• 107 syf.
    ·9/10
    Ne çok bize benziyorsun İran! Ne çok bizi anlattın Sadık Hidayet!

    Ağa zihniyeti ülkemizde de etkisini alan bir süreç; yani ağa dediğimiz mevzu, düşünmeyi değil, gücü ister. Düşünmezsin, güçlüye hizmet edersin. Yapımıza baktığımızda monarşik bir yapının içinden çıkageldik, İran gibi meşruti monarşi ile yönetildik, sonra cumhuriyete geçtik. İran'da ise, en son İslam Devrimi oldu ve öylece kaldı. Tabii mevzu İran Devriminin öncesini anlatıyor.

    Nasıl Zweig, Hitler zulmünden psikolojisi bozulup intihar ettiyse, benzer şeyi Sadık Hidayet de yaşamış olsa ki, 1951'de Paris'te intihar etmiştir. Bu bunalımını, bunun izlerini kitabın içeriğinden görmek mümkün. Haykıramadığı şeyleri hem dolaylı olarak eleştiriyor, hem de direkt olarak eleştirmekten geri kalmıyor.

    Kitapta bahsi geçen isimlerden birisi de Rıza Şah. Rıza Şah Pehlevi, 1934'te ülkemize ziyaretinde Adnan Saygun tarafından, Şah Pehlevi'ye ithaf edilmek üzere "Özsoy Operası" yazılmıştır. Demokrasi adı altında İran'da ön plana çıkmasının yanında, Türkiye açısından da böyle bir önemi vardır. Aynı zamanda 1937 yılında, Türkiye ile İran'ın içinde bulunduğu "Sadabat Paktı" da ortaya çıkmıştır. Kendisi de tahttan indirildikten sonra İran, devrime giderek yakınlaşmıştır.

    İnsanların bir şeyleri farkına varması için okuması gereken kitaplardan birisi. Böyle kitapları okuduktan ve farklı bir bakış açısı kazandırdıktan sonra, "iyi ki kitaplar var" diyorum. Sade diliyle, insanı içine çeken, başarılı bir eser.