• Sultan Abdülhamid, 10 Şubat 1918’de İstanbul da vefat etti. Cenaze namazına mahşeri bir kalabalık iştirak etti. Bir zamanlar onun en müthiş muhalifleri bile derin pişmanlık içerisinde gözyaşı döküyor, içlerinden Filozof Rıza Tevkif şiirinde şöyle diyordu;

    Tarihler ismini andığı zaman,
    Sana hak verecek, hey koca sultan;
    Bizdik utanmadan iftira atan,
    Asrın en siyasi padişahına!
  • Altın Irk'in sahip olduğundan daha fazlasını elde etmek gibi bir isteği yoktu. Ne aç gözlü ne de saldırgandı. Bu ölümlüler, kendi ülkelerinin sınırlarının ötesinde ne olduğunu keşfetmek amacıyla gemiler yapmadılar. Öteki insanları tehdit etmediler.
    Buna karşılık, hiç kimse de onlan tehdit etmedi. Kentlerinin çevrelerine savunma duvarları inşa etmek gereğini duymadılar.
    Silahlara sahip olmalanna da gerek yoktu. Orduları da yoktu.
    Onları savaşa çağıran trampet sesini hiç duymadılar.
    Yaşadıkları gibi huzurlu öldüler. Ölüm onlara tatlı bir uyku gibi geldi. Vücutları toprağa karıştıktan sonra ruhları bulutlara gizlenmiş halde ülkenin üzerinde gezindi. Canlıları tehlikeden korudular. Onlara nasıl dürüst bir yaşam süreceklerini öğrettiler.
    İlk kuşak öldüğünde, Zeus ikinci kuşak ölümlüleri yarattı.
    Bunlar Gümüş Irkı'ydılar. Altın Irk'tan çok daha az erdemliydiler.
    Vücutları geçen zamanla olgunlaşsa da, Gümüş Irk ruhça çocuk kaldı. Yüz yıl boyunca her çocuk, öteki insanların dostluklarından da, öğretiminden de uzak, evde annesiyle birlikte kaldı. Bu ölümlüler, bu süre boyunca yaşamlarını sadece çocuksu zevkleri kovalamaya adadılar. Sonuç olarak, Gümüş Irk'ta yetişkinlerin yaşamları kısa ve mutsuzdu. Birbirlerine nezaketle, hoşgörüyle davranmayı asla öğrenemediler. Bencil davranışları adaletsizliğe, savaşa neden oldu. Ölümsüz tanrılara saygı
    göstermediler. Onları memnun etmek için hiçbir çabaları olmadı.
    Gümüş Irk, ne tanrılara ne de ölümlülere saygı gösterdiğinden Zeus onlara kızdı Tanrıların ve Ölümlülerin babası, İklimi sonsuz bahardan, kışın dondurucu soğuğuyla yazın kavurucu sıcağı
    arasında değişen dört mevsime çevirdi.
    Kayalarla gölgeli ormanlık alanlar havadan yeterli korunmayı sağlamayınca, Gümüş Irk ilk evleri inşa etti.Yiyecek şimdi o kadar bol değildi. İnsanlar öküzleri çiftler halinde bir araya
    getirip tarlalarını sürdüler. Önce dan tohumlarını ekmek, sonra da olgunlaşmış başaklarını toplamak İçin ekim mevsiminde her gün didindiler. Zeus, onların dünyadaki yaşamlarını erkenden sona erdirdi. Vücutları toprağa karıştığında ruhları yeraltına girdi.
    Daha sonra tanrıların ve ölümlülerin babası Zeus, silahları, aletleri tunçtan olduğu için Bronz Irk olarak bilinen üçüncü ölümlüler ırkını yarattı. Bu ölümlüler Gümüş Irk'tan daha aşağılık, daha acımasızdılar. Tannlar içinde en çok savaş tanrısı Ares'i sevdiler. Kılıçla yaşadılar. Kaba güçleri onları daha güçlü yaptı. Ancak kalpleri en sert kaya kadar tepkisizdi. Bronz Irk üyeleri güçlerine rağmen genç öldüler.Sonsuz şiddet ve savaş yüzünden Kara ölüm'ü kendi üzerlerine çektiler.
    Vücutları toprağa karıştığında gölgeleri karanlığa, kasvetli Yeraltı Dünyası'na indi. Arkalarında iyi anılmalarına değecek hiçbir şey bırakmadılar. Bundan sonra Zeus, Kahramanlar Irkı olarak bilinen dördüncü ölümlüler ırkını yarattı