• Ahmed Arif Cemal Süreya'ya öylesine inanır, onu öylesine sever ki hiç görmediği halde cemalin kız kardeşiyle evlenmek ister. 

    Cemal Süreya' nın bir yazısından;

    ''kardeşime söyledim, kız şaşırdı. ikisi de birbirini tanımıyor. evlen kız, dedim. türkiyenin en iyi şairi, dedim. zafer çarşısındaki kahvede sözleştik. tanışacaklar. aldım gittim kardeşimi. bekle bekle Ahmed Arif yok. kız bozuldu, onuruna dokundu. ertesi gün öğrendim ki gömleği olmadığı için gelememiş.'' 

    ne denir ki...
  • "İnsan, ne ırkının, ne dilinin, ne de dininin, ne de nehirlerin izlediği yolun, ne de sıradağların yönünün eseridir. Sağlam duygulu ve sıcak kalpli insanların bir araya gelmesi manevî bir şuur yaratır ki, buna millet denir”
    Ernest Renan
  • "İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde, artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların "tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli denir."

    S. Freud🌺
  • İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların tecrübe dediği budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana tecrübeli denir.
  • -Teknik bir inceleme değildir. Sadece kendim için yazmak istedim, kendimi aktardım.-

    Galiba çoğu zaman yazmaya nereden başlayacağımızı bilemiyoruz.. Hadi yazmayı bir kenara koyalım, karşımızda birisi olsa ve ona anlatacak olsak, konuşmaya nereden başlayacağımızı bile kestiremiyoruz. Bizler de bu sebeplerden ötürü hep susmayı tercih ediyoruz.

    Ben de öyle güzel yazılar yazamam aslında bakma şimdi uğraştığıma. Otururum bir defterin başına, saatlerce sayfaları karalar dururum. Anlayacağın kendi yalnızlığıma bile dökemem içimi. Bir konuşsam, anlatsam, saçsam dünyamı ulu orta her yere, birileri gelse, toplamak zorunda kalsa...
    Eminim çok güzeldir, eh pek yaşamadım ama güzeldir diye tahmin ediyorum. Gerçi genelde çok konuştuğum söylenir de aldırma sen onlara, o konuşmak o konuşmaktan değil. Havadan sudan anlatır, içimdeki karanlığı gizlerim çoğu zaman.

    “Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan. — Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir. Duvardan doğru eğilmiş, yazdıklarımı oburca yutmak, yok etmek isteyen gölgeme. İşte onun için denemek istiyorum: Birbirimizi ola ki daha iyi tanırız. Uzun zamandır başkalarıyla bütün bağlarımı koparmışım, kendimi daha iyi tanımak istiyorum.”

    Benim de tek korkum ZAMAN.

    Bir şey olacaksa oluyor, bazen farkına varıyoruz elden bir şey gelmiyor, bazen de asla farkına varmıyoruz. Bazı şeyler inceden işliyor insanı.
    Dakika dakika, saniye saniye, giriyor ruhuna, kaplıyor seni. En gizli korkuların, duyguların, hepsi zamanla, yavaş yavaş dolduruyor benliğini.

    Bazen bir hastalık çalıyor kapını. Sen konuşmuyorsun, anlatmıyorsun ama biliyorsun olacakları. Susuyorsun, gülüyorsun, gerçeklerden kaçıyorsun, bununla birlikte etrafını da mutlu ediyorsun belki de, ama zamandan kaçamıyorsun... Sadece kaçtığını sanıyorsun, yanılıyorsun. Misal işte.

    Kitabımızda da karakter deli gibi ölmek istiyor.
    Bazılarımızın ruhu öyle yorgun oluyor ki, ölmeye hali bile kalmıyor. Bence bu ölmek istemekten çok daha kötü.
    Hem ölüm nedir ki? Kurtuluş mu?
    Ah! Kocaman bir saçmalık.
    Eğer ölmeyi bir kere denemiş ve ölememişsen bunun bir kurtuluş olmadığını anlamışsındır, ee bravo sana.

    Ne kadar da saçmalıyorsun sen yine Neslihan. Hayır konuşacağım bu sefer diyerek oturdun şu defterin başına ama yine boş boş doldurdun şu satırları. Hem neyi konuşacaktın ki? Kendinden kaçtığın gerçekleri yazmaya cesaretin var mı senin Sadık Hidayet gibi?

    Ee bir kalem duraksadı tabi, olmadı di mi, ıhıh olmaz olmaz.

    Olmayacaktır da zaten, biz yalnız insanlarız. Alışmışızdır susmaya, öyle ağzımızı da kolay kolay açmayız. Şu kalem mi açacakmış benim ağzımı? O öyle sanmaya devam etsin o zaman.

    Yazar da demiş ki;
    “Kendimden kaçmak istiyorum, böyle bir şey mümkün mü?”

    Bırak abicim sen de kendinden kaçma. Zaten kimsen yok, kendini terk edip ne yapacaksın? Batıyorsa batsın nefesin, konuşuyorsa konuşsun için. Alış, dinle, ses ver, cevap ver.. Bırak kendin kalsın bari sana.

    Herkes her gün düşüyor zaten, -mecaz anlamda bahsediyorum canım tabi- düşüyor da nasıl kalkacağını bilemiyor. İşte yalnız insan düştüğü yerden kalkmasını en iyi bilen insandır! Yahu seçeneği yoktur bir kere. Sağ elini önce koyacak yere, işte onun gücünü alabileceği tek yer doğadır, topraktır, aldın mı gücünü, heh şimdi doğrul işte, mis. Ne yapsın canım adam ya da kadın? İlla gitsin birilerinden yardım mı beklesin? Beklemeyecek tabi. Bilecek en iyi yardımın ona kendisinden geleceğini. Bilmiyorsa da yardım beklerken sürünmeye devam edecek, kirlenecek.

    Hepimizin hayatı eminim bok gibidir. Ya da ben sizlerin hayatınızın da öyle olmasını istiyorumdur. Eminim Sadık Hidayet’in hayatı da öyleydi. Belki benim hayatım da öyledir.

    Yahu nankörlük değil bu bak dinle hemen çat diye yapıştırdın suratıma, anladım ben seni.
    Cidden nankörlük değil, yazıp anlatamam sana ama buna ne nankörlük denir ne de şımarıklık. Kimisinin elinde gerçekten çok sağlam sebepler vardır. Herkesi kendin gibi göremezsin ki. Kimisi sınav stresi yaşar ve bu sebepten ölmek ister. Ee buna basit ya da saçmalık diyebilir misin?
    Diyemezsin, sen bence öyle deme. Herkesin yükü kendisine ağırdır. Herkesin acısı da kendisine göre çok fazladır.

    O yüzden hayatım boyunca kimseyle acı kıyaslaması yapmadım. Bizimki de kendimize en acı geldi.
    Yani anlatamadık, dökemedik, çoğu zaman en yakınımızdan, ailemizden bile sakladık ama olmadı yapamadık işte. Sorguladık, kaybolduk, kaçtık, terk ettik, geri döndük..
    Hepimiz yaptık bunları. Ama saklamasını sadece birkaçımız başardı. Ee iyi bok yedik o zaman o birkaç olarak ne diyim.

    Herkes zamanının kıymetini bilsin. Hepimiz bilelim. Zamandan korkan insan, zamanının kıymetini bilir. Zamandan korkun. Size getireceklerinden de korkun. Mutluluk olsa bile korkun. Sizler sadece mutluluğu, heyecanı, sevinci, aşkı güzel duygulardan sayarsınız. Ben korkuyu da güzellikten sayıyorum. Çünkü onun hep içimde olduğunu biliyorum. Güzelleştirdim onu, eğittim. Etrafıma gülücükler saçıyorum mesela bak şu an bile gülüyorum. Hastaysan, ölüm döşeğindeysen bile kalk gül. Her şeyden kork, bir tek gülmekten korkma.
    Bana diyorlar ki “maşallah ya ne güzel hiç derdin tasan yok gibi sürekli gülüyorsun, Allah herkese senin bahtından versin,” ee ne diyim ben şimdi buna? Bütün insanlık adına beddua ettin ablacım deme öyle şeyler desem anlamayacak, ben de bir daha anlatmak istemeyeceğim. Yine güldüm geçtim. Artık bütün insanlık adına cidden felaketler gelirse bilin sebebi o abladır. Neyse cidden ağır boş yaptım. Kitabı okuyanlar belki yazdığımı anlayacaktır, okumayanlar ise anlamayacaktır. Bana yarattığı kasvetten bir an önce kurtulmak istedim sadece. Çok güzel bir dil, çok güzel bir anlatım.. Bazı yerlerinde kadına duyduğu o derin arzudan rahatsız olmadım değil ama genel olarak bu kitap okuduktan sonra tam intihar etmelik ya da intihar düşüncesindeysen vazgeçmelik. (Üzgünüm.)

    “Gel gidelim içelim,
    Rey şarabından içelim!
    Şimdi içmezsek onu,
    Ya ne zaman içelim?”

    Eğer buraya kadar okuduysan rica ediyorum senden yorum yapma. Çünkü ben kendi kendime konuştum ve bu incelemeyi de kendim için yazdım. Ama bana diyeceklerin varsa özelden belirtebilirsin :)
    Şimdiden teşekkür ederim.
  • Alim, Arif, Veli Kime Denir?
    Kafa bilgilerine sahip olana Alim denir.
    Kalp bilgilerine sahip olanlara Arif denir.
    Hem kafa hem de kalp bilgilerine sahip olanlara Veli denir.
    Onları tanıyınca insan kendini tanımış olur.
    Kültürümüzde aynaya bak derler.
    Aynaya bak demek o demektir.
    Güneşin karşısında olan, kendisinin ne kadar karanlık olduğunu fark eder. Eğer insan güneşi görmediyse kendini bir şey zanneder tabii ki.
  • "İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların “tecrübe” dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana “tecrübeli” denir.."
    Freud