• Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim…
  • Herkese selam,
    Sana hasret...

    Nâzım Hikmet Ran
  • 1808 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “ Küt küt atıyor kalbim
    Bitmedi gitti şu harbim
    Liseli kızlar gibi pırpır
    Uykusuz gecelere talim”

    Bu dizelerin derinliğini kavrayabilen bir neslin, Savaş ve Barış’ın Önsözünden de anlayabileceği gibi kendisi bir romandan ziyade Tolstoy’un ne olmasını istediyse o olan bir eser. Benim kişisel görüşümle ise Tolstoy’un tarihe tanıklığı...

    Sitemiz sınırları içerisinde “Okudum” diye işaretlendiği kadar okunmadığını düşündüğüm, dışarıda ise her insan evladının en az “bir kere okuduğu ve yeniden okumak istediği, okuyacağı” bu eser biliyorum ki göz korkutuyor... Ama korkmayın ve sakince devam edelim sohbetimize.

    Girişten de anladığınız gibi bu incelemeyi dönemin başbakanını, evinde ropdöşambrıyla karşılayan medya patronu rahatlığıyla yazıyorum. Sizi, kendisi zaten uzun olan bir kitabın kendisini aratır derecede uzun ve her şeyi anlatmaya çabalayıp anlatamayacak olan incelemesini okuma zahmetine sokmayacağım. Onun yerine sizi, “hadi bi’cesaret sen de taşın altına koy elini, inadına sevişmeli bağır çağır” diyen Casallini’yi dinlemeye davet edeceğim.

    İlk şu problemleri çözüme kavuşturalım: Kitap, Rus aristokratları ve sosyetesi üzerinden savaş dönemini, savaşın insanlara etkisini ve etkisizliğini konu alıyor. Ve bulunduğu dönemde Fransızca bilmek bir elitlik emaresi. Nasıl bizde İngilizceyi herkes biliyorsa o zamanın halkı da Fransızca’yı sular seller gibi konuşuyor(!) Bu yüzden çoğu Fransızca yazılıyor. Türkçeye çevirisi içerisinde de paragraflarda Fransızca, dipnotlarda ise Türkçe’si şeklinde karar vermişler. Evet okumayı zorlaştırıyor olabilir ama kitabın akıcılığıyla alakalı bir problem değil. Bu dipnotları okumak sizi rahatsız ediyor ise lütfen Tristram Shandy gibi kitaplardan uzak durun... Diğer problem ise kitabı okurken olayların nasıl gelişebileceğini tahmin edebilmeniz... Şu Çılgın Türkler kitabını da okumayın sayın arkadaşlar...Kimilerinin zoruna gitse de kazanıyoruz ve heyecanı kaçabilir kitabın...Tarihi anlatan bir kitabın spoiler vermesine gerek var mı? sorusu beliriyor hemen o genç, parlak ve aklı başında zihinlerde, biliyorum. Zaten bu ülkeden hiç umudumu kesmemiştim. Koskoca tarihsel roman denebilecek bir kitaba spoiler var ne demek ya? Tarihin spoiler’ımı olur.... Bi git allasen...

    Bu açıklamalar ile gereksiz yere incelememin kalitesini düşürdüğümü hissetsem de zaten benden ötürü de kalitesiz bir inceleme olacağını bildiğimden dert etmeden devam ediyorum...

    1800 sayfa yazılacak kadar bir ömür bile yaşamamış olduğumu bilen bir edeple demek istiyorum ki: Hasikome....

    Flaubert diyor ki, “ Ne sanatçı ve ne psikolog! İlk iki kısım kusursuz, ama üçüncü yokuş aşağı gidiyor....Bazı kısımları Shakespeare düzeyinde. Okurken zevkten gözlerimden yaşlar aktığını hissettim, üstelik bu çok da uzun sürdü.”

    Gerçekten uzun sürüyor...Tahmin edebileceğiniz her ortamda okudum kendisini. Salonda okudum, odamda çalışma masamda okudum, yatakta okudum, yemek yerken okudum, ofiste okudum, arabada giderken okudum, restoranlarda okudum, alıntı atmamaya karar verdirtecek düzeyde okudum-çünkü çok yavaşlatıyor malumunuzdur- ama en önemlisi, tuvalette bile okudum. Ve oradan bile başarıyla çıktı...#43112670

    Nabokov Tolstoy için kimilerince cüretkar sayılabilecek şekilde “Flaubert’in yazarlık ülküsü olan ‘görünmez ama Tanrı gibi her yerde olabilen yazar’ mertebesine ulaştığını” söylüyor...

    Size Rembrandt’tan söz etmek istiyorum. Bilenleriniz diyebilirler ki ne alaka? Rembrandt gerçeğe yakın resimleriyle ünlü bir ressam ve kullandığı siyah tonu hiçbir şekilde günümüzde dahi kopya edilemiyor. Rembrandt siyahı ve Tolstoy’un kitabı... Benim için ortaklıkları şurada. Bu kitapta Tolstoy yazarlık değil ressamlık yapıyor...Gerçeği en az gerçeğin kendisi kadar etkili anlatıyor. Bu kimilerine anlamsız gelebilir ancak şunu söylemek isterim: süslü betimlemelerle kurulmuş bir cümle bile mi olmaz içeride! Yazarlar tasvir etmeye bayılırlar biliriz, Tolstoy’un tarzı ise tasvirden ziyade tarif etmek gibi...Bir insan portresini tüm her şeyiyle gerçeğe uygun şekilde anlatabilmek ve sözcüklerle resim yapmak zor zanaat olsa gerek...Beden dili, mimikler dahil olmak üzere her detayı nakış nakış işliyor. Hikaye eksponansiyel grafik gibi yükselmiyor... Adım adım, basamak basamak bir merdivenden çıkartıyor sizi. Anlık coşkulardan ziyade kesintisi bir zevk. Gamsız. Eğer hiç -amatörce bile olsa-yazma ediminde bulunmadıysanız bunu kavrayamayabilirsiniz ya da en azından dikkatli okumazsanız...İşte bu gerçekliği böylesine tarif eden başka bir yazar varsa bile ben henüz karşılaşmadım. Rembrandt ile özdeşleştirme sebebim budur.

    Adı Savaş ve Barış olan bir kitabın konusunun ve anlatısının savaş olmasını beklersiniz bittabi. Lakin bu kitabın asıl anlatmak istediği sadece savaş değil... Size savaş eşliğinde koskocaman bir tablo sunuyor. Savaş sadece diğer tüm hikayenin arkaplanını oluşturan bir detay. Savaşın korkunç yüzünün sadece bir alanda savaşan binlerce insan ve bunun sonucunda olan katliamlar olmadığını, bir adamın sözüyle yüzbinlerce insanın niçin savaştığını dahi bilmeden can verdiğini, savaşın anlamsızlığını, savaşın iktidar hırsından başka bir şey olmadığını, savaşta onur,şan ve şöhret arama cüreti gösteren kişilerin bile bunun ne kadar saçma olduğunu anladığını, savaşa fiziken katılmayacak aristokratlar için sadece bir sermaye olduğunu, aynı zamanda savaşta olmayan kişilere nasıl yansıdığını, psikolojilerinin nasıl değiştiğini ve nasıl değişmediğini, savaşın eşiğindeyken bile insanların nasıl kendilerini düşündüklerini anlatıyor...Zengin ve elit kısım üzerinden tüm insanlığın resmini çiziyor Tolstoy. Bunu buradan yapması ise kendisinin de zaten o aristokratların içinde yer alması. O yüzden o hayatı ondan daha iyi tarif edebilecek kişi yok...

    Tolstoy insanı, hayatı, tarihi, sınıf kavgalarını, aşkları, inançları, inançsızlıkları, zamanının Rusya’sını, Napoleon’u( ki ben çok sevdim adamı) gerçekten büyük bir araştırmanın sonucu olarak -ki bu kitabı yazarken aristokrasi gücünü kullanarak ulaşabildiği kadar bilgiye ulaşmıştır- kimisi kurgu kimisi gerçek (kendi akrabası bile mevcut) karakterlerle anlatıyor..

    Mutlaka okuyun demeyeceğim zira okusanız da okumasanız da kendinize. Sadece okumayı düşünenlere birkaç naçizane tavsiye verebilirim. Size bir kitap sunmuyor Tolstoy...Detayları dikkatli okuduğunuzda şahit olabileceğiniz mükemmel analizler, yazarlık yapmayı düşünenler için mükemmel tarifler ve koskocaman, belki şahit olamayacağımız kadar çok deneyim veren hayatlar topluluğu sunuyor...Ve bana Tolstoy kitaplarını nasıl okumam gerektiği konusunda yol gösteren sayın hocamın tavsiyesini de söylemeden geçmeyeceğim. “Bir psikoloji, sosyoloji kitabı gibi ders çalışır gibi oku bu kitapları.” Bu tavsiye olmasaydı bu kitaptan bu kadar hayat dersi çıkmazdı kendi adıma...

    (edit)
    Karakter fazlalığı ile ilgili şunu söylemeyi unutmuşum. Boş yere triplere girmeyin bütün karakterleri bilmenize gerek yok. Sokakta arkadan geçen figüranı bile ismiyle anlatıyor Tolstoy. Siz de okurken zaten kimlerin olayın içinde olduğunu isimlerin tekrarlanışından anlıyorsunuz. O yüzden tüm karakterlere hakim olmaya çalışmayın. Kendinize boş yere bunalımlar yaratmış olursunuz. Buna emek harcamadığınızda dahi tüm hikayenin zaten istemsizce de olsa içinize işlemiş olduğunu farkedeceksiniz.

    Klasikleri Niçin Okumalı?—#44334316

    “Tanrı’dan sonra en sevdiğim Tolstoy’dur”. —Elias Canetti

    Keyifli okumalar...
  • ...
    Û çi hizir dike,
    Min..?
    ----------
    Ve ne düşünüyor,
    Beni mi..?
  • Ey, benim iyimser hâllerim,
    Çabuk aldanışlarım,
    Hep inanışlarım,
    Alttan alışlarım,
    Hatayı hep kendimde buluşlarım,
    Değmeyecekleri kafama takışlarım,
    Yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım,
    Herkesi, insan yerine koyuşlarım,
    Hepinize elveda…
    Artık ben kimsenin,
    Hiçkimsesi olmayacağım

    ~Nazım Hikmet Ran~
  • .......

    Herkese selam, sana hasret.

    - Nazım Hikmet Ran
  • Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız.