• 192 syf.
    ·3 günde
    Kitap, "Yobazlık Nedir?" konusuyla giriş yaptıktan sonra, "Batı'daki Yobazlık, Bilimci ve Stalinci Yobazlık" üzerinde duruyor. Sonrasında İslamcı Yobazlığın Sebeplerini ve sonuçlarını ele aldıktan sonra Batı'nın düşüşü, Sömürgeciliğin Yaraları- Asimilasyon konularını anlatıyor. İsrail Yobazlığını ve sonuçlarını anlattıktan sonra Müslüman Kardeşler Cemaatinin faaliyetlerinden bahsediyor. Suudi Arabistan'ın hataları çok güzel ve akılda kalıcı ele almış. Son bölümde de Yobazlıkla nasıl mücadele edilmeli konusunu 3 başlıkta anlatmış. Kitap akıcı. Dikkatiniz dağıldığı zaman yazarın ne dediğini anlamıyorsunuz, o yüzden dikkatli okunması gereken bir eser ki bence Garaudy'nin tüm kitapları böyle. Mevdudi'ye karşı kullandığı bir cümle dışında gerçekten güzel kitap.
  • 250 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #okudumbitti️ #kitapyorum
    #vandemekvatandemek ️ 340 Sayfa

    "Dağalar insanların sesine hasret,
    Türküler söylenmez yamaçlarında.
    Çağlar; derelerin içinde gurbet,
    Keklikler eğlenmez kıraçlarında."
    .
    Herkese Merhaba
    Halk ozanı yazar âşık @ziyasahin8825 bey'in okuduğum ikinci kitabı oldu #vandemekvatandemek . Kitabımız Van'ın kurtuluşu ve öz geçmişi ile başlayıp güzel anılar, hikâyeler ve hatıralar niteliğinde devam ediyor. Bunları okurken aynı zamanda kitapta adı geçen kişilerin fotoğraflarını görmek de çok güzel düşünülmüş. Van'ın tarihi bilgilerini büyük bir keyifle okudum. Cemile Kaçacelebi 1984 yılında 101 yaşındayken yaşadığı kötü günleri okurken yüreğim acıdı.
    Yazar Ziya bey evlenip Van'a giden ablasını ziyarete gittiğinde oraya yerleşir ve Kız Öğretmen Lisesinde öğrenimini yaptığı yılları sade ve akıcı bir dille anlatmayı başarmış. O dönemde kurduğu arkadaşlıklarını, hatıralarını ve sevdasını öyle içten ve samimi bir dille anlatmış ki yazarımız, günümüzdeki arkadaşlıklar ve sevdaların artık ne kadar yapmacık ve yalan olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Yazarın kitabında bazı öğretmen ve öğrencilerin hikâyelerini kaleme alması çok güzel ve ince düşünülmüş. Tamamı gerçek ve yaşanmış olaylardan oluşan bir kitap okumak bana her zaman ayrı bir keyif verir. Bu kitap da onlardan biri. Kitabın sonunda neden kitabın ismi de olan "Van Demek Vatan Demek" olduğunu daha iyi anladım ve bir kitabın ismi, içeriğini ancak bu kadar güzel tamamlar diye düşündüm. Kitap bittiğinde Van şehrini gidip görmüş kadar oldum, kapağını kapattığımda ise şu sözü demeden geçemedim: "Ne varsa eskilerde var."
    Yazarımız Van şehrimizi tanıtması ve Van'da önemli bir konuma sahip olan Van Kız Öğretmen okulu ve Van Eğitim Enstitüsü'nün kırk yılı içine alan bu hatıralar dizisini ben büyük bir keyifle okudum ve siz değerli kitap dostlarıma da yürekten tavsiye ederim. Okuyun efendim.
    Beni kitapla buluşturan can kardeşim @azuyucokoku 'e, adıma imzalayıp gönderen değerli yazarım @ziyasahin8825 bey'e yürekten teşekkür ederim. Rabbim sağlıklı, hayırlı uzun ömürler versin hocam. Emeğinize yüreğinize sağlık. Saygılar efendim
    Not: Yazarımızın kitaplarını mutlaka okuyun derim. Tamamıyla gerçek kişiler ve gerçek hikâyelerden oluşan hocamızın takdire şayan kitaplarına mutlaka bir şans verin. Temin etmek için @ziyasahin8825 hesabına DM den ulaşabilirsiniz.

    Sevgi, sağlık ve kitapla kalın canlar. Unutmayalım ki her kitap bir yaşamdır.
  • 159 syf.
    ·29 günde·Beğendi·10/10
    Bu kadar gerçekçi bu kadar samimi bir romanı okumak insanı derinden etkiliyor. İyi veya kötü yaşadığımız her olayın bildiğimiz ve bilmediğimiz yanlarının olduğunu çok güzel anlatmış. Bildiğimizi sandığımız gerçeklere dayanarak şahsi yargılamalarımızın sonucunda insanların ne kadar gaddar ve yanlış kararlar verebildiğini insanlığın yüzüne bir tokat gibi vuruyor. Yaşadığımız her olayı acaba tüm hakikati ile mi biliyoruz? Ya da sadece bildiğimizi mi sanıyoruz?

    Eğer Reşat Nuri Gültekin'in Çalıkuşu romanını okuyup sevdiyseniz bu eserini mutlaka okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bir Çalıkuşu kadar kıymetli bir eser.
  • 288 syf.
    ·5/10
    İsmi değişik, kendisi değişik bir kitap okudum. Kitabın başları aşk kitabı gibiydi ama sonradan çok farklı, heyecan verici bir hal aldı. Merak içinde şimdi ne olacak diyerek okudum. Kira'nın çevresinde olanlar Bares'in davranışları ve kitabın bir anda farklı bir tarza geçmesi mükemmeldi. Ülkelerini kurtarmak için insanların ölümü bile göz alması güzeldi. Ama en güzel kısım finaldi. Yazar kimseye güvenmemen gerektiğini, herkesin göründüğü gibi olmadığını muhteşem bir şekilde anlatmış. Akıcı bir kitap. Benim tarzım olmasa bile ben çok beğendim. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
  • 140 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    incelemede Spoiler vardır!

    Arefe gecesi kız çocukların ellerine al kına yaktığı, aile erkeklerinin yani baba ve oğulların bayram namazına gittiği, onlar dönene kadar heyecanla bayram sofrasının hazırlandığı, gece kınalı elleriyle yatak içinde kikirdeyen kardeşlerin bayramlıklarına bakıp bakıp uyuyamayışı, bayram sofrasından sonra babadan başlanarak sıra ile el öpülen, küçüklere harçlık verilen çoğumuzun bildiği hatta o zamanların özlendiği aile ortamlarından biri anlatılıyor. (Ben pek yaşamadım 7 yaşından sonra yurtlarda kaldım)
    'Seher' kızların en büyüyü, tekstil işçisi, dört yıldır çalışıyor, ufak ufak çeyizlerini alıp hazırlıyorlar annesiyle, bir yandan da aile geçimine katkıda bulunuyor, kardeşlerin eksiklerini alan, yardım eden ve hepsinin çok sevdiği fedakar abla.
    İş yerinde yaklaşık sekiz aydır çalışan esmer, uzun boylu, gayette yakışıklı bulduğu bir kahpe var, ismi; Hayri.
    Hayri sessizce Seher'i süzüyor, izliyor bakıp gülümsüyor ve o bakıyor diye ilgisini çeker oluyor Seher'in de, yoksa başı önünde işe gidip gelen ürkek korkak sessiz gencecik bir kız; Seher.
    Ne yapıp edip Hayri o bayram tatilinde Seher'le buluşmak için randevu almayı başarıyor.
    Seher... İlk aşk, ilk sevda yangını, ilk titreklikle korksa da, aşka ne engel olur ki? Annesinden bir bahane ile izin koparıp Hayri'nin yanına gidiyor. Bir pastanede muhallebi, çay önünde kaçamak bakışmalar, kısık seslerle geçen ilk buluşma heyecanıyla kalbi sanki ağzında dönüyor eve.
    Bayram tatili dönüşü iş yerinde Hayri'ye daha da hayran bakan onu yakışıklı bulup 'beni seçti' diye sevinen, evlilik hayalleri kuran, gözlerini kapayıp 'evimiz söyle oldun esyalarımız böyle olsun' hayaliyle gülümseyen masum kız; Seher.

    Bir iş çıkışında 'seni mahallene kadar götürelim, çekinme arabadakiler arkadaşlarım' deyip, gayet kibar davranarak, tecrübesizlik, cahillik ya da zarar geleceğini düşünmeyerek dahası sevdiğine güvenerek Hayri'ye inanmayı seçip arabasına binen, aracın ormanlık alana sürülüp o güvenip, gönlünün aktığı erkek ve onun 'arkadaşlarım' dediği kişiler tarafından tecavüze uğrayan, baygın halde getirilip evine yakın bir sokan arasına atılan, yanmış Seher.
    Baygınlıktan ayılınca yırtık pırtık elbisesiyle, kanlar içindeki haliyle, gidecek başka bir yer bilmeyip, en güvenli limanı yine evi bilip sanıp oraya doğru yol alan, korkudan, başına gelenlerden sesi boğazında düğümlenip kalan Seher.
    Kapıyı açar açmaz olanı biteni anlayıp kızına gözyaşlarıyla sarılıp direkt banyoya götüren anası
    Dışının kirini toprağını kanını bir bakraç suyla yıkarken kızının içinin acısını gözyaşlarıyla söndürmeye çalışan, güzeller güzeli Seher'in o upuzun olan saçlarına yüzünü bastırıp ağlayan Sultan Ana.
    Ablasını o halde gören, korkudan tir tir titreyen iki küçük kız kardeş...
    Banyoda yavrucağını bebek gibi yıkarken bu olanlara ve daha sonra olacakları bilerek haykıran ve o haykırışıyla kızının düğümlü dilini çözen, sonra ikisinin de hıçkırıklara boğulduğu o çok da yabancısı olmadığımız Sezen Abla'nın Ünzile şarkısı hikayelerinden birinin yaşandığı evlerden biri...
    Seher'i mahallede öyle görenler ve evden duyulan haykırışları hemen koşup yetiştirenlerden dolayı olayı öğrenip koşup eve gelen baba, abi ve erkek kardeş.

    Sonrası mı?
    Ben diyeyim iki seçeneği vardır bu hikayenin;
    Namus, kız çocukların, kadınların bacak arasında algılandığı, bekaret denilen o zar evladının canından kıymetli tutulduğu, tecavüze uğramışsa dahi telli duvaklı gelin giderek bozulmadı diye kızın suçlu bulunacağı, bunu yapan yaşatan erkeklerden ziyade kadının namusuz ve kirli, kirlendi gözüyle bakılacağı, ya bir mal gibi elden bir an evvel çıkarılmak istenilen, sanki dursa küflenecek ve herkes tarafından farkededilecek etrafa kötü koku yayacakmış gibi bir an önce kel kör topal babası dedesi yaşında denilmeksizin bir de başlık parası alınarak kız çocukların evden defedildiği, atıldığı ya da bir araya gelinen aile meclisi denilen gaddarlar ordusunda kıza çıkan ölüm, öldürülme kararıyla son bulan hikaye.

    İkinci karar milyon kere daha iyidir o kızlar için benim nazarımda ve düşüncelerimde. Bu yüzden midir bilmiyorum izlediğim filmlerde, duyduğum hikayelerde ve bu romanda da Seher ölüme giderken gözünü bile kırpmıyor, bir an önce ölmek istiyor. Çünkü 'satılmak', 'atılmak' sevmediğin birinin karısı olmak bin kez ölmektir bir kez alnına silah dayanıp çekilmesinden.
    Ceza almaz ya da daha az yatar çıkar diye Seher'in ölümünü en küçük kardeş Engin'e yaptırıyorlar.
    Bir ona kıyamıyor Seher, kendine kıyıyor hatta babasına yalvarıyor 'kurbanın olayım baba kardeşim küçüktür ellerini kana bulamayın' diye.
    Ensesinin üzerine dayanan silahtan çıkan tek el kurşun ile kanlar içinde yere yığılıp göçüp gidiyor bu dünyadan Seher.
    bu hikayeler gerçektir, kaç Seher kızın acısını taşır içinde, bunu bilirim...

    Siz de bildiniz mi coğrafyamızdan, dünyamızdan?

    Şimdiiii... okumadığınız bir kitap hakkında yok bilmem nerede canlı bomba olan kalleş terörist kızın hikayesini yazmış, bu kitaptaki kız o Seher'miş diye nasıl diyebiliyorsunuz?
    Bu yaraya, bu acıya böyle dikkat çeken bunun durdurulmasını isteyen bir insanın ve bu kadar içten kalemi olan birinin yüreğinin naifliğine inanıp, bu yazıyı yazarak da bana yönelteceğiniz her eleştiriye aha da buradayım diyorum. kendimden emin olarak vicdanımın sesini duyarak bu yazıyı yazıyorum. Çünkü insanı bir tek kendi vicdanınin sesi sağır eder...
    Acı bir hikayeyi ele almış, çok da güzel yazıp anlatmış, aktarmış okuyucuya.
    Ben ağladım, Seher kız ve niceleri için.
    Bu bir kitaptır. El bombası, mermi, mayın falan değildir. Gelirinin de oralara gitmiyor. Yoksa devlet, kültür bakanlığı niye onaylasın bassın ki? Yoksul Öğrencilere bağışlamış kitabin gelirini...
    Eğer bir kitap bir mayın ediyorsa vicdansız yüreklerinizdeki kötülükleri patlatsın da bu ırkçılık, bu faşizm, bu insanın insana ettiği zulümler bitsin herkes herkese gerçekten sevgiyle sarılsın isterim.
    Atalarına bak kimsenin eli, arı duru değil fakat çocukların ellerinin temiz kalması bizim elimizdedir...
  • Yahya Kemal ne güzel anlatmış :

    Kalbi olanın dili yok, dili olanın kalbi yok..