• Evet bugün de  geçti. Kabul ediyorum diğer günlerden pek farkı yoktu. Değişik ne mi oldu?
    Biraz düşüneyim yani sadece daha çok yorulduğumu  hissettim aksam eve dönerken. Bilmiyorum belki de bugün daha çok düşündüğüm için onu. Hayır diyorum ya bir önceki günden yada diğer günlerden daha özel değildi. Hem ne özelliği olabilir ki biliyorsun yıllar önce herşey değerini  yitirdi bende. Sadece ömürden tüketilen bir gündü. Neden mi daha çok düşündüm öyleyse? Bilmem belki de sabah uyanır uyanmaz kokusunun nasıl olduğunu hatırlatan bir hisse kapılmış olduğum için.
    Gerçekten herşeyin kötüye gittiğinin bende farkındayım senin gibi. Elimden birşey gelmiyor denediğimi sende biliyorsun yeniden sevmek için çabaladım kendimi hatta zorladım. Sonuç ortada bir yabancıymış gibi kendi kendime konuşuyorum.
  • 264 syf.
    ·Puan vermedi
    Bir his duygusunun bu kadar içten ve doruklarında yaşanması bu olsa gerek ..
    Insanlığın iç dünyasında olan hırs, beceri ve en iyisi olma duygusu herşeyin üstesinden geliyor. bizim Jean-Baptiste Grenouille balıkçı tezgahının altında doğup ölüme terkedilmesiyle başladı herşey . Bir ağlayış annesini ölüme götürdü . Ve olaylar başladı . Muazzam bir anlatım ve yanı başınızda yaşanıyor hissi kitaba ayrı bir ayrıcalık katmış. Filmi de var ama ben maalesef filmini izledikten sonra kitabı okuduğum için ana karakterler film görselleriyle birleşti kendi hayal dünyamda kurduğum kişiler olmadi yine de severek okudum. Kitap bittikten sonra kendi kokunuzu merak edeceksiniz. Acaba nasıl kokuyorum . Bir lavanta mi yoksa nergis mi yoksa çürük bir yumurta kokusuyla karışmış metal mi ? :)
  • HAMLET
    Yaa, demek öyle! Şimdi anladın mı beni nasıl küçümsediğini? Benim tellerimi kurcaladın durdun. Görünüşe göre anahtarlarımı tanıyordun. İçimdeki esrarın özünü seslendireceğini sandın. En tizinden en pesine dek ne kadar ses varsa çıkarmaya kalkıştın benden. Oysa şu küçücük aletten çok iyi müzik, eşsiz ses çıkar. Ama sen onu bile konuşturamıyorsun. Be Allahın belası adam, beni çalmak kaval çalmaktan daha mı kolay yani? Hangi çalgıyım, bilemem. Bildiğim şu, beni istediğin kadar kurcala, çalamazsın.
    William Shakespeare
    Sayfa 136 - Pdf
  • Uzun yolculuklar her zaman ilk tercihim olmuştur. İster tren ister gemi ister karavan fark etmez, yeter ki ara sıra kaçmak isteyin ve bunu gerçekten de yapın. Yoksa bu dünyanın derdi kederi çekilecek gibi değil. Sömestr tatilini fırsat bilip Doğu ekspres ile Kars yolculuğundayım. Uçak ile Ankara’ya yaptığım uçuşun sevimsiz ayrıntılarıyla sizleri boğmak istemiyorum.
    Doğu ekspresin yataklı kompartımanlarından birindeyim. Ranzada uzanırken ayaklarımın altından geçip giden dünyayı izlemenin tadını çıkarıyorum. Bir yandan o anın tadını çıkarmak diğer yandan da yorganı kafama çekip başka bir dünyada rüyalara dalmak istiyorum.
    Trenden çıkan bulutlar henüz hayal bulutlarıma karışmamışken kapıdan bir adam giriyor.
    Pos bıyıklarının uçları sararmış, yüzünde yılların yorgunluğu gözlerinden okunuyor. Orta boylu hafif esmer hatta baya esmer de denebilir. Saçları önden dökülmüş gözleri renkli.Ürkek bir tavırla selam verip karşı ranzanın altına uzanıyor. Garip bir şekilde bir yakınlık hissine kapılıyorum. Sanki çocukluğumuzun ortak yanları varmış gibi.
    Meraklı tavırlarla adını soruyorum.
    - Mustafa ama bana Keko derler. Sen de Keko diyebilirsin gözüm.
    Keko ne demek peki?
    - Abi demek kardeş demek bazıları babalarına bile Keko der bizim oralarda.
    Hm anladım. Ben de Mazlum. Öyle zulüm görenlerden falan değil, bizim meselemiz zalimlerle anlayacağın.
    Karşılıklı gülümsüyoruz. Bu dediğime benim de inanmadığımı biliyormuş gibi gülümsüyordu.
    Kars’a neden gidiyorsun Keko?
    - Kamyonum orada, geçen hafta kontak kapatma eylemine katıldık arkadaşlarla. Ben de kamyonu Kars’ta bırakıp eve döndüm. Otobüs biletleri almış başını gidiyor. Uçak da bize gelmez, hem bu kıyafetlerle uçağa binmek ayıptır. Bizim için en güzeli trendir. Hem ucuz hem rahat hem de canımız isteyince şu zıkkımı da tüttürebiliyoruz.
    Vagon aralığına çıkıyoruz. Rüzgâr sert ama kar kokusu ciğerlerimizi ferahlatıyor. Raydan çıkan sesleri dinlerken uzaklardaki dağları seyre dalıyorum. Sartre’a göre, “Üçüncü dünya bu ses ile kendini keşfediyor ve kendisine sesleniyor.” Sözünü anımsıyorum. Karın sefalet olduğu evlerde çorba içiyorum. Rüzgârın yüzümü yalamasını istiyorum, o an sanki başka bir gezegene yolculuk yapıyorum, uzay boşluğundaymışım da sürükleniyormuşum gibi belki de. Kendi içimde kendimi aradığım ama en kuytu köşede bile yer bulamadığım bir yığınaklar kalabalığındaymışım hissini yaşıyorum.
    İnsanların hala samimi olduğu coğrafyalar arıyorum aslında. Kitaplar, köy odaları, sıcak sohbetler arıyorum. Çok yoruldum popüler kültürden, sahte ilişkilerin o kaçınılmaz sonundan!
    Nasıl yorulmaz ki insan? Düşünce, yaşanan gerçeklikleri nasıl reddedebilir? Doğa nasıl hala intikamını almaz insanoğlundan? Bir türlü anlayamıyorum işte. Kendisi dışındaki bütün canlıları görmezden gelen bu vahşi canlıyı nasıl kabullenebilir ki zihnimiz…
    Düşünceler dehlizinde boğuşurken, Keko dürtüyor beni içeri geçiyoruz
    Kantinden sıcak çay alıyorum. On- on beş dakika arayla çay getirmesini rica ediyorum. Ranzaların tam ortasındaki katlanabilir masada içiyoruz çayımızı. Uzanırken ayaklarımızı pencerenin hemen altındaki ısıtıcının üstüne yaslıyoruz. Penceredeki manzara değişirken dinliyorum Keko’yu.
    Keko, okumayı orta ikide bırakıp kamyonculuğa başladığını, aynı zamanda futbol oynadığı yılları başlıyor anlatmaya.
    - Elazığ seferinden dönüyorum. Bizim takımın maçı var ben de yoldayım. Nerden baksan 200 kilometre var eve. Beni de kadroya yazmışlar, yetişmek için basıyorum da basıyorum. İkinci devre yetiştim son dakikada golü de atınca tribün sahaya indi yine. Şehir kırmızı siyaha büründü o an. Ben yine kamyonuma koştum yükü boşaltmaya.
    Konuşma sıramı beklemeden sadece hayranlıkla dinliyorum. Geçmişe yolculuktaymışım gibi adeta.
    Peki, neden kontak kapattınız?
    Gelişmemiş ülkelerde tarım ve hayvancılık ön plandadır. Bu gelişmemiş kavramını zihin olarak da algılayabilirsin ama ben ekonomik anlamda kullandım.
    Ee, Keko devam et lütfen. – Coğrafya öğretmeni olduğum gerçeğini saklamak istiyorum-
    - Bizim gibi ülkelerde Avrupai kurallar uygulayamazsın. Uygularsan aç kalırsın şu anda olduğu gibi. Ben çocuğuma bir çift ayakkabı alamıyorum, bu utancı bilir misim bilmiyorum ama bana böyle yaşayacağımı söyleselerdi bu dünyaya gelmek istemezdim.
    - Geçen bir kızın intiharını okuduk gazetelerde. Neydi adı?
    Sibel ÜNLİ?
    - Evet, o kız. Ben ona çok ağladım. Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri diye bir kitabı vardı bilir misin?
    Hayır. Ne yazık ki evimdeki tozlu rafların birinde okunmayı bekliyor.
    - Aslında Sibel, bu dünyadaki istenmeyen toplulukları gösteriyor bize. Dışlanmış ötekileştirilmiş yani. Bir de Sibel’in bunları yaşarken ülkenin içinde olduğu ekonomik kaosu da unutmamak lazım. Herkes gibi onun cebine de yansımış ne yazık ki.
    - Grigory Petrov’u bilirsin belki eski papazdır kendisi ‘’Beyaz Zambaklar Ülkesinde’’ adlı kitabına öyle bir giriş yapıyor ki; ülke halkının büyük bir kısmının böyle kalabalık ve bilgisizlik içinde kalmasına seyirci kalmak ayıptır. Uygarlık ışığıyla aydınlanan her bir kimsenin buna ilgisiz kalması cinayettir. Ama şu an geldiğimiz duruma bak; insanlar, yazamadıkları gibi yazanları iğneliyor, siyasileştirip eserleri kirletiyor, tiyatrolara dil uzatıyor, kadınları belirledikleri çemberin dışına itiyor. Bütün bunları herkesin gözünün içine baka baka yapıyor ve bunu meşrulaştırıyor. Fazla büyük usta kalmadı demiş Tarkovsky evet, fazla büyük usta kalmadığı gibi kimse de konuşamıyor. Yani hepimizin elleri kanlı ve hepimiz bu cinayete ortağız. Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesi’nde değiliz belki de. Ama bu kadar da siyah olmamalıydık.
    - Bak dostum, bu coğrafyanın kıyılarına küçücük çocuk bedenleri vurdu. Sınırlarımız var bizim insani hudutlarımız yani. Yaradan’ın çizmediği insani ellerin yarattığı hudutlarımız. Yıllar önce bizim insanımız olan insanların yaşadığı acıları bile paylaşmıyoruz. Toplum, ötekileştirmek adına ’’ Suriyeli’’ dediğimiz bir sığınak oluşturmuş ve bu küçücük çocukların oyun diline kadar ilerlemiş durumda.
    - Hiçbir suçu olmadığı halde başlayan savaşta evine düşen bombada annesini babasını kaybetmiş bir çocuğun acısını, yasını yaşayamıyoruz.
    - Yeni medya o kadar duygusuzlaştırıyor ki insanları. Bütün duygularımızın mavisini yitiriyoruz. Acıya alışıyoruz. Tecavüzcüleri uzun uzun kınayan insanların sosyal medyadaki şovlarını izliyoruz. Telefonla baş sağlığı dileyen insanların samimiyetsizliğinde boğuluyoruz.
    Keko kusura bakma ama bir şey soracağım?
    - Tabi sorabilirsin.
    Sen bunların hepsini nereden öğrendin?
    - Her zaman sorarlar ya hani; çok okumak mı, çok gezmek mi diye?
    - İşte ben gezerken okudum. Kamyonumda her zaman kitabım vardır benim. Kitap okumak için zaman ayırmamıza gerek yok bence kitap için muhakkak zaman yaratılabilir.
    O an zamanımın olmadığı için okuyamadığım kitapları utanarak kızararak düşündüm.
    Derin bir iç çekerek; Neyse dostum, başka bir dünya mümkün dedi.
    Ellerimi başımın arkasında birleştirip trenin penceresinden akıp giden zamanı izledim. Karla kaplı dağlar, uzun uzadıya akan nehirler, sarp kayalıklar ve yalancı güneş.
    Karşımda duran adamın geçmişten mi gelecekten mi geldiğini anlamadım ama bildiğim kesin bir şey vardı; o bu dünyanın insanı değildi.
  • 142 syf.
    ·2 günde·7/10
    Genel itibariyle aşk, ihanet, kıskançlık, intikam, intihar sarmalında geçen konusu bakımından bilindik ama final bakımında farklı, açık, akıcı bir eser. Kitapta özellikle anlatılan duyguların aşırılığı dikkattimi çektiğini söyleyebilir. Sevdiğini yaptığı işlerden, hareketlerinden, konuşmasından, hal ve tutumlarından dolayı yapılan aşırı kıskançlık yapanlar: neredense güzel gördüğü her kadına aşık olan ve diğerini unutan şıpsevdi aşklar; sonunu düşünmeden istediği elde etmek için için yapılan intikam planları... Bu zamana kadar hiçbir görüşün, duygunun, düşüncenin aşırılığı sonunda sahibine bir fayda, bir kar sağlamamıştır. Bundan sonra da açıkcası sağlayacanı düşünmüyorum. Ayrıca şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Sanki biraz da eserde özendirme, hoş göstereme gibi bir hisin olduğu izlenimi oluştu bende. Yani intikam almanın doğal olduğu, istediğine ulaşamazsan nasıl olsa intihar edersin kurtarırsın gibi...
  • Yani adamların hayatının bittiği yaşta, bizim çocuklar halen bir şey öğrenmeye çalışıyor; hayata atılmıyorlar. Çok açık ki yanlış ve verimsiz bir çizgideyiz.
  • 208 syf.
    ·10 günde·8/10
    1000 kitap uygulamasını Barış Özcan sayesinde keşfettim ve bende bir inceleme yapmak istedim.

    Kitap fuarında,kitaplara bakarken rastgelmiş olduğum bu kitabın arka kapağındaki 4 yoncalı yaprak gibi olan şekilde yazan MESLEK yazısını görmemle kitaba sarılmam bir oldu.Bir süredir meslek arayışı içerisindeyim severek yapabileceğim yaparken mutlu olacağım bir mesleği yapmak istiyorum fakat bunu bulmakta zorlanıyorum bu kitabı okumama rağmen hala da bulabilmiş değilim çünkü kitap daha çok bunları bildiğinizi farz edip ondan sonraki aşamalarda neler yapmanız gerektiğini anlatıyor.

    Kitap, önsözü ve sonsözü de dahil edersek toplam 11 bölümden oluşmaktadır.Kitabı kendimce tanıtacak olursam:

    İkigai japonca bir kelime olup kabaca hep meşgul kalarak mutlu olmak demektir yani kitap hayatımızda mutlu yaşamak istiyorsak 60 yaşında da olsak 100 yaşında da olsak ikigaimizi bulup hep faal kalmamızı öğütler.

    Yazarlar bu tezlerini tasdiklemek adına yaş ortalaması en çok olan en uzun ömürlülerin yaşadığı Japonya'da Okinawa'yı ele alır.Okinawa'da uzunca bir süre yerel halkla beraber bulunur.Süper asırlıların ne yediğini,içtiğini, günlerini nasıl geçirdiklerini,uyku düzenlerini ve yaptıkları egzersizlere kadar her şeylerini gözlemler ve gözlemleri sonucunda edindiği bilgileri kitapta bizlere aktarır.Bunun dışında da birçok örnekleri ve teknikleri de yazar.

    Kitap yaklaşık 171 sayfa olmasına rağmen 1 haftada okudum bazı yerleri akıcıydı fakat bazı yerler saf bilgiydi o nedenle sıkıldığım bunaldığım bıraktığım çok oldu ama şunu da eklemeliyim ki bu kitaptan öğrendiğim tekrar tekrar okuyacağım birçok yer var.Kısacası okumanızı tavsiye ederim hiç değilse farklı bir kültürü öğrenmiş,ilginç bilgi ve deneyimleri okumuş olursunuz.