• NE GÜZEL dua...
    Allah'ım,
    Benim gönlümü, kimsenin ah'ını almamış bir
    gönülle birleştir...💕
    ...Amin...
  • “Allahım, onu neden yalnız bıraktın? Neden, yalnızlığının verdiği çaresizlikle can sıkıcı ilişkiler kurmasına izin verdin? Neden, geçirdiği her dakikanın hesabını sordun, içini ezdin? Neden, korkuyu göğsünden çekip almadın? Neden, suçluluk duygusunu üzerinden atmasına yardım etmedin? Neden, apartmanın bodrumunda saklambaç oynarlarken Ayla’yla yalnız kaldığı zaman kıza dokunacak cesareti vermedin ona? Oysa, bu çeşit küçük cesaretleri en değersiz kullarından bile esirgememişsindir.  İsa’yı neden bu kadar geç tanıttın ona? Neden, günahlarının yükünü taşıyacak gücü ona da vermedin? Selim de, kendi çapında, birkaç kişiyi kandırabilirdi senin yolunda. Meyveleri gösterdin de ağaca çıkarma becerikliliğini esirgedin. Neden küçük yaştan Latince, Eski Yunanca, Fransızca, İngilizce filan öğretmedin ona? (Sen ki bütün dilleri ezbere bilirsin). Dua etmesini bile öğretmedin ona. Evde yalnız kaldığı geceler, karanlıkta yorganı başına çekti ve ter içinde, mısra 193 ile mısra 214 arasında söylediği gülünç yakarmayı uydurabildi o zor şartlar altında. Daha iyi birşeyler söyletemez miydin? Neden, onu canı kadar seven annesinin bile Selim’i; “Benim korkak oğlum” diye okşamasına göz yumdun? “Benim akıllı oğlum, güzel oğlum” dediği zaman da neden, şımarmasını önlemedin? Bir duvardan bir duvara çarpıp durdun onu. Bir uçtan bir uca itip durdun onu. Öğretmeni: “Yalan söyleme, bu resmi sen yapmadın,” dediği zaman neredeydin? Neden, bir karşılık bulmasına yardım etmedin? Oysa, o resmi Selim yapmıştı. On bir yaşında, “benim kızla konuşuyorsun,” diye Erdal’dan ilk tokadı yediği zaman, aslında kızla konuşmamıştı. Neden, babasının verdiği on liranın üstünü bir kerede yolda düşürmesini sağlamadın da, önce iki buçuk lirayı düşürdü ve koşa koşa dönüp bu parayı ararken kalan dört lirayı da kaybetti? Soruyorum: neden? Sonra, neden karakola gönderdin Selim’i parayı bulan oldu mu diye sormaya? Neden polisleri güldürdün ve Selim’i ağlattın? Polisler daha mı iyiydi Selim’den? Biliyorum, İsa daha büyük acılar çekti diyeceksin. Bu kadar ayrıntılara giremezdi, diyeceksin. Asıl, ayrıntılara girmeliydi bence. Herşeyi yaşamalıydı. İlkokula göndermeliydin İsa’yı da Selim gibi. Sonra, Selim senin oğlun değil ki. Olsaydı da bilmiyordu. Biliyorum, bunlardan daha acıklı sözler yazdı romancılar, diyeceksin. Ben daha neler duydum, diyeceksin. Demek bunu söylemekle bitiyor her şey. Sen onlara inan (ne kaybettiğini bilmiyorsun onlara inanmakla). Küçük ayrıntılara daha girme bakalım. İsa’nın ikinci gelişiyle durumu kurtaracağını sanıyorsun. Selim de ikinci kere gelirse görürsün. Yalnız, bu sefer lütfen aynı zamanda gelsinler artık. Araya gene binlerce yıllık bir uçurum koyma. Sonunda, ilk gelişlerinde yaptığın gibi ikisini de yalnız bırakma.” 
  • Şimdi yoksun
    seni düşünebilirim artık
    tutar ellerini öperim uzun uzun
    kimseler beni
    yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
    işte gözlerin işte dudakların
    senin olan ne varsa karşımda duruyor
    ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
    sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına
    ve hoyrat ellerimle seni
    her gün biraz daha güzelleştiriyorum
    bütün resimler sana benziyor
    hayret
    bütün aynalarda sen varsın
    nereye gitsem peşimden geliyorsun
    şimdi sigarasın dudaklarımda
    biraz sonra beyaz bir kağıt
    ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın
    kimse yokluğunda bunca sevilmedi
    kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
    saçların böyle daha güzel
    sen daha güzelsin
    gelecek mutlu günlerin ışığında
    her şey daha güzel
    ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
    yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
    ve seni bin yıl daha
    ayrılıklar içinde sevmek isterdim
    umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
    hiç gelmeyeceksin sanıyorum
    o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
    katran gibi bir yalnızlıktır sarıyor içimi
    yalnızlığımdan utanıyorum...
    beni sevmesen ölürdüm
    beni sevmesen çakıl tasiydim simdi
    beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
    kördüm bir at kadar
    ölümden acıydım,ölümden beterdim
    beni sevmesen
    dünyayı bütün insanlara zindan ederdim
    beni bunca saracak ne vardı,kanıma girecek
    gözbebeklerime oturacak
    bir senfoni gibi kulaklarımdan eksilmeyecek
    ne vardı hiç karşıma çıkmasaydın
    bu kör olası gözler görmeseydi seni
    ne vardı güzelliğini hiç bellemeseydim
    bir dua gibi bellemeseydim adını
    ne vardı bütün gece gözlerimi tavana dikerek
    seni düşünmeseydim...
    Belki karşımda değilsin,yanılıyorum
    bu gözler senin gözlerin değil
    aldatıyorlar beni
    karanlığın gözleri olmalı bunlar
    bana böylesine keder veren
    gülmeyi,yaşamayı haram eden
    bir karanlığın gözleri olmalı...
    Öyleyse sana hiç yaklaşmayacağım
    Yalan bu geçici sevinç,bu nur,bu ışık
    bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
    bu bir kadeh içki aydınlık

    Ne dedimse inanma!
    Seni değil kendimi kandırıyorum
    Sen istediğin kadar varlığın kendisi ol
    Ölümsüzlüğün ta kendisi
    Ben günden güne yok olmaktayım
    Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
    Anlamıyor musun?
    Gökyüzü güneş olsa
    Sende Karanlıktayım . . .
  • Hiç duydunuz mu şu duayı? "ALLAH seni toplasın!"
    Eskiler böyle dua edermiş hep. Ne güzel bir duadır bu ya rabbi! Hele ki bu çağa karşı!. ALLAH seni toplasın!.
    -gözünü
    -kulağını
    -aklını
    -yüreğini
    Rabbim bu gecenin hürmetine toplanan ve beraatini sağ eliyle alanlardan eylesin hayırlı kandiller 🌼🌸🤲
  • HZ. ÖMER'İN ADALETİNE BİR MİSAL

    Ashab'tan Abdurrahman bin Avf, Hazreti Ömer (r.a.) halife iken onu makamında ziyarete gelmişti, selâm verip müsait bir yere oturdu. Hz. Ömer kendisiyle hiç meşgul olmuyor hattâ selâmını bile almıyordu. Hayretle neticeyi beklerken, Hazreti Ömer, işini bitirdikten sonra yanan mumu söndürdü; aynı onun gibi başka bir mum yaktıktan sonra: «Ve aleyküm selâm» deyip selâmını aldı. Ve konuşmaya başladılar.

    Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Ömer (r.a.) Hazretlerine niçin o mumu söndürüp başkasını yaktıktan sonra kendisiyle meşgul olmaya başladığını sormuştu.

    Hazreti Ömer (r.a.):

    — Ya Abdurrahman, evvelki mum devletin hazinesinden alınmış mumdu. O yanarken şahsî işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes'ul olurdum. Sizinle devlet işi konuşmıyacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım ondan sonra sizinle meşgul olmaya başladım, deyince Abdurrahman bin Avf Hazretlerinin gözleri yaşarmıştı.

    Ellerini kaldırarak şöyle dua etti:

    — Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer'i bizim başımızdan eksik etme!

    Devlet hazinesini har vurup - harman savuranlara ne güzel bir numune-i imtisal değil mi?... 
  • Komando seviyorsanız eğer ki, hiç bilmediğiniz şehrin ortasında tek yaşasın dahi, karanlıktan , sesten, yalnızlıktan, korkmamanız demektir. İzne gelme hayali kurarken daha izne gelemeden başka bir izne gitmesi demektir. Bazılarınız sevdiğine ulaşamayınca kiminle? Nerede? Ne yapıyor? Gelirken bizlerin "Allahim ne olursun yaşıyor olsun onu koru diye dua ettiğimiz demektir. Bayramlarda, doğum günlerinde veya benzer yıl dönümlerinde yanınızda olmaması demektir. Her an kulağı telefonda sesine hasret kalmak demektir. Demem o ki her kadın asker sevemez. Çünkü her kadın sevdiği gibi o çelik yeleği sırtına giyemez, özlese bile özledim diyemez, küsse bile küs kalamaz çünkü göreve çıkarda başına birşey gelirse diye trip bile atamaz, özlese bile özlediğini beli edemez belli ederse aklı ona takılı operasyonda aklı onda kalamaz. Özlemini içine, gözyaşlarını gelecek guzel gunlerine, sevdiğini Allaha emanettir. Saat
    02.10 6 ayın özlemine yazılan sonuna kadar da arkasında olduğum sevdiğime.; biz ne nusaybinler, liceler atlattık Suriyeyi mi atlatmayacağız? Seni gecenin karanlığında, rabbimin huzurunda,dualarımda, özlemlerimle , herseyimle cok seviyorum bitanem. Hem derler ya sevgiliden gelen hersey sevgildiir diye. Senden gelen keder ,özlem, mutluluk, heycan da en sevgildir bana .. 🌹🌹( iki gözümün çiçeği ne zman buluşuruz?)