• Ne söylememi bekliyorsun
    Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
    Susmam bundan, konuşmam bundan.
  • Bayılmayı umutla bekliyorsun.
    Ama hayır. İnsanoğlu ne kadar dayanıklı. İnsanın niye bu kadar dayanıklı olduğuna kızıyorsun. Hem kızıyor, hem şaşırıyorsun.
  • Ne bekliyorsun burada? Sorusuna hep, VATANI.
    Diye cevap veren pervanelere selam olsun.
  • 160 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Romanın ana karakterleri Jerome ve Alissa’nın daha çocuk yaşta başlar aşkları. Birbirlerini çok severler. Ancak bu sevgide ihtiras, şehvet gibi duygulara yer yoktur. İki insan birbirini en yalın haliyle nasıl sevebilirse öyle severler birbirlerini. Katışıksız, plansız, güdümsüz ruhsal bir sevgidir aralarındaki.

    -spoiler-

    Ancak bir dizi engelle karşılaşırlar, bir araya gelemezler, birbirlerine kavuşamazlar bir türlü. Jerome’nin tam Alissa’ya açılacağı gün, Alissa’nın kız kardeşinin de kendisine aşık olduğunu öğrenir. Bu engeli aşmak yeterince zaman alır, tam sorun aşıldı, birleşmeleri için artık hiçbir engel yok derken Alissa’ya bir şeyler olmuştur.

    Alissa’nın ruhunda bir şeyler değişmiştir. O artık erdem yolcusudur. Gözleri gerçek aşka açılmıştır. İlahi olana, sonsuz olana, yaratıcıya duyduğu aşk uğruna Joremo’ya olan aşkını feda etmiştir. Göksel olana adamıştır tüm sevgisini. Joreme’ye karşı sevgisini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Joreme’ye olan sevgisini de yaratıcıya olan sevgisine katmıştır, sevmenin önündeki sınırları kaldırarak sonsuz sevgisinin içinde sevmiştir onu. Sevmek en büyük erdemidir artık Alissa’nın. Sevgisinin hudutları kendisini aşıp tüm evreni kaplamıştır. Ve Joremo’ya olan sevgisi de bu sevginin içindedir.

    Ancak Joremo’nun gözleri böyle bir sevgiye açık değildir. Onun için aşk, sevgi, dostluk, arkadaş yani sevmenin herhali Alissa’dır. Sevginin müridi olan Alissa, Joremo’nun da gözlerini gerçek sevgiye açmak ister. Joremo’nun sevgiye ulaşmasındaki engel olarak kendisini gördüğü için kendisini, aşkını Joremo’nun uğruna feda eder.

    Buğulu gözler gibidir onların aşkı. Burun sızısı olur, görüntü bozulur, kalpte burukluk hissedilir, ağlamanın her türlü belirtisi mevcuttur ne var ki yaş olup gözden akamaz bir türlü. Ancak bu aşka yarım kalmış bir aşk da diyemeyiz asla, belki de çoğu aşk bu aşkın yanında bir saman alevidir. Alissa’nın vefatından sonra, Joremo’nun, Alissa’nın kız kardeşiyle geçen son diyaloğu bunu kanıtlar niteliktedir.. şöyle ki:

    “Evlenmek için neyi bekliyorsun?”

    “Bazı şeyleri unutabilmeyi”

    “Yakında unutacağını umuyor musun?”

    “Asla unutmamayı umuyorum.”
  • "Acaba kendisi neyi bekliyordu? İçinde anlaşılmaz bir duygu vardı ki ona bir şey beklediğini söylüyordu.Bunun ne olduğunu düşünüyordu. Bazen bir sesin kendisine ‘belanı bekliyorsun’ dediğini duyar gibi oluyor, sonra iradi bir cihetle bunun tesirinden kurtularak harb tarihine, gezinmesine veya kederine dalıyordu."
  • Aptal bir ağlamanın hikayesi bu. Başaranlar ve başaramayanlar diye iki taraf var. Güneş çoktan batmış - kafan oldukça yoğun, yeldeğirmenleri gibi dönüp duruyor şarkılar etrafta. O kadar beklemene rağmen alışamamışsın hala. Çıldırmış içinde bir şeyler- dizginlemeye çalışmışsın şu saate kadar. Ne yapacağını bilmiyorsun. Duş alıp uyumakla, intihar arasında gidip geliyor sarkacın. Başaramayacağını biliyorsun ikisini de. Başka bir şey gerekli aslında,zaten bildiğin bir şeyi kabullenmek için bambaşka renkte bir şey. Dört dolaşıyorsun dünyanda odanda sessizce otursan da. Hayallerinde bile iki kişi olamıyorsun bu gece. Tek başında koşuyorsun koskoca trenin içinde. Vaz geçebilir misin? Ne zaman yola çıkmıştın ki? Uzun hayat - her şeyin çaresi var. Yavaş yavaş hayatının yalanlarla dolu olduğunu hatırlıyorsun. Tek gerçek cümleyi hatırlıyorsun sana söylenen. Sarkaç bir daha salınıyor, gölgelerle dolu bir odada açıyorsun gözlerini. Pencere yok ama rüzgar var. Acı çektiğini düşünüyorsun ama hiçbir şeyi bilmiyorsun. Kapının da olmadığını görüyorsun - beyninin içindesin, farkediyorsun, çıkamıyorsun. Her taraftan üzerine geliyor o. Teslim olmak istiyorsun, ama senin beynin tutan - gerçek dünyada istediğin seni istemiyor. Burada kalmak daha iyi belki. Ama sarkaç yine salınıyor ve gökyüzüne çıkıyorsun. Soğuk epey, gökyüzü soğuk olur biliyorsun, sevecen de olur ama diyorsun. Yalnızları sevmez gökyüzü, yalnız değilim ama ben diyorsun. Yalnızsın öyle hissediyorsan. Dokunmak istiyorsun sana uzatılan ele, yine saçma şeyler görüyorsun, el filan yok, uzatılan bir şey yok. Ay da yok. Tek başınasın, her yer karanlık, her yer soğuk. Sana da sarkacına da demeye kalmadan yatağına düşüyorsun. Telefona uzanıyorsun, arayamayacağını biliyorsun. Ağlamaya başlıyorsun. Sesin duyulmasın istiyorsun , yalnızım zaten diye düşünemiyorsun. Fark edilmesin istiyorsun. Erkekler ağlamaz dinliyorsun, gizli gizli ağlıyorsun. Kolay aslında, zor olan görülmemek, zor olan anlaşılmamak, zor olan hatırlanmamak. Hikayesini yazmak istiyorsun ağlamanın, başaranlar var- başaramayanlar var biliyorsun ta en baştan. Yok diyor o aradaki kalın çizgi - ağlamak hikaye edilmemeli sadece yaşanmalı. Ağlayamıyorsun da belki. Kimse görmüyor zaten- "Kelimeler Kafi"yi buluyorsun sonunda o sarkacın en kırık zamanında. Geçiyor şarkı, geçiyor gece, geçiyor ömür. Sen geçemiyorsun sona kadar. Bekliyorsun sadece.