Dilek Obut, bir alıntı ekledi.
21 May 08:50

Allah'ım kaderimde anarşi ve protesto
antidepresanlar ve içi boş bir gardırop
ne de çok yer kaplıyor mesela Al Pacino
yardımın gerekiyor Kadıköy'deyim stop.

Garanti Karantina, Murat MenteşGaranti Karantina, Murat Menteş

Lagaluga
Günün sürprizi laga luga. Güncel Türkçenin gayet güzel, oturmuş, anlamı belli kelimelerinden biri. Hürriyet gazetesinde mesela son on yılda laga luga yazımıyla 24, lagaluga yazımıyla 13 defa geçmiş, az değil. Ama piyasadaki Türkçe sözlüklerin hiç birinde yok. Hadi TDK’nın güncel Türkçeyi takip etmek gibi bir derdi yok, onu geçtik. Ama Kubbealtı’nda da yok, Meydan Larousse’ta da yok. Nişanyan’da hepten yok. Bir tek Hulki Aktunç’un Argo Sözlüğü’nde var. O da sallamış, onomatope demiş, yani “ses benzetmesiyle yapılmış kelime”.83

Derken birden jeton düştü. Tabi yaa, Arapça lağâ “söyledi, lakırdı etti”, luğâ onun pasifi “söylendi”! Luğat (söz, lakırdı) kelimesinin kökündeki eylem. Kalıp gayet tanıdık, Farsça guft û gû (“söylenmiş ve söylenen”, yani dedikodu), Arapça kîl û kâl (“denildi ve dedi”, aynı şey), Türkçe dedi kodu gibi. Ama laga luga “dedikodu” değil, “boş laf, lakırdı” anlamında kullanılıyor. Belli ki, yeraltından akan sular gibi, yüz veya birkaç yüz yıldan beri Türkçede varolan bir deyim, ama bir türlü sözlüklere terfi edememiş.

Sözlükçülük ince iş. Türkçenin Oxford English Dictionary gibi eksiksiz bir sözlüğü olsaydı ne büyük medeniyet olurdu ah!

Sevan Nişanyan

Dolunay, bir alıntı ekledi.
18 May 00:43 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Deyim yerindeyse, yapayalnız yaşadım; tek başına, kimsesiz, tümüyle yalnız. Bunun ne demek olduğunu anlıyor musunuz ?

Beyaz Geceler, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 26)Beyaz Geceler, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 26)
idris yılmaz, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'i inceledi.
 17 May 02:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
Susanna Tamaro
İnsanın hayatını yaşarken elinde sihirli değnek yok ki açmazlara düştüğünde hemen istediği oluversin. Yaparak yaşayarak öğreniyor hayatı. Ve tecrübelerinin birikimi ile bundan sonraki hayatına daha doğru adım atmaya daha çok tecrübeler edinerek çabalıyor.
Kimi insanlar ise hayatın zorluklarına baştan teslim olarak adına da “kader” tanımlaması koyarak yaşamaya devam ediyor. Oysaki baştan kabullenilmiş yenilgiler yıllar içinde biriktikçe mutsuzluklarının da birikmesine neden oluyor.
Yüreğinin götürdüğü yere git, gençlik yıllarımızdan itibaren zaman zaman sürüklendiğimiz hatalara, gerek kendi hayatımız, gerekse orta yaşlara doğru geldikçe sahip olduğumuz çocuklarımıza yaklaşımlarımız ve gerekse daha ileri yaşta çocuk büyütmenin ne derece hassas olduğunu öğretiyor bize.
Öğrenmek ve fiziksel yaşımız büyürken ruhsal yaşımızın da büyümesi gerektiğini anlatıyor kitap. Deyim yerinde ise “kamil insan” olmak gerekiyor.
Roman 80 yaşındaki bir anneannenin öz eleştirel biçimde bir yaşam öyküsü. Kızına gösteremediği özeni torununa göstermeye çalışıyor. İnsan ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlatıyor.

Ömer Öztürk, Dönüşüm'ü inceledi.
 16 May 21:43 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

"Herkes 'sürüye' katıldığından ötürü güven içerisinde, ...sınırları 'iyice' çizilmiş bir yaşam."

Kafka'nın (1920-23) Jonouch'la konuşması


Öncelikle Dönüşüm, sayfa sayısının azlığına, üslubunun görünüşteki yalınlığına karşılık deyim yerindeyse öyle kolay yutulur lokma değil.

Kolay yutulur lokma olmamasına rağmen neden bu kadar çok okunduğuna gelirsek; Ahmet Cemal bu konu da kitabın sayfa sayısının azlığını, kitabın ince olmasından dolayı çok okunuyor denilmesine karşı çıkıyor. Bu çok okunmayı başka bir olgu da aramak gerektiğini bununda eserin 20.yüzyılın başlarında kalema alındığı yıllarda toplumların  artık 'insan' kavramının niteliği konusunda arayışa girmelerinin eserin çok okunmasına neden olduğunu belirtiyor.

Evet katılabilirim ama insanın niteliği bağlamında kitabı okuyan kesim o yıllarda Avrupa toplumları idi. Günümüz de bence çok okunması sayfa sayısının azlığı gibi geliyor insanlar bir oturuşta okuyup bitirebilecekleri eserleri hele ki bir de bu çok okunanlardansa  hemen aradan çıkarma gibi bir  eğilimle okuyorlar.(Başka okunma sebeblerini belirtebilirsiniz.)

Kaldı ki çok okunmasına rağmen bu kadar simgelerin yoğun olduğu ve Kafka'nın eserlerinde oluşturduğu iki dünyayı da

-Günlük yaşam ve
-Doğaüstü kaygının dünyası

dikkate alırsak eğer eser Kafka'ya değilde başka birine aitmiş gibi simgelere takılmadan düz okuyup ilk anlamıyla eseri anlamlandıranlar bu klasiği çok 'basit' görüp 'abartıldığını' bile düşünebiliyor.

Oysa Dönüşüm Ahmet Cemal'inde belirttiği gibi kolay yutulur lokma değil.
Kolay yuttuğunu düşünenler sadece
Günlük yaşam penceresinden bakıp anladıklarını sanabilirler.(ki bu da yanlıştır diyemem.)
Kafka'nın farklı bakış açıları ile 2 kez okunulmasını bazı yazarlar tavsiye ediyorlar. Yoksa sıradan bir uzun hikâye gibi görebilirsiniz.

Öykü 'sürüden' (Toplum) ayrılmaya başlayan
Gregor Samsa'nın böcek metaforu üzerinden :
- Aile yapısı ve
- Toplumsal yapıyı ayrıntılı olarak eleştirmektedir. Bu eleştiriler nesnel bir boyuttadır.

===============Spoiler=================

Gregor Samsa'nın böcek olarak uyanması ile başlayan öykü böcek olarak uyanmasına çok şaşırmayan Gregor'un işe gitmek için kurduğu alarmı duymadığının farkına varması yani insanın toplumsal bakımdan 'kullanım talimatlarına' uymadığını fark etmesiyle bir telaşa kapılması ve işe gidememesi üzerine ailesinin tepkisi ve müdürünün eve gelmesiyle bu 'uyanış' sürecine verilen tepkiler ile devam ediyor ve Gregor'un ölümüyle sonlanıyor.

"Biraz daha uyusam ve bütün bu saçmalıkları unutsam nasıl olur."

Uyuma fikri şüphesiz ki Gregor için bir fiziksel süreç değildir. Çünkü Gregor artık aile ve toplumun baskıcı yapısına karşı 'başkaldırmıştır.'
Gerçek bilinç yerine geldiği için uyumanın ona fayda vermeyeceği gün gibi ortadır zaten Kafka'nın onu yeniden uyutmasını beklemiyoruz.

Müdür bey:" Hiç iş yapılamayacak bir mevsim yoktur, Bay Samsa asla da olmamalıdır."

Onu böcek olarak gören müdürünün kabullenemeyişi ve yüzüne bile bakmadan sırt dönüp gitmesi toplumsal işleyişi aksatan insanların bahanelerinin dinlenmeyeceğini gerek duyulmadığını gösteriyor.

Müdür giderken Gregor'un kız kardeşi evde olsaydı eğer:
"kız kardeşi evin kapısını kapatır ve holde Müdür Bey'in  korkusunu yatıştırırdı." diye düşünmesi bunun nasıl bir yatıştırma olacağını söylememe gerek yok sanırım toplumda belirli bir mevki anlamda üstünlüğü olanların diğer bireylere nasıl baktığını görebiliriz.

Simgelere de göz atmak gerekirse
Gregor'un odasında asılı bulunan

Kadın resmi: Ailesine bakma sorumluluğu ve iş baskısı yüzünden özel hayatının olmamasını yani cinsel bastırılmışlığı gösteriyor o resmi almaya çalıştıklarında karşı konulamaz bir şekilde resmi saklamaya, vermemeye çalışmasıda bastırdığı duygunun ne denli güçlü olduğunu gösteriyor bize.

Merdiven: İçinde bulunduğu durumdan kurtulmanın zorluğunu labirent şeklinde belirtilmiş.

Ve 4 5 kez 'pencere' vurgusu yapılmış bu da hapsedilmişliği yani özgürlüğü pencere ile simgelemiş. "Pencereden bakmanın iç dünyasında filizlendirdiği özgürlük duygusunu anımsamasıydı." (Can Sayfa 49)

Gregor odasına girdiği zaman karanlık dışarı çıktığı zamansa aydınlık olarak görsteriliyor.
Gregor hayattayken odasının çok karanlık ama öldükten hemen sonra aydınlanması ailenin ve toplumun 'uyanışı' yani başkaldırmayı kabul etmemesini tam tersi şeklinde gösteriyor.

17 yaşında olan 'işsiz' kız kardeşinin ilk başta ona sahip çıkması sonra da evden gönderilmesini istemesi ise kız kardeşinin işe başlaması yani sürüye katılıp toplumun parçası haline gelip sistemin kölesi olduktan sonra evden kovma fikrini benimsemiştir.

"acaba küçükhanım yanımıza gelip çalmak istemezler mi, çünkü bu oda çok rahat?
Baba, sanki kemanı çalan kendisiymiş gibi: Rica ederim memnuniyetle diye karşılık verdi."

Aile yapısı içinde bireyin fikirlerinin önemsenmediğini karar verme kısmının aileye bırakılmasını eleştirmiştir.

Doktor çağırılması ve doktorun geldiğine dair bir bilgi verilmemesi ise hiçkimsenin bu uyanışı anlayamayacağını Gregor'un iç konuşması ile anlıyoruz.


Eklemek istediğim o kadar çok şey var ki kısa tutmak için atladım hep ona rağmen uzun oldu.
Güncelliğini sürekli koruyacak bir eser her okudunduğunda farklı ayrıntılara denk gelinebilir. Kütüphanenizde bulunulmasını tavsiye ederim. Sisifos Söyleni'nden sonra okunması anlaşılması için daha iyi olabilir.

Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı adlı -anıt eser- inde insan ırkına ve onun yarattığı medeniyete meydan okur. Ona göre bütün duygular zamanla değişir, dönüşür ve ölür. Kalıcı olan tek ruh hali huzursuzluktur. Var olmaktan kaynaklanan nihai huzursuzluğun deyim yerindeyse tunçtan heykelini diker büyük usta. Hayatta kalabilmek için para kazanmak zorunda olan ve bunun için her sabah alarmla uyana
n bizlere yaklaşık yüz yıl önceden şunları söyler Pessoa; Hayatta kalabilmek için nefret ettiğiniz işler yapacaksınız ve çalıştığınız her gün içinizdeki nefret biraz daha artacak. Git gide sadece yaptığınız işten değil kendinizden de nefret edeceksiniz. Ama bir taraftan da nefret ettiğiniz kendinizin varlığını sürdürebilmek için daha da hayvanca çalışmak zorunda kalacaksınız. Ve pek çoğunuz bu boktan varoluşunuzu sonlandıracak cesarete sahip olamayacağınız için, bu lanet paradoksun dişlileri arasında öğütüleceksiniz. Yaşam denilen hikayenin özeti bu işte. Ne demişti Schophenhauer her yeni doğan insan taslağı için? Dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları..
Ali LİDAR

gilgamis_38, bir alıntı ekledi.
15 May 08:26 · Kitabı okuyor · Beğendi · 9/10 puan

Mustafa Kemal gibi düşünmek.
123/3»

herhangi bir problem karsisinda, çözümü imkânsiz oldugu düsüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma egiliminde olan, ne yapip edip bir çözüm üretmek için yaraticiligini zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kisilere söylenen, norveç diline yerleşmiş eski bir deyim.

Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi, Sinan Meydan (Sayfa 44 - 2002 yilinda italya paragia da duznlenen Türkiye ve Atatürk devrimleri toplantisi.)Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi, Sinan Meydan (Sayfa 44 - 2002 yilinda italya paragia da duznlenen Türkiye ve Atatürk devrimleri toplantisi.)
Emre başatlı, bir alıntı ekledi.
13 May 00:49 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Süperego, deyim yerindeyse, kendi otoritesinden muaf bir yasa failidir: Bizim yapmamızı yasakladığı şeyi kendisi yapar. Süperegonun temel paradoksunu şöyle açıklayabiliriz: Ne kadar masum olursak, yani süperegonun emrini ne kadar takip edip keyiften ne kadar feragat edersek, kendimizi o kadar suçlu hissederiz, çünkü süperegoya ne kadar itaat edersek, onda biriken keyif ve dolayısıyla üzerimizde uyguladığı baskı o kadar artar

Yamuk Bakmak, Slavoj ZizekYamuk Bakmak, Slavoj Zizek
OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, Sultan Mehmet'in Casusları'ı inceledi.
10 May 13:19 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 7/10 puan

Son dönemde oldukça gündemde bir yazar Halil Yaşar Kollu. Heyet-1 ve Heyet-2 kitapları herkesin dilinde ve herkes bu kitapları, yazılanları ve özellikle de yazarını merak ediyor. Yazarımızın yeni kitabı ise Sultan Mehmet'in Casusları.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Kitap Fatih Sultan Mehmet döneminde akıncı birlikleri içindeki casusların (ajanları) Eflak ile ilgili faaliyetlerini anlatıyor. Burada bir tarafta Fatih'in casusları yani akıncıları Yahya Çavuş, Delibaş, Mihaloğlu ve Köse. Diğer tarafta Vlad nam-ı diğer Kazıklı Voyvoda ve adamları Alexander ve Stefan vardır. Mesele Eflak'ın Osmanlı'dan geri alınması meselesidir. Vlad Eflak'ı, Fatih'e karşı yanında yer almayan ve Fatih Sultan Mehmet'in tarafını tutan kardeşinin elinden almak istemektedir. Ancak karşısında Fatih'in akıncıları vardır. Bu akıncılardan bir tanesi casusluk için bulunduğu Avrupa kilisesinden Fatih tarafından özel olarak çağrılacaktır. Tarihi bir roman olan bu kitap Heyet kitaplarında olduğu gibi bir çırpıda bitiyor. Kitabın içinde karakterlerin konuşmalarında çeşitli tarihi bilgiler yer alıyor. Tabi bunlar çok dikkat çekici bilgiler. Örneğin Fatih'in bir casusunun Viyana'daki bir kilisede görevli olması ve belki de en can alıcı nokta başka bir casusunun ise neredeyse Papa'lığa yükselecek olması. Halil Yaşar Kollu'nun kitapları konu itibariyle çok ilginç ve iddialı tarihi kitaplar ve romanlar bence. Bu açıdan kitap çok güzel. Fakat mesele edebi bir tür olan roman yazmaya gelince yazarı başarılı bulamıyorum. Keşke yazarımız tarihi bir roman yazacağına Heyet-1 ve Heyet-2' de olduğu gibi direk aktarmak istediği bilgileri bizimle paylaşsaydı. Tarihi bir romanda operasyon çekmek diye bir deyim kullanılmış. Bu açıkçası biraz güldürdü beni. Tabi kitaba genel baktığınızda aktarılmak istenen bilgiler için okunması gereken bir kitap. Ancak Heyet-1 ve Heyet-2 kitaplarındaki gibi çok yoğun ve derin bilgilerde yok. En azından benim açımdan yok. Verilen bilgilerin çoğu bildiğim şeylerdi.
Kitabın son kısımlarında roman bitiyor ve Heyet-1 ve Heyet-2'deki diyaloglara dönüyoruz. Yani usta ile hafızın bol çaylı sohbetlerine. Bu sohbetlerde Heyet-3 kitabı ne zaman çıkacak sorusuna da cevap verilmiş. Aslında Heyet-3 kitabı yazılmış bu arada ancak bu kitap daha önce yayınlanmış. Araştırmalarıma göre Heyet-3 yanlış bilmiyorsam Eylül 2018 gibi çıkacak.
Velhasıl bu kitaba bir roman(yazarında roman yazma amacı olduğunu düşünmüyorum o ayrı mesele) olarak bakmayın bir bilgi kitabı olarak bakın ve bu amaçla da okuyun. Tavsiye ederim. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

Ömer Öztürk, bir alıntı ekledi.
 06 May 14:00 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Gülerek sözümü kesti:
-Bir öykünüz yoksa bugüne kadar nasıl yaşadınız?

-Herhangi bir öykü olmaksızın yaşadım!
Deyim yerindeyse yapayalnız yaşadım;
tek başına,
kimsesiz ,
tümüyle yalnız.

Bunun ne demek olduğunu anlıyor musunuz?

Beyaz Geceler, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 22)Beyaz Geceler, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 22)