Aslında beni hiçbir yere götürmeyen öylesine zaman geçirmek için okuduğum bir kitap gözüyle bakarken son yüz sayfada karakterlerin iç dünyasıyla kendi dönüşümümü de gördüm sanırım. Kırılmaz, geçilmez duvarların arkasında nasıl da korktuğumuzu hatırlattı bana. Peter ve İvan babalarının kayıplarından sonra hayatlarına devam etmeye çalışırken bu acıyı kabullenmek onlar için çok zordu... Değişim, dönüşüm, durum ve duygularını fark edişleri, çırpınışları, bazen sessiz bazen de gerçek yardım çığlıkları beni de hayatın içine o duygulara döndürdü sanırım.
Sonra kendime; Peki ya ben? Ben neyi reddediyorum hayatımda, neyi görmezden geliyor ya da neyi kabul edemiyorum ki hala olduğum yerde sayıklıyorum? derken buldum kendimi. Herkes bi noktada cesaret gösterip atılım yapmışken ben neden hala, yıllar sonra bile olduğum yerdeyim?
(Bu bir kitap incelemesinden ziyade duygularımın dışa vurumudur, teşekkürler :)