• 68 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    İncelemeyi okumaya üşenirim, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabını izleyerek anlamak istiyorum diyorsan : https://www.youtube.com/watch?v=CwJC6YxG8do&

    Zevkle inceleme yapacağım kitaplardan biri daha. Zweig'a ait okuduğum 3. kitap ve artık Zweig'la ilgili temel yapıtaşlarının kendi adıma oturmaya başladığını hissediyorum.

    Zweig, romanlarında tezatlıkları seviyor. Ulaşılmak istenen taraf bazen bir kişi olsa bile bazen bir kalp oluyor bazen de bir hedef oluyor fakat o hedefte her daim bir umursamazlık hakim. Anlatıcı karakterlerin bitmek bilmeyen çabası bu kitapta da en çok göze batan çabalardan biri. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i gibi kapıda beklemelerden tutun da Amelie filmindeki gibi amaçlanmış kişiden başka kişilerin asla ve asla anlatıcıya tam olarak ulaşamadığı, kitapta esintileri olan konulardan.

    İlk kez 1922’de yayınlanmış bir roman bu, yani I. Dünya Savaşı’ndan sonra elinde sadece kan, şiddet ve sefalet kalmış bir Avrupa. Elinde bunların olduğunu düşününce böyle bir ortamda sevgiyi bulan bir kadın bir sevgiyi çok kolaylıkla saplantı haline getirebilir diye düşünüyorum.

    Ayrıca I. ve II. Dünya Savaşı arasının çocuğu olarak nitelendirilen faşizmin görüldüğü, ataerkilliğin ve güçlü olanın, erkeğin daha ön plana çıktığı bir cinsiyet paradigması da olduğunu düşünürsek bilinmeyen bir kadının neden bilinen bir adamı saplantı halinde sevdiğini de biraz olsun anlayabiliriz.

    Olayın psikolojik boyutu ise apayrı. Baba ve anne sevgisinden yoksun büyüyen bir çocuk psikolojisinde babasından bulamadığı sevgiyi başka bir adamda bulmak isteyen ve bu davranışıyla da aslında erkek için tanımlanan fakat bu kitap için kadın kapsamında konuşabileceğimiz bir Oedipus kompleksi görülür. Çünkü bilinmeyen bir kadın, bilinen bir adamın sevgisiyle bilinmek ister.

    Çocuk psikolojisi konusunda harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Burada fakir bir çocukluktan, zengin bir gence doğru giden bir yol var. Çocuk halinde iken anne şefkatinden bile mahrum bırakılan çocuğun başka şeylere yönelmek istemesi kadar doğal bir şey yok. Çocuk olduğumuz zaman o kadar şeyle aynı anda ilgilenmeyi istiyoruz ki, etrafımızdaki çocuklardan, büyüklerden herhangi bir tepki alamayınca bile bazen çıldırabiliyoruz. Kitaptaki anlatıcı da adamı her şey olarak gördüğü için elinden ya da ruhundan ona ait bir şeyler çıkarılınca epey pesimist bir auraya bürünmek zorunda kalıyor.

    Bence bilinmeyen bir kadın hep bilinmeyen olarak kaldı. Çünkü çocukluktan kadın tanımına geçmeyi bile adamın onu tanıması olarak görüyordu. Böylelikle o ilgisizlikle yetişmiş, fakir bir çocukluk hayatından gelme insan, kendi potansiyelini gerçekleştirme uğruna kariyer, okul ya da başka herhangi bir şey değil sadece onun kendisini tanımasını istiyordu.

    Bilinmeyen bir kadın, bilinmeyi istemediği kişiler tarafından o kadar çok bilinen bir kadın oldu ki bu bilinirliğini artırmak yerine ruhunun bilinmeyenliğini daha çok artırdı. Deneyimsizlik, sevgi konusundaki saflık, herhangi bir şeyden habersiz olması, manevi yöndeki eksiklikler bu kızı oluşturan parçalar.

    Bu kitapta hiçbir cümle boş değil, her cümle o kadar samimi ki bilinmeyen bir kadının sevdiği adam keşke siz olaymışsınız da bu mektubu size yazsaymış diyesiniz geliyor. 1920 yılında bir gün, postacı gelip de kapınıza böyle bir mektup bıraksa sizin de eliniz ayağınız düğümlenirdi. Fakat şimdi Twitter var, Whatsapp var. Mektubun altına numara iliştirme, Twitter adresini bırakma falan var. Hatta mektup kültürü bile kalmadı artık. 20.yy'ın sevgileri bile insanın insan olarak hissetmesini sağlayan sevgiler be kardeşim. Ben bu anonimliğin, bu habersizliğin, bu veri eksikliğinin olduğu yıllarda bir kadın tarafından sevilmek isterdim.

    "Sen" kelimesini bu kitapla birlikte gerçekten çok sevdim. Sanırım bu kitap bize "Sen" kelimesinin gizemli ve en samimi anlamını öğretiyor. Eğer o "sen"i bir kere bile olsun tanımak isteseydin, o kızın içinde kopan buhranları da anlayabilecektin be R. Sen onun çocuk saflığındaki sevgisini değil, bedenini istedin. Sen onu sen olarak istemedin ki hiçbir zaman, sen onu et parçası olarak gördün. Bir kere değil, bir çok kez gördün hem de R. Buna rağmen seni sevmekten hiç usanmadı ama. Biliyorsun değil mi? Sen ne kadar o kadına beden algısıyla baktıysan o kadın da sana o kadar ruhuyla baktı be R. Fakat R... O hiç pişman değil. Bugüne kadar aklına gelebilecek herhangi bir pişmanlık kavramına bile sığmaz o kadının düşündükleri. Hiçbir hareketinde pişman değil. Senden kopan bir parça olarak gördüğü o çocuk için yaptığı onca şeyden bile pişman değil. Seni sevdiği için de hiç pişman değil. Pişman olsaydı, o kadar sayfa yazı yazdıktan sonraki sözleri günümüz gençleri gibi "Allah belanı versin, engelliyorum seni." yerine "Sana teşekkür ederim... seni seviyorum, seni seviyorum... elveda." olur muydu be R?

    Sana bir şarkı hediye ediyorum R, umarım bu şarkıyı dinlemek kadına baktığın bakış açını değiştirmene yardımcı olur : https://www.youtube.com/watch?v=kt7yrISdoAM

    "Affetmesen de fark etmez.
    Ben çoktan affettim seni,
    Benimki bir beklenti değil.
    Gökyüzü mavidir değişmez...."

    ----spoiler----
    Not : Kitap gerçek anlamda tüylerimin tamamen diken diken olmasını sağlayabilmiş bir kitaptır. Sadece iki kelimesiyle.
    "Kendimi sattım."
    ----spoiler----
  • Çünkü Oğuz Atay'ı da okudum. Seni de tanıdım...
    Diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim... Seni az tanıyorum... Az...
    Sen de fark ettin mi? Az dediğin küçük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece 2 harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri Başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi.
    Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorumi demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az her şey demektir. Ve Belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.
    Hakan Günday
    Sayfa 349
  • 268 syf.
    ·1 günde·9/10
    - Böyle bir şaheser hakkında ne inceleme ne de yorumda bulunmak haddime bile değil ama içimden geçenleri belirtmek istedim..

    Nihat: "Ne istediğini bilsen canın sıkılmaz!" dedi.
    Ömer, yalvarır gibi cevap verdi: "Bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım..."
    Nihat güldü: "Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır..

    - İçimizdeki Şeytan'ı nasıl incelemeye başlar ki insan? Yazarın bu kalemi, büyüleyici kelimeleri ve duygular arasında geçişindeki pürüzsüzlüğü karşısında çok fazla kelime var söyleyebileceğim ama resmen hepsi içimde gelgit oluşturuyor. Hangisini seçeceğim konusunda kararsızlıklar yaşıyorum. Sanırım şu ana kadarki en zor incelemem bu olacak.

    - Ömer, Macide, Emine Teyze, Galip Amca, Semiha, Bedri, Nihat ve diğerleri..
    Bu karakterleri yazar kitabın içinden alıp bizim mahallemize yerleştirmemiş bence, her okuduğumuz karakteri özümseyeceğimiz kelimelerle bizim içlerimize yerleştirmiş..
    Her karakterde içimizdeki şeytana ait izlere rastlıyoruz o yüzden aslında her karakter biraz da bizi anlatıyor diyebilirim.

    - Ömer.. Seni ilk tanıdığım andan itibaren içindekilerin çok farklı olduğunu hissetmiştim. Vapurda Nihat'a ''Şu anda ömrümün en ehemmiyetli dakikalarını yaşıyorum.'' dediğin andan ve sonrasından itibaren izah etmeye çalıştığın o duygu yoğunluğundan başlayarak en son sayfaya kadar hep senin yanındaydım. Daha güzel şeyleri nasıl yaşayabilirdin diye merak ediyorum ama bunun imkanı olmadığını ikimiz de bu kitabı okuyan herkeste gayet iyi biliyordu. Seni düşününce aklıma gelen ilk şey Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar kitabındaki ''Hikmet Benol'' karakteri oldu. Hisleriniz, kafanızın içindeki cümleler, hareketlerin.. Hepsi ama hepsi neredeyse onunla benzer. Kesinlikle bir kan bağınız olmalı. O da yoksa can bağınız var ve hislerinizle birbirinize bağlı olduğunuza eminim diyebilirim..

    - Macide.. O kadar saf ve temiz duygular içinde hiç beklemediği anda vuruluyor. Öyle kelime salvoları var ki vurulmazsa ayıp olurdu zaten. Öyle güzel cümlelerin ve duyguların var ki, insanların hayatı yaşadığı duygular kadar güzel olsa diye düşünüyoruz ama olmuyor maalesef. Öyle kırılma noktaları oluyor ki insan kendinden de, ne kadar büyük olursa olsun duygularından da vazgeçebiliyor. Bu sanki kaderin bize kurduğu bir paradoks gibi. Mektubunda anlattıkları eminim hepimizin içine dokunan ve kabullenemediğimiz, hayatımızı esir eden gerçeklerle dolu.

    - Bedri.. Tekrar karşılaşmak istediğim karakter.. Şaşırmadım doğrusu. Yazarın duygularını en belirgin şekilde hissettiğim karakter sendin. Patlamalarında çok şey gizli. Çok şey biriktirmiş ve bunların açığa çıkmasını dört gözle bekledim. Ne kadar berrak bir şekilde anlatıyordun içimize dokunacak şeyleri. En etkileyici şeylerdi belki senin kelimelerin. Az ama öz.

    - Bahsetmek istediğim temel karakterler bunlar, diğerleri hakkında da söylenecek çok şey var ama onları ve kitap hakkındaki düşüncelerimi şimdi genel olarak anlatmak istiyorum.

    - Bu kitabı okumaya başladığımda başta duygusal şeylerin anlatıldığı, aşık genç, mahallenin güzel kızı gibi şeylerden bahsetmeye devam edip sonunun da duygusal bir birleşmeyle ve mutlulukla sonlanacağı izlenimine kapılıyorsunuz. Kapılmayın. Savrulacaksınız çünkü. Duygu denizi sizi içine alıp sağa sola savuracak. Duygular ön planda. Karşılıklı olarak veya sadece akıldan geçen düşsel duygular..Duygusal ve derin psikolojik tahlilleri ile ''Stefan Zweig'' i anımsattı bana yazar. O anın duygusunu harika bir şekilde içimize işletecek kelimeleri seçmek için özenli bir çalışma halinde olması gerekli(diye düşündüm). Söz konusu Sabahattin Ali olunca hiçte şaşılacak bir şey değil ama..

    - Kitabın içinde birden fazla kitap gizli ve hepsini okumuş gibiydim resmen. İnsanın içindeki şeytanın başına ne gibi belalar açabileceği(bütün karakterler açısından), nasıl bizi uçurumların kenarına getirip, itip itmemek konusunda kararsız kalıp hislerimizin bizimle dalga geçtiği, avucuna alıp oynattığı bir kitap oldu. En aydınından en cahiline, en fakirinden en zenginine nasıl içimizdeki insafın da(bizi kötülüğe sürüklediği) kötülüğün de belirli şartlar oluştuğunda açığa çıkabileceğini gördük. Benim kitap hakkındaki görüşüm ''Aslında hepimiz içimizde bir şeytanla yaşıyoruz ve ortaya çıkarmak için uygun anı bekliyoruz...''

    - Fark ettiğim bir şey daha, bu kitapta aslında yazarın hayatının da çok büyük kesitleri var. Yaşadığı dönemdeki kendi sıkıntılarını esere, karakterlerin diliyle anlatmış. Çok ince bir dil kullanarak. Bedri'nin söyledikleri aslında hem okul müdürü hem de o anki yaşadıklarını açıklıyordu bizlere. Müdüre söyleyemediği şeylerin çoğu ve o an içinde tuttukları, sonradan söylediği her şey yazarın kendi sitemiydi aslında. ''Öyle sayfalar okuyorsunuz ki bir cümle gibi geliyor, ve öyle cümleler var ki, sayfalarca yazılsa anlatılamayacak gibi...''

    - Kitabın bana göre en can alıcı cümleleri ve anlatmak istediklerinin özeti..

    ''Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz. "

    - Sabredip okuyanlara teşekkür ederim.

    Bonus: https://i.hizliresim.com/mMqM3Y.jpg

    - Bu kitabı okumama vesile olan arkadaş grubuna çok teşekkür ederim. Onlar öyle güzel insanlar ki, birbirlerini sevmelerine ve sıcaklıklarını hissettirmelerine ne mesafeler ne zaman ne de başka şeyler engel olabiliyor. Hepsi birer karınca gibi resmen. Kendilerinden çok daha fazlasına gücü yeten ve bir araya geldiklerinde koloni oluşturacak kadar güçlü ve birbirine sımsıkı bağlı bir arkadaş grubu. Gülüşündeki samimiyet, duygusal derinlik, kararsızlık ve yaşadıkları zorluklar, birbirlerine umut oluşları ve ellerinin, yüreklerinin kenetlenip birbirini hiç bırakmayışları resmen bana bu dünyada hala güzel şeylerin barındığına ve yeşereceğine dair umut veriyor. Beni de aranıza katıp bu güzel kitabı okumamı sağladığınız için hepinize tek tek teşekkür ederim.
  • Arkadaşlar, sitede en çok paylaşılan sahte alıntıları Kağan Bilge ile bu iletide topladık. Sitedeki bilgi kirliliğini temizlemek için bu alıntılara rastlarsanız lütfen şikayet ediniz. Ve lütfen okumadığınız, kitaplarda kendi gözlerinizle görmediğiniz alıntıları eklemeyiniz. Bu sözlerin mal edildiği kişilere ve sözlerin asıl sahiplerinin emeklerine saygı duyulması adına, her edebiyata,kitaplara değer veren okurun buna dikkat edeceğini umuyorum.Sizler de sitede ya da başka sayfalarda gördüğünüz sahte alıntıları bu ileti altına yazarsanız, iletiye eklerim.Böylece 3 alıntıları denetlerken sağlam bir arşivimiz olur. Şimdiden hassasiyetiniz için teşekkür ederim.

    Oğuz Atay ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Gözden ırak, gönülden de ırak olur mu efendimiz?
    -Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.

    *Saat kaç Olric?
    Onunla bir ömür olmaya az var efendimiz.

    *Biliyor musun Olric
    + Neyi efendimiz?
    – Onunla ne zaman lades oynasak hep o kazandı.
    + Neden efendimiz?
    – Kalbimdeyken nasıl aklımda derdim?

    *Geçer "mi Olric?
    Geç "miş aslında geçmez "miş Efendim;
    Hep bir köşede yerinden çıkmak için geceyi beklermiş.

    *Neden sadece bir hayal ürünüsün Olric?
    - Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.

    *Ben vedaları sevmem albayım.
    Hiç gitmesin insanlar.
    Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam.

    *Geldi mi peki beklediğin Olric?
    -Beklenenler hiç gelmez efendimiz.

    * Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
    Herkes işine geleni biliyor Efendimiz.

    *Elimde değil Olric !
    - Ne efendimiz ?
    - Elleri Olric , elleri.

    *Ne zoruma gidiyor biliyor musun Olric? O’na yazdıklarımı o’ndan başka herkes okuyor.

    *Gönlüm geniş ama odalara yerleşecek insan yok!

    *Kim o Olric?
    - Kapıcı, efendimiz.
    - Ne istiyor Olric?
    - Çöp var mı diye soruyor efendimiz.
    -Bi'tap bedenimden ala çöp mü olur Olric? Söyle taşıyabiliyorsa beni alsın Olric.
    - Olur mu efendimiz,çileyle yoğrulmuş ömrün ederi bu olamaz efendimiz.
    - Ya ne Olric. Bunca şeyden sonra göğsümüze nişan takacak değiller ya.
    - Ama efendimiz…
    -Kapat kapıyı Olric üşüyorum.

    *Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.

    *Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi?

    *Susalım mı Olric ?
    -Konuşsanız ne değişecek Efendim ..
    -Hiç birşey Olric ...
    -Susalım birkez daha Efendim

    *Bazılarımız şiirlere,şarkılara,filmlere,kitaplara tutunuyor.
    Sanırım artık insan,tutunamıyor insana.

    *Herkes geçer diyor. Geçer mi Efendim ?
    - Herkes ne bilir acımı Olric ? Her gün biraz daha acır sonra, biraz daha ve biraz daha. Ama en sonunda ne olur biliyor musun Olric? Geçmez evet geçmez. Geçti sanırsın ama, geçmez.

    *Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin.Hadi devam et şimdi. kuru yaprakları,deniz taşlarını, gözyaşını,sorulamamış soruları,senden kalan sesleri. yaşanamamış paylaşılmışlıkları. birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü. ve özlemi biriktirmeye.

    *Çok şey vardı anlatılacak.

    "O yüzden sustum.

    Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
    Sen duydun mu sustuklarımı?

    *Gözlerim onu arıyor Olric
    -Gözlerinizde zaten o var efendimiz
    -Ama elimi atıyorum ve bulamıyorum Olric
    -Yanaklarınıza doğru süzülmüştür efendimiz
    -Yanaklarıma Olric
    -Yanaklarınıza efendimiz

    *Sus Olric düşünüyorum."
    - Düşünmek ne haddinize efendim.
    - Descartes düşündükçe var oluyor.
    - O düşündükçe var olur, siz yok olursunuz Efendimiz.

    *Ben ölünce beni onun gamzesine gömün olric.
    -Siz öldükten sonra gülecekse, külleriniz okyanusa daha çok yakışır efendimiz.

    *Yağmur yağıyor Olric. Islanıyor etraf. Ağlasak kimse anlamaz değil mi?
    - Anlamaz Efendimiz...
    - Tut ki güneş açtı... Papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
    - Bilinmez Efendimiz...
    - Yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
    - Sanmam Efendimiz...
    - Ben de sanmam...
    - Gidelim Olric...
    - Gidelim Efendimiz

    *Sevelim mi Olric?...
    - Sevmek nedir Efendimiz?
    - Sevmek vazgeçmektir Olric...
    - Vazgeçtiyseniz sevelim Efendimiz

    *Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric?
    - Oklarımız bitene kadar Efendimiz.

    *Keşke nedir olric?
    -Hatalarımız efendimiz.
    -Çok mu hata yaptık olric?
    -Keşke diyecek kadar efendimiz.

    *Hani yarınlar güzel olurmuş diyorlardı Olric, bu yaşadığımız gün de dünün yarını değil mi?
    - Kandırıyorlar efendim, kandırıyorlar.

    *İyi geçinmek, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur.

    *İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece baba.


    Cemal Süreya ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni.

    *Uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle.
    Ben yarına bakarım yanımdakilerle.

    *Bir kadını ortadan ikiye böl. Yarısı annedir, yarısı çocuk. Yarısı sevgili, yarısı aşk.Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! Yarısı rivayettir, yarısı gece.

    *Mutlu uyumak lazım azizim.. Madem uyku yarı ölüm halidir, O halde mutlu ölmek lazım; Her gece.

    *Cevap veriyorum "zamanla her şey geçer"diyen akıllara;"geçen tek şey zamandır."
    Anlayan,anlatsın anlamayanlara.

    *Güzel hayat isteyen,
    Güzel insanlar biriktirsin.

    *Elimde olsa bir yasa çıkartırdım;sevgiler ertelenmeden,geciktirilmeden söylenecektir

    *Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.
    Varsın yara içinde kalsın dizlerim,
    Yüreğim kadar

    Sabahattin Ali ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Zaten yalnızlığımın sebebi, kitaplardaki kahramanları semtimde bulamayışım değil miydi?

    *Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü

    *Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta.

    *Benim annem türkü bilmez. Ayıp değil ki. Çığlık bilir, Ağıt bilir.

    *Seninle şöyle bir oturup konuşamadık. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz farkında mısın? (İkinci cümle uydurmadır.)

    *Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede… Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “Napalım, kısmet değilmiş.

    *Bir kere avuç içini öptüğün insana bir daha düşman olamazsın. Oluyorsan o senin ayıbındır.

    *Hiçbir acı baki değildir. Üflersin geçer. Bazılarına daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.

    *Şimdi özlediğim yerden uzanayım sana, sustuğum şiirden sarılayım boynuna. Tam da şimdi; unuttuğum şarkıdan öpeyim seni.

    *Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor.

    *Gözlerimden öptü, Ellerimden öptü, ellerimden. Avuç içlerimden öptü. Unutabilir misin şimdi? Ben ölsem, unutamam.

    Turgut Uyar ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Yalnızlığına iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?

    *Kadınları mutlu etmenin 20 yolu diye bir gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter.

    *Keşke bir şiir okumuş,
    Bir kedi sevmiş olsaydınız!
    Belki bu kadar kirletmezdiniz birbirinizi.

    *Palyaço
    Bitmedi, yazacağım daha
    yazmazsam ağlayacağım çünkü
    alçakça olacak biraz
    hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
    her sokakta biraz daha eksilirdik
    bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
    bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
    "duyamadım", derdim, "tekrar et"
    sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
    sokaklar daha bir puslu
    palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
    ve ben daha bir alçak olurdum
    ağlardım biraz.

    Ah Muhsin Ünlü ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Kaç lisan bilirsen bil,
    terk edilmeyi yüreğine tercüme edemeyeceksin.

    Nazım Hikmet Ran ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim;
    Git, ne demekti sevgilim ?

    *Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
    Ne kötüdür an kadar yakın,
    bir asır kadar uzak olması.
    Ve bilir misin ?
    Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması...
    "Ben" deyip susması, "Sen" deyip ağlamaklı kalması.

    *Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız.

    *Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş.
    Ama sen gitme, ben cahil kalayım.

    *Kaldı işte; Çayımız bardakta..
    Çocukluğumuz sokaklarda..
    Mutluluğumuz kursağımızda..
    Sevdiklerimiz uzaklarda..
    Gülüşlerimiz fotoğraflarda.

    *Şehrime gel sevgili.
    Yarın çık gel.
    Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
    Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
    Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
    Gel ki nefes alayım.
    Gel.

    *Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıkların la yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
    Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksın dır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerden sin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
    Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.

    Necip Fazıl Kısakürek ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ayağın taşa takıldığında "Allah kahretsin" bile deme, dua et ki; taşa takılan bir ayağın var.

    *Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır, ya kiralık.

    *Kurban olduğum Allaha bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!

    *Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur.

    *Herşeyin ilacı ZAMAN diyenler,birde bu kelimeyi tersten okumayı deneseler.

    *Benim ayağımın altı da müsait başımın üstü de.. Nerde duracağını kendin belirle.

    Özdemir Asaf ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden.
    Ben sana âşık olduğumu,
    Ölsem söyleyemem.

    *Bana surat asma hayat
    Misafirim sonuçta,
    Kalkar giderim.

    *Ah sana bir sarılsam şimdi, kırılsa yalnızlığımın kemikleri.

    *Benimle ömür geçer mi ki' dedim. 'Senle geçirmeye ömür yeter mi?' dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.

    *İnsanlar insanların içinde 'insan'lara hasret yaşarlar.

    *Ben sana hep üşüyordum
    Çünkü kıştım..
    İnkar etmiyorum da bunu
    Seni sevmek gibi
    Büyük işlere kalkıştım.

    *Baharda kışı,
    Kışın da baharı özler insan.
    Ne uzaksa onu özler...
    Kavuşmak şart mı? Boşver!
    Bazı şeyler yokken güzel.

    *En sevdiğim mevsime geldik. Yapraklar sararacak gök gürültülü yağmurlar yağacak. Sonbahar hüzündür. Hüzün ise ben demektir.

    *Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı artık gönlümde; kaç'a deseler, hiç'e sayarım.

    *Ben kattım sana biraz
    öyle sevdim seni.Çünkü sen de bensiz o kadar güzel değilsin hani.

    *Yemin ederim kokundan anlamıştım, benim için herhangi biri olmayacağını.

    *Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.

    *Eskisi kadar özlemiyorum seni,
    Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlar da..
    Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
    Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
    Biraz yorgunum.
    Biraz kırgın.
    Biraz da kirletti sensizlik beni!
    Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
    "İyiyimler" yamaladım dilime.
    Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
    Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
    Gel diye beklemiyorum artık,
    Hatta istemiyorum gelmeni.Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum,
    Benim derdim yeter bana banane!
    Alıştım mı yokluğuna?
    Vaz mı geçiyorum, varlığından?
    Tedirginim aslında,
    Ya başkasını seversem?
    İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.
  • 48 syf.
    Sizin de oluyor mudur bilmiyorum kendi hikayenizden çıkabilmek arzunuz. Olmuyor mu? Bende sıkça olmaya başladı. Acıyor. Sebebi sonucu yok, azı çoğu yok .Şifası devası yok. Keşke bir anda unutturan acıyı bir anda alıp götüren bir iksir falan olsa...
    Kaç yıldır sabahtan akşama kadar ellerimdeki morarmaların acısını çekiyorum ve aynı dizeyi tekrarlayıp duruyorum;

    "ellerinden belli olur bir kadın."

    Nasıl anlatacağımı bilmiyorum . Geçen sene, ''Başlamam için bir cümle verir misin? Ne mi oldu? Ben biraz anlatayım . Nerede bitirmem gerektiğini de sen söyle'' diyerek yardım istediğim okurlar vardı sitede, halen de varlar , pek görüşüyor olmasak da:(
    Geçen yıldan bu zamana değişen hiç bir şey yok;

    Kaç zamandır bir tuhafım, fenalardayım , morarıyorum , çürüyorum diye bir doktora gittim. Doktor dediğim de bir onkoloji uzmanı. Birazcık anlattım ama nedense o çokça dinler gibi yaptı. Sonra çok ciddi bir tavırla tahliller yapmalıyız dedi. Cevap vermek yerine sessizce dinlemeyi tercih ettim. Sonra bir sürü tahliller yapıldı, sonuçlar alındı. Yakınlarım dostlarım hayatındaki tüm kötü şeyleri çıkar, küçük şeylerle mutlu ol falan filan dediler. Dalga mı geçiyorsunuz siz diyemedim onlara. Tamam, haklısınız der gibi dudaklarımın arasından bir şeyler gevelemeyi tercih ettim.
    Durmadan benimle savaşan , tüm vücudumu saracak bu illeti, çocuklarım ile hiç uğraşmamış sorumsuz bir babayı, sürekli acıyan gözlerle bana bakan evlatlarımı neremden çıkarayım acaba diye düşünmeden de edemedim.
    Annemi düşündüm; başıma gelen her felakette dualar okuyan Verdiği sadakaları hatırlayıp iyi olacaksın diyerek umutlu olan annemi. Kötü şeyler oluyor hayatımda, iyi olacak mıyım bilmiyorum. Yaşanan iyi ve kötü şeylerden önce, sonra verilen sadakalar , okunan dualar nereye gidiyor hiçbir fikrim yok ama korkuyorum.
    Yaşıyorsun yani. Ölmüyorsun da; "Beni öldürmeyen acı, güçlendirir." diyen Nietzsche'ye , hadi be hiç de dediğin gibi olmuyor, ben güçlenemiyorum demek istiyorum.
    Bitmeyen şeyleri hatırlıyorum, Daha bir sürü okunmamış kitaplar, tamamlanmamış sevilmeler, görüşülmemiş dostlar , dinlenmemiş eski şarkılar... Bitiremediklerim için bittiğimi düşünüyorum.

    ''Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli olur bir kadın,
    Denizin dibinde geziyor gibi.
    Ellerin, ellerin ve parmakların"

    Anlatacaklarımı da bitiremediğim gibi.

    Geçmeyecek bitmeyecek gibi:(
    Sağlıklı yaşadığınız tüm anlarda keyifli okumalar dilerim.
  • 339 syf.
    ·14 günde
    Kitabı ilk okumaya başladığımda şöyle bir paylaşımda bulunmuştum : “Bu kitabı ben nasıl okuyacağım ki, her okuduğum paragrafta bir şeyler paylaşma hissi yaşatıyor, çevreme bakıyorum, kimle paylaşacağım ki kim beni anlayacak... Heyecanla bir iki deneme yapıyorum, tık yok... İnsanın içinde bir coşku uyandıracak bir düşünce fırtınası başlatacak bir kitabı bitirmek olmaz herhalde, bitmez değil mi böyle bir kitap... Tekrar tekrar okunur, evet okunur; eskimez de böyle bir kitap... Aynı zamanda utandırır böyle bir kitap, adamlıktan soğutur, sorgulatır, şimdiye kadar neredeydin dedirtir; suç ve cezayı çocukluğunda okuyan bir düşünürün düşünceleri karşısına ne yüzle suç ve cezayı bu yaşıma kadar okumadan çıkıyorum öz eleştirisini yaptırır.”
    Evet, o gün dediğim gibi adamlıktan soğutur, utandırır derken kendi çapında bir adam olarak yazıyorum. Ülkenin her ferdine, ya da her insana -evrensel bir kitaptır- hitap ettiği kadar asıl hedefte aydınlar vardır, söz de aydınlar. Halen de öyledir. Düşünmek yerine hazırı alıp kullanırlar, o yüzden olamıyorlar, ham kalıyorlar. O yüzden kabuğumuzu kıramıyoruz.
    Bir ansiklopedi adeta “Bu ülke” kitap olarak, okunup bitirmek bu kitabı teknik olarak söylenir, bitmez ki, adam yemiş yutmuş. Onları benim gibilerin sindirebilmesi için, bir kere çok araştırması gerekir. Her araştırma yeni okuma demek, her okuma yeni okumalara yelken açmak demek. Bitmez… Ne güzel söylüyor okumakla ilgili üstat: "Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez."
    Kitabın son bölümünde basında çıkanlardan birkaç pasaj var. Muhittin Nalbantoğlu demiş ki : “Bazen öyle eserler vardır ki, onları her Türk aydınına adeta zorla okutmak mecburiyeti konmalıdır Sayın üstadımızın eserleri bu bakımdan en baş sırayı alabilecek kıvamda eserlerden meydana gelmektedir. Ancak, bir cümleyi belli bir saatte yazdığını tahmin ettiğimiz Cemil Meriç Beyin eserinden de, o nispette faydalanmak için, yine her cümlenin üzerinde derin derin düşünerek, o cümlenin mânasını yeniden keşfetmeye ve anlamaya çalışarak okumak lazımdır. Bazen bir sahife yazı, hattâ bir cümle, bir adamın hayatının akışını değiştirir. Üstadımızın son yayımlanan dört büyük eseri de bu kabil eserlerdendir..."
    Kitap bir ansiklopedi olduğu kadarıyla Cemil Meriç’in Entelektüel Biyografisiyle, Üstadın aforizmaları diyebileceğimiz Fildişi Kuleden ve Baki Kalan bölümleriyle çok değerlidir. Çözümlenmesi için düşünülmesi gereken özdeyişlerdir. Ve Kanaviçe, isim bile ne kadar manalı. Kanaviçedeki indeksi araştırmak ve sonra araştırdığın bölüme denk gelen yeri tekrar okumak… Bitmez…
    Yine kitabın sonunda basında çıkanlardan alın size mükemmel final. Alev Alat’lı Nisan 1984 yazdığına göre ve anlatısına geçenlerde diye başladığına göre olay da o tarihlerde olmuş demektir. Aktarıyorum: “Geçenlerde bir dostuma Bu Ülke'yi gösterdim: Yayınevinin adını (Ötüken) görünce kapağım bile açmadı. Nedir bu kadar korkutan?... Ben, demokrat olma çabası içindeyim, diyordu kapağı açmayan.”
    .............
    Buna benzer bir durumu ben de yaşamıştım. Bu kafalarla ne olacak ki, Alev hanımın verdiği örneğin tersi de geçerlidir. Üniversite öğrenciyken; Fakültede hiç unutmam, Edebiyat dersinde Nazım Hikmet’in kitaplarını aldığımı söylediğimde, bir linç edilmediğim kalmıştı; solcu, sosyalist değilim lakin kısır dünyamda okumak istemiştim. Ben karar vermek istemiştim, şimdi de öyledir.
    ...................
    Devam etmiş Alev hanım: “... Fırtınasının önüne kattı, savurdu, tartakladı, tahrik etti, meydan okudu Meriç. 'Arkamdan geleceksen, kiminle yola çıktığım bil' diyor, ‘ama yol dikenlidir, ama hazırlıksızsın, ama alışageldiğin sistematiği yok yazıların' ... 'Yazar, düşüncesini yardım olsun diye sunmaz. Bir mükâfattır bu. Lâyık mısınız, değil misiniz? Anlamak ister' diyorsun. Sözde kibrini 'Kanaviçe' yadsıyor, üşenmeden sıraladığı referanslar yadsıyor. Dip notlan kendisine saklayıp, fetva vermek de vardı. Bundan dolayıdır ki kitabından, ışığından, yani senden korkmuyorum. İnsanları sevmesen yazmazdın.”

    Yaa Ne güzel söyledi Alev hanım “İnsanları sevmesen yazmazdın.” Alın okuyun, değişmek için okuyun derim. Üstat tahrip değil birleştirmektir bu kavga diyor, buyurun siz okuyun : “Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan iki yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış. Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.”
  • 197 syf.
    “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf


    SUS
    OTUR
    DİNLE
    GEZME
    GİYME
    YAPMA
    İSTEME
    SEVME
    BAKMA
    .
    .
    .
    Eeee nefes alayım mı??


    Gelin size bir hikâye anlatayım.
    “Bir gün, bir baba ve oğlu geziye çıkarlar, hava yağışlıdır. Baba, direksiyon hakimiyetini kaybeder ve kaza yaparlar. Baba, kan revan içindeki oğlunu kucakladığı gibi hastaneye götürür ve çocuğu hemen ameliyata alırlar. Cerrah gelir önlüğünü giyer, eldivenini takar tam çocuğun üstüne eğilirken ;
    “Ben bu ameliyatı yapamam der, bu benim oğlum.”

    Ne oldu, mantık hatası mı arıyorsun ? Kadının aldattığı falan da gelmiştir belki aklına. Yoo olay gayet açık, cerrah aslında çocuğun annesidir.

    Bu hikayeyi yazmamdaki amaç sonucu bulmanız değil. Belli bir mevkideki birinden bahsedilince aklınıza ilk kimin geldiği. Ve sonuç tabii ki erkek..

    Halbuki hizmetçi-temizlikçi desem aklına direkt kadın gelirdi değil mi?
    Mesela Jetgiller çizgi dizisine bakın. Ordaki robot bile (hizmetçi bu arada) kadın şeklinde çizilmiş. Robot bile erkek şeklinde çizilmeye layık görülmemiş. Çizgi dizi bile olsa mazallah erkeğe zeval gelir. Neden ? Çünkü erkeğin görevi değil bunlar kadının görevi. Çünkü kadın dünyaya erkeğin ve dahi tüm ailenin temizliğini yapmak, kusursuz bir hizmette bulunmak, evlenene kadar baba-abi-kardeş evlendikten sonra koca-kocanın ailesi-çocuklarının hizmetini yapmak, ne koşulda olursa olsun erkek kahrı çektiği halde susmak, erkek boyunduruğu altında yaşamak için dünyaya gelmiştir.

    “Kadın fikir üretmek için değil, süt ve gözyaşı üretmek için doğuyor; hayatı yaşamak için değil, yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğuyor.” Syf:39

    Ha ama şöyle bir şey var. Yönetici, müdür, ceo, başhekim, başkan vs dediğimde aklına ilk ne gelir ? Saçmaladım değil mi? Tabii ki ERKEK gelir.
    Kadın kısmı bu işten anlamaz çünkü. O evinde otursun, ayak altında dolanmasın, zaten iş piyasası kadınlar geldi diye çöktü, mümkünse sussun, bir dediğimi iki etmesin, eşit koşullarda çalışıyor olsak bile eve geldiğinde sofrayı donatsın tuzu eksik-fazla olursa bırak kavgayı öldürürüm bile kimse ses etmesin çünkü ben erkeğim.


    Dur bitmedi daha canım, çocuk yapabilsin bu çok önemli çocuk yapmayan kadın yarımdır çünkü!! Yapacaksa da erkek çocuk yapsın bi zahmet çünkü cinsiyeti de o belirliyor X Y hepsi onda!
    Haa kahkaha da atmasın kadın kısmı kahkaha atmaz tahrik mahrik eder günah katiyen de caiz değildir. Sakız çiğnerse kesin yolludur. Açık giyiniyorsa aranıyordur ha kapalıysa da anam biz bunların içini biliyoruzdur!! Okumasın, ama hasta olduğunda karıma çocuğuma kadın doktor baksın.


    Küfürlerin %99’u kadınlar üzerinedir. Kadının organlarına, uzuvlarına en çok da cinsel organına çalışılır. Aklı hiçbir şeye çalışmayan bu amipler kadına gelince yeni bir gezegen yaratacak potansiyele ulaşırlar. Bazı sözler kısaltılıp dillerinde pelesenk halini alır. Kullanmadıkları zaman eksik bir şey varmış gibi bile hissederler, artık o söz cümle sonunda emoji kıvamına ulaşmıştır.

    Övecek miyiz— Adam-erkek gibi yaptın
    Yerecek miyiz— Karı gibisin
    Küçümseyecek miyiz— Kız gibisin
    Uyarımı yapılacak— Sen bir ̶ba̶y̶a̶n̶s̶ı̶n̶
    Nasihat mi verilecek— Benim annem de bir ba̶y̶a̶n̶

    İşte bu kitap; tıpkı kozasını yırtıp çıkan bir kelebek gibi; tüm bu baskıları, tabuları, önyargıları, sapkın düşünceleri yıkıp; ucunda işkence, sürgün, engizisyon, tecavüz, şiddet, ölüm ... bile olsa düşüncelerinden vazgeçmeyen, kendilerinin de var olduğunu, erkeklerden daha bilgili, daha güçlü, daha cesur olduklarını kanıtlayan, ilkleri başarmış, evlerinde oturup kendilerine şiir yazılmasını bekleyen değil, kendi şiirlerini kendileri yazan, birçok kadının yolunu kendi bedenini yere serip açmış KADINLAR’ın anlatıldığı; Galeano’nun diğer kitaplarından derlenmiş bir kitap.

    O güçlü kadınlardan birkaçı;
    #36256568
    #36258247
    #36296131
    #36103315


    Ama kozasını delemeyip içinde çürümeye mahkum edilen, zindanından çıkamayıp ölen, öldürülen kadınlar’ın sayısı da çok fazla.

    Peki ne yapmalı?
    Öncelikle üzülerek söylüyorum ki bu durumun en büyük sebebi biziz. “Aha yine kadın suçlu oldu!” deme maalesef ki tek suçlu olduğumuz nokta bu. Çünkü o erkekleri yetiştiren biziz. Kızları korku kültürüyle yetiştiren biziz.( #36297664 )
    O erkekleri kadından daha üstün olduğuna inandıran, alıştıran biziz. Kızımızı eve kapatıp, oğlumuzu gece yarılarına kadar dışarda olmasına ses etmeyen, evleneceği zaman “Verdim kızımı gitti” deyip eşyaymış gibi erkeğe lütfeden, oğlumuzu kazanana kadar okutup, kızımızı ikinci denemesinden sonra evlendiren, kocası aldattığında “erkek bu kızım yapar arada” diyen, baskı yapınca “sevdiğinden yapıyor” diyen, şiddet görünce “bu seferlik alttan al her evde olur böyle şeyler” diyen biziz.
    ( #36115230 )

    Önce kendi zihniyetimizi düzeltmeliyiz. Çocuklarımızı yetiştirme tarzına dikkat etmeliyiz. İlk eğitim evde başlar. Sonra tabii ki eğitim almalıyız. Okuyup kazanmalı, başkasının eşeğine muhtaç olacağımıza kendi atımıza sahip olmalıyız. Ve asla pes etmemeliyiz. Elalem ne dere bakmamalıyız. Elalem her zaman diyecek bir şey bulur.

    Bunları yapacam ama zaman alır biraz diyorsan, o zaman işe Bukowski’nin kadını aşağıladığı 680 küsür okunmuş Kadınlar kitabı yerine, Galeano’nun 200 küsür okunmuş kitabını okuyarak başlayabilirsin.

    “Eğer dünya üzerinde ‘İyi’ yoksa onu icat etmek gerekir.“ syf:136

    Unutmayın erkek için haksa kadına da haktır.

    Seksizmin olmadığı bir dünyada uyanmak dileğiyle...