• 53) İpe Un Sermek:

    Kendisinden bir hizmet beklenen veya verilen görevi yerine getirmesi umulan kişilerin, çeşitli bahaneler öne sürerek yavaş davranmaları yahut işin yapılmasına engel olmaları hâlinde söylenen bu deyim, Nasrettin Hoca'ya atfedilen bir hikâyeden kaynaklanır.     
     
     Rivayete göre, Hoca merhumun bir komşusu varmış. Ödünç aldığı eşya yahut araç gereci geri getirmekte ihmalkâr davranır, unutturabilirse hiç geri getirmez yahut o kadar hoyrat kullanırmış ki, ne alırsa bozuk, kırık, delik, kopuk, sakat olarak iade edermiş. Hoca bu komşusuna, önceleri hatırını sayarak bir şey söyleyememişse de içten içe öfkelenip artık ödünç bir eşya vermemeye ahdetmiş.
     
     Ertesi gün, komşusunu kapıda görünce, "Tamam, demiş içinden, bu sefer ne istese vermeyeceğim."

     Adam her zamanki pişkinlikle,

     — Hocam, demiş, urgan lâzım oldu, sizinkini ödünç alabilir miyim?
     
     Hoca, derhâl bir mazeret uydurmak için zihnini kurcalamışsa da aklına bir çare gelmemiş. O sırada hanımının un elemekte olduğunu görüp,
     
     — Kusura bakma komşu, bizim hanım urgana un serecek.
     
     — Aman hocam, hiç ipe un serilir mi?
     
     — Vallahi komşu, vermeye gönlüm olmayınca ipe un da serilse yeridir!
  • İPE UN SERMEK
    Kendisinden bir hizmet beklenen veya verilen görevi yerine getirmesi umulan kişilerin,
    çeşitli bahaneler öne sürerek yavaş davranmaları yahut işin yapılmasına engel olmaları
    hâlinde söylenen bu deyim, Nasrettin Hoca'ya atfedilen bir hikâyeden kaynaklanır.
    Rivayete göre, Hoca merhumun bir komşusu varmış. Ödünç aldığı eşya yahut araç gereci
    geri getirmekte ihmalkâr davranır, unutturabilirse hiç geri getirmez yahut o kadar hoyrat
    kullanırmış ki, ne alırsa bozuk, kırık, delik, kopuk, sakat olarak iade edermiş. Hoca bu
    komşusuna, önceleri hatırını sayarak bir şey söyleyememişse de içten içe öfkelenip artık
    ödünç bir eşya vermemeye ahdetmiş.
    Ertesi gün, komşusunu kapıda görünce, "Tamam, demiş içinden, bu sefer ne istese verm-
    eyeceğim."
    Adam her zamanki pişkinlikle,
    — Hocam, demiş, urgan lâzım oldu, sizinkini ödünç alabilir miyim?
    Hoca, derhâl bir mazeret uydurmak için zihnini kurcalamışsa da aklına bir çare gelmemiş.
    O sırada hanımının un elemekte olduğunu görüp,
    — Kusura bakma komşu, bizim hanım urgana un serecek.
    — Aman hocam, hiç ipe un serilir mi?
    — Vallahi komşu, vermeye gönlüm olmayınca ipe un da serilse yeridir!
  • 176 syf.
    ·2 günde·8/10
    Tuco Herrera/Duvar/ kaynaklı, NigRa/Duvar/ tahrikli Aziz Nesin etkinliği için ismimi yazdırdığımda, bu kadar yoğun olacağımı düşünmemiştim açıkçası. Dört Dostoyevski kitabı bekliyor hala. Delikanlı'yı okuyabilirsem umarım yetiştireceğim onu etkinliğe.

    Aziz Nesin'i ortaokuldan, 20'li yaşların ortasına kadar okudum oldukça fazla. Romanlarının tamamını bitirdim. Adam yayınlarından çıkan hikaye kitaplarının da yarısına yakınını okudum. Tabi böyle olunca etkinlik kapsamında ne kitap alacağıma karar veremedim ve elimde kalan 4-5 Aziz Nesin kitabından Koltuk'u okumaya karar verdim. Fazla bir incelemesi de yok zaten, prim de yaparım hem :)

    İşte yirmi yıldan fazla zaman geçmiştir okumayalı Aziz Nesin'i. Buradan tekrar Tuco Herrera/Duvar/'ya teşekkür ediyorum en başta. Umarım her on yılda onun gibi birisi gelir de, Aziz Nesin'i bir sonraki nesle düzgün bir şekilde tanıtmayı başarır.

    Önce Koltuk kitabı tabi. Klasik Aziz Nesin öykü kitabı Koltuk. Yaklaşık 22-23 hikayeden oluşmuş, zamanında tam Aziz Nesinlik olay dediğimiz türde olan hikayeleri, profesörlere olduğu kadar ilkokul mezunu insanlara da hitap eden, güldürürken düşündüren ama kesinlikle Nasrettin Hoca fıkraları ile benzerlik göstermeyen, su gibi akan, okuması zevkli, böyle bir şey acaba olmuş mudur, ya da olabilir mi diye düşüneceğiniz hikayeler. Kitaba ismini veren Koltuk hikayesini eskiden olduğu gibi şimdi de beğendim.

    Eskiden dediysem, söylediğim gibi doksanlı yıllar. Hani şu anki mağduriyetlerin yeni yeni başladığı, daha duble yolların yapılmadığı, koalisyon hükumetleri yüzünden bir türlü istikrarı yakalayamadığımız kötü günler. İstanbul'da mutlu olabildiğiniz günler. Eski her zaman güzeldir evet, ama o günler gerçekten güzeldi. Neyse, kitabın ilk basımına baktım , 1957 yazıyordu. Menderes hükumeti, farklı bir devir farklı yöneticiler, okunmuş ki tekrar basılmış. Gülmüş babam gibi insanlar o zamanlar Aziz Nesin'e. Sonra 4-5. baskılar, 1970'ler , Aziz Nesin okunmaya devam ediyor. Sağ, sol kavgaları, cinayetler. Sonra 80 darbesi, 82 anayasası, sekizinci basım. yönetimler değişiyor, zihniyetler değişiyor. Değişmeyen biri var ama. Aziz Nesin ve insanlar okumaya devam ediyor kendisini ve gülüyorlar hala ona ve kendilerine. Sonra ben okuyorum, sonunda 2000'ler geliyor ve Z kuşağı da tanıyor Aziz Nesin'i bunun gibi etkinlikler sayesinde. Aralarında "Bu ne ya?" diyenler olsa da gülenler çoğunlukta. Ben de gülüyorum hala. Değişmemiş çünkü yurdumda elli yıldır hemen hemen hiç bir şey, aynı.... O zaman tam Aziz Nesin'lik hikaye dediğimiz şeylere şimdi Zaytung haberi gibi olay diyoruz belki, ama genel olarak hemen her şey aynı. Aslında yalan söyledim. Her şey de aynı sayılmaz, total aptallık daha da artmış durumda, ülkeler ısrarla en aptalları seçiyorlar lider olarak. Biz ısrarla yakmaya çalışıyoruz önümüze kim gelirse, bize saçma gelen herkesi halen.

    Peki Aziz Nesin kimdir? İlk önce sokaktaki adama dönelim isterseniz: " Boyunun iki katı kitap yazmış Allahın cücesi" "Türk halkının yüzde 60'ı aptal deyip halkımızı aşağılayan bir vatan haini" "Kafir herif, onun yüzünden kaç kişi yandı diri diri Sivas'da", " Pis komünist, Allahsız, kitapsız, şerefsiz" . Pardon, yanlış semte düşmüş yolumuz " Az bile söylemiş, şimdi Türkiye'nin yüzde sekseni aptal." ,"Yobaz Sivaslıların yakmaya kalktığı yüce adam", "Atatürk devrimlerini içselleştirmiş, CHP'nin altı okuyla yaşamış bir aydın"

    Değil hiçbirisi, bilmiyor haliyle sokaktaki adam Aziz Nesin'i. Bir kere yazar Aziz Nesin- evet kısa boylu olabilir ama- epey üretken bir yazar. 110 kitap yazmış. Hepsi, evet hepsi onlarca baskı yapmış, onlarca dile çevrilmiş. Yani dünyaca tanınan bir yazar kendisi. Günümüzdeki gazetelerden devşirilmiş bir yerlerden destekli kofti yazarlardan değil yani.

    Size hitap edebilir ya da etmez Türk halkının gerçeklerini yazan birisi Aziz Nesin. Atatürk daha ölmeden subay çıkmış birisi. O dönemde, beğenin ya da beğenmeyin en iyi eğitimi harp okulları veriyordu yurdumuzda. (Bu olay azalarak 1990'lara kadar devam etti aslında) İkinci dünya savaşından sonra ayrılmış/atılmış askerlikten. Gazetelerde köşe yazarlığı yapmış bolca, şu aralar oldukça popüler olan Sabahattin Ali ile birlikte Marko Paşa dergisini çıkarmış, ki Gırgır'dan önce bilinen ilk muhalif gülmece dergisi olarak kalmış benim aklımda. Sürülmüş, tutuklanmış, aklanmış. 1949'da o zamanlar prenses olan Elizabeth, İran Şahı ve Mısır Kralı'nın yaptığı başvuru nedeniyle altı ay hapis yatmış. Bu böyle devam etmiş hep. 55'de 6-7 eylül olayları nedeniyle tutuklanmış nedensizce. 1960'da İtalya'da kazandığı ödülü devlet hazinesine bağışlamış. 1962'de kitaplarını bastığı yayın evi yakılmış. Bundan sonra pasaportu bir verilmiş bir alınmış, bir çok ülkede ödül kazanmış, bazılarını almış bazılarına gidememiş. 1972'de kurmuş Nesin Vakfı'nı. 1993'de Madımak katliamından kurtulduktan sonra dayak yemiş. Hayatı kendisine açılan mahkemelerde geçmiş, 1995'de de imza gününe gittiği Çeşme'de 80 yaşında ölmüş.

    Kendine atfedilen bir çok hikaye var, mesela 6-7 Eylül olaylarından sonra " nasıl olsa bizden bilecekler" deyip karakola gitmesi, Soyadı kanununda sırf kendisini sorgulamak için Nesin soyadını aldığı, çok cimri olduğu, vb.

    Ve kimsesiz çocuklar için kurduğu ve tüm gelirini bağışladığı Nesin Vakfı. Aldığım o kitapların arkasında bana gülümseyen çocuklar acaba şimdi nerededir, ne yapıyorlardır. onun istediği gibi vatanına hayırlı evlatlar olarak yetişmişler midir hiç bilmiyorum. En azından mezarında rahat uyuduğu kesin, Madımak sanıklarından ölenlerin aksine.

    Şu dönemde Aziz Nesin'in yaptıklarını anlamak çok zor. Abdurrahman Dillpak'la çıktığı bir tartışma programı var Şeytan Ayetlerinin yayınlanması ile ilgili. Şu anda bu sitede bile, kim bu kitabın yayınlanmasını isteyebilir, bilmiyorum. Aziz Nesin ise sadece bir kitabın yayınlanmasının yasaklanması/ Salman Rüştü ya da kitabı basan, basmayı düşünenler için verilen ölüm fetvasına karşı çarpışıyor toplum önünde.(Gerçi o zaman da nasıl densiz bir medya varmış da bu tartışmayı yayınlayabilmiş, ayrı bir mevzu) Şu anda onun gibi lafını esirgemeyen bir insan var mı Türkiye'de, bilmiyorum . Onun kadar değil ama var belki konuşabilen insanlar- ama güvenemiyorsunuz kesinlikle, samimiyetine inanamıyorsunuz onunki gibi. Aziz Nesin farklıydı gerçekten her açıdan. Yaşadığı zamanda da, şimdi de sevilemedi bir çok kişi tarafından belki. Ama sevenler gerçekten sevdi onu. Bugün ak dediklerine yarın kara demediler. Ve hala seviyorlar onu emin olun o insanlar.

    "Peki o kadar övdün, bakalım bir, de nereden başlayalım Aziz Nesin okumaya?" diyorsunuz anladığım kadarıyla. Normalde fark etmez, alın bir hikaye kitabı okuyun, anlayın derdim. Ama artık devir değişti, normalde en az sevdiğim romanıyla başlamanızı tavsiye ediyorum size (Kemal Sunal'ın filmini seyretmişsinizdir gerçi). Zübük'ü alın, okuyun ve bir deja vu yaşayın. Olayların kişilerin ne kadar tanıdık geldiğini fark edin. Herşeyin aynı olduğunu anlayın. Belki o zaman bir şeyler değişebilir 250 yıl sonra.

    Bahsettiğim tartışma programının linkini vererek yazımı bitiriyorum. Şu anda hangimiz böyle açık seçik konuşabiliyoruz, daha iyi değerlendirirsiniz. İyi geceler efendim.

    http://alkislarlayasiyorum.com/...seytan-ayetleri-1993
  • İpe un sermek;

    Rivayete göre, Hoca merhumun bir komşusu varmış. Ödünç aldığı eşya yahut araç gereci geri getirmekte ihmalkar davranır, unutturabilirse hiç geri getirmez, yahut o kadar hoyrat kullanırmış ki, ne alırsa bozuk, kırık, delik, kopuk, sakat olarak iade edermiş. Hoca bu komşusuna, önceleri hatırına sayarak bir şey söyleyememişse de içten içe öfkelenip artık ödünç bir eşya vermemeye ahdetmiş.

    Ertesi gün, komşusunu kapıda görünce, "Tamam, demiş içinden, bu sefer ne istese vermeyeceğim."

    Adam her zamanki pişkinlikle:
    - Hocam, urgan lazım oldu sizinkini ödünç alabilir miyim?

    Hoca derhal bir mazeret uydurmak için zihnini kurcalamışsa da aklına bir çare gelmemiş. O sırada hanımının un elemekte olduğunu görüp,

    - Kusura bakma komşu, bizim hanım urgana un serecek.
    - Aman hocam, hiç ipe un serilir mi?
    - Vallahi komşu, vermeye gönlüm olmayınca ipe un da serilse yeridir.
    İskender Pala
    Sayfa 112 - Kapı Yayınları
  • İpe Un Serrmek;

    Kendisinden bir hizmet beklenen veya verilen görevi yerine getirmesi umulan kişilerin, çeşitli bahaneler öne sürerek yavaş davranmaları yahut işin yapılmasına engel olmaları hâlinde söylenen bu deyim, Nasrettin Hoca'ya atfedilen bir hikâyeden kaynaklanır.
    Rivayete göre, Hoca merhumun bir komşusu varmış. Ödünç aldığı eşya yahut araç gereci geri getirmekte ihmalkâr davranır, unutturabilirse hiç geri getirmez yahut o kadar hoyrat kullanırmış ki, ne alırsa bozuk, kırık, delik, kopuk, sakat olarak iade edermiş. Hoca bu komşusuna, önceleri hatırını sayarak bir şey söyleyememişse de içten içe öfkelenip artık ödünç bir eşya vermemeye ahdetmiş.
    Ertesi gün, komşusunu kapıda görünce, "Tamam, demiş içinden, bu sefer ne istese vermeyeceğim."
    Adam her zamanki pişkinlikle,
    — Hocam, demiş, urgan lâzım oldu, sizinkini ödünç alabilir miyim?
    Hoca, derhâl bir mazeret uydurmak için zihnini kurcalamışsa da aklına bir çare gelmemiş. O sırada hanımının un elemekte olduğunu görüp,
    — Kusura bakma komşu, bizim hanım urgana un serecek.
    — Aman hocam, hiç ipe un serilir mi?
    — Vallahi komşu, vermeye gönlüm olmayınca ipe un da serilse yeridir!