• 72 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Osman Konuk, uzun zamandır kitabı beklenen bir şairdi. Kırmızıda Beklerken ismi de bir bakıma buna yapılan bir atıf bana kalırsa. Şiirler genel olarak şiir okurunun (ne güzel ki değişiyor o klasik şiir okuru profili) "tuhaf" karşılayacağı cinsten. Özellikle kitabın sonuna doğru anlatı türüne de omuz veren bir seyir izliyoruz şiirlerde. Öte yandan Konuk, yazdığı şiirlerle, (yoğun olarak romans sonu ve etki neden bölümlerinde) şiir için zekânın ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Yoğun imgeci şiirden farklı bir ses duymak için bile okunabilir.
  • 90 syf.
    ·2 günde·Beğendi·6/10
    Merhabalar,
    Haruki Murakami, “Uyku” isimli bu kitabında 17 gün boyunca hiç uyumayan bir kadının yaşamını anlatıyor. Başkarakter evli ve çocuklu bir kadın. Kendinin de bahsettiği gibi rutin bir hayatı var. Fakat bu rutin hayat başkarakterin uyuyamamasıyla değişiyor bir nevi. Kendince değişiyor aslında eşi ve çocuğuna asla belli etmiyor. Gündüzleri bir anne ve eş olan bir kadınken, geceleri tamamen bağımsız ve istediğini yapan bir kadın oluyor. Başkarakterimiz bu uyuyamadığı geceleri çözümlemekten ziyade sessizce kabul edip değerlendirmeyi tercih ediyor. Bekâr olduğu zamanlarda çok sık kitap okuduğunu ama evlenince bunu bıraktığını söylüyor ve bu uykusuzluk nedeniyle başlıyor yeniden kitap okumaya. Hem de Tolstoy’un Anna Karenina’sını. Su içer gibi okuyor. Bitiriyor. Tekrar okuyor. Bitiriyor. . Brendi içiyor. Çikolata yiyor (Asilik yapıyor). Geceleri dışarı çıkıyor. Aslında başkarakter bu uykusuzlukla kendine zaman ayırıyor.
    Bay Murakami bu eserinde normal sıradan bir evli bir kadını biraz fazla uykusuzlukla birleştirmiş. Anlatım çok açık ve anlaşılır. Bir çırpıda okuyuveriyorsunuz  Ayrıca Murakami, Alman sanatçı Kat Menschik’in çalışmalarıyla da eserine renk katmış. Benim konu olarak da ilgimi çekti. Okumanızı tavsiye ederim.
    Şimdi ilgimi çeken kısım şu ki; Haruki’nin eserine konu olan bu uykusuzluk ve dinç hissetme durumu gerçek olabilir mi? Araştırdım efendim. Bu uykusuzluk durumunu ilk olarak(?) Al Herpin isimli "Asla Uyumayan Adam" olarak bilinen bir Amerikalı ortaya atmış. Daha sonra farklı ülkelerde keza bizim ülkemizde de 55 yıldır uyumadığını söyleyen bir amcamız varmış ve doktorlar bile ne sebepten olduğunu anlayamamış. Neyse sonuç şu ki bilimsel olarak bu uykusuzluk durumu mümkün değilmiş, yalnız buna örnek Öznel Tümden İnsomni adında bir hastalık varmış. Bir çeşit Uyku Durumu Yanılgısıymış. Bu hastalığa sahip insanlar, uyku haliyle uyanıklık halini birbirine karıştırırlarmış. Bir diğer deyişle, uyukluyor olsalar bile uyanık olduklarını sanarlarmış. İnternetten edindiğim kaynaklar böyle diyor.
    Kaynak : https://evrimagaci.org/...ayatta-kaldilar-4642
    Buraya kadar sabredip okuduğunuz için teşekkürler.
  • Bir çekirdek ile bir fidan arasında ne fark vardır? Çekirdek bir sondur. Değişmezse çürüyüp gider. Oysa bir fidanı bekleyen harika bir gelecek vardır. Her şey her an değişiyor. Bu değişiklikleri dikkatle izlerseniz, görürsünüz ki eski şeyler yeni şeyler olmuşlar.
  • Dönüş yolculuğunda bilmediğim mazide kalan dedikleri konuların bazı kısımlarını öğrenmiştim otobüs artık Antalya otogarında ( o dönem de Antalya otogarı Muratpaşa camisinin karşısında ) köyden hazırlanan erzak poşetleri çuvalları bavullarımız alındı evimizin yolunu tuttuk gidiyoruz .

    Yuvamıza döndük artık ,
    Abim yine her zaman ki gibi evin terasında kuş yakalama peşinde babamın ona yapacağı süprizden habersiz .

    Annem memleketten getirdiğimiz çuvalları açıyor sağa sola mutfak düzenine göre yerleştiriyor

    Annem elime pestil iliştirdi bizim oraların pestil ve kömesi meşhurdur ( şiddetle tavsiye ederim ) ben onu yiyorum abim ne gelmiş gitmiş diye bakıyor .

    Babam gelin güvercinleri kutudan çıkartalım dedi.
    Benim öyle güvercin e kuş a hevesim yoktur
    Ama abim canını verir bu konularda farklı bir bağımlılığı var

    Bunu duyan abim yerinde durur mu kudurmaya başladı.
    Ben açayım. Ben çıkartayım diye
    -Aman dikkat et kaçmasın
    Uçup gitmesin diyerek evin terasında küçük bir oda var depo olarak kullanılan 2 çift güvercin i getirdik koyduk oraya yemiydi suyuydu
    kapısı kapandı babam açmayın burayı çıkmasınlar sadece yemini suyunu verin bir kaç gün alışsınlar dedi .

    -ABİM artık güvercinlerle nasıl bağ kurduysa nasıl bir heves varsa
    Güvercin aşşağı güvercin yukarı
    Sabahın ilk ışıklarında güvercinlerle
    Okula gitmeden güvercin
    Okuldan kanter içinde koşa koşa güvercin
    Artık güvercinler alıştırılmıştı hanemize
    Taklacı güvercinler gök yüzünde yükseklere tırnanıp takla ata ata süzüle süzüle inerlerdi aşşagıya bazen de komşuların evlerine konarlardı yada evlerin etrafındaki kavak ağaçlarına bazende garip bir şey olurdu .
    Güvercin sürekli takla atardı hiç durmaksızın
    Ve kendini yere atardı bir süre bekler sonra normale dönerdi .
    Abim in günleri güvercin sevdalarıyla geçmeye başladı
    Artık abimi çatılardan topluyorduk
    Abi düşersin adamın umrunda değil
    Oğlum in aşşagıya !!!
    Yok sürekli çatılarda güvercinler kovalanmaya başladı artık belli iş çığrından çıkıyor. Annem. Sürekli kızıyor ne dir senden çektiğim. Bak oda çocuk omu abi sen mi abi bilemedim ben diye . Yer yer abimin çatılardan düşüşleri ,
    Yada kiremitli çatılara çıkmaya çalışıp kiremitin kafasına düşmesi artık bıktırmıştı evladını sürekli bir yerinde hasarla gören annemi .

    Bir akşam oturuyoruz komşular geldi ev baya kalabalık sohbetler havada uçuşuyor çaylar
    Köyden getirilen pestil köme ikram ediliyor .

    Komşumuz babama dönüp abi senin bu ufak varya bu ufak çok fena. Ne zaman çarşıya gitsek selekler işhanında bir bisikletçi var bizi sürükleye sürükleye oraya götürür bisikleti satan adamla pazarlık ederdi her hafta fiyatı aşşağı çekerdi babam gelecek gelince bana bisiklet alacak kaça bu bisiklet diye bizde utancımızdan dükkana gidemez uzakdan seyreder gülerdik dedi.

    Babam sarıldı alayım oğluma bisiklet diye ,
    Beni bir sevinç sardı herkes bak baban alacak sana bisiklet diye tebrik etmeye başladı beni .

    Tabi sevinçden uyuyamadım hayallere kapıldım. Hangi renk alayım Sepetide olsun mu bisikletime parçaçıdan hangi süsleri alayım yıldız olandan mı yoksa boncuklardan mı ??

    ( sizce hangi renk bisiklet vede hangi süslerden almalıydım ) yorum bırakın lütfen .

    Hayatımız derede akan su gibi akıp gidiyor Abim bir alev topu yerinde durdurmak ne mümkün babam bisiklet dedi ya ertesi gün hafta sonu günlerden cumartesi
    Abim mahalle meydanında arkadaşları ile misket oynamış bütün herkesin misketlerini kazanmış arkadaşlarından birinin bisikletini. Misket karşılığında kiralayıp eve gelmişti
    Bana gel hadi bin önüme gezelim dedi bende koşa koşa hadi hadi çabuk annem görmesin dedim .
    Bindik büyük beldesan marka boynuzlu direksiyonu olan bordo renkli bir bisikletti
    Bindik bir taşın yanında abiminde boyu yetmiyor
    İncecik demir üstüne oturdum bende. Abim yarım pedal yarım pedal sürüyor derken hızlanmaya başladı abim konu nesne canlı araç gereç ne varsa dibine kadar yaşamak isteyen bir insan hep böyle olmuştur
    Bu arada mahalle yolları ince asfalt dökülmüş üzeri mucur Oraya sürdü buraya sürdü derken beni artık korku sarmaya başladı ama birşeyde yapmıyorum direksiyonda abim var çünkü. Nasıl olduysa abim bir fren yaptı biz kendimizi yerde bulduk .
    Abim birşey oldumu derken yanıma geldi abimin suratına bir baktım gülmeye başladım dişinin biri Malesef kırılmış 😂 birazcık kan
    Tabi sonra bizi korku saldı gittik bisikleti verdik abim kimseye çaktırmıyor dişinin kırıldığını

    Ama birşey unutuyor Böyle şeyler ANNEMDEN hiç kaçmadı 🙄
    Annem bir çok annenin güdümlü terliği gibi. Özel güdümler içeren güdümlü süpürgesi vardı hep derdi süpürgenin kokuyla (ucuyla sarı çalı süpürgesi ucu yumru ) döverim . Nispeten öyle de oldu evire çevire dayağı yedik kurunun yanında yaşda yanmıştı .

    Efendi uslu durmamanın zararlarını yaşamaya başlamıştık o günden sonra .

    Babama bisikleti aldırmaya çalıştım ağladım zırladım günlerce babam alma niyetinde ama annem engel. Bak düştü dişlerini kırdılar al al düşüp kolunu bacaklarını da kırsınlar diye hayıflandı e normal annem abimden çok çekince kadın napsın bizim bisiklet işi yalan oldu babam almadı ama ben inat etmiştim bisikleti ne yapıp edip alacaktım. Gidip süslerini vik vikkk eden ördek kornasını da alıp takacaktım .
    Düşünmeye başladım sıfır gıcır gıcır bisiklet çok para okadar harçlığım yok ne yapmalı

    Bisiklet alabilmem için bir gelir elde etmem lazım .
    Babamla inşaat A giderdim okula gitmediğim için İnşaatta bana çay demlemeyi öğrettiler ustalara ara ara çay demleyip götürüyorum ustalardan biri valan havu mıhları toplayıp sat hurdacıya da parasını git çikolata al dedi
    Aslında güzel fikirdi aklımda yattı bisiklete giden yol açılmıştı bir anda

    Bir iki üç şurda da Burdada derken ben 2 çuval kadar çivi topladım koşa koşa o ustanın yanına gittim dedim amca ben çivileri topladım kime satacağız gel bakalım ne kadar toplamışsın diye çuvalların yanına gittik usta çuvalları görünce vay babayın ağzına ha bunları sen mi topladın diye şaşırmıştı dur hele ben bi hal yolunu bulurum malzeme almaya giderken götürür satar parasını da sana gönderirim babanla dedi

    Sevinmiştim birşeyleri başardığım için ama belimde çok ağrıyordu sürekli eğil kalk yapmakdan belki bir kaç bin kere eğilip kalmıştım onu yapmak zorundaydım da o BİSİKLETİ almak için .

    Hava karar maya yakın dediler paşa yap bir çay İçek toparlanak mesai bitsin yeterdaaaa

    Yaptım çayı herkes üstünü değişiyor çivi keser önlükleri çıkartılıyor

    O usta babama döndü maşallah ne güzel evladın var işi buyur git dönüp arkana bakma bilki elinden gelenin en iyisini yapar Allah bağışlasın çivi toplattım o çivilerin parası habu deliiikanlının yevmiyesi PARASI ONUN HABERİNİZ OLA çaylar içildi arabaya binildi evlere gidiliyor

    9.BÖLÜM HAYALLERİME KOŞMAK ZORUNDAYIM .!!!!
    Devam edecek ...
  • 142 syf.
    kitabın içeriğinden çok karşı çıktığı ve benimsediği felsefeler üzerinden yürümek istiyorum.

    dünyada hüküm süren ekonomik düzenler kendisinin niteliğine bağlı olarak farklı eğitim sistemleri geliştirdiler. bu birbirinden bağımsız gelişen iki faktör olsa da günümüz için bu ayrılıktan söz edemeyeceğiz.

    göçebe toplumlarda, koloni toplumlarında, hatta ilkel dönem toplumlarında okul yerine eğitim yeri; bilgelerin yanında gönüllü öğrenci olmak, tiyatrolarda düşünürlerin konuşmalarına katılmak, yazıyla birlikte bilimsel notlar tutmak yani özünde ''aylaklık'' ile bağlantılı olan bir eğitim felsefesi vardı. bu eğitim biçimi ''zorunlu'' değilken aynı zamanda ''süreklilik'' arz etmeyen bir eğitimdi. aylaklık temel felsefeydi bu sistemsiz sistem için. çünkü aylak bir eğitim düşünce gücünü arttırırken, felsefesinin, bilmin, ideolojinin yaratılmasına da sebebiyet veriyordu.

    bugün temel sorularımızdan biri, neden bir nietzsche, marks, hobbes, kro potkin, dostoyevski, aristoteles bugün yetişmiyor? üzerine oluyor. çünkü günümüzde üretim şekilleri başkalaştığı için ihtiyaç duyulan iş gücünün istihdamı ve eğitimi de otomatikman değişiyor. ve sonuç; hızlı ve çok üretim mantığı, eğitimi aylak bir felsefeden çıkarıp disipline edilmiş, çalışmaya zorlanmış bir eğitim sistemi (terbiyesi) haline dönüştürmüştür.

    keza bir daha öteye giderek nitelikli* çalışan olabilmek için eğitimi de bir üretim aracı olarak ele alıp çalışan olmak isteyen kişinin cebinden belli bir harcama ve emek talep etmektedir. dolayısıyla felsefeciler, düşünürler yerlerini seri üretilmiş nitelikli elemana bırakmıştır.

    ve sistem öylesine öğütüyor ki insanı, yüksek eğitimini alıp sektöründe çalışanı olduğunuz bir yerde kişiye ilk söylenen sözdür ''okulda öğrendiklerini unut'' demek. çünkü sistemin hız ve güce dayalı bir mantığı olduğu için çalışan olandan istediği şey çok basit. ''en kısa sürede en çok işi en doğru şekilde yapan eleman.'' ne düşünce istiyor sizden, ne de bir kuram. dolayısıyla sokaktan çevirdiği okumamış bir kişiye yaptırabileceği işi ''boşuna okumasın'' diyerek eğitim şartıyla eleme yapılmakta ve iş eğitimli olana verilmekte. ki eğitimli işsiz oranı bugün bizim acı bir gerçeğim olarak orada duruyorken...

    kitabı daha anlaşılır bir şekilde anlatmak istedim çünkü bu kitap, aslında çoğu insanın gerçeğin acı yüzünden kaçıp sığındığı bir alan olan edebiyat içerisinde gerçeği yeniden hatırlatan bir kitap.

    okulsuz toplum aslında bir öze dönüş, mevcut üretim biçimlerinin dünyayı ve insanı (her anlamda) nasıl bitirdiğini, ilk çağlarda var olan eğitim felsefesinin ne kadar değerli olduğuna atıfta bulunan bir eser.

    bugün ''anarşist felsefe'' olarak adlandırılması aslında, üretim biçimlerinin başında duranların
    bakış açısından başka bir şey değil. kitap anarşist felsefeyi değil, ilk dönem felsefesini bir ideal olarak görmektedir mevcudun bittiğini söyleyerek. anarşist felsefe bambaşka bir şey. keza ilk dönem eğitim mantığının da ciddi eksileri var. ancak bugün durum daha vahim. sadece ''en azından okuyor millet'' diyerek moral veriyoruz kendimize. ama o da değil...

    sözlerime son verirken peter ustinov'un şu güzel sözüyle kapatayım;
    ''okulda öğrendiklerimi unutmak için on beş yılımı harcadım.''
  • 176 syf.
    ·Puan vermedi
    Öncelikle yazarın okuduğum ilk denemesiydi. başlayalı çok oldu ama ara verip tekrar ancak bugünlerde devam edebildim. Kitabı ilk sosyal medyada incelemelerini sevdiğim bir arkadaşımın hesabında görmüştüm. Alıntıları çok orjinal bulmuştum. İsim direk "okumalısın" dedi zaten :)
    Eskiye dair ne varsa anlamlı ve kıymetli geliyor bana ona dair anlatılar duygular çok manalı. Her şeye bakışımız ve yorumlayışımız o kadar değişti ki okurken zaman mı biz mi acaba kendimizden bir şeyleri söküp atıyoruz dedim. Belki de ruhumuzun en çok ihtiyacı olan şeyler bizden kopuyor zamanla.. biz de buna engel olmak için pek bir şey yapmıyoruz sanki.. gönüllü nâkıslarız sanki her birimiz.. Değerlerimize hassas noktalarımıza bir bakıyorum her şey ne kadar değişiyor ve değişmeye ne kadar meyilli ! Bu insanı çok korkutuyor..
    Okurken açıkçası bunu kaleme alabilecek dertlenen yiğitler de var dedim, hatırlamak hatırlatmak mühim mesele.
    Şimdiye kadar söylediklerim kitabın bende uyandırdığı etkiye dairdi.
    Yazar bizi biz yapan ne varsa onu hatırlatmış ve gerek mizah gerek ironi ile çok keyifli bir anlatım oluşturmuş. ' ahir zaman yazıları' kaleme almış. Bizim gerçeğimizi dökmüş aslında.
    özümüze sadık kalmamız gereken meseleler var ve belki de bunun için üzülmeli.
  • 144 syf.
    "On beşime geldiğimde karşılıksız bir aşka tutuldum ve bunun acısıyla bir ton sirke içerek romantik bir yoldan intihar
    etmeyi düşledim. Aşkımdan intihar etmenin beni mezarımda uçuk ve ilginç, solgun ve şiirsel göstereceğini düşün-
    müştüm; ama on altıma geldiğimde daha görkemli bir ölümde karar kıldım. Ölene kadar dans edecektim.

    Özgürlük ve adalet uğruna adanmış bir hayat , anarşizmin öncülerinden Emma Goldman~
    Etkinlik vasıtasıyla okudum her zaman ki gibi !bilinçli olarak seçilmese de iyikide okudum dediğim kitaplardan ,sayfa sayısı sizi yanıltmasın hem içeriği zengin hemde göz ardı edilen sorunlara dokunmuş yazarımız!
    Anarşizm; özel mülkiyet toplumda baskı kaynağı ve devleti onun bir aracı olarak gören bunların ortadan kalkmasıyla insanın özgürleşeceğini öne sürer.
    Tanımıyla başladım çünkü toplum olarak bu tür kelimere karşı hep önyargıyla yaklaşıyoruz.
    Mesela benim femnizmi bu zamana kadar erkek karşıtı bir hareket olarak sanmam gibi,önce kendimi eleştirmeliyim ki iğneyi kendime çuvaldızı başkasına batirabileyim degilmi ama!

    Çocukken ne kadar güzelse hayat büyüdükten sonra okadar acı oluyor çünkü bizimle beraber günahlar ve yasaklarda çoğalıyor ve biz büyüdükçe kelepçelerimizde bizimle büyüyor.
    Toplumun , ailenizin bakışları değişiyor , hareketlerinizle ve giyim kuşamınızla göze batmaya başlıyorsunuz.Okurken hayal kırıklığı yaşadım :-(yaşadığım hayatla yüzleştim,bazen farkında olmasamda ne çok şeyi göz ardı etmişim öyle, tabi yazara da hayran kaldım kendine sunulan hayattan ziyade kendi yolunu belirlemesi büyük cesaret gerçekten:-|
    Neyse kitap yazarın görüşlerinden oluşuyor ben bazılarını belirticem sadece, size tavsiyem okurken önyargınızı bir köşeye koyup okumanız çünkü görüşleri katı gelebilir bizim yaşadığımız topluma aşırı ters!

    Evliliğe karşı çünkü toplumun evlilige yaklaşımıyla, kendisinin birliktelik anlayışı pek örtüşmüyor ,kadının toplumdaki yerini düşününce hak veriyor insan çünkü kadına sadece bir beden yada çocuk sahibi olmak için bir adım olarak görüldüğü için hak veriliyor ister istemez ,bu şekilde düşünmeyenler üstüne alınmasın ama bu böyle kimsede kusura bakmasın!
    Bebekliginden beri evlilik hayaliyle büyüyen kız çocugu evlenip çocuk sahibi olduğunda beklentileri de karşılanmadığında hayal kırıklığına uğruyor ve boşanma davaları da kacılmaz oluyor tabi, olan kadın ve çocuğa oluyor herzamanki gibi!
    Hep savunmasız ve haksız kadınlardır ne koşulda olursa olsun ,negatif olmak istemem ama sorunları dile getirmemek o sorunun olmadığı anlamına gelmez ne kadar bilinçli olursak okadar güçlü dururuz hayatta!
    Toplumsal sorunlara yaklaşımlarına gelirsek sorunu çözmek yada derinine inmek yerine yasaklar konup maddiyata çevriliyor ve buda şehir eskiyalarına fırsat veriyor, ver parayı çık dışarı aynen durum bu!
    Çünkü kapitalist sistem bunu gerektiriyor bu sistemin ayakta kalması için her türlü parasal durumun ülkede barınması gerekiyor.
    Dönder çarkı kimse duymasın hesabı oh ne güzel ,ben uydurdum şimdi oldu sanki neyse benden bu kadar sağlıcakla kalın:-)etkinliği yapan oblomov klonuna teşekkür ederim

    İyi okumalar:-)