da olmuyor öyle otobüste. "neyin var" dese biri "her şeyim var ulan ben bunu nasıl öderim" diyesim gelir. hakkı ödenmez hiç birisinin, allah mekanlarını cennet eylesin.

    bir de boromir vardır zamanında. onun ölümünün anlatıldığı bölümü okurken ayağa kalkıp "delikanlı olun lan" diye bağırasım gelmişti serviste. o zaman mustafa abiden çekinmiştim, çok psikopat bir servis şöförüydü kendisi. eminim fırsat verilse buz pistinde bile kusursuz kullanırdı o minibüsü. imkan meselasi tabi aynı adam avrupada olsa kesin şumaher olur, raikonen olur. burda servis şöförü oluyor. çok da güzel oluyor ama bak korkudan delikanlı olun bile diyemedik bağıra bağıra, saygı duyduk. şumaher olsa servisin camını kırıp "her ne kadar ork varsa onun anası fahişedir" diye haykırırdım bile, ama mustafa abiye yapamıyoruz, adam koymuş karizmayı.

    devamını okuyayım...

    01.09.2006 04:25 ~ 02.09.2006 01:34 limon kimyon zorro 

    dağ 2 filminde keskin nişancı arif'in film boyunca atışlar öncesinde dizelerini okuduğu şiir.

    06.11.2016 13:28 tumanhan 

    (bkz: dağ 2) astsubay kıdemli üstçavuş arif sayar'ın sniper ile düşman avlarken mısra mısra işlediği şiir.

    07.11.2016 01:33 iribass 

    dağ 2 filminde keskin nişancı arif'in söylediği şiirdir.

    12.11.2016 22:33 peregrintook 

    kahraman türk askerini anlatan dağ 2 filminde yer yer mısralarına yer verilmiş olan epik şiir.

    13.11.2016 15:50 ratinho 

    vaktiyle bir atsız varmış!

    13.11.2016 22:58 siradanbiedebiyatogretmeni 

    2 haftadır dağ 2'de arifin bu şiiri okuduğu sahneleri arıyorum, yok. bulan, duyan olursa lütfen yeşillendirsin. sırf o sahneler için tekrar gideceğim de zamanım yok.

    edit: dayanamadım ben yaptım. video linki
    youtube linki telif hakkı sebebiyle silinmiş. neden olduğunu bilmiyorum, benim gibi bir çok insanın etkileneceği bir sahneydi, kendilerine mail attım ve filme bir zararı olup olmadığını sordum cevap gelmedi henüz. eğer zararı olursa sonradan eklediğim iki siteden de kaldıracağım.

    dailymotion linki
    yandex disk linki

    devamını okuyayım...

    17.11.2016 13:11 ~ 05.12.2016 11:20 rozzenans 

    vaktiyle araz elses'in besteleyip çok güzel okuduğu bir şiir: https://www.youtube.com/watch?v=vumyqzlxn4m

    tam dinlerken sol frame'de çıkması da cabası.

    17.11.2016 13:15 nostalgiaman 

    dağ 2 sonrası gündeme gelen, atsız kaleminin en güzel eserlerinden birisidir. bir şehidin büyük hatırasına yazılan şiir, aslında toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi dizilenlere aittir.

    en güzel yorumu tabii ki araz elses'ten dinlenir, daha iyisi de söylenmez.

    "insan büyür beşikte
    mezarda yatmak için.
    ve...
    kahramanlar can verir
    yurdu yaşatmak için... "

    19.11.2016 01:34 tamerlane 

    12/2»

    

     

     

     

    iletişim reklam kariyer kullanım koşulları gizlilik politikamız sss istatistikler sub-etha instagram twitter facebook

    size daha iyi hizmet sunmak için ekşi'de çerezler kullanıyoruz. ekşi'yi kullanarak çerezlere izin 

    Hüseyin Nihal Atsız
  • 159 syf.
    ·Beğendi·10/10

    Nerden nasıl başlasam bilemiyorum. Yazılanlar kurgu olsa üzerinde yorum yaparsın da hayatın gerçeklerini okuduktan sonra bu acıyı anlatmak için hangi kelime yan yana gelip yorum yapabilcek cümleye dönüşebilir ki ?

    Kamil Konur hocam kitap yazmamış adeta yüreğinin sesiyle anlatmış hatta öyle güzel anlatmış ki okuyormuş gibi değil karşılıklı sohbet ediyor , yaşadıklarını yaşıyormuş gibi hissetim. Hissetmeliyiz ! Çünkü biz 2015 de kafamızı her gece yumuşacık yastığa gömerken saatlerce yatak yüzü görmemiş belki son yudum suyunu içemeden şehadete yürüyen yiğitler vardı. Onları bilmeli ,anmalı , bir Fatiha’yı çok görmemeliyiz.
    Çünkü şehitler vurulduklarında değil unutulduklarında ölürler
    Şehit olmak herkese nasip olmuyor , nasip olanlardan eyle Allah’m duasıyla hayırlı geceler dilerim

    Ötüken Dergisinde ne diyordu;
    Ey Türk kızı kitap oku!
    Bugün kendini geliştirirsin , yarın neslini yetiştirirsin
    Okuyan , okutan nesil olmamız dileğiyle
  • Bir Çingene Ali vardı. Umutsuz bir biçimde padişahın kızı Selma’ya aşık olmuştu. Öyle ya aşık olduğu padişahın kızı, kendisi de bir çingene Ali, çalgıcı Ali… Olacak şey miydi? Ama aşık olmuştu bir kere çalgıcı Ali. Aklı fikri padişahın kızı Selma’da idi. Kafasını bir oraya vuruyor, olmuyor. Bir bu yana vuruyor olmuyor. Aklında fikrinde Selma aşağı Selma yukarı. Arkadaşlarından birisi dedi ki;

    Ali’nin Arkadaşı – Ya Ali, sen bu dertten çok müzdaripsin Abdülkadir Geylani kuddise sirruhu Hazretlerin Halifesi olan Ali heyti Hazretlerini bilir misin? Ona git be Alim, belki sana bir çare bulur dedi, arkadaşı.

    Bizim çalgıcı Ali umutsuz bir çare Ali heytin huzurun vardı. Merhamını anlattı. Ali heyti hazretleri çalgıcı Aliyi hayretler içerisinden dinledikten sonra dedi ki;



    Ali Heyti – Ben ne dersem yapmaya razı mısın padişahın kızına ulaşabilmek için?

    Çingene Ali gözlerini dört açtı. Demek ki padişahın kızına ulaşacak bir yol var.

    Ali – Hocammm.. sen bana padişahın kızı Selma’yı getir. Ne dilersen yaparım. Uğruna her şeyi hazırım. Yeter ki Selma’ya kavuşayım dedi.

    Ali Heyti – Ali, ben ne dersem yapacaksan bu iş olur. Ama çok önemli ne dersem yapacaksın. Hem de itiraz etmeyeceksin, dedi.

    Çalgıcı Ali’nin ise canına minnet. Derhal kabul etti şartı daha sormadan. Ali heyti hazretleri çalgıcı Ali’yi bir dağın tepesindeki mağaraya götürdü. Issız bir yerdi orası ve ona;

    Şimdi dedi burada şu kayanın üstüne otur ve kim gelirse gelsin, ne olursa olsun kesinlikle umursamadan sadece Allah kelimesini söyle, dedi.

    Çalgıcı Ali şaşkın bir şekilde;

    Ali – Hocam, dedi Allah demekle padişahının kızının ne alakası var. Şartlarınızı kabul ettim ama böyle bir şartta beklemiyordum. Ben burada oturacağım akşama kadar Allah diyeceğim bir bağlantı kuramadım, dedi.

    Ali Heyti Hazretleri kızarak;

    -Ali, soru yok. Sen dediğimi yap. Kız sana gelecek Allah’ın izniyle, dedi.

    Çalgıcı Ali, mübarek kişinin dediklerine uydu. Allah, Allah, Allah demeye başladı. Haftada bir Ali Heyti Hazretleri geliyor ve ona yemek getiriyordu. Çalgıcı Ali, Ali Heyti Hazretini her gördüğünde;

    Hocam, hani nerede padişahın kızı ne oldu, niye gelmedi ben durmadan Allah diyorum, dediğinizi yapıyorum. Nerde padişahın kızı Selma?
    Her defasında böyle soruyor ve her defasında da sabret, soru sorma evladım sadece Allah de cevabını alıyordu. Çalgıcı Ali aşkının tılsımından bir denileni iki etmiyor. Kıza kavuşma ümidiyle güvendiği, sözüne inandığı Ali Heyti Hazretleri ne derse onu yapıyor. Ve Allah diyordu.

    Gel zaman, git zaman vakit geçti bizim çalgıcın Ali namı şehre yayılmaya başladı. Civardan geçen kervanların haber vermesiyle bizim çalgıcı Ali memleketin uzağından gelmiş, ıssız bir mağaraya sığınmış büyük bir Allah dostu! Hiç durmadan Allah diyen bir Veli olarak şehirde anılmaya başlanmıştı Çalgıcı Ali. Çünkü durmadan Allah diyordu.

    Öyle ki onun hakkında nice kehanetler söylendi. Nice kişiler onun tılsımlı nefesinin kudretinden bahsetmeye başladılar. Tabii sallıyorlar, rivayet. Bu arada Ali Heyti Hazretleri yine adeti üzere çalgıcı Ali’nin yanına haftada bir uğruyor yemek getiriyordu. Çalgıcı Ali onu her gördüğünde; – Hani, kız nerede? Niye gelmedi hala hocam, diyordu.

    Ali Heyti Hazretleri ise;Az kaldı, bekle. Sen Allah de, diyordu.

    Bir gün geldi ki padişahın kızı hastalandı. Memleketin bütün tabipleri çaresiz kaldılar hastalığın karşısında. O geldi olmadı, bu geldi olmadı, şu ilaç denediler olmadı, bu ilaç denediler olmadı. Dediler ki padişaha;Efendim dediler. Memleketimizin büyüklerinden Allah dostu olan Ali Heyti Hazretleri var. Bir de ona soralım. Bu hastalık karşısında biz çaresiz kaldık, bir çözüm bulamadık isterseniz bir de Ali Heyti Hazretlerine danışalım.

    Padişah Ali Heyti Hazretlerini davet etti huzuruna ve merhamını anlattı. Ali Heyti Hazretinin beklediği fırsat gelmişti. Padişahım, dedi. Memleketimizde ün salan bir dağın tepesindeki mağarada sürekli Allah diyen bir kişi var. Belki o bir şeyler yapabilir, dedi.

    Zaten padişah o söylenen kişinin namını çoktan duymuştu bile. Derhal buyruk verdi. Dağa doğru gidilmesi ve o hazretin görüşünün alınması için. Çalgıcı Ali, Hazret Ali oluvermişti bir anda. Ali heyti hazretleri padişahın huzurundan ayrıldı ve hemen Çalgıcı Ali’nin yanına geldi.

    -Evladım, padişah mahiyeti ile senin yanına geliyor. Sana ne teklif ederse etsin sakın kabul etme. Toprak, altın, makam hiçbirisine iltifat etme. Ancak kızını teklif ederse zevce diye işte senin işin tamamdır. O zaman kabul et, dedi.

    Çalgıcı Ali heyecanlı emelinin sarhoşluğundan daha bir şevkle bu sefer Allah demeye başladı. Daha bir aşkla, daha bir şevkle hele hele Selma’nın da geleceğini duydu ya Allah, Allah, Allah, Allah çoştu Ali çoştu. Tam 40 gün olmuştu. O paslı mağarada Allah demeye devam edeli. Aklında padişahın kızından başka hiçbir şey yok ve Allah diyordu Çalgıcı Ali. Padişah mahiyetiyle mağaraya geldi. Gördüğü manzara bir derviş. Hareretle Allah, Allah diyor. İmrendi ona; Ne hoş bir insan dünya hiç umurunda değil dedikleri kadar varmış. Ah.. nice böyle bir insanla beraber olsaydı diye düşündü padişah içinden.

    Çalgıcı Ali’ye Ali Heyti Hazretleri Padişahın merhamını aktardı. Padişahın kızının rahatsızlığından, bütün halkın üzüntülü olduğundan ve belki de onun duası vesilesiyle Allahu Teala’nın o kızcağıza şifa verebileceğinden bahsetti Ali’ye. Ali yüreği yanmış bir halde sevdiceğinin ızdırabını ciğerlerinde hissetmesine rağmen Ali Heyti Hazretlerine verdiği sözü unutmadı ve sadece Allah, Allah dedi. Ali Heyti Hazretleri Padişah’a dönerek;Padişahım dedi, bu kişi sadece Allah diyor. Ona hediye verseniz iltifatını aklını çelmek için bize yüzünü dönmesi için ne dersiniz?

    Padişah Çalgıcı Ali’ye mülk hediye etmek istedi. Memleketimin yarısı senin olsun ey ulu kişi dedi! Ali Allah dedi. Padişah altın dedi, ne kadar mal arzu ediyorsanız her istediğinizi önünüze yığalım hey ulu kişi! Ali cevaben Allah dedi. Padişah’a yaklaşarak Ali Heyti Hazretleri;Efendim, dedi, Sultanım, Padişahım birde kerimenizin yani kızınızın izdivacınızı teklif etseniz dedi.

    Padişah düşündü. Bu erenden daha layık kim olabilirdi ki zaten kızı için sürekli Allah diyen, dünyaya bel bağlamayan altında devlette gözü olmayan bir Allah dostu, zaten halk da onu çok seviyor. Padişah dedi ki Çalgıcı Ali’ye;Sultanım, Efendim, Ey ulu kişi kızımın, biricik kerimemin biricik kızım Selma’nın nikahını alır mısınız?

    Ali şokta. Yanlış mı duymuştu ki, padişah ona kızının Selma’nın nikahını teklif ediyor ha? Hem de kime Çalgıcı Ali’ye öyle mi? Neden? Neden? Nasıl bir hal bu aman yarabbi! Bir Çalgıcı Ali emeli için 40 gün Allah dedi ve emeline kavuştu. Ali düşündü, içlice düşündü, içine konuştu, içinde kavruldu ve ben ki bir kız için aşkım için 40 gün sadece Allah, Allah dedim emellime kavuştum, padişahın kızına kavuştum. Yarabbi senin için şanın için sen sen olduğun için Allah deseydim sen her bir emelden öte, en öte de en yakında hakiki hükümdar ve sevgilisin yarabbi. Ey şanı yüce! Çalgıcı Ali’nin de Padişahın da Selma’nın da Rabbi! Çalgıcı Ali herkesin duyabileceği bir sesle son defa Allah dedi ve oracıkta can verdi.

    Rivayet edilir ki son nefesiyle kutuplar arasında yerini aldı Çalgıcı Ali. Hikayedir, rivayettir anlatılır. Sözün özünde denir ki; Allah-u Teala hakiki manada kul olana bütün mahlukat esir olur. resulullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurur;

    ‘’Hani aşklardan bahsettik ya, Çalgıcı Ali’den bahsettik ya.. Kim aşık olsa, iffetini korusa ve aşkını gizlese ve bundan dolayı ölse, şehit olduğu halde ölmüştür. İbni Abbazdan gelen bir rivayette bu şekilde buyurur.’’ Kim aşık olsa, iffetini korusa ve aşkını gizlese ve bundan dolayı ölse, şehit olduğu halde ölmüştür. Tabii dinini, yaşantısını, düzgünce yaşarsa.. Namazını niyazını kılar, vazifesini dört dörtlük yaparsa tabii. Ne mutlu hakiki aşka kavuşabilenlere. Ne mutlu Çalgıcı Ali gibi son nefesinde Allah diyebilenlere ))))))))))).......