• Betonda yetişen bi çiçek,
    ne de güzel temsil eder di mi umudu..
    Oysa o çiçek neler yaşadı kim bilir,
    bi kerecik hissedebilmek için yağmuru..
  • zeki müren, çocukluğumdan beri dinlediğim, sesine hayran olduğum, hüzünlü gecelerime yoldaş olan, hatta hayatta en sevdiğim kişiler listesinde yer verdiğim, çok büyük bir isim... di... neden geçmiş zaman kipi kullandım? anlatacağım...

    radi dikici'nin yazdığı aşkın kavurduğu güneş zeki müren kitabını okudum. zeki müren'in, sanatçı kişiliğinin yanında insani özelliklerinin de anlatıldığı bir kitap. maalesef kitabın en az yarısını hayretler içinde okudum. üzüldüm, şaşırdım, "hayır olamaz!" tepkileri verdim. sevdiklerinizin kusurlarını yakalarsınız ve birdenbire soğursunuz ya, öyle oldu. hatta kitabı bitirdikten sonra "keşke okumasaydım" dedim; "keşke okumasaydım da belleğimde halen muhteşem bir insan olarak kalabilseydi paşam..."

    bursa'da doğan ve çocukluğu burada geçen zeki müren, maalesef aile sevgisi görmeden büyüyor. bunun nedenleri kitapta uzun uzun anlatılmıyor ama zeki müren'in daha 10 yaşında ortaya çıkan cinsel kimlik tavırları, kadınsı hareketleri, babasını epey bir soğutmuş. zeki müren bu sevgisizliğin karşılığı olarak şöhret olduktan sonra anne babasını hayatından tamamen çıkarmış. hayatının sonuna kadar neredeyse hiç görüşmemişler, zeki müren için anne babası, anne babası için zeki müren yok hükmündeymiş.

    onun hayattaki ilk büyük şansı hayri terzioğlu ile tanışmasıdır. daha 15 yaşındayken söylediği şarkılarla mahallede adını duyuran zeki müren'in yolu demokrat parti bursa il başkanı hayri terzioğlu ile keşişir. hayri terzioğlu zeki müren'in sesini epey beğenir ve ona kol kanat gerer. çok geçmeden de zeki müren'i bursa'da heba olmaması için ailesinden izin alarak istanbul'a getirir. burada liseye ve güzel sanatlar akademisi'ne yazdırır. ona ev tutar, kirasını öder. her anlamda arkasında müthiş bir güç olur. 

    artık büyümüştür. üniversite çağına gelen zeki müren, okulda sık sık kadınsılığı ile ilgili alay konusu olur. bir gün kantinde yine birileri onunla dalga geçmektedir. zeki müren artık dayanamaz, "bana bakın ulan o... çocukları" der ve önce pantolonunu, sonra külodunu indirir. cinsel organını eline alır ve "içinizde bunu yapabilecek bir erkek var mı?" diye gösteri yapar.

    sonrasında yolu trt istanbul radyosu'na düşer. ilk programından itibaren ülke çapında şöhret olur. artık durdurulamaz bir güçtür. gazetelerde, dergilerde hep kendisinden bahsedilir. insanlar zeki müren'in sesini dinlemek için onun radyo programının yapıldığı saatte işlerini güçlerini bırakır, radyonun başına kurulurlar. çok kısa bir süre içinde ilk filmi olan beklenen şarkı'yı çeker. yaşı henüz 22'dir.

    zeki müren için artık gazino dönemi de başlamıştır. bir yandan radyo programları ve film çekimleri de devam eder. çok kısa süre içinde şöhreti yakalamıştır. gazino patronlarını peşinden koşturmaktadır. daha önce hiçbir sanatçıya sunulmayan imkanlar kendisine sunulmuştur. en yüksek ücreti o almaktadır, bir dediği iki edilmemektedir. en sert patron olarak bilinen fahrettin aslan dahi onun karşısında dut yemiş bülbüle dönmektedir. 

    burada zeki müren'in sahne hayatıyla ilgili bilgi vermek gerekirse; onun gerçekten işini hakkıyla yapan, olağanüstü bir sanatçı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. eşsiz yeteneğinin yanı sıra müthiş titizdir. çok çalışkandır. sahne performanslarını kayıt altına alıp, eve gider gitmez bunları izler ve eksiklerini, hatalarını tespit eder. dakiktir. sözüne sadıktır. örneğin hayatını sürekli hastalık içinde geçirmesine rağmen bir kez bile sahneye çıkmamazlık yapmamıştır. seyirciyle olan iletişimi harikuladedir. onlara "aşklarım, canlarım, bitaneciklerim" diye hitap eder. insanlar kendisine adeta tapar. örneğin, ünlü 31 mayıs 1969 zeki müren aspendos konseri'nde izdiham olur. konseri kapasitenin çok çok üstünde bir rakam olan 27 bin kişi izler. insanlar için zeki müren bir yana, diğerleri bir yanadır. paşa, sahnede genelde hep aynı şarkıları okur, repertuarını pek değiştirmez. kendi eserleri de oldukça fazladır. beni şaşırtan bir bilgi olarak, zeki müren'in orhan gencebay ve ferdi tayfur şarkılarını da okuması olmuştur. fakat bu kayıtları maalesef internette bulamadım.

    sahnelere yepyeni bir soluk getirmiştir. kıyafetleri olay olmuştur. denilebilir ki, türk müzik tarihinde sahnelein en büyük devrimlerini zeki müren yapmıştır. onun yaptığının yarısını dahi yapmaya kimseler cesaret edememiştir. rengarenk kıyafetler, topuklu ayakkabılar, mini etekler... aklınıza gelebilecek en ilginç kostümleri giyer. dikkat ediniz, bundan 40 sene öncesinden bahsediyoruz.

    çektiği filmlerde büyük bir star olmanın gerektirdiği gibi kendi kurallarını koyar. bu kurallar türkan şoray kanunları'ndan hallicedir. burada onun pek tevazu sahibi olmadığını görüyoruz. örneğin film afişlerinde kendi ismi en başta ve en büyük olarak yazılacaktır. çektiği 18 film içerisinde ismi tek bir kişi ile eşit büyüklükte yazılmıştır: türkan şoray!

    zeki müren'in aslında hiç yazmak istemediğim taraflarına gelecek olursak... maalesef vefasız ve kadir kıymet bilmez bir yönü varmış sanat güneşimizin... örneğin, kendisini ilk keşfeden, elinden tutup istanbul'a götüren, onun maddi manevi her türlü ihtiyacını karşılayan, liseye ve üniversiteye girmesini sağlayan, sanat camiasının içine sokan hayri terzioğlu'nu bir gecede defterden silmiştir. 27 mayıs 1960 darbesi'nde demokrat parti bursa il başkanı olarak tutuklanan hayri terzioğlu hapse gönderilir ve mal varlıklarına el konur. hapishanedeyken paraya ihtiyacı olur ve zeki müren'den yardım istemek için ona ulaşır. fakat zeki müren önce telefona çıkmaz, sonra da haber gönderir. "nereden çıktı bu iş? ben o kadar zengin miyim ki ona para göndereceğim?" der ve para göndermez. sonraki yıllarda da hayri terzioğlu ismini ağzına almaz. hatta onun öldüğü haberini aldığında "öldüyse öldü, n'apalım?" der ve cenazesine gitmez.

    kaprislidir, kıskançtır, küçük hesapların adamıdır, bencildir zeki müren. kendisinden başka kimseden bahsedilmesini istemez. dünya kendi etrafında dönüyor sanar, eşinden dostundan da bunu ona hissettirmelerini ister. örneğin neredeyse 40 yıl boyunca yanında çalışan, kendisinin ev işlerinden tut kuliste içeceği suyla dahi ilgilenen berrin hanım'ın aktardığına göre zeki müren, kendi adından başkasına tahammül edemezmiş. birisi hakkında şatafatlı bir haber gördüğü an şartelleri atarmış. kendisinin huyunu suyunu bilen yardımcıları da gazetelerle ilgili rapor verirken sadece zeki müren'le ilgili haberlerden bahsederlermiş. sadece olumlu haberlerden. 

    kendisine rakip olacak herkesi ortadan kaldırmaya çalışmıştır paşa... sahnelerde biraz sivrilip de onun gazabına uğrayan o kadar çok kişi vardır ki... yeni yeni adından söz ettiren bülent ersoy'u çalıştığı gazinodan kovdurmaya çalışmış ama başaramıştır. muzaffer akgün'ü kovdurmuştur. gönül yazar'ı canından bezdirmiş, istifa ettirmiştir. (ancak gazeteler "gönül yazar zeki müren'i terk etti" yazmasın diye ertesi gün onun gönlünü almış, tekrar sahneye çıkmasını sağlamış, sonra da onu odasına çağırıp "seninle işimiz bitti gönül, pılını pırtını topla. kimse beni terk edemez, ancak ben kovarım." demiştir) işi öyle bir boyuta getirmiştir ki, adnan şenses'in önünü kesmek için ona tecavüz ettirmeye bile kalkışmıştır. 

    cimri ve paragözdür. küçük bir örnek vereceğim. her gece kendisi için gazinoya gönderilen çiçekler, çalışanlar tarafından sokağa atılıp heba edilir. bunu gören şoförü ile yardımcısı berrin hanım, bu çiçeklerin çöpe atılmasına dayanamaz ve her gece onları toplayıp 100 lira karşılığında çiçekçiye satarlar. bir gece zeki müren bu duruma şahit olur. şoförü, "yanlış bir şey yapmadık ya zeki bey?" der. "yok yok gayet güzel bir şey yapıyorsunuz. bundan böyle fiyatı 200 liraya çıkarın ve parayı üçe bölüp benim payımı verin." der. 

    zeki müren ve aşkları... zeki müren'in cinsel hayatı malumdur. o bir eşcinseldir. kadınlardan çok erkeklere ilgi duyar. unutamadığı büyük aşkı ise kürşat bey'dir. kendisine hayran olan ve tanışmak isteyen kürşat bey, bir subaydır. zeki müren kendisini görür görmez vurulur. aşkı karşılıksız değildir. beraber yaşamaya başlarlar. kürşat bey askerliği nedeniyle evden uzak kaldığı dönemlerde zeki müren neredeyse hayata küser. kendisiyle tekrar buluştuğunda ise yüzünde güller açar. ilişkilerinin duyulması nedeniyle kürşat bey'in ordudaki durumu sıkıntıya girer, askerlikten istifa eder ve yeni işi nedeniyle yurtdışına taşınmak zorunda kalır. büyük aşk da biter gider. zeki müren, bu konuyla ilgili 1987 yılında mete akyol'a verdiği röportajda o günleri şöyle anlatır: "ben sekiz sene, 1962'den 1970'e kadar, büyük bir sarhoşluk içinde aşk yaşadım. allah bana bir daha öyle aşk nasip etmesin. çünkü bu kalbim dayanmaz aşkın öylesine. o günlere dönüyorum, düşünüyorum da... o nasıl bir çileymiş. acılı bir yemek gibi. yemeğin acısını bilmiyorum ama, aşkın acısını tattım, aşkın acısını çok iyi biliyorum." 

    hayatına yine başka başka kişiler girse de, hep erkek olur bunlar. bunu nereden mi biliyoruz? şuradan: 1985 yılında hürriyet gazetesi'nde nimet hanım diye birinin röportajı yayımlanır. nimet hanım zeki müren'den hamile olduğunu iddia eder. zeki müren bunu duyunca, "bir kadını hamile bırakmışım ama haberim yok. ayol üstüme iyilik sağlık, ben hiçbir kadınla yatmadım ki!" der.

    son yıllarında bodrum'da inzivaya çekilen zeki müren, burada bir skandala imza atar. yıllarca yanında çalışan, bir dediğini iki etmeyen, onun tüm işlerini yapan, ona herkesten daha yakın olan berrin hanım'ın ve onun yardımcısının kendisini soyduğunu ve altınlarını çaldığını iddia eder. bu iddiaya karşılık dava açan berrin hanım, davayı kazanır ve zeki müren daha sonra kendisinden özür diler. bunu neden yaptığı bugün bile tam olarak bilinmiyor.

    bitireyim. kitabı okuduktan sonra zeki müren'le ilgili olarak fikirlerimin oldukça değiştiğini söyleyebilirim. üç ayrı zeki müren'den bahsedebiliriz sanırım. sanatçı zeki müren; olağanüstü başarılı, kitleleri peşinden sürükleyen, sahnelerde devrimler yaratan, türk müziğinin mihenk taşlarından biri. insan olarak zeki müren; başarıya giden yolda her şeyi mübah gören, tevazudan uzak, kibirli, paragöz, bildiğin haset. son olarak da cinsel açıdan zeki müren; ezelden beri hor görülmüş, alay edilmiş, şöhrete ulaşınca belki bunu kalkan edinip kendini korumuş ama duygularını hep kendi içinde biriktirmiş, saklamış, acı çekmiş, yalnız kalmış biri.

    madalyonun iki yüzü vardır. yine bağış erten'den ilhamla; öyle ya da böyle; peki kimdir zeki müren? hatalarıyla sevaplarıyla, müthiş bir sanatçı mı? yoksa ibrahim tatlıses için söylendiği gibi "sesi iyi ama kendisini sevmem" tarzı cümleler sıralayabilir miyiz onun için? sizi bilmem ama, bir zeki müren hayranı olarak, benim kalbim ortalarda bir yerlerde çarpıyor...
  • Şu doğanın dengesiyle bir oynamasanız
    Azcık dursanız
    Biraz dinlenseniz, dinlendirseniz
    Dikmeseniz şu koca koca binaları adanın tam ortasına
    Açlıktan da ölmezdiniz
    Ne güzel olurdu, di mi?
    Burhan Acar
    Sayfa 62 - Tilki Kitap
  • “Tüm varlığım karanlık bir ayettir benim
    Seni, kendinde tekrarlayarak
    Yeşermenin ve çiçeklenmenin
    Sonsuz gün doğumuna götürecek.” Füruğ Ferruhzad

    “Sabah döndüğünde bana o pamuklu şekerlerden alıcaksın di mi abi?”
    Alıcam gönlümün hediyesi tabi ki alıcam.
    “Peki o gördüğümüz o limon saçlı bebeği?”
    Alıcam prenses hele bir işleri düzelteyim, sen ne istersen hepsini alıcam.
    “Abi hani o simli boyalardan alacaktın, söz vermiştin.”
    “Abi biliyorum zorlandığını ama ayakkabılarım dayanacak gibi değil artık.”
    “Oğlum, Ziya’m, yiyeceğimiz neredeyse kalmadı. Gelirken birkaç kilo patates, yumurta alıversen.”

    Her gece yüzüme yerleşmiş dört çift bakışla ayrılıyorum bu evden. Her hece umudunu bana azık etmiş dört yürekle koyuluyorum yola. Annem Ayşe ve üç kardeşim Amira, Macid ve Hanan.

    Adım Ziya, bir bahar günü, gecenin en karanlık anında doğmuşum ben. Annemin, teheccüd namazını kılmaya niyetlendiği vakit sancısı tutmuş. O acıyla da olsa bırakmadım, iki rekat namazımı kıldım, diye anlatır annem o geceyi, en zor zamanda dahi görevini bırakmayan bir memur gururuyla. Dünyayı secdede başlayan selamlamam hastanede selamete ermiş. Ziya olsun adı, demiş babam. Gecenin kör karanlığında geldi ama hanemize nur olsun varlığı, dünyamıza ve ahiretimize aydınlık olsun.

    Babam terzi benim. Terzi Nadir. Halep’in en güzel gelinlikleri, nişanlıkları, abiye kıyafetleri onun elinde vücut bulur. Düğün, nişan hangi özel gün için olursa olsun, telaş sahibi pek çok kadının bir solukta kendini bulduğu yer olurdu babamın dükkanı. Adı gibi, bizim oraların nadir ustalarından biriydi babam. Makası en iflah olmaz kumaşta bile dans eder, derlerdi onun için. Halep’in pek çok terzisi, onun yanında çıraklıktan kurtulmuş, kendi dükkanının ustası olmuştur.

    Makası gibi kalbi de bir gönlü elde tutmakta ustaydı babamın. Ne anneme ne biz çocuklarına ne de yanında çalışan çıraklarına, bir kez olsun sesini yükselttiğini duymadım. Annem en çok merhametini sevdim babanın derdi, o yüzden evlendim. Utanarak, ne yalan söyleyeyim güzeldim de. Çok kişiler talip oldu, çevre eşraftan. O zamanlarda toprak sahibi, okumuş tahsil görmüş diplomalı kimselerdi çoğu. Annem çok kızdı, çok vazgeçirmeye çalıştı ama ben küçüklükten ninemin kulağıma küpe ettiği “Merhametin olmadığı yerde zenginlik para etmez.” öğüdüne uyup, babanın gönlüne kurdum yuvamı. Çok kazanmıyordu belki, ama bir tek eksiği bile hissettirmezdi bana, diye anlatırdı gözleri dolarak. Ve eklerdi; Ah şimdi burda olsaydı, hiçbir şey yapmasa sadece başımızda bir nefes olsaydı…

    Annem Ayşe, babamın yerinde ağırlığına inat; dünyanın en canı tez, inatçı mı inatçı kadınıydı. Eşinin suskunluğunun aksine o, yeri geldiğinde lafını esirgemez mutlaka hakkını savunurdu. Bizim hanım muhtar efendim, derdi babam onun için, hafifçe gülerek. Kafasına bir şeyi koydu mu mutlaka yapar. Ne kendini ezdirir, ne başkasına bir laf söyletir. Benim sözüm ancak çıraklara yetiyor. Başka kadınlar annemin bu dediğim dedik hallerini tuhaf karşılasa bile bilirdim ki babam, annemin en çok bu cesur yanını severdi.
    Severdi diyorum.
    Çünkü artık babam yok.

    Gitti o.
    Dolunayın suları gelin gibi süslediği bir gecenin orta yerinde.
    Gözlerimin önünde. Tüm yaratılana can olan su, merhamet etmedi babama. Akdenizin merhameti, babamın göğsünden küçük çıktı. Ama sinesini herkese açan babam denizi de göğsüne buyur etti. Sonra deniz oldu babam.

    Kapınızı çalan her kimse mutlaka buyur edin, derdi babam. Ya savaşı baba? Gocunmayın, surat asmayın sakın. Evinize gelen her konuğu güler yüzle karşılayın. Ya bombalar baba? Gelen, mutlaka yanında bereketini de getirir. Ya yerle bir olan evimiz baba?

    Bize savaşın en zalim konuk olduğunu söylemedin oysa baba. Bir gün kapımızı çalabileceğini söylemedin. Bizi yerimizden yurdumuzdan edebileceğini, seni bile alıp götürebileceğini söylemedin bize. Hanemize bereket getirmek şöyle dursun bir kuru ekmeğe muhtaç kalabileceğimizi söylemedin. Bizi hayallerle, nice ümitlerle büyütürken savaşın bir gün bunların hepsini elimizden alabileceğini söylemedin.

    Burnumda renklerini seçemediğim, adını bilmediğim çiçek açmış ağaçların kokusu. Havada bir dinginlik. Sokakta sarhoş olduğunu hissettiğim insanlar, köpekler ve ben varız sadece. Doğduğum zamana az kaldı… Şimdi, Süleymaniye’nin belimi büken, yokuşlu daracık taş sokaklarında sırtıma dost bellediğim iki tekerlekli kağıt arabamla ilerliyoruz gecenin ortasına. Bana durak olan her bir konteynırdan nasibim olan kağıtları toplayıp, onlara nasibimden çıkardığım hikayemi teslim ediyorum.

    Son durağa ulaştım. Vakit gelmek üzere. Aceleyle arabamı Süleymaniye Caminin önünde bırakıp, camii şadırvanında abdest alıyorum. Böyle olmamalıydı diyorum. İçim taşmak üzere bir deniz. Yüreğimdekileri zorla zapt ediyor, sonunda namaza duruyorum. Dilimde fısıldadığım ayetler tüm camiye doluyor sanki bir anda. Gönlüm serinler gibi oluyor. Dünyanın tüm yetimlerini kalbimde toplayarak secdeye gidiyorum.
    Gözümün önüne hayal meyal hatırladığım o fotoğraf geliyor. Her yıl doğum günümde anne ve babamın gece yarısı beni usulca “Hoş geldin.” diye uyandırarak gözlerimden öpmeleri ve benim kaygısızca uykuya yenik düştüğüm o yılların fotoğrafı…
    Yüreğimde zapt edemediklerim artık gözlerimden boşanıyor.

    Ve vakit geldi.

    Selamaleyküm,
    Ben Ziya, varlığım; yirmi bir yıl önce bir bahar gecesinin orta yerinde, ne zaman aydınlanacağını bilmediğim karanlık bir ayet olarak doğmuş bulundu…
  • Ne güzel demis di mi??Insan elindeyken kıymet bilmeli:)
    İnsan hayata iki anlam yükler:

    Biri ağlarken, diğeri gülerken.

    - Ve tek bir kere kıymet bilir.

    O da elindekini kaybederken...

    #Dostoyevski
  • Ne güzel demis di mi??Insan elindeyken kıymet bilmeli:)
    İnsan hayata iki anlam yükler:

    Biri ağlarken, diğeri gülerken.

    - Ve tek bir kere kıymet bilir.

    O da elindekini kaybederken...

    #Dostoyevski
  • 140 syf.
    ·7/10
    Emine Tanırgan- Mihrican


    “Vücudum ağlayan bir dağ gibiydi. Kendimi ne kadar dik tutsam o kadar içimdeki ateş dışarıya fışkırıyordu. Gözlerimdeki yaşları ne kadar gizlemeye çalışsam da beni dinlemiyorlardı. “


    “Galiba yıllardır ilk defa kaybetme korkusunu yeniden tadıyordum. Taze bir yara kanaması değildi, bilakis kabuklanmış bir yara yeniden açılmıştı. Onulmaz bir hasret ve ardına gizlenmiş yenilgi sırtımı sıvazlıyordu pişkince..”


    O gün benim için bir bitiş çizgisiyken aynı zamanda başlangıç da oldu. Ona bir söz vermiştim. Onun gidişiyle ağlamamayı öğrendim. Beni, bana emanet etmişti ve ben emanetine iyi bakacaktım. “


    Hani bazı insanlar vardır ya. Daha doğuştan hayata yenik ve ezik başlarlar. Doğdukları an bile acı bir hayatın başlangıcının habercisidir. İşte Mihrican tam da böyle bir insan olarak dünyaya geldi. Çünkü acı çekmediği tek bir an bile yok. Mutlu olduğu günlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.. Tüm bu âsi tavırları, hayata ve insanlara olan öfkesi hep bu yüzden.. Peki sizce haksız mı ? Ona kimse nasıl bir hayat istersin diye sormadı. Al bu hayatı yaşa dendi ve acılardan oluşan bir ömür önüne kondu.. Ne yapsın dı bunca acının karşısında.. Mutlu bir insan rolü mü ?


    Kendimi sık sık Mihrican’ın yerine koyup okudum kitabı. Ve hak verdim.. Ne saf ve güzel bir yüreği var halbuki.. Kitapta türk filmi havası da sezdim bunu sevdim. Bu tarz kitapları sevenler için tavsiye ederim, keyifli okumalar ️