• İnsan;
    Denizin olmadığı yerde,
    Umut adına,
    Martı olmalı.

    - Nazım Hikmet
  • 172 syf.
    Mendilim Sende Kalsın
    İnsanoğlu doğar, yaşar ve ölür. Bu süreçte her toplumun kendine özgü, geçmişten günümüze taşıdığı örf, âdet, gelenek ve göreneklerin yanı sıra, atalarımızın yüzlerce yıl harmanladığı bilgilerin ve tecrübelerin ürünü olan atasözleri ve deyimler de bu zamana kadar süregelmiş ve yerini almıştır.
    Şerif Aydemir, “Mendilim Sende Kalsın” adlı hikâye kitabında, Türk örf, âdet ve geleneklerinin damıtılmış halleri olan atasözleri ve deyimlerin mahalli ağızlarda nasıl kullanıldığını bizlere işin erbabı gibi yansıtmaktadır. Kitap, adını aldığı “Mendilim Sende Kalsın” ile “Sekiz Sütuna Bir Zarf”, ”Kırçıl Palto”, “İki Saçak Güvercini”, “Bizim Pencereler Yele Karşıdır” hikâyelerinden oluşmaktadır.
    Elazığ, Ağın nüfusuna kayıtlı olan Şerif Aydemir, 1950 yılında Kemaliye’de doğmuştur. Lise öğrenimini Malatya’da tamamlamış ve Adalet Yüksek Okulu’nu bitirmiştir. “Ruhuma Saplanan Şehir (Hikâye-2005)”, “Yazık Olmuş Yârsız Ömrü Geçene (Deneme, Hatıra, 2009)” ve son olarak da “Mendilim Sende Kalsın (Hikâye, 2010)” eserleri, okuyuculara sunulmuştur.
    “Mendilim Sende Kalsın” kitabının hikâyelerinden bahse girecek olursak; “Sekiz Sütuna Bir Zarf” hikâyesi, evrak kayıt sisteminde çalışan dört kişiden birisini ağırlıklı olarak kaleme alıyor. Tabii bu arada bir kişiyi ağırlıklı olarak anlatırken diğer iş arkadaşları ve çalıştıkları ortam hakkında da bizleri habersiz bırakmıyor. Çalışma ortamını, Şerif Aydemir bizlere şu misalle anlatmaktadır: “Hani, belediye otobüslerinde kalabalıktan ayak değiştiremediğiniz olur, ayakta dikilen yolculardan kimileri planyaya vurulmamış vücutlarını bir yerlere sığdıramazlar, dirsekleri süngü gibi dolanır ortalıkta… İşte onun gibi bir türlü sığmıyoruz odamıza.” Lâkin bu durumdan birisi bile şikâyetçi değil! Aksine derin bir şükran hissi içerisindeler. Birbirlerinden gizli saklıları yoktur. Hangi partiye oy verdikleri, hangi takımı destekledikleri, hangi türkünün içlerini kararttığı, yedikleri içtikleri, oturup kalktıkları, giyinip kuşandıkları, kiraları, veresiyeleri, kendi evlerinin balkonunda bulunan çiçeğin cinsine kadar hepsini bilirler. Ama bu onlar için normal bir durumdur. Çünkü çalışanların zor sığdığı bir odada ne konuşulursa bir diğeri duyar, ne yeniliyorsa görünür haldedir, dolayısıyla birbirlerinden gizli saklıları olmaması da normaldir. ”Sekiz Sütuna Bir Zarf” hikâyesi, benzetmeleri, üslubu, konuyu ele alışı ve işleyiş şekli tamamen kendine özgü; okuyucuları apayrı bir dünyaya götürüyor ve bize oradaki insanlardan biri olduğumuzu hissettiriyor.
    “Kırçıl Palto” hikâyesinde ise insanın ayağını yorganına göre uzatmamasının nelere yol açacağını, açtığını işliyor. Borç ile bir palto satın alınıyor. Borçla bu paltoyu satın alanın eşi, madem bunu alacak kadar kredisi var, evlerinde eskiyen bir sobanın yerine yenisinin alınmasını istiyor. O ise sürekli borç aldığı için ödemekten korkmayacağını düşünüyor. Sonradan bu borçlar, çorap söküğü gibi art arda gelir ve bunun, üzerindeki Kırçıl Palto’dan kaynaklandığını düşünerek günün birinde onu götürüp Kumkapı’da denize atmakla kurtulacağını sanır. Bize bu hikâyede, ne olursa olsun, kişinin kazandığından çok, üstelik gereksiz yere harcama yapması, zamanı geldiğinde büyük bir çaresizlik içerisinde kalacağını anlatmaktadır. Bu durumun zillet ve keder getireceğini de ayrıca hatırlatmaktadır. Bu yüzdendir ki, ne olursa olsun, ayağımızı yorganımıza göre uzatmakta fayda vardır.
    Şerif Aydemir, kitabında bulundurduğu bir diğer hikâyesi olan “İki Saçak Güvercini”nde ise Anadolu’nun üzerine yoklukların, kıtlıkların, hastalıkların kara bulut gibi çöktüğü bir zamanda, avuçlarda barındırılan birkaç umut kırpıntısı saklanışından bahsediyor. Umutların bir bir tükendiği, içinde bulundukları çemberin gittikçe daraldığı bir anda, bir umutla hayata tutunmaya çalışarak büyük bir savaşta yenilgiye uğrayan Hamdi Dayı’nın mücadelesini kaleme alıyor. Bu hayatta herkes zor zamanlar geçirir, lâkin önemli olan, bu zor zamanlarda mücadele etmek ve asla savaşmayı bırakmamaktır. Umutla mücadele arasında güçlü bir bağ vardır. Umudunu kaybetmeyen insanlar, her daim mücadele ederler. Hamdi Dayı da bunlardan birisidir. İşte bu hikâyede umudun nasıl ayakta tutulacağından bahsediliyor. Çünkü umut, insanın ayakta durmasını sağlayan tek duygudur. Bu hikâyenin kahramanlarından biri olan Hamdi Dayı oldukça adaletli birisidir. Adalet kavramını, bizlere şu misalle anlatır: “Adalet nedir? Ağaca su vermek gibidir. Zulüm nedir? Dikene su vermek gibidir. Hangisine su verirsek o gelir elimize…“ Buradan çıkartılması istenilen ders ise; bir yerde adalet varsa huzur vardır, mutluluk vardır. Adaletin olmadığı yerde ise büyük bir kaos vardır. Acı da olsa, gerçekten ve doğrudan yana olmamız gerektiğini söylemektedir. Bu hikâyeyi okumaya başladığımda ne kadar Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana” kitabına teşbih etmiş olsam da çok farklı bir konuyu ele aldığını fark ettim. Hikâyeyi okuduktan sonra, çok sevdiğim bir alıntıyı da buraya eklemek istedim: “Vatan kurtulmuştu ya, bayrak dalgalanıyordu ya, ezan susmamıştı ya, daha ne isteyeceklerdi?”
    Esere ismini de veren “Mendilim Sende Kalsın” hikâyesi, bizleri “Mendilim iri dallı, ucunda lira bağlı, her kime gönül versem, yâr başım sana bağlı…” (Elazığ Türküsü) türküsü ile karşılıyor. Türküler toplumun aynasıdır. İnsanların duygularını yansıtan en önemli araçtır. Şairin de dizelerinde dediği gibi;
    "İnsansız yaşayabildim, türküsüz hiçbir zaman…”(Nazım Hikmet)
    Türküler, bizi biz yapan değerlerimizi barındırır içerisinde, bazen de içimizde gizlediğimiz sevdamızı… Bir türkü dinleyip de kendisinden geçmeyen, sevdalara düşmeyen ve ölüp ölüp dirilmeyen yoktur. Türkülerimiz, uzun bir yolculuğun en güzel taşıtıdır. İstediğimiz menzile ulaştırır bizleri. Bazen hüzünler diyarına, bazen özlemler, gurbetler ve acılar diyarına… Şerif Aydemir bizleri bu hikâyesinde, içerisinde derin bir sevda barındıran sevdalar diyarına ulaştırıyor. Herkesin iç içe yaşadığı bir köyde yaşanılan acı tatlı gerçekler, sevdanın anlatılabileceği en güzel tarifi ve bir insanın başına gelecek olanların en duru anlatımı var bu hikâyede. “Mendilim Sende Kalsın” hikâyesi içinizi titretecek bir sevdayı yazmayıp yaşatıyor. Şerif Aydemir’in “Mendilim Sende Kalsın” eseri okutmuyor, bilhassa o kişilerden birisi sizmişsiniz gibi, yaşatıyor. Hikâyeyi okuyup bitirdikten sonra iki insanın birbirini sevmesindeki mucize karşısında ayağa kaldırıp alkışlatıyor. Kitabı okurken bazen bir çığlık atarsınız sayfalar arasında, bazen bir nida sesi duyarsınız bir çağlayan karşısında, bazen ”ah” edercesine ünlersiniz, bazen de dayanamayıp akan gözyaşlarınızı silmeye koşarsınız. Ayrıca atasözleri ve deyimlerle bezeli, duru Türkçesiyle bir söz şenliği sunuyor okuyuculara. 172 sayfalık bir kitapta ne mi var? Ummadığınız kadar bir özgeçmiş, hiç dinmek bilmeyen ahlar; ayrı dünyalar, ayrı hayatlar, ayrı mutluluklar, ayrı yaşanmışlıklar ve hikâyenin içinde mucizevî hikâyeler var…
    Bu güzel ve gizemli kitabı kaleme alan Şerif Aydemir hocama ve beni kitap ile buluşturan Oğuzhan Saygılı hocama teşekkür ediyorum...

    Zeynep Altunok
  • Dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur;
    bizden aldıkları umut!
    Dünya adaletsiz çocuk!
    Dünya zorba.
  • İnsan,denizin olmadığı yerde Umut adına;Martı olmalı...
  • 276 syf.
    "Dışarda
    bir bayrak gibi dalgalanırken adı,
    içerde O
    ihtiyarladı.."

    Benerci için yazılan bu satırları Nazım kendi için de yazmıştır. Dışarıda, hem ülkesinde hem dünyada ünü artarken o yıllarca demir parmaklıkların ardında bekledi. Beklerken umudun adı, devrimin savaşçısı, aşkın da temsilcisi oldu. Nazım Hikmet'in tüm eserlerini okuma kararı almıştım. Adam Yayınlarının sıralaması ile ilerliyorum. İlk şiirlerinden oluşan 835 Satır kitabını iki ay önce okumuştum. Yeteri kadar ara verdiğimi düşünerek serinin ikinci kitabı olan Benerci Kendini Niçin Öldürdü? ile okuma sürecime devam ettim. Çok ilginçtir ki Nazım Hikmet evrensel bir değer olmasına rağmen az okunan bir yazardır. Bunun en büyük nedeni Siyasal İslâm'ın ona set çekmesi diyebiliriz. "Yerel İslam''i yazarlara bakıyorsunuz Nazım'dan çok daha fazla okunanlar var. Bir ülkede yerel kalan yazar Dünyaya erişen yazardan daha çok tanınıp daha çok okunuyorsa o ülkede Bir edebiyat bilincinin olmadığı ortaya çıkar. O ülkede siyasi, dini kutupların esareti hüküm sürüyor demektir. Trajik olan bir şey daha binlerce sayfa şiir, yazı yazan ve Dünya halklarında değinmediği yer kalmayan Nazım Hikmet'in en çok okunan eseri yüz sayfayı bulmayan popüler şiirlerinden oluşan şiirleridir. Bu sitede toplam okunmasının %30'nu o seçme şiirler kitabının okunmaları oluşturuyor.

    Tabii ki öfkeliyim. Tabii ki içimden gelenleri kaleme alacağım. Çünkü Nâzım'ın devrimci umudunu bizden almakla beraber, onun yerine bizi geri geri savuran uydurma edebiyatlar, uydurma milli dini şairler yarattılar. Ve insanlar da bu uydurma, sonradan dönme yazarlara dört elle sarılan halk 17'li yaşlarından itibaren ezilen halkların safında yer alan Dünyadaki her türlü sömürüye karşı duran, savaşların yarattığı yıkımın karşısında verilmesi gereken mücadelede onurlu bir tutum sergileyen Nazım'ı ellerinin tersi ile itti. Dünya daha fazla sahip çıkarken biz üstünü örtmeye devam ediyoruz.
    60. Yaşına girerken iki gazeteciye verdiği demeçte:
    "Acıları acım, yoksunlukları yoksunluğum, özlemleri özlemim, kavgası kavgamdır. Bana bundan ötürü hain dediler, diyorlar ve bundan ötürü sövüyorlar. Ama bana sövenler, doğrudan doğruya Türke, Türkiye'ye sövenlerdir." Demektedir. Sövmeye ve Hain demeye devam edin.

    Bu kitap:

    Benerci Kendini Niçin Öldürdü
    Gece Gelen Telgraf
    Portreler
    Taranta - Babu'ya Mektuplar
    Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı
    Şeyh Bedreddin Destanı'na Zeyl

    Bölümlerinden oluşmaktadır. Nazım "Benerci Kendini Niçin Öldürdü" kısmının ilk taslağını 835 Satır eserinde oluşturmuştu. Ve orada bu kısım kitap olarak çıkacak diye bir dipnot müjdesi vermişti. Şimdi bu müjde ilk bölüm ve kitabın adını olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Benerci Kendini Niçin Öldürdü meşhur girişle başlıyor..

    Ben, romanın muharriri
    diyorum ki genç adama:
    — Delikanlım!.
    İyi bak yıldızlara,
    onları belki bir daha göremezsin.
    Belki bir daha
    yıldızların ışığında
    kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin..

    Delikanlım!.
    Senin kafanın içi
    yıldızlı karanlıklar
    kadar
    güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
    Yıldızlar ve senin kafan
    kâinatın en mükemmel şeyidir.

    Delikanlım!.
    Sen ki, ya bir köşe başında
    kan sızarak kaşından
    gebereceksin,
    ya da bir darağacında can vereceksin.
    İyi bak yıldızlara
    onları göremezsin belki bir daha...

    https://youtu.be/WM5rVHpDEdQ

    Kimdir Benerci? Kimdir bu delikanlı?

    "Benerci inkılâpçı bir gençtir.
    Hazım zamanlarını, boş gecelerini değil,
    boydan boya ömrünü vermiştir ihtilâle"

    Benerci Hintli bir gençtir. İngiliz Emperyalizmine karşı Kalküta şehrinde devrimci mücadelenin önder isimlerinden biridir. Ve bu uzun manzumede Benerci'nin devrim mücadelesindeki (ihanet, sadakat, inanç ve aşk) durumları irdelenecektir. Türk edebiyatında Hindistanlı devrimci gençlerin mücadelesini anlatan bir eser daha var Sabiha Sertel'in "Çitra Roy ile Babası" adlı eserdir. Dünya halklarının sömürüsüne karşı olan bir yazar olmanın da yükümlülüğü ezilen halkların mücadelesini dile getirmek olmalıdır. Pek tanınmayan Sabiha Sertel de bunu yerine getirmiştir. Lakin o kitabın basımı yok ve Türkiye genelinde satışta olan birkaç tane eser mevcuttur.

    Hintli gençlerin toplanma yöntemlerine, İngiliz istihbaratının faaliyetlerine de değinir Nazım. Devrim mücadelesindeki satma-satılma ilişkisini de ön plana çıkarır. Ve en önemlisi yapılan hücre baskınında diğer arkadaşlarının hapse atılıp davanın en etkili ismini yani Benerci'yi serbest bırakarak ona azap çektiren istihbarat yöntemlerini de ele alıyor. Ve bakın bunu nasıl ifade ediyor:

    "Yağmur... Alacakaranlık... Akşam suları...
    Kalküta grevi mağlup olmuştur.
    Somadeva yakalanmıştır. Ve Benerci'nin, duvarı dibine çömeldiği karakolda, Somadeva'nın omuzbaşları dilim dilim yarılarak kanıyor.
    Yağmur... Karanlık.. Gece iyiden iyiye indi.
    Benerci'nin saçları, omuzları, göz kapakları sırılsıklam oldu. Arkadaşlarının attığı taşlarla alnında açılan yarayı kapayan sargı ıslandı, yapıştı. Arkadaşlar içerdedir.
    Benerci yine dışarda...
    Kara gömlekli bir İtalyan faşistinin bile, oğlumun çektiği azabı duymasını istemem..."

    Bir devrimcinin serbest bırakılması demek arkadaşlarını sattığı anlamına gelir. Benerci de diğer devrimciler tarafından sadakatsizlikle suçlanacak ve Bir İtalyan faşistinin yaşayabileceği azaptan fazlasına mahkum olacaklardır.

    Benerci daha sonra hapse atılacak ve orada umutlu direnişinin izleri silenecek çünkü devrime olan inancı arkadaşlarının onu sadakatsizlik ile suçlaması zayıflayacak ve arkadaşları tarafından suratına atılan taşların nedeniyle akan kanı henüz taze, henüz sargıları ıslatmaktadır. Ve davaya inancını kaybeden devrimcinin sonu davadan vazgeçmek olacaktır. Tıpkı Nâzım'ın çok sevdiği ve Rusya'daki komünist mücadelenin önemli hatiplerinden biri olan Mayakovski'nin vazgeçmesi gibi.. Nazım'ın da Benerci'nin hikayesini bu yüzden trajik bir sona bağladığı ifade edilmektedir.

    Nâzım'ın dünya şairi olmasını sağlayan eserlerinden biridir bu. Daha ilk bölümde Hindistan'a kadar uzatıyor elini Nazım, Ganj Nehrinden geçiyor ve şöyle sesleniyor:
    "Kızaran ayın on dördünü bir parya gördü,
    dedi ki:
    -Benziyor ay
    Ganj'ın üstünde damlayıp yayılan
    kardeş kanına"

    Ganj Nehrinin kenarındaki paryayı düşünen bir yazarı tabii ki Hindistan bağımsızlık mücadelesini kazandıktan sonra oradaki paryalar anmaya devam edecektir...

    İkinci-Üçüncü bölümler: "Gece Gelen Telgraf" - "Portreler" Bu iki bölümde değişik temalarda yaklaşık olarak otuz tane şiir yer alıyor. Belki bir hikayesi olan uzun manzumelerin haricinde kalan karma Nazım Hikmet şiirleri var. Öne çıkan birkaç tanesinin ismini vereyim.

    - Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri
    - Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü
    - Üç Selvi ( https://youtu.be/qP5b54LgCBI )
    - Bir Ayrılışın Hikâyesi ( https://youtu.be/4-5AIHMBKC8 )
    - Karıma Mektup
    Ve umut dolu şiirlerinden biri olan:
    - HİÇBİR AĞAÇ BÖYLE HARİKULADE BİR YEMİŞ VERMEMİŞTİR.
    ( #85206435 )

    Sahte alıntılar, yanlış yere yapılan alıntıları umarım bir nebze önler bu vurgu. Bu şiirler bu kitapta kopyala yapıştır yapıp paylaşmak isteyenlere duyurulur.

    Dördüncü Bölüm: Taranta Babu'ya Mektuplar

    Nazım Hikmet'in bu kez İtalya'dan Habeşistan'a, Afrika'ya uzanacaktır.
    Bu kitabı: Fransız romancı, şair, gazeteci ve komünist Henri Barbusse'in anısına kaleme aldığını belirtir Nazım.

    "Kendi ülkesinde kendi dilini istediği gibi kullanamadığı için, Asya ve Afrika dillerine merak saran bir İtalyan arkadaştan, geçenlerde bir paketle bir mektup aldım." diye başlar esere. Ve bu mektubun içerisinde İtalya'nın iç yüzüne değinilir. #85222714
    #85224827
    daha sonra İtalyan faşizminin hayata olumsuz etkileri, Faşizmin genel hatları irdelenir.

    "Faşist, rahat hayata hor bakar... Yeryüzünde saadetin mümkün olacağına inanmaz"

    «Bazı muayyen şartlar altında burjuva emperyalist, irtica saldırışının ilerlemesi faşizm biçimini alır. Faşizm, finans kapitalinin en mürteci, en şovenist ve en emperyalist unsurları nin açık, terörist diktaturasıdır. Faşizmi doğuran muayyen, tarihi şartların başlıcaları şunlardır:
    «Kapitalist münasebetlerinin kararsızlığı, deplase olmuş sosyal unsurların çokluğu, şehir ve köy küçük burjuvazisinin ve geniş bir münevverlik yığınının yoksulluğa düşmesi, proletaryanın uyandırdığı dehşetli korku.»

    Ondan sonra paketteki mektuplara geçilir. Bunlar isimsiz arkadaşın karısı Taranta Babu'ya yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Toplamda 13 mektup yer alacak. Taranta Babu Afrikalı bir kadındır. İsimsiz arkadaş Habeşistan'lıdır. Ve iki tarafta İtalyan faşizminin yaratacağı katliamın merkezinde bulunmaktadır. O yüzden bu mektuplarda aşk, özlem, faşizme öfke ve faşizme yenilecek olmanın üzüntüsü var ve bu üzüntünün getirecek olduğu mecburi veda ile sonlanacak mektuplar..

    Mesela beşinci mektup yaşama sevincine ayrılmıştır:

    .....
    ....
    Ve dünya öyle büyük,
    öyle güzel
    öyle sonsuz ki deniz kıyıları
    her gece hepimiz
    yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
    yıldızlı suların
    türküsünü dinleyebiliriz...

    Yaşamak ne güzel şey
    TARANTA - BABU
    yaşamak ne güzel şey...
    Anlıyarak bir usta kitap gibi
    bir sevda şarkısı gibi duyup
    bir çocuk gibi şaşarak
    YAŞAMAK...
    Yaşamak:
    birer birer
    ve hep beraber
    ipekli bir kumaş dokur gibi...
    Hep bir ağızdan
    sevinçli bir destan
    okur gibi
    YAŞAMAK.."

    Onuncu mektupta ise Faşizmin yaşamı sebepsiz yok edişi ele alınacaktır.

    Ne tuhaf şey Taranta - Babu;
    bizi kendi topraklarımızda öldürmek için
    kendi topraklarımızın
    baharını bekliyorlar.
    Ne tuhaf şey Taranta - Babu;
    belki bu yıl Afrika'da
    yağmurların dinişi,
    renklerin, kokuların
    gökten yere bir şarkı gibi inişi
    ve güneşin altında ıslak toprağımızın
    derisi tunç yaldızlı Gallalı bir kadın gibi gerinişi,
    bize senin
    memelerin
    gibi tatlı yemişlerle beraber
    ölümü getirecek.
    Ne tuhaf şey Taranta - Babu!
    Kapımızdan içeri ölüm
    kolonyal şapkasına
    bir bahar çiçeği takıp girecek...

    Sevgili Ahmet Cemal'in birden çok eserinde geçen bir ifadesindeki gibi:
    "Yaşamı savunmayı birincil görev saymayan bir canlılar topluluğu, kendine insanlık demek hakkına da sahip değildir."
    Yaşamı savunmak zulüm olan her yer için ses çıkarmak anlamına geliyor. Bunun mücadelesini veren değerlerden biridir Nâzım. Sadece kendi ülkesinin sorunları ile uğraşmamış İngiliz Emperyalizmine karşı Devrimci Hintlilerin yanında yer almış, İtalyan faşizminin karşısında sömülen Afrika'nın safında yer almıştır. "Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye" adlı şiirinde ise halkı sömüren Osmanlı paşalarının, padişahlarının karşsında saf alacaktır. Bunlar birkaç örnek çoğu şiiri bu mücadelesinin eseridir..

    Son bölüm: Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin

    Nazım Hikmet bu destanı neden yazdığını giriş kısmında belirtiyor. 1925 yılında Darülfünun İlahiyat Fakültesi kelâm müderrisi Muhammed Şerefeddin Efendinin Şeyh Bedreddin ile ilgili yazdığı risaleyi okuyunca olayların çarpıtılmış olduğunu ve Bedreddin'in en önemli adamına Börklüce Mustafa'ya "adi" denmiş olması Nazım'ı bir Şeyh Bedreddin Destanı yazmaya iten sebepler olmuştur.
    Şeyh Bedreddin Osmanlı idaresinden memnun olmayan köylüleri ve yoksul dervişleri etrafına toplayarak isyan etmiştir. İsyanın merkezi Karaburun Yarımadası'dır. Nazım alt sınıfların bu isyanını çok değerli bulur ve proleter bir dayanışmanın siyasi, dini çarpıtmalara tarihi hep kazananın yazıyor oluşundan rahatsızlık duyarak kaleme alacaktır. Şeyh Bedreddin Destanını.

    Burada Şeyh Bedreddin isyanını ve Nâzım'ın uzun destanını anlatacak hâlim yok ve sizin de okuyacak sabrınız.. O yüzden bu kısmı mutlaka okumanızı isterim sizlere bu destanın seslendirilmiş hallerini link olarak bırakacağım isterseniz göz atabilirsiniz ben defalarca severek dinledim. Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim. Bir başka Nazım eserinde görüşmek üzere. Kitaplarla kalın..

    Cem Karaca: https://youtu.be/-3eCrAIlYSU

    Zülfü Livaneli: https://youtu.be/ipsC9V50UE8

    Ahmet Kaya: https://youtu.be/Oqy1bu34PUs

    Tuncel Kurtiz - Sema Mortiz: https://youtu.be/Etk-wvIuHxo

    İzlediğim Belgeseller:

    Fevzi Kurtuluş- İsmail Aydoğmuş https://youtu.be/XGbcS5U_IP0

    İlber Ortaylı: https://youtu.be/bGr2fMredKA

    Eskiden Kültür Bakanlığı da yapmış olan Namık Kemal Zeybek; https://youtu.be/rseYzjcY2i4

    İhsan Eliaçık: https://youtu.be/hRlfN9vjNDc
  • Neleri alıp götürmedi benden ayrılık;
    kilometrelerle umut, tonlarla keder,
    taradığım saçlar, sıktığım eller.