• -Senin hoşuna giden hayat hangisi?
    -Herhalde bundan başka türlüsü.
    -Ama bu hayatta sevmediğin şey ne? Onu söyle.
    -Her şey; durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de açgözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler. Konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor. İlk bakışta zeki adamlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "Falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." Başka birisi: "Aa! olur şey değil; niçin acaba?" Ya da: "Falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti, bir başkası üç yüz bin kazandı." İllallah bunlardan. Bunlar arasında insanlık nerede? İnsanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? İnsanlık ufak paralar haline gelmiş.
  • İlk bakışta zeki adamlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "Falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." Başka birisi: "Aa! olur şey değil; niçin acaba?" Ya da: "Falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti. Bir başkası üç yüz bin kazandı." İllallah bunlardan. Bunlar arasında insanlık nerede? İnsanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? İnsanlık ufak paralar haline gelmiş.
  • Ama bu hayatta sevmediğin şey ne ? Onu söyle.
    - Her şey; durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de açgözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler. Konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor. İlk bakışta zeki adamlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler '' Falanca veya filanca bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı''..... Bunlar arasında insanlık nerede ? İnsanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? İnsanlık ufak paralar haline gelmiş.
  • Her şeyi duyuyoruz, hiçbir şeyi bilemiyoruz Olric. Bu duvarlar arasında kapandık kaldık. Savaş diyorlar, öldüler diyorlar, halk diyorlar. Ne biçim şeyler bunlar? Rivayetler dolaşıyor, sözler geliyor kulağıma. Hep, bir yerlerde bir şeyler oluyor, biz bilemiyoruz, Olric. Hep anlatıyorlar, söylüyorlar, naklediyorlar. Bir gün hiç beklemediğim bir sırada, kapı bir tekmeyle açılacak; tanımadığım insanlar dolacak içeriye. O anda, büyük bir ihtimalle, sen de yanımda olmayacaksın; muhafızlar da öldürülmüş.
  • Nasrettin Hoca'ya sormuşlar?
    - Kimsin?
    - ''Hiç'', demiş Hoca. ''Hiç kimseyim.'' Dudak büküp önemsemediklerini görünce, bu defa Hoca sormuş:
    - Sen kimsin?
    - Mutasarrıf (Tanzimat'tan sonra Osmanlı'da sancak yöneticisi)'' demiş adam kabara kabara.
    - ''Sonra ne olacaksın?'' diye sormuş yine Nasrettin Hoca.
    - Herhalde vali olurum.
    - Daha sonra?
    - Vezir.
    - Daha daha sonra ne olacaksın?
    - Bir ihtimal sadrazam olabilirim.
    - Peki, ondan sonra?
    Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: ''Hiç.'' Nasrettin Hoca bunun üzerine:
    - Daha niye kabarıyorsun be adam! Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: ''Hiçlik makamında!''

    ''Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen ''HİÇ'' ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.'' diye ifade etmiş Hz. Mevlânâ. Para, şöhret, makam belki insanların hayallerini süsleyip kısa zamanda ihtiyaçlarını giderebilir; ama bunlar sağlık gibi gelip geçicidir. Bir gün bakmışsın zenginsin, itibar kazanmışsın, makam-mevki sahibi olmuşsun; bir de bakmışsın dünya hâli bir musibet başa gelir, servetini, makamını, unvanını, saygınlığını yitiriverirsin. Şu fâni dünyada hiçbir şey kalıcı değil.. ''Güvenme varlığa, düşersin darlığa'' diye ne güzel söylemiş atalarımız. Gelip geçici şeyler kadar, onlarla övünmek de basiretsizliktir. Bu gibi maddî unsurlar sadece iyiliğe yönelmek için birer vasıta olmalıdır. Mutluluğu günümüz dünyasında maddiyâtta arayanlar yanılgı içindedir; aksine mutluluk maddiyâtta değil maneviyâttadır.

    ''Hiç'' olmak; tasavvufta bir makamdır. Bu makamda gurur ve kibir yoktur. Hiç olmak; kendini ve haddini bilmektir. Allah'ın yüceliği ve bilgeliği karşısında O'na hayran olmak ve kendi acziyetinin farkında olarak yaşama hâlidir. Yûnus'leyin;

    ''Bir avuç toprak, biraz da suyum ben.
    Neyimle övüneyim, işte buyum ben.'' diyebilsek..

    Ah bir kere de kendimizi eleştirsek, sorgulasak,
    ''Eller yahşi, ben yaman; eller buğday, ben saman.'' diyebilsek.. Bu; insanı kâmil olmak demektir, olgunluktur, tevâzu sahibi olmaktır. Herkes kendine dair öz eleştiri yapsa eminim dünya daha yaşanacak bir hâle gelir ve barış ortamı kendiliğinden oluşur. Ama herkes üste çıkma, başkalarının kusurlarını görmek ve yaymak derdinde.. Hiç tanımadığı insanları eleştirmeyi huy edinmiş insanlar var. Hayat o kadar kısa ki.. Hüsnüzan beslemek varken, ne diye suizanla vakit geçirir insan?
    Etrafınızda görürsünüz bazen; bir konu hakkında bilgisi olan susar ama bilgisiz ve eleştirme derdinde olan insan ise konuşur da konuşur, kendi düşüncesini ispatlamaya çalışır. Oysa olgun, bilgi sahibi insan böyle bir şeye gerek duymaz.

    Manevî anlamda, makamlardan makamlara geçen Hz. Mevlânâ'yı, Yunus Emre'yi ve nice gönül erlerini hiç mi örnek almaz insan kendine? ..Bir selâmı, bir teşekkürü bile çok gören insanlar gördüm. Bununla alçalacağını, küçüleceğini düşünüyorlardı belki.. Küçük bir tebessümün bile hikmeti olduğunu bilmiyorlardı. Serzenişlerim koptu gitti yine sevgili okur.. Mâzur görüle..

    Öyleyse hayatımızın her anının farkında olarak yaşamak, kendimizi ve çevremizde olup biteni sorgulamak ve benlik zannından kurtulmak dileğiyle..
    Esenlikle kalın..

    ~ Müverrihe ~/Haziran 2020
  • “İlk bakışta zeki adamlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "Falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." Başka birisi: "Aa! olur şey değil; niçin acaba?" Ya da: "Falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti, bir başkası üç yüz bin kazandı." Bıktım bunlardan. Bunlar arasında insanlık nerede? İnsanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı?”