• Neşet Ertaş Leyla'yı çok sevmiştir.Leyla adına üç tane de türkü yakmıştır. Ama Leyla roman kızıdır ve babası Muharrem Ertaş Leyla'yı istememektedir.Her şeye rağmen aşk galip gelmiş ve Neşet usta uğruna türküler yaktığı Leyla ile evlenir. Ardından Muharrem Ertaş oğluna bir türkü söyler.

    temiz ruhlu, saf kalplisin, şöhretlisin
    hakkın vardır evlenmeye evladım
    mevlam sebep olanları kahretsin
    asılsızı alma dedim evladım!

    evvelden tutmadın neşet sözümü
    öksüz koydun yavrularım, kuzumu
    alma sözden bilmezlerin kızını
    son pişmanlık fayda etmez evladım!

    sen neşedim diyorsun, o da ben leyla
    sebep oldu anası ayırdı böyle
    bir sen söyleyeyim birde sen söyle
    ata sözü muteberdir evladım!..

    tükettin ömrümü, koymadın özümü
    ata sözü tutmayan döver dizini
    leyla konserinde, takmış pozunu
    o da bize namustur evladım!

    dokunsalar nazik tene kir gelir
    bizden önce ceddimize ar gelir
    köle olmak şanımıza zor gelir
    asaletsiz alma dedim evladım!

    küsmedim neşed'im kahrettim sana
    baban değilmiydim, sormadın bana
    olan olmuş yavrum, ne deyim sana
    sen aklını yitirmişsin evladım!..

    Buna karşılık olarak Neşet Ertaş da babasına bir türkü yakar.

    aşkı kimden aldın sevgiyi kimden
    aslı bozuk deme gel şu insana
    soracak olursan eğer ki benden
    aslı bozuk deme gel şu insana ya dost

    yazımızı felek yazdı mevladan değil
    senin dediklerin evladan değil
    her hata suç bende leyla'dan değil
    aslı bozuk deme gel şu insana ya dost

    ulu arıyorsan analar ulu
    sevmişiz gönülden olmuşuz kanlı
    analar insandır biz insan oğlu
    aslı bozuk deme gel şu insana ya dost

    seni beni kim getirdi cihana
    her oğlu doğurmuştur bir ana
    senin fikrin bozuk dostluk bahane
    aslı bozuk deme gel şu insana ya dost

    Baba oğul iki ozanımızın türküleri aşağıdaki linktedir.Dinlemek isteyenler için
    https://youtu.be/Kb7gVZR01vU

    Neşet Ertaş'ın Leyla Ertaş'tan üç kızı olmuştur ve ardından büyük aşk bitmiş ve ayrılmışlardır. Leyla Ertaş şu an Kırsehir'de yaşamaktadır. Aynı zamanda kendisi de türkü söylemiştir.O meşhur Leyla'yı merak edenler için;

    https://youtu.be/PZE_cYBmnSE
  • Prof. Dr. Cağfer Karadaş

    Batı tarafında havalar fena halde bozuldu ev halkım! O bozukluğun bize yansımaları da fena! Üzerimize üzerimize geliyor bütün fenalar ve fenalıklar…  Rabbimize dayanıyoruz, halkımıza güveniyoruz, gönlümüz mutmain ama tedbiri elden de bırakmamak lazım. Azimli olmak, kararlı durmak ve sadece Ulu Allah’a dayanmak lazım… 

    Bu hava bozukluğu diğerlerine pek benzemiyor. Düşman gemi azıya almış, bütün araç ve gereçleriyle üstümüze geliyor. Aman pencereye, kapıya, tavandaki açığa dikkat! Bahçeyi de kollamayı unutmayın. Bahçeye bir daldılar mı evin güvenliği kalmaz mazallah. Bugünlerde duvarın her taşı, tahtanın her çivisi, çatının her kiremidi; evin sıvası, duvarın badanası, odanın kapısı hasılı her şey çok önemli… En önemlisi de düşmana alçak tarafımızı göstermemek. Bu yüzden içimizdeki alçaklara dikkat etmek lazım…


    Bu sefer düşman açıktan oynuyor dostlar… Bütün kartlarını sürdü piyasaya… Bu büyük bir psikolojik harp. Bir kuşatma hali yaşatmak istiyor bize. Bu yüzden evin etrafını tahkim etmek lazım… Düşmanın küçük bir sızması, büyük deliklerin açılmasına meydan verebilir, Allah korusun! Gözleriniz her noktada ve her nokta gözlerinizin kapsamında olsun…

    Evde bir telaş ve panik hali, senaryonun en kötüsü…  Bugünlerde evin içi dışından çok daha önemli… Çünkü evin içinde dış bükey kafalı bazılarının beyinleri iç bükey… Esas bunlardan kork! Bunların zihinleri çukur çalışır ve çukura meyillidir. Düzde olduğu halde beynindeki çukurdan, kör kuyuya düşmüş gibi telaş ve panik halindedir. Bunları sen telaş hallerinden ve gözlerindeki hain bakışlardan tanırsın… Üzerlerinde hep bir şeyi kaybedecekleri telaşı vardır. Lafı sürekli evin açık yerlerine getirirler, moral bozarlar… Zihinlerindeki yırtığı eve ve ev halkına yansıtırlar… Dışarda durmaktan korkar bir hal içinde görünürler ama gözleri ve kulakları de hep evin dışındadır. Evin dışına  kapağı atmanın planlarını yaparlar… Sizi gidi ev kaçkınları sizi!

    Böyleleri evin kuruluşunda da kaçkındılar… Bin bir zahmetle kurulduktan sonra yüzsüzce gelip evin başköşelerine kurulmak istediler… Kuruldu da bazıları ne deyim… Varını yoğunu canını ortaya koyan efeler, efendiler; sırtında mermi taşıyan nineler… ötelendi ve ötekileştirildi. Başındaki yazmaya, ağzındaki yaşmağa bile laf söylendi… Hey gidi ev halkım! Neler görmedin ki? 

    Evin büyük resminde yırtık, ana caddesinde yarık yok Allah’a şükür. Olmasın da! Dedik ya bu bir sinir harbi. Ama resimdeki olası küçük çizikler, caddedeki çatlaklar da önemli… Onları da atlamamak lazım…

    Uyarıyorum! Bozuk süt içmiş olan, içtiği sütü inkar eden veya mayasında problem bulunan bazıları evi içerden çökertme teşebbüsünde bulunabilirler… Evin varını yoğunu dışarı kaçırma yoluna gidebilirler… Ben ne deyim, ne edeyim böylelerine… Rabbim sütü bozulmuş, mayası kokmuş, beyni çukurlaşmış, zihni körelmişlerden ev halkını korusun! 

    Herkes safında sabit durmalı, hele ki bugünlerde… Durmak lazım… Durup düşünmek, düşünüp çareler üretmek lazım… Bu ev az zamanda kurulmadı. Nice vatan evladı uğruna feda ettiler kendilerini. Orada uzakta bir ev de değil, içinde hep birlikte yaşadığımız bir ev…

    Bir alt üst oluş hali yaşıyoruz dostlar! Ne doğa kaldı, ne de doğal… Bir sarı boğanın önünde bütün dünya şaşkın ve korku halinde… O nasıl bir şeydir Ya Rabbi! O dik dik dikelen tüyler, o ürküten bakışlar, o höykürmeler… o canavarlara öykünmeler… En kötüsü de anayı kuzusundan ayırma halleri… Ölen insanların, ölen köpekler kadar değerinin kalmaması hali… İnsan insanın kurdu derlerdi ya, meğer o buymuş ve bu zamandaymış…  Aman Ya Rabbi! Sen aklımı koru! Sen insanlığı koru!

    İnsanlık mı kalır, doğanın ve doğallığın bittiği yerde? 

    Gene de var! Var diyebildiğimize göre, bu varın bir karşılığı olmalı. Zihnimizde henüz insanlık kavramı kaldığına göre, bir yerlerde var, biliyorum… Hissediyorum ama anlatamıyorum… Yüz yıl önce de evin hercümercini yaşayan şairin halini yaşıyorum adeta:

    “Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyemem

    Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım!”

    Gene de kalbe dönmemiz ve orada aramamız gerekiyor, yitirdiğimizi. Bugünün insanı kalbiyle irtibatını kopardı. Kalbinin nuru kir tabakasının altında kaldı…  O garibim suni aydınlıkta yitiğini arıyor… Çok bulursun! Sen orada yitiğini arayacağına, kirini pasını temizle şu kalbinin. Temizle de nura kavuş! Gör, neler bulacaksın o nurun aydınlığında! Neler kaybettiğinin farkına varacaksın. Suni ışıkta sanal halleri bulursun ancak… Sanal alemin sanal çocukları ne olacak! 

    Günün mimarları bile, binaları Allah’ın güneş ışığına kapattılar ya! Ben ona da yanıyorum… 

    Evet ev halkım! Bugünlerde topyekun teyakkuz halindeyiz. Seferberlik vaziyeti anlayacağınız… Düşmanın saldırıları sofistike. Ama bu sizi ürkütmesin ve yıldırmasın… Onun sofistikesine bizim saf ve sabit duruşumuz yegane cevap olacak… Kıyam halinde huzurda durduğumuz gibi. Allah olmasa kimse rükua eğdiremez bu başları, secdeye Allah için kapanan kulları… 

    Ekseni kaybetmeyelim aman dostlar… Dönüp dolaşacağımız yer eksen etrafında olmalı. Ekseni kaybetti mi yitiririz her şeyimizi alimallah… Eksen Kabe’dir. Kabe’dir ümmeti bir eksen etrafından cem eden… Her nerede olursa mümin, o eksene beş kere döner, aidiyetini ve mensubiyetini yeniler… 

    Buyur Ya Rabbi! Senden başka kimin buyruğuna buyur diyebiliriz ki? Kim bize yardım eder senden başka? Biz nefsimize zulmettik Sen bizi bağışladın… Biz elimizi açtık Sen rahmetini indirdin. Biz dua ettik Sen icabet ettin… Kafirlerin, zalimlerin, münafıkların ve fasıkların karşısında bizi yardımsız bırakma Ya Rabbi! Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz! 

    13.08.2018
  • Bunca ömrüm geçti ahu zarınan
    Kime ne söyleyim kime ne deyim

    Mehmet İpek
  • Felek merhametten habersiz hâlâ
    Sanırım sabrımı sınar ne deyim
    İslâmın şartını bilmez cühelâ
    Kalkmış mezhebimi kınar ne deyim
  • Milyon kere milyon gözlü bir canavardır o.
    Tüm fiilleri ve kendi kendi içinde gizlenmiştir o.
    Elektrikli yazı makinalarında mırıldanır
    Kendine bağlı bir elektrik gücüdür o, kendi telleri
    Olduğu zaman
    Geniş bir örümcek ağıdır
    Ve ben örümcek ağının son milyonuncu sonsuz uzantısı
    üstünde bir tasalı kişi
    Yitik, ayrık, bir solucan düşünce, bir kendi kendisi
    Çin'in milyonlarca iskeletinden biri
    Özel yanlışlıklardan biri
    Ben allen ginsberg bir ayrık bilinç
    Tanrı olmak isteyen ben
    Sonsuz Uyum'um en küçük titreşimini duymak isteyen ben
    Titreyerek ateşteki uçucu müzik tarafından yokedilmesini bekleyen ben
    Tanrı'dan tiksinen ve ona bir ad veren ben
    Sonsuzluk yazı makinasından yanlışlar yapan ben
    Ben, mahvolmuş ben
    Ama evrenin öbür ucundan milyon gözlü adsız bir örümcek
    Sonu olmayan bir ağ örüyor kendinden
    Canavar olmayan canavar elmalarla, kokularla, 
    Demir yollarıyla, televizyonlar, kafataslarıyla yaklaşıyor
    Bir evren ki kendi kendini yiyor, bir evren ki kendi kendini içiyor.
    Kafatasının kanı
    Göğsü kıllı tibetli yaratık ve karnının üstündeki Zodyak
    Eğlenmesini bilmeyen bu adaklık kurban

    Aynadaki yüzüm, ipek saçlar, gözlerimin altında çizgiler halinde
    Birikmiş kan, emici, bir kokuşuk, bir kokuşkan uçarılık
    Bir hırıltı, bir zırıltı, sonsuzluk içinde bir bilinti ki
    Tüm Evrenlerin gözünde bir sürüngen
    Varlığımdan kurtulmaya çalışarak, Göz'e girmeyi beceremeden
    Kusuyorum, trans halindeyim, gövdem çırpınıyor, miğdem
    Buruluyor ağzımdan sular geliyor, burda Cehennem'deyim
    Örümcek ağları üstündeki çıplak yaşamsız mumyaların sayısız
    Kurumuş kemikleri, Hayaletler, bir Hayaletim ben
    Müzikte bağırıyorum durumumu, odaya, yakınımda kim varsa ona, 
    Bağırıyorum, siz, Tanrı mısınız siz? 
    Hayır, Tanrı olma mı istersiniz? 
    Cevap yok mu? 
    Her zaman bir Cevabın olması mı gerek? Cevap verin, 
    Sanki benim elimde Evet ya da Hayır demek
    Tanrıya şükürler tanrı değilim! Tanrı'ya şükürler Tanrı değilim! 
    Ama girebilmek için Birlik'in Evet'ini özlüyorum
    Dalabilmek için evrenin her köşesine, hangi koşullar altında olursa olsun
    Bir Evet, var... bir Evet varım, yaşıyorum... bir evet siz
    Varsınız yaşıyorsunuz.... bir Biz
    Bir biz
    Ve bir Şu olmalı, ve bir Onlar, ve bir Cevapsız Şey
    Borulardır o, 
    Multiple Scelorosis'dir o, 
    Umudum değildir o
    Sonsuzluktaki ölüm değildir
    Sözüme dikkat

    Bir Hayalet Tuzağı, Sıkkım ya da Tibet'te bir rahibin dokuduğu
    renk renk binlerce ipliğin bir birleşik biçimi
    Örülmüş, gerilmiş, ruhsal bir tenis raketi
    Bakınca, uçucu ışık dalgalarının yayıldığını görüyorum
    Milyarlarca yıl gibi teller üstünden akıyor parlak enerji
    Tellerin kumaşı tılsımla değiştiriyor renklerini
    biri öbürüne Doğru tıpkı, sanki
    Hayalet Tuzağı
    Evren'in küçük bir örneğiymiş gibi
    Bilinç birbirine bağlayan makinanın algılayan parçası
    Dışarda, Zaman içinde Gören'e doğru dalgalarını salıyor
    Kendi görünümünü küçük bir örnekte sunuyor
    bir kez - ama her zaman için

    Dikkatlice yenileyerek aşağı doğru sonsuz değişiklerle
    Ve bu her parçada aynı her yerde aynı
    Gerçek Başlangıç'tan bu yana uzayın derinliklerinde kendi kendini
    Çoğaltan bu enerji - ya da görünüm
    Bir 'O' ya da bir 'Aum' olabilir
    Kendi öz Görünümü'nün modeli üstünde kendi kendini kuşatmış
    bu bir tek Sözcük'ün çeşitlemelerini çekerek 
    En uzak Nebula ve en geniş Astrolojilerin dalgalarında dışa
    doğru dönüyor
    Yüklü, kendi kendine sadık kalması için, bir Fil derisi üstüne
    Çizili Mandala'da 
    Ya da gülümseyen bir düşsel Fil'in böğründeki resmin fotoğrafında 
    Fil'in görünüşü her ne kadar yersiz bir şakaysa da-
    Bir Ateş Şeytanınca tutulmuş bir İşaret olabilir bu. 
    ya da bir geçicililik canavarı
    Ya da boşluktaki karnımın fotoğrafında 
    Ya gözümde 
    Ya da haç çıkaran rahibin gözünde
    Ya da kendisine kendi gözünde bakan ve ölen
    Ve gerçi bir göz ölse de 
    Ve gerçi benim gözüm 
    ölse de 
    Milyon gözlü canavar, Adsız, Cevapsız, Benden-saklanan, 
    sonsuz varlık 
    Kendi kendisini doğuran Yaratık 
    En küçük bir davranışıyla titreten, bütün gözleri aynı anda ayrı ayrı yerlere 
    bakan 
    Tek ve Tek-Olmayan kendi yönünde kıpırdanan
    Daha sonrasını bilemem

    Ve ben bu canavarın betimlemesini yaptım 
    Ve bir gün bir başkasını göstereceğim
    Bir Cryptozoid duyganlığı bu
    Sürünüyor ve dalgalanıyor denizin dibinde
    Kenti teslim almaya geliyor
    Her bilinci yok ediyor
    Evren kadar ince, karışık
    Kusturuyor beni
    Çünkü göze görünmesini kaçıracağımdan korkuyorum
    Nasıl olsa beliriyor
    Nasıl olsa beliriyor aynada
    Deniz gibi aynadan da yıkanıp geçiyor
    Sonsuz dalgalanmalar bu
    Aynayı temizleyince çekiliyor ve Bakan'ı boğuyor.
    Yeryüzünü boğuyor yeryüzünü boğduğunda da
    Kendi kendi içinde boğuluyor
    Müzikle dolu bir ceset gibi açıklara doğru yüzüyor
    Kafasında bir çocuk gülüşü
    Karanlık denizde bir ölüm çığlığı 
    Kör bir heykelin dudaklarında bir gülümseme 
    O orda
    Benim değil
    Kendim için kullanmak isterdim onu
    Kahraman olmak için
    Ama bu bilince satılık değil o 
    Her zaman kendi yolunda ilerliyor
    Tüm yaratıkları bitirecek
    Geleceğin radyosu olacak 
    Zaman içinde kendi kendini duyacak
    Dinlenmek istiyor
    Kendi kendisini görmekten, kendi kendisini duymaktan yorgun
    Başka bir içim istiyor bir başka kurban
    Beni istiyor
    Bana akıl veriyor
    Bana varoluş nedenini veriyor
    Bana sonsuz cevaplar veriyor
    Ayrık olmak için bir bilinç ve görmek için bir bilinç 
    Ya bir olacağım ya da bir Başkası, alın yazım bu, 
    Hem ikisiyim hem de hiçbir değilim demek
    Ben olmasam da kendi kendiyle uğraşabilir o
    Cevapsız bir Çift'tir o
    Elektrikli yazı makinalarının üstünde vınlıyor o
    Parçalı bir sözcük yazıyor
    Yazdığı parçalı bir sözcük.
  • Köprülere bir çok metin söz şiir yazılmıştır;sevgi, ihanet, dostluk, arkadaşlık içeren bir çok deyim Atasözü ve filozof sözleri günümüze kadar gelmiştir, bende kendimce bir köprü kurdum bir kaç cümle ile bakalım ruhum geceye ne bırakacak köprüyü geçecekmi duygular yoksa tahta aralarına sıkışacakmı nameler, buyrun.
    Ne kadar gitsemde karşılara ulaşamaz insan bir köprünün sırtı olmasa neleri getirir neleri geçirir sen gibi ben gibi biz gibi, kırk yıl eşeği ile kasabaya inen Rüstem Ağa bugün ağa lütfu var ise köprünün hürmetine dua etmelimi yoksa eşşeğemi? İlk önce köprüye çünkü o eşşeğin doğumu karşı ahırda bir bahar sabahı Rüstem Ağanın koşarak sese hızlı adımlarla o köprünün üstünden o zor sancılı anasının veteriner ile kurtarıldığı gerçeği şimdi Eşşekmi köprümü? Hep hayatımızda bir çok köprüler war Rüstem Ağa daha o hasat ve ürün zamanlarında o eşşeğe ne kadar şükretse azdır, yalnızca üstünden geçilen değil üstünden geçindiğin o nacizane canlıda senin ilk adımlarındaki Ağa sıfatının sana sunulmasına köprü olmuş o güzel nalların eseridir.
    Bugün burda bir kaç cümle yazı vs. Yazıyoruz isek İnstagram ailesi ve bize sunulan bu köprüde bir nimet, şimdi diyorumki ey Nazım Hikmet ey Orhan Veli gibi güzel ruhlu insanlar sizler bu köprüler olmadanda nerelerden geçmişsiniz, bizler şu an ayak ayak üstüne atıp burda köprülerden geçip milyona koşuyoruz anlıyoruzki bu büyük zatlar köprüleri zaten çoktan atmışlar günümüze. Çok teşekkür ediyorum ruhları şad olsun.