• 512 syf.
    ·30 günde·Beğendi
    Hasan Sabbah'ın, insanların inancını kullanarak bir grup insana neler yaptırdığını anlatan tarihi öyküsü... Günümüz için de içerisinde binlerce kıssadan hisse yer almakta. Kitapta Hasan Sabbah isimli tarihi karakter, ''Bilinmeyenden herkes korkar, o yüzden kitleler yalan da olsa bilinene inanma eğilimindedir,'' düşüncesinden yola çıkarak dahiyane olayları gerçekleştirmektedir.

    Kitabın ana konusu, inancın insanları uyutmak ve uyuşturmak için ne kadar güzel bir araç olduğunu göstermektir. Hele bunun bir de uyuşturucuyla desteklenmesi ile 3-5 kişinin nasıl olup da dünya tarihini kökünden değiştirebileceğini yazar gözlerimizin önüne sermiştir. Bu cesur tutumundan dolayı Vladimir Bartol'u tebrik etmek gerekir. Zira zor bir konuyu, oldukça güzel bir kurguyla önümüze servis etmiş ve bize sadece yeme kısmını bırakmış.

    İnanç, gerçekten son derece güçlü bir duygu/his. Bu nedenle de tarih boyunca insanların inancı hep bir takım kötü niyetli kişiler tarafından suistimal edilmiş. Yakın zamanda ülkemiz içerisinde de böyle bir durum ile karşılaştık maalesef. Ayrıntılı anlatmaya gerek yok. Demem o ki; inanç, insanın aklının ve mantığının önüne geçtiği zaman son derece tehlikeli sonuçlara yönelebilir. Uğrunda ölmeye ve öldürmeye kadar varabilir. Hatta savaşlara ve toplu katliamlara sebep olabilir. Tarih bu tür örneklerle dolu maalesef. Sabahattin Ali bu konuyu çok güzel açıklamış bana göre:

    "Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamamız için… Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak… Dünyada bundan başka istenecek ne vardır? Hayatını bu gayeye vakfet, görürsün, nasıl birdenbire canlanacaksın!"

    Yukarıda da dediğim gibi, inanç çok güçlü bir duygu/his. Ancak inançtan çok daha güçlü olan bir başka duygu/his daha var. O da şüphe... Bir insan size bir şeyi yapmanızı söylediğinde veya yapmamanızı emrettiğinde, o isteği koşulsuz şartsız yerine getirirseniz, bir gün sizin de canavara dönüşme ihtimaliniz oldukça yüksektir. Şüphe etmeden birine koşulsuz şartsız inanmak aklı ve mantığı ikinci plana bırakmaktır. Bu durum da yine son derece tehlikelidir. (Bu noktada, "inanç" dediğimde sadece dini inancı düşünmemeniz gerektiğini açıklamaya gerek duymuyorum.)

    Son olarak, genellikle Amin Maalouf'un Semerkant kitabı ile bağlantı kurularak okunması gerektiği söylense de her iki kitabın farklı iki öğreti üzerine kurgulandığını söyleyebilirim. Evet, konuları aynıdır; ama peş peşe okumanın ya da birlikte okumanın okuyucuya bir faydası bulunmamaktadır. Konu ilginizi çektiyse her iki kitabı da farklı zaman dilimlerinde okumanızı öneririm.
  • Gerçi... sizin şerefsiz bir insan olduğunuzu biliyorum, ama sizden hiç mi hiç korktuğum yok
  • 248 syf.
    ·Beğendi·10/10
    BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE Grigory Petrov
    TARİHTEN İBRET
    Kitaba ilgiyi üstüne çeken bir başlıkla bir bölümle başlanmış Moskova’daki Devlet Tiyatro'sunun duvarlarında oluşan çatlakların bir süre sonra temellerden çatıya uzanarak artmasını zamanında en sağlam bina temeli ahşaptan yapılmasınin ardından gevşek olan zemine kazıklar çakılarak ustüne de kalın taş duvari örülmüş.
    dayanıklık bu kadar sağlanabiliyormus fakat zamanla ahşap direkler çürümeye temel kaymaya başlamış binayı yıkmak yerine köşelerinden başlayarak temelleri açıp direkler yerine sağlam granit taşlar yerleştirmişler,binayı yenilemişler.
    Bu durum Devletlerin tarihi ve ulusların hayati ile ilişkilendirilmiş.

    KAHRAMANLAR VE MİLLET
    Bir devletin güçlü veya zayıf oluşu kitapta şu sözlerle özetlenmiş “Her ulus layık olduğu yönetime ve yöneticilere sahip olur.”ve her ulusun tarihini kim yaratır sorusuna iki büyük filozofun görüşünü eklenmiştir birincisi
    Büyük İngiliz filozofu Carlyle kahramanlar Leo Tolstoy ise halkın birer yaratici olduğunu ileri sürmüş ilgili konularda eserlerinde düşüncelerini ifade etmiştir.
    SUOMİ'NİN TARİHİ
    Yazar Finlandiya'yı anlatirken biz okuyuculari umutlandırıyor,Fin ulusunu anlatırken hayranlığını gizleyemiyordu.Ulusun kültürü her bir Fin ulusunun vatandaşının durmadan dinlenmeden çalışmaları sonucu ilerlemiş muasır medeniyetler seviyesine ulaşmıştır.Isveç egemenliği altında kaldıkları zamanlar Finler her anlamda bilim,kültür ekonomi,düşünce ve ahlakta geri kalmış ve yazar bunu yani Fin ulusunu bu süreçte küçük havasız bir mahzende yetişen zayıf bir çiçeğe benzetmiş ben eğitimden yoksun kalan bir çocuğa benzettim.
    Rusya ve İsveçliler arasinda 1808 yılında yasanan savasta Rus Çarı l. Aleksandır Finlandiya’nın yarısını ele geçirmiş ardından Fin Ulusal Meclisinin “Şeyim”i toplanmaya davet etmiş bunu ustune toplanmış ve Çar’ın rusya’ya katılmayı kabul etmiştir.
    Finlandiya isveç’in boyunduruğu olmayı bırakmasının ardından Rusyaya bağlı bir ülke olmaya başlaması kendi iç meselelerini eğitim öğretim kanununu kendi belirlemek istemesindendir.Iste burada o mahzende yetişen zayıf, fikirleri çıplak çocuk dışarı çıktı güneşi gördü.
    SNELMAN(BATAKLIK ÜLKESINI BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESINE CEVIREN BIR HALK ÖĞRETMENİ)
    Fin kültürünü yükseltmeye çalışan büyük bir bilgin,derin bir filozof ve unlu bir politikacı, Snelman bir ideal öğretmenden daha fazla şey ifade ediyor benim için, ülkenin en uç noktasındaki öğretmene öğrenciye ulaşması onlara kültürlerini hatırlatmak,yukseltmek istemesi,Finlerin ruhunu uyandirmak istemesi idealden daha öte bir öğretmene isaret ediyor.Meclisteki konuşmaları,eserleri hep daha yüksek bir uygarlığa ulaşmanın adımlarını içeriyor gittiği her yerde bilgiyi kültürü yaymaya çalışmıştır.Okuyanlarin ulusal zekayı açmaya ulusal vicdanı uyandırmayı ulusal iradeyi güçlendirmekle zorunlu olduğunu belirtmiş halkın an salt tabakalarına ulaşmayı hayatin değerinin bilincinde olmaları gerektiğini koruması gerektiğinde defalarca sonu olmayan satırlara mektuplara yazmis çizmiş anlatmış benimsetmiş bir ülkenin aydınları doktorlar,öğretmenler,avukatlar,memurlardır kısacası her kesimdir onların görevidir bu ülkenin bireylerine nasil çalışılmasını,evlerin nasil inşa edilmesi gerektiğini mutlu ailenim formülü,erkeğin kadına ce kadının erkeğe nasil davranması gerektirdiğini kısacası halkın bilgisizliğini kabalığı sarhoşluğunun tek suçlusu okumuslarindir görevini yerine getirmeyenlerindir.
    EĞİTMEN VE MEMURLAR
    Snelman'in Seym’de Isveçliler çok uygar insanlar demiştir.Onların her yönde başarı görmesini dilediğini ve aynı zamanda Isveç Devleti degil İsveç memurlarından kurtulmasının sevincini dile getirdi.Isvec hükümetinin yetiştirdiği en ıyi memurlarını merkeze,önemli ve ıyi makamlara,çoğu okumamış ailesine yük olmuş veya ortaokulun ikinci ve üçüncü sınıfından çıkmış yalancı bilgisiz,vaktinin çoğunu meyhanelerde geçiren kötü memurları Finlandiyalı yolluyorlardı.
    Yavaş yavaş kendi Fin memurlarını makamlarına yelerstirerek kanunsuzluğun önüne halka eziyet etmenin önüne geçti halkta adalet duygularını uyandırmayı gittiği her yerde memurlar arasinda sevgi ve saygıyı arttırdı imi üç nesil sonra halkın övündüğü ve hatta kutsadığı memurlar sınıfı oluştu.
    KIŞLA-HALK OKULU
    Küçük Fin ordusunu da ulusallaştırma çabaları da Isveç subayların erlere olan davranışları kabul edilir durumda değildi.Kendi kültürlerini geliştirmek için Finleri kullanırlardı.Fin ulusu güçlü aydınları ile makamlar sirayla ele geçirdiler.Erler boş zamanlarını iskambil oynayarak,içli içerek geçirirlerdi çoğunun okuması yazmadı yoktu bu davranışları onlara “kışla öküzleri”gibi aşağılayıcı sözlerle hitap eden tüm gün kağıt oyunları oynayan ve içmekten başka bir sey bilmeyen ağzından küfür eksilmeyen sosyal ve ulusal idealleri olmayan İsveç subaylardan öğrenmişlerdi
    Snelman ve Fin aydınları orduya talimlerden başlayarak el attı. Universite eğitimlerini bitiren hatta liselerin en seçme öğrencileri de askerlik eğitimine başladılar 5 hatta 10 yıl süren askerlik hizmetini başarıyla tamamladılar bu süreçte bilimsel inceleme ve araştırma da yapan bu öğrenciler düşüncelerini Snelman yolu dile getirdiler.
    Kışla bir aile ocağına döndü hijyen temizlik giyim kuşam derken eğitim icin gerekli olan her şey ile donatıldı.Genç Fin subayları büyük bir kültür gücü haline gelerek erleri her açıdan ahlak,okuma yazma,birey olma yolunda eğittiler hatta onlardan birer eğitmen subaylarda yetiştirdi.
    Ordunun önemi vatani canı pahasına koruyan askerlerin değeri bir kez daha güçlü bir şekilde ifade edildi.
    FUTBOL
    Napolyonun Ingiltereyi fethetmek için çıktığı yolda emellerini gerçekleştirmeden geri dönmesi ve Saint Helene adasına dönmesi bunun üzerine Ingilere’nin her şeyine özenen avrupa ulusları öğrenimini dahi bitirmeyen gençlerin spora sanki bir dinmiş tapmaları en kötüsüydü. onlar gibi giyinmeye konuşmaya başlamaları tamamen kusurlu taraflarının birer kopyası olmaya başladılar.O zamanlarda herhangi ciddi bir fıkra sahip olmayan Fin gençleri de kendilerini futbola kaptırdılar.Snelman ve arkadaşları güçlü zihin deyip yola çıktılar.Güçlü bir manda bacağı yerine sağlam bir kafa diyen Snelman Fin gençlerine Sokrat'tan Cervantes'e birçok örnekle gençlere sporla ilgilenmelerini görünce sevindiğini fakat yalnızca Macarları degil ingiliz ve fransızları da yenmenizi sadece topla degil bilimle de isterim dedi.
    ANNE-BABA VE ÇOCUKLAR
    Birey değişirse toplum değişir,birey bilinclenirse toplum bilinçlenir...
    Zamanlarının çoğunu kahvehanelerde geçiren babalarda ev ışlerini temizliği,yemeği üstlenen anneler çocukları ile ilgilenmiyor,konuşmazlar boş vakitlerinde ise çocukların ellerine oyuncak,şekerleme tutuşturup,uzaklaşmalarını bir köşede oynamalarını isterler.iyi eğitilmemiş her çocuk işlenmeyen bir tarladır ve o tarlada sadece diken ve ısırganlar yetişir Fin ulusunun uyanışı ailelerin Bilinçlendirilmesi ile devam etti.
    Ünlü pedagoglar ve ruhbilimciler nerde olursa olsun ailelere ulaşıp tarım uzmanlarının halka en güzel fidanların,en iyi ekinlerin nasıl yetiştirildiğini öğretmesi gibi,onlarda anne babalara çocuklarının akla uygun bir şekilde nasil eğitilmesi gerektiğini açıklamaya çalışmışlardır.
    HALK ÜNİVERSİTESİ
    Genç Fin aydınları Snelman’ın çevresinde toplanarak bir grup oluşturmuş ve bu grup üyelerinin sayısı gittikçe artmaya devam ediyordu,aralarında çoğunun Helsinfors Üniversitesi’nden genç profesörler,Finlandiyanın her köşesinden doktorlar,avukatlar,memurlar çıkar gözetmeksizin ülkenin gelişmesi için ellerinden geleni yapıyorlardı.Finlandiya'nın her köyüne,her köşesine araştırdıkları kaynakları gezici kütüphaneler hâline getirerek gönderdiler,her Pazar günleri halk anlayacağı dilde edebiyat,sağlık,ekonomi ve ahlak konulari ile ilgili konferanslar kendini bu alanda gelistirmis en iyi öğretmenler ve konferansçılari seçerek her bölgeye konferanslar vermek uzere gönderdiler.
    Zenginler evlerini kütüphaneye dönüştürmek üzere devlete verdi.Eğitim için vakıflar kuruldu.
    JARVİNEN'İN SÖYLEVI
    Zamanında yoksul ve hor görülen bir satıcı olan ve Reçel Kralı olan anılan, Jarvinen Halk Üniversitesi’nin düzenlediği ulusal bayramda konuştu hayat serüvenini anlattı.
    Fin ulusu'nun en güzel köşelerinden biri Jarvinen zamanla isini büyütmüş ve geri kalan Jarvinenlerin hayatının ne kadar kötü süreçlerden geçtigini,nasıl olduğundan söz etti
    “Fin ulusu Jarvinen demektir” sozlerinj tamamladı.

    HAYDUT KAROKEP
    Jarvinen konferansta bir zamanlar Finlandiya’nın korkulu ruyasi olan Johan Karokep’in sağ olduğunu, Italya’da bulunduğu sürede gördüğünü onunla görüştüğünü söyledi.Iflah olmaz bir hırsız olan Karokep üç oğlunu yetiştirmiş hepsinin hayata atılmasını sağladı, ıyi mevkilerde kendini geliştirmiş üç oğlu avrupanın en iyi okullarında okumuştu.
    Karokep, Jarvinen’in çocukluk arkadaşıydı.Ticarethaneleri,kiliseleri hiçbir yararı olmamasına rağmen soyarken yakalandı,ardından deli hastanesine gönderildi bu sırada ordan kaçarken peşinde olan polislerinkurşunlarından öldüğü ve arkadaşlarının cesedini sakladığı düşünüldüğü için unutulmuştu.
    Bir tüccarın yanında çalışan Karokep efendisinin güvenini kisa Sürede kazanmış hatta efendisi ona büyük bir miktar para emanet etmiş,Efendisinin mağaza sahibi ile köylüleri Kandırdığını anlayınca bütün parayı köylüler dağıtmış ardından mağaza sahibini de iyice dövmüş ve mahkemede efendisinin köylüleri sahte kantarlarla kandırdığını anlatmamış ve suçlu durumuna düşmüş çünkü köylüler efendisi ile taahhütname imzalamıştı.
    Insanlar,sevgilerinden Tanrı’ya ulaşmak için tapınaklar inşat ettiler onun yanıp tutuştular ama birbirlerini soyarlar,soyulurlar diyen,insanlar ve Tanrı’ya karsi isyan etmeye onlardan intikam almaya başladı.
    Bankalar soymaya,papazları öldürmeye başlamış.En son öldürmeye çalıştığı ama yaralı olduğunu iyileştiğini öğrenmiş onu tekrar öldürmek için evine gitmiş ve ordan ondan bir ders almis tamamen değişmiş biri olarak çıkmış.Kendini çocuklarının hayatına eğitimine adamış.
    Jarvinen’e çocukluk arkadaşının tüm hikayesini kendisinden dinlediği gibi konferansta ulusal üniversitenin profesörlerine anlatmış
    Biz hepimiz,tüm Jarvinenler,Karokepler bu ulusun evlatlarıyız kotu şeyler yaşamamız veya iyi şeyler yaşamamız bizim meziyetimiz değildir.

    JARVİNEN,OKUNEN VE GULBE
    Jarvinen ,Reçel Kralı,Küçük kulübesinde kurabiye satarken nasil birden bir dünya markası olan reçel fabrikatörü olduğunu,onu bu konuma getiren bir konferansla olduğunu anlattı.
    Robinson Cruise’den ilham alarak hayatta kalma mücadelesini canlı örneklerini ele alarak anlatan Bilgin'den etkilenmiş,o zamanlarda biri demirci,biri yumurtaci biri de kunduracı olan üç arkadaşını da konferansa götürmüş birlikte çıktıkları yolda her biri Fin ulusunun kalkınması için ve kendilerini ilgilenmekten hoşlandıkları alanda geliştirmek için durmadan çalışarak dünya çapında bilinen Ticarethaneler,Şirketler ve Fabrika zincirleri sahibi oldular,bu üç adam da Jarvinen gibi Köy okullarına,Fin bilginlerinin denizaşırı araştırmalar yapabilmeleri için her yıl 100,000 ila 300,000 mark arasında değişen yardımlarda bulunmuşlardır.
    Jarvinen’nin bu konuşmaları ve Törenin tüm ayrıntıları Fin gazetelerinde aynen basıldı.
    Bu olanlar ülkede olay oldu uzun zaman konuşuldu,Zenginler halk üniversiteleri için bina hediye ettiler,veya inşası için para verdiler.
    KÖYLÜLER,İŞÇİLER VE ESNAFLAR
    Çocukluğudan beri halk işleri,ilişkileri,dünya işlerine hep saray zihniyeti ile yaklaşımlarına,yorumlanmasına karşı tepkiliydi kalabalık halk kitlelerinin kültürden yoksun bırakılması herkesin felâketidir bu bir cinayettir demiştir,tarihi anlatan tüm ders kitaplarında,gazetelerde halktan,halkın hayatta kalma çabasını,üretkenliğini,azmini yazılmaz hatta şair ve büyük alimlerden,krallar ve bakanları,ailesinden onların kavgalarından günlerce bahsedilir.Halka yer verilmezdi..

    Bu bölümde her zaman her yerde sabırlı ve dayanıklı olmaya çalışan halkın önemi ifade edilmiştir.Halkın hem maddi hem de manevi anlamda yükseltilmesi için atılmayan adımlar tartışılarak ve halk tabakasını ormana benzeterek çok anlamlı örnekler ışığında açıklamış köylüler,işciler esnaflar en geniş halk tabakalarının her yönden aydınlatılmasını halk ile aydınlar arasındaki bu uçuruma son vermek için gerekli olan uyarıları yapmis ve halkın bu sefil durumdan çıkarılmasının herkesin borcu ve görevi olduğunu defalarca dile getirdi.
    SATILMIŞ YAZAR
    Bu bölümde Slav azınlığına mensup olan fakat Ulusunu satmış ahlaktam yoksun ve yaşadığı donemden dolayi yeteneğini içinden ciktigi ulusu yazıları ile yok etmeye çalışan yazarın hayatından söz edilmiştir.
    Kalemini satan bu yazar Almanlarin ona verdigi para karşılığı ile Slav'ları kötüleyen dürüst olmayan yazılar yazardı.Bir gün Snelman'nın yaptığı konuşmada içindeki buzlar eridi pişmanlık duygusuna büründü her hücresi ve bu konuşmadan sonra Finlandiya'ya dönen Snelman ondan gelen mektubu okuduktan sonra intihar haberlerini gazetelerden görür.Burada Vatanseverlik ve ulus bilincininbilincinin edinimine dikkat
    çekmiştir.
    HALKIN SAĞLIĞINI KORUMAYA ÇALIŞAN DOKTOR
    Bir köy doktoru hatırasını yazıyor.Köylülere şöyle sesleniyor:Efendiler!ne zamana kadar bu saklambaç oyununa devam edeceksiniz?Sürekli vatanseverlikten bahsedersiniz ama millet için vatan için,insanlık için ne yapıyorsunuz devlet büyük bir ailedir.Onun mensupları sizin küçük kardeşlerinizdir.Alt tabakanın kusurları,kısmen de üst tabakanın ihmallerinden ve duyarsızligindan kaynaklanmaktadır.Kitap sayesinde köylerdeki kötü durumu herkes görür ve anlar yardımlaşma artar olumsuzlukların çoğu ortadan kalkar. Ülkede üretime katılan eller çoğalır.Milletin sağlığı için mücadele eden büyük kahraman doktorun heykeli dikilmez çünkü onun yaşattığı bütün insanlar doktorun birer heykelidirler.
    YANSIMALARIM
    Öncelikle kitabımız yazarı Grigory Petrov’un Rusya ve Avrupa arasında yaşadığı sürgün hayatınin etkileri görülüyor ve kitaba eşssiz anlamlar katıyor.Bir zamanlar Isveç egemenliği altında olan olan ve her anlamda diger ülkelerden geri kalan Finlandiya'nın kamu,aile ,kültür,tarım,eğitim,devlet alanlarında kalkınmasını anlatıyor .
    Bu kitabı okuyup,özetledim ve Eğitim psikolojisi kapsamında değerlendirdiğimde,Snelman’ın eğitime el atmaya ülkenin psikolojik ve Sosyolojik verilerini toplayıp eğitime uygulama ile başlamış olması ciddi anlamda gözlem ve görüşme yerinde görme,adım-adım deneysel yöntemlerle ülkenin her yerinde olan her bireye ulaşması çok güzel bir strateji olmuş.Ögrenenlerin gelişim süreçleri,Bilginlerin ve aydın kesimin attığı adımları bir bir takip ederek kontrol altına alması öğretmenlerin yanlış eylemlerde bulunmasını engellemiştir ayrıca Tarihten ibret olarak açılan başlıkta geçmişte yaşanan olaylar,yapilan yanlışlardan söz edilmiştir,öğrenme psikolojisi konusunu baz alarak degerlendigimde öğrenme için geçerli olan ilkeler,kuramlar,ve öğrenme ile birlikte bireylerde görülen değişimler,öğrenmeyi kolaylaştıran ve zorlaştıran koşulları göz önüne serer her alanda görülen değişiklik diğer alanları da etkilemiş Kışlada verilen eğitim subayların davranışları ülkedeki aile yapısına da damga vurmuş eskiden çocuklarının kışlaya gidip döndükten sonra herhangi bir değişme gelişme görmeyen aileler daha sonra “çocuğum kışlaya gitse de adam olsa”gibi dileklerde bulunmaya başladı degişim çevre ve kalıtım etkiler ilkesini göz önünealdığımda çevre için güzel bir ornek olduğunu iddia edebilirim.
    Futbola olan ilgi davranışçı kişilik kuramlarına örnek verilebilir. Snelman’nın yaptığı konusmadan etkilenen Fin sporcuların alandaki kurallardan insanların davranışlarının sonucunda karşılaştıkları ödül veya cezalara bağlı olarak davranışlarında azalma veya tekrar etme olduğunu açıklamaktadır.
    Kışladaki erler ve subaylar davranış sekillerinin değişmesi sosyal sinif farki olmaksızın her bireyi etkilemiştir. sosyal sınıf faktöründe bireylerin ait olduğu sosyal sınıfın Yaşama biçimi düşünce ve eğilimleri etkisinden söz edebiliriz ayrı faktörü ailenin birey üzerindeki şekillendirici etkisi ile ilişkilledirilebilir.
    Finlandiya İsveç egemenliği altındayken memurlar işlerini keyiflerine göre yapardı ve her şey her şey rayına girip onların yerine gecen Fin memurları sırayla halk tarafından Hatta kabul görülen kanunlar çevresinde toplanarak halka hizmet etmenin bir görev olduğunu ,ahlaki anlamda bir borç olduğunun farkına varmışlar.
    Ailelerin çocuklarına sorumsuzluğu hakkında verilen bilgiler doğum öncesi dönemden başlayıp ileri yetişkinlik dönemine kadar devam eden bazi fiziksel,bilişsel ve psiko-sosyal alanlarında da etkileşimler değişen değişmeyen veya motor becerilerini geliştirememesi olabilir
    Çocuk yaşla birlikte bilinç zeka ve algılama hatta dil kullanma becerileri bilişsel gelişim anlamında edinemediği psikososyal gelişim alanında benlik duygu mizaç, ahlak ve kişilik gibi kazanamadığı, bu kavramları hayatında gösteremediği davranış eğilimleri onun eğitim hayatını ortaya çıkarır. Sonuç olarak bir ütün olarak baktığımızda eğer ebeveynler zamanlarını çocuklarına çocukluğundan başlayıp bir birey Olana Kadar ona eğitim vermesi yetiştirmesi yolu göstermesi gerekir bunların olmaması durumunda birey kendini keşfetme kendini gerçekleştirme yolunda herhangi bir hedef belirlemez ve kurduğu hayatta çevresi ile hep aynı seviyede olacaktır ebeveynler çocuklarına verdikleri öğütleri kendi davranışlarında da uygularsa aslında çocuklar bundan etkilenerek taklit yolu ile edinmiş olacaktir.
    Hicbir alanda değişim gelişim veya eğitim rastgele olmamıştir uzun bir sureci kapsayan bir çalışma sonucu olur.
    Eğitim psikolojisinde Yapılandırmacılık konusu bağlamında Sosyal ve Bilişsel yapılandırmacılık görüşlerine dayanan birçok ornek ile karşılaştım.
    Kitaptaki karakterler daha çok Vygotsky’nin sosyal Yapılandırmacılığina göre çevrelerinden ortamdan bilgi ile etkileşim halinde olmuşlar.
    Bilişsel Yapılandırmacılık ile ilgili olarak da Halk üniversitesinin kurulmasi,Kütüphanelerin kurulması kitaplarin bölgeden bölgeye gönderilmesi öğrencilerin veya bireylerin bilgiye ulaşmasını sağlamıştır bu da bilişsel yapılandırmacılığa bir örnektir.Ayrica Mustafa Kmal Atatürk bu kitabın okunmasını önermiştir.
  • 470 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Elinizdeki kitabı bırakın Don'un sularına ve bana kulak verin. Bırakın her şeyi ve bu kitabı okuyun. Okuyun kendinize dünyanın en güzel iyiliğini yapın.
    Ben şimdi size insanın yüreğini bir ateş gibi ısıtan Durgun Don'u nasıl anlatayım? Hangi kelimeleri var edeyimde size onlar ile yepisyeni mis gibi cümleler kurayım? İçinde kaybolduğum, bir kitaptan daha fazlası olan bu deryayı, tüm içtenliğimle; çarpan kalbim, titreyen ellerimle sunacağım.
    Yazar Şolohov Durgun Don'u ilk yazmaya başladığında aslında anlatacağı Kazakların devrim sırasındaki faktörleri. Her atta 70-80 sayfa yazıp okuduğunda eksik bir şey olduğunu anlayıp yırtmış ve bunu da şöyle açıklamış: "Eğer bu şekilde anlatmış olsaydım okuyucunun kafasında şu sorular oluşacaktı: Don Kazakları kimdi? Neden devrimin bastırılmasında yer almışlardı? Nereden gelmişlerdi? İşte bunun için ilk tasarımı mı yırttım ve daha geniş yeni bir tasarıma başladım." İyiki de başlamış geniş, uzun ve okudukça insanı içine çeken her karakter ile kendini özdeştiren kocaman mükemmel bir eser çıkmış ortaya. Okurken kendinizi Don kıyısında bir evde görüyorsunuz. Suratınıza Kuzeyden esen tatlı bir rüzgar vuruyor, rüzgar Don'un sularını dövüp kulaklarınıza tatlı nağmeler tüttrüyor. Sonbahar sabahında tepeden aşağı iniyorsonuz karşınızda Stephanların evi ve hemen karşısında komşu Melehovların evi. Kendinizi hemen evin avlusunda buluyor Gregor, Piyotr ile bir sigara içiyor hemen sonrada Dunya ile şakalaşıyor ve kendinizi Aksinyanın şehevletli arzusunda boğulurken yakalıyorsunuz. Durgun Don bir kitaptan çok daha fazlası. Kitap ilk önce Don Kazaklarının yaşayışını , geleneklerini , düğünlerini, hasatı kaldırışını büyük bir ustalık ile ince eleyip sık dokuyarak anlatıyor. Dediğim gibi içine girdiniz mi artık her karakter birer sizsiniz.

    SPOİLER
    .
    .
    .

    Sonra ise 1. Dünya Savaşına geçiyor. Ve savaşın ne kadar rezil İğrenç bir olay olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Ölenlerin köylüler olduğunu Subayların ve Çarlık sisteminin ölülerin üzerindeki eti kanlı kanlı yiyişini görüyoruz. Kah gülüyor genellikle gülüyor ve çok az da üzülüyoruz. Özelikle Gregor 'un ölüm haberini aldığım da o evin içindeki insanlar gibi bende yere düşmüş 1 hafta içinde iyiden iyiye zayıflamıştım. Ya Natalya' nın aşkından başarısızlık ile sonuçlanan intihar girişimi? Yüreklerimize tuz serpmişti en acısından. En çok yıkan ise Gregor askerdeyken Aksinyanın derebeyinin oğlu ile cilveleşmesi. Ah Aksinya oysa ne kadar da çok sevmiştim seni; arzunu, aşkını, şehvetini.

    Aslında anlatılması gereken, yazılması, söylenmesi lazım olan o kadar şey varki bunları ikinci üçüncü ve dördüncü cilt bittikten sonra bahsedeceğim.
  • 348 syf.
    ·7/10
    Bilim kurgu romanlarda, filmlerde bütün mesele yeni bir dünya yaratabilmektir yazan için. Okur veya seyirci için ise önemli olan o dünyaya girebilmektir. Bu romanda ise iki farklı dünya var. Biri bizim bildiğimiz dünyaya çok benziyor, her ne kadar ismi farklı olsa da (Urras). Kapitalizm iliklerine kadar işlemiş bir dünya. Hikayenin burada geçen bölümleri benim için kolay okunan bölümlerdi. Ama buradaki hikaye aslında sıradandı. Bildiğimiz, yalan, dolan, entrika, seks vs. Yazarın oluşturduğu İkinci dünya ise üzerinde gerçekten kafa yorulması gereken bir dünya, Anarres.. Otoritenin olmadığı, tek ilkeleri işbirliği olan bir dünya. Para yok, aile yok, akraba yok, sahiplenilen çocuk yok, evlilik diye bir kurum yok vs. Burada hakim olunan düzen anarşizm. Tabi anarşi deyince (yazarda kitabın arkasında açıklamış) aklımıza gelen vurma kırma, sağı solu bombalamak demek değil aslında. Anarşizmin tek hedefi otoriter devleti kaldırmak (Tabi Anarşizmin bu bombalayan, vuran kıran fraksiyonları da var). Böyle bir sitsem belki de ben anarşist olmadığım için aklıma çok yatmadı. Öyle olunca da kitabın Annares'de geçen bölümlerinde zorlandım. Aslında yazarın Anarres'i sevdirmek gibi bir derdi de yok. Ama Anares'te kurduğu dünyada kıtlık olunca, konu kurak, bereketsiz topraklar üzerinde geçince "nereye düştüm" ben dedirtiyor. Ayrıca böyle bir düzeni günümüzde hele insanoğlunun geldiği son noktayı düşünüce dünyanın herhangi bir bölümüne monte etmek de imkansız. Romanın kesinlikle çok ciddi bir felsefesi var, aynı zamanda politik bir kitap. Bu kitabın türü için "bilim-kurgu ifadesi yetersiz kalacaktır", "Felsefi Bilim-Kurgu" veya "Politik Bilim-Kurgu" demek daha doğru olacaktır. Bir çok inceleme de de belirtildiği gibi bu dünyalara daha hızlı giriş yapmak için romana en arkasındaki "Sonsöz" den başlamak daha doğru olacaktır. Burada tartışılan Anares bir ütopyamıdır sorusuna çok güzel bir cevap veriliyor. "Doğal kaynakların azlığı, kötü iklim koşulları, kıtlık soruya evet demeyi güçleştiriyor. Çünkü her ütopya bir bolluk varsayımı üzerine kurulmuştur". Zaman zaman okumakta zorlansamda okuyanın dünyaya bakış açısını geliştiren değiştiren romanlardan bir tanesi. Bana kalsa liselerde edebiyat derslerinde "okunması zorunlu" kitaplardan bir tanesi olmalı.
  • 152 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu incelemeyi Büyük Doğu Okumaları grubumuzda kitap tahlili için yazdım.

    İman ve Aksiyon kitabı, Üstâd Necip Fazıl'ın "İman ve Aksiyon" ve "Özlediğimiz Nesil" isimli iki konferansından oluşuyor. Üstâd eserinde, İslam ve imanın aksiyon temelleri üzerinde kurulu olduğunu tarihten örnekler vererek ayrıntılı bir şekilde açıklamış. Muhatabı gençler olduğu için gençlerin imanını nasıl aksiyona çevireceklerini anlatmaya çalışmış. Müslüman bir gencin hangi vasıflara sahip olması gerektiğini tek tek açıklamış. Üstâdın bu eserinin önemli olduğunu hep duyuyordum ve ismi itibariyle merakımı cezbediyordu. Kitabı okuyunca daha önce anlayamadığım bir şeyi yani imanın ve aksiyonun nasıl bağdaşabileceğini anladım. Genç ve gençlik kavramlarının ne kadar önemli olduğunu ve bir Müslüman gencin hangi vasıflara sahip olması gerektiğini öğrendim. Özellikle günümüz dünyasında iman, zaman, gençlik kavramlarının içi boşaltılmışken, Üstâd yıllar öncesinden bu kavramların mahiyetini açıklayarak önemini hatırlatmış.

    İman ve Aksiyon isimli konferansta Üstad ilk olarak aksiyon kelimesinin manasını üzerinde durmuş. Aksiyon şuurlu hareket, üstün fikir demektir ve duraksız hareket halindeki sonsuz oluş dâvasıdır. Bu yüzden İslam, iman ruhunun, bitmez tükenmez, durmaz, dinlenmez aksiyonundan ibarettir. Besmele'yi aksiyonun anahtarı olarak isimlendirmiş ve Kur'an'dan ayetler vererek İslam'ın aksiyon emirleri olduğunu göstermiş.

    Daha sonra aksiyonun mutlak manasına değinmiş. Mutlak planda aksiyoncu Allah, kul planında da mutlak aksiyoncu peygamberlerdir diyerek ulu'l-azm peygamberlerinin hayatlarındaki aksiyonu anlatmış. Efendimiz aleyhisselamın hayatı üzerinde daha çok durmuş. Osmanlı padişahlarından da örnekler vermiş.
    Buraya kadar aksiyonun iman yönünden örneklerini vermişti. Bundan sonra akıl yönünü ele almış. Yunan, Roma ve Hristiyan aleminden insanlar öne sürerek dünya tarihinden örnekler vermiş. İmansız aksiyon olmaz diyerek nihayet aksiyonun ruhu ve fikrinin İslam'da olduğunu söyleyerek ilk konferansı tamamlamış.

    Özlediğimiz Nesil isimli konferansta Üstad ilk olarak "zaman" kavramı üzerinde durmuş. Yine Batı'nın da zaman anlayışına değinerek en sonunda İslam'ın nazarıyla zaman kavramını açıklamış. Gâyenin, zamanı aşmak ve yaşanmaya değer hayatı bulmak olduğunu vurgulamış.

    Daha sonra genç ve gençlik kavramların üzerinde durmuş. Gençliğin sadece madde tazeliğinden ibaret olmadığını, madde ve ruh tazeliğinin birlikte bulunduğunu söylemiş. Tarihte hem maddesi hem ruhu taze olan insanlardan örnek verdiği gibi maddesi taze olmasa bile ruhu taptaze olan insanlardan da örnekler vermiş. Istırap ve acı çekmeyi de gençliğin oluş alametlerinden biri saymış. Bu özelliklerin en güzel örnekleri yine İslam'dan çıkmış.

    Konferansın son kısmında "özlediğimiz neslin" vasıflarını tek tek ele almış. Bu vasıflar sırasıyla şöyledir: Aşk, üstün akıl ve sır idraki, nefs muhasebesi, eşya ve hadiselere tahakküm ve onları tasarruf mizacı, aksiyon ruhu, gözükaralık, fedakarlık ve disiplin, en derin merhamet içinde en keskin şiddet, başta samimiyet, her şubesiyle O'nun ahlakı, zarafet ve estetik, tek ümmet modeli olarak sahabiyi almak.
  • 656 syf.
    ·7 günde·9/10
    1- Koca yüreklilik nedir, ''gerçek insan'' nedir?
    Dickens bu romanda bizlere Joe ile, Abel Magwitch ile, Biddy ile, Herbert ile koca yürekliliğin ne olduğunu açıklıyor.Kişiler üzerinden gideceğim:
    a-Joe: '' Ağlamaya başlayıp özürler dileyerek Joe’nun boynuna
    sarıldım; o da maşayı elinden atıp boynuma sarılarak,
    “Canciğer dostuz değil mi Pip, ölünceye dek?” dedi. Bir çocuğa çocuk gibi davranmamak çok önemlidir. Yeri geldiğinde davranılır tabii ama ona kendini güvende hisettirir '' canciğer dost olmak. '' Hem onun sevgisini kazanırsın sonsuza dek, büyüyünce ne olursa olsun aklında kalırsın.Bu, insanlık belirtisi, sevgi belirtisidir.

    “Ben kendi malımı kimseden esirgemem,” diyerek
    durumu düzeltti. “İşlediğin suç neymiş bilmiyorum. Ama ne
    olursa olsun açlıktan ölmeni istemezdik, zavallı, sefil
    kardeşçik... istemezdik değil mi, Pip? '' Bunu herkes yapmaz. Genelde herkes '' bir mahkûm o, '' diyerek başından savar onları. Ölüme sürükler. Joe'nun bu davranışı da insanlık belirtisidir.

    ''Pip, iki gözüm dostum benim, yaşamak dediğin nedir ki ? Kaynakla birbirine tutturulmuş ayrılık halkalarından bir zincirdir, söz gelişi. İnsan dediğin de kimi demircidir, kimi bakırcıdır, kimisi de kuyumcu. Bu tür ayrımlar eninde sonunda kaçınılmaz olur; karşılaştıkça katlanmaktan başka çıkar yol yoktur. '' Filozoftur da ayrıca Joe, her ne kadar cahil olsa da onu ''insan'' olması yüceltiyor. Yüz tane, bin tane kitap okusak ve egomuz tavan yapsa, herkesi hor görsek o kitaplar neye yarar ki? Önemli olan kitaplarla ''insan'' olmayı öğrenmek.

    Ayrıca Pip'in kendisi de ne kadar muhteşem olduğunu söylüyor Joe'nun: '' Her şeye katlanan, beni her zaman seven Joe, yakınmak nedir bilmezsin sen.''

    ''Joe'da hiçbir değişiklik yoktu; gene öyle katıksız, yalın bir sevgiyle bana sımsıkı bağlı, öylesine tam benim gönlümce.'' Böyle ''insan''lar hiçbir zaman kabuk değiştirmezler, adamına göre yağ çekmezler. Onlar herkese aynı, sevecen, temiz yüreklidirler.

    Ayrıca Joe'ya muhteşem bir şey söylüyor: '' Tanrı razı olsun ondan! '' deyip duruyordum. '' Bu gerçek insandan Tanrı razı olsun. '' Burada ''gerçek insan'' tabirine dikkat çekmek istiyorum. Hepimiz Joe'dan ders çıkarmalı, onun bu muhteşem özelliklerinden ibret almalıyız. Hepimiz ''gerçek insan'' olmalıyız.

    b- Biddy: Biddy çocuk yaşına rağmen olgunluğuyla, her şeye sevecen, canlı, yardımsever davranması ile, sakinliği ile, insanı anlaması, ona göre yorum yapması ile ''gerçek insan'' .

    c- Herbert: Herbert de Canlılığı ile, her ne olursa olsun güler yüzü ile, arkadaşına karşı yardımseverliği, dostluğu, desteği ile ''gerçek insan'' .

    d- Abel Magwitch -Provis- : '' Bana yapmadıkları şey kalmadı diyebilirim; ipe çekmekten gayri... Değerli gümüş çaydanlık filanmışım gibi üstüme kilitler vurup durdular, oradan alıp oraya taşıdılar, o kentten kovdular, öbüründen dışarı attılar, işkence sehpalarına gerip kırbaçtan geçirdiler, dayak attılar, hırpaladılar, canımdan bezdirdiler. '' Bunları okuyunca aklıma hemen Dostoyevsk'nin şu sözü geldi: '' Acı ve üzüntü, engin bir bilinç ve derin bir yürek için gereklidir.'' Gerçekten de öyle, ne güzel demiş!

    '' Sen çalışmak zorunda kalmayasın diye ben eşekler gibi çalıştım. '' der Provis. Küçücük bir çocuk ona yardım etti ve o da eşekler gibi çalıştı. Hiç '' Belki şimdi olsa yarım etmezdi, '' diye düşünmeden Pip'e yardım etti, onun bir beyefendi olmasını sağladı ve Pip'in isteğini gizliden gizliye yerine getirdi. Bu, koca yürekliliktir!

    '' Sevgili oğlum benim, '' dedi. ''Bunu göze almışım ben; başıma gelecekleri çekerim. Oğlumu gördüm ya, bu yeter bana. Bensiz de beyefendi olarak yaşayabilir o. '' Sırf bir başkasının yaşaması için hayatını feda etmek kolay bir şey değildir, insana acı gelir. Abel da o kadar muhteşem bir insandı ki sırf Pip için çalıştı, didindi. Hayatına mal oldu bu!

    '' Gücünün sonuna gelmiş insanların uysallığıyla yazgısına boyun eğmişti. Kimi davranış ve sözlerinden anlıyordum ki çok zaman geçmişi düşünüyor, 'daha iyi koşullar altında acaba daha iyi bir insan olur muydum? ' diye kendi kendine soruyordu. Gelgelelim hiçbir zaman böyle bir olasılığa değinerek kendini temize çıkarmaya, geçmişin o değişmez kalıbını kırıp olayları başka biçimde göstermeye kalkışmıyordu. '' Gerçeklerden kaçmak çok olağan bir şeydir. Gerçeklerden kaçmamak ise çok zor bir şeydir. Abel Magwitch gerçeklerden kaçmayarak, günahlarını kabul ederek ve iyilik için çabalayarak koca yürekli insan, ''gerçek insan'' oldu.

    Bu soruyu kapatmadan önce başka bir söz söylemek istiyorum: -gene Büyük Umutlar'dan- '' İnsancıl, temiz yürekli, çalışkan birinin dünya üzerindeki etkisinin kapsamı ne denli geniş olurü bunu kestirmek olanaksızdır. ''


    2-Gerçek sevgi nedir? Bu sorunun cevabını Miss Havisham'dan öğrenelim: '' Gerçek sevginin ne olduğunu anlatayım sana, '' dedi. ''Körü körüne bağlanmak, kendini hiç sorgusuz aşağılatmaktır. Karşısındakine yüzde yüz boyun eğmek; kendi aklına tüm dünyanın uyarılarına karşın ona güvenmek, benliğini cellatının eline hiç esirgemeden vermektir. ''

    3-Umutsuzluğa rağmen sevmek olur mu ? '' Her zaman değilse de çoğu zaman biliyordum ki onu sevmem delilikti, umutsuzluktu, mutsuzluktu, aklın, mantığın, iç rahatının, dirliğin tümüyle dışında bir şeydi. Onu sevmemin yıkım olduğunu biliyordum., gene de baştan söyleyeyim, bunu bilmek sevgimi zerrece azaltmıyordu. Onun kusursuz bir melek olduğuna yürekten inansam, duygularımı ancak bu kadar başıboş bırakabilirdim... ''

    '' ...güvensizliğime, umutsuzluğuma karşın seviyordum onu, vazgeçemiyordum sevmekten. Ama bunu bin kez yinelemenin ne gereği var? Hep böyle olagelmiş değil miydi? ''

    4-Aşkta yanlış seçim yaparsan, daha iyi birine âşık olabilir misin tekrardan? '' Biddy'nin her söylediği doğruydu, yerindeydi. Biddy insanı kırmıyordu, naz yapmıyordu, esen rüzgâra göre değişmiyordu.Beni üzmek Biddy için kıvanç değil acı idi; benim yüreğimi yaralamaktansa kendi yüreğini yaralamak yeğ gelirdi ona. Öyleyse nasıl oluyordu da onu ötekisinden daha çok sevmiyorum.''

    5-Âşık aşkını unutabilir mi? Pip'ten öğrenelim bu soruyu da: '' Unutup gitmek mi? Ah, Estella, benim varlığımın, öz benliğimin parçasısın sen.''

    '' Estella, 'Seni çok düşündüm,' dedi.

    'Öyle mi'

    'Hele son zamanlarda, pek çok. Uzun, çetin yıllar boyunca birçok anıları kendimden uzak tuttun. Toyluğum yüzünden değerini bilmeyip yitirdiğim şeylerin anıları... Ne var ki beni engelleyen görevler ortadan kalktıktan sonra bu anılara da gönlümde yer vermeye başladım.'

    'Bense seni gönlümden hiçbir zaman çıkarmadım.' ''

    6-Zenginlik her zaman mutluluk getirir mi?
    Pip için savurganlık güzel, hoş da her zaman değil tabii. Çalışmak gerek, her zaman hazıra konamıyorsun. Ayrıca değerli insanları da kaybetmemek gerek. -Joe, Biddy, Abel, Herbert gibi insanları- O da bunların bazılarından utanınca, uzaklaşınca zenginlik de mutluluk vermiyor tabii, boşluğa düşüyor insan, yaşayamıyor, zevk alamıyor. Shakespeare'in Atinalı Timon'da dediği gibi:

    '' Gönül rızasıyla fakirlik, kararsız zenginlikten
    Hem daha uzun ömürlüdür,
    Hem daha tez varır mutluluğa. ''

    7-Her anımız önemli midir ?
    Oğuz Aktürk 'ün çok güzel bir videosu vardı ''Alıntılarla Yaşıyorum'' YouTube kanalında, '' Elimdeki Bu Kaşık Olmasaydı BİR TANE BİLE Kitap Okuyamazdım!, '' diye. İzlemenizi tavsiye ederim. O, bu konuyu işlerken benim aklımdan '' It's a Wonderful Life '' filmi aklıma gelmişti, videoda önerdi o filmi de, ben de tebessüm ettim. Ben de size tavsiye ederim o kült filmi.

    Bu pasaj da ''Kader Zinciri''ni güzel açıklamış.

    '' Unutulmaz bir gün oldu benim için, çünkü bende büyük değişimler yarattı. Zaten herkesin yaşamında böyle olmaz mı? Yaşamınızdaki sayılı günlerden bir tekini silin... yazgınızın yönü kim bilir nasıl değişik olurdu! Bunu okurken bir dakika durun, sizi çekip götüren zinciri düşünün; ister demirden olsun ister altından, ister çiçeklerden ister dikenlerden örülü olsun... o unutulmaz günlerin birinde ilk halkası yaratılmasaydı, bu zinci belki de size, yaşantınıza hiç dolanmayacaktı. ''

    8-Çıkarcılık ve insanlar: '' Varlığa kavuştuğum sıralarda gözüme girmek için beni sıcacık ilgiyle bağrına basan Blur Boar'ın , varlıktan düştüğüm şu günümde buz gibi bir ilgisizlikle bana sır çevirdiğini gördüm. ''

    9- Nankörlük nedir ? Bunu Pip ile çok güzel anlıyoruz. O ''gerçek insanlar''dan utanması, onlardan ayrılması ve yanlarına gitmek istememesi, yanlış insanlarla, çıkarcı insanlarla takılması, o insanların ne kadar değerli varlıklar olduğunu anlamaması nankörlüğün büyük bir kanıtı.

    Daha da uzatabilirim fakat uzatmayacağım. Kitabı ben beğendim, gayet kaliteli bir kitap ve herkese öneririm. Buraya kadar okuduysanız yorum yapın. Okursanız ve faydam dokunursa ne mutlu bana.