• Ölüm...

    Öleceğime hiç bu kadar sevinmemiştim.
    Biliyorum ölüm geliyor diye,sevilmemiştim.
    Serdiler beni musallaya,hiç serilmemişmiydim ?
    Toprak attılar gömdüler beni,sanki hiç gömülmemiştim.

    Kimi gülüyor,kimisi ağlar.
    Kimi kına yakar,kimisi siyahlar bağlar.
    Kimi unutur,kimisi hatırlar.
    Kimi derler,sonra kimi hatırlarlar ?

    Tenim sağumadan koydular uykuya.
    Dondurdular beni koydular buzluğa.
    Helallik ister beni basanlar tuzluğa.
    O kadının kokusunu katın suyuma.

    O kadın,bana ölümü sevdiren.
    Beni böyle kan hastalığına düşüren.
    7'im çıkmadan seni böyle güldüren.
    40'ımda da leşime sövdüren.

    Resmini çizdim kefenime,olurda uyanırsam bakarım.
    Öldükten sonra uyanacağıma,inanacak kadar aptalım.
    Ne güzel toprak atarsın üstüme,kürek tutuşundan anlarım.
    Görmediniz hiç,öldüğüme değil,üstüme toprak atana ağlarım..

    /AYDIN ALSANCAK/
  • "Ne güzel adamlar var;
    seven,
    özleyen,
    bekleyen,
    şiir yazan,
    aşık olabilen,
    vazgeçmeyen,
    ihanet nedir bilmeyen...

    Ve bir de kadınlar var,
    böylesi adamlara hiç denk gelmeyen!."
  • Ne güzel bir sözdür;
    "Yolu rastgele yürürsen ömür olur.
    Denginle yürürsen şiir olur".
  • Tanrı Ninurta'nın Serüvenleri ve Kahramanlıkları
    Güney fırtınası olan Tann Ninurta, Hava Tanrısı Enlil'in oğlu.
    Ninurta Sumer düşünürlerinin yarattığı kötü güçlere karşı savaşan
    bir kahraman. Bu yüzden onun için yazılmış çeşitli kahramanlık
    türküleri var. Bunlar MÖ 2000 yıllarında iki kitap halinde bir araya toplanmış. Bu kitaplardan birinin adı "an.dim.ma = gök gibi yaratılmış", diğerinin adı ise ''Lugal.e udmelam.bi nil:gal", anlamı
    "Korkunç ışıklarıyla dev gibi olan kral".
    Birinci öyküde Ninurta'nın korkunç ve düzen yaratan güçlerinden, cinlerle yaptığı savaşlardan, savaş arabasından ve bu savaşlarda kazandığı başarılarının bu arabaya asılı olduğundan söz edilmektedir. O öyle güçlü ve saldırgandır ki, tanrılar kralı babası Enlil bile,
    kendi idaresi altında olan yerlere saldırarak onları yok edeceğinden
    korkuyor ve oğluna veziri Nusku'yu göndererek Nippur şehrine ve
    kültür merkezlerine dokunmamasını rica ediyor. Ninurta ona yanıt
    olarak Şarur ve Şargaz adlı 2 gürzünü, 50 başlı kokunç gürzünü, geniş ağlarını, kılıçlarını sayıp döküyor. Bunlar arasında korkunç abubu ve ateş silahları da bulunuyor. Bu dehşet saçan silahların bütün
    uygarlık dünyasına nasıl başıboş bırakılacağı anlatılıyor. Böyle bir
    olay uygarlığı silip süpürecek kuşkusuz. Fakat Ninurta'nın karısı
    Ninnibru, ne yapar yapar kocasını bunları kullanmaktan vazgeçirir.
    Kısa adı lugal.e olan ikinci öykü hem destan, hem de öğretici
    bir karakterdedir. Buna ait tablet ilk Asurbanipal kitaplığında bulundu. Daha· sonra Eskibabil çağına ait Sumerce ve Akadca iki dilde yazılmış parçalar ele geçti. 700 kadar satırı kapsayan bu şiir 45
    satırlık tek tabletler halinde kaleme alınmış. Fakat bunların bir kısmı kırık veya okunamayacak kadar bozuk.
    Şiirin baş kısmında Ninurta'nın özellikleri anlatılıyor:

    Korkunç ışıklarıyla dev gibi görkemli olan kral!
    En güçlü olanlar arasında en başta gelen tanrı Ninurta,
    Ey durup dinlenmeden düşmana saldıran ejder,
    Savaşa üstün bir güçle saldıran kahraman,
    Kutsal elinde tanrı gürzü taşıyan yiğit!
    Boyun eğmeyen düşmanı ekin gibi biçen asker!
    Ey tanrı Ninurta! Senin görkemli tacın bir gökkuşağıdır.
    Önüne şişek gibi ışık saçarsın!

    Kur denilen yeraltı ülkesinde Asakku adında korkunç bir hastalık
    cini vardır. O bütün bitki, hayvan ve taşları kendi yönetimine alarak
    doğaya kral olmuş, fenalığın simgesi, utanmaz, arlanmaz, korku nedir bilmez bir cindir. Başıboş kalınca belki yeryüzüne de çıkacaktır.
    Buna karşın Ninurta büyük tanrılarla ziyafette oturup şarap içerek
    zevk etmektedir. Onun bu umursamaz haline şarur (anlamı cihanı silip süpüren) adlı silahı çok sinirlenir. Aynı zamanda kendisi boş oturmaktan hoşlanmaz ve Ninurta'yı bu korkunç cine karşı savaşa zorlar.
    Şarur:
    "Ey benim sevgili kralım! Göktanrısı An güzel yeryüzünü yarattı,
    Ey Ninurta! Utanmak bilmez savaşçı Asakku şimdi bu güzel
    yeri yakıp yıkmak istiyor.
    Asakku bir süt anneden meme emmemiştir.
    Gücünü yaban hayvanlarından almıştır.
    Ey benim sevgili kralım! Asakku bir baba tanımaz, dağlan yıkan odur!
    Ey benim yiğit kralım! Asakku bir boğa gibi gücüyle dört tarafa saldırmaktadır.
    Onun için bütün bitkiler onu kral seçtiler,
    Diyorit, mihenk taşlarıyla, kahraman mermer taşının bile reisi
    olarak şehirleri yağma etmektedir."
    Silahın bu uyarısı ile Ninurta önce düşmanı görmek, onunla karşılaşmak istiyor. Bir kuş gibi uçuyor. Şarur tekrar onu oyalanmaması ve saldırması için zorluyor. Ninurta çok başlı gürzü, ağlan,
    karşısında durulamaz fırtına, ateş ve tufan silahlarıyla bu cine saldırıyor. Bu saldırı şöyle anlatılmış:
    Kahraman, önünde karşı durulmaz tufan devi yürüyor,
    Kızgınlık ve şiddetinden yerler oyuluyor, tepeler düzleniyor,
    çukurlar doluyor.
    Ninurta gökten ateşler yağdırıyor, her yer ateş içinde
  • Affan dedeye para saydım,
    Sattı bana çocukluğumu.
    Artık ne yaşım var, ne adım;
    Bilmiyorum kim olduğumu.
    Hiçbir şey sorulmasın benden;
    Haberim yok olan bitenden.

    Bu bahar havası, bu bahçe;
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Uçurtmam bulutlardan yüce,
    Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    Ne güzel dönüyor çemberim;
    Hiç bitmese horoz şekerim!
  • İyi değiliz gözlük bak durmadan
    kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi
    değiliz iki gözüm, bende can, sende cam
    bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde,
    gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor
    ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle
    çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık,
    ben sensiz karanlık, nerde insanlık
    bizi bu kadar kırmasalar, di’ mi cam
    dostum, onlara da birer gözlük alırdık!
    Ne güzel gözümün önünde olman yine,
    sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın
    sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor
    gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha
    sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya
    bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm
    gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek
    gözüm yok, bizi görmeyenlere
    söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük,
    bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve
    kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle,
    şimdi hem cana, hem cama göz diktiler,
    hem gözden düştük hem sözden, bir daha
    kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha,
    parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak
    göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize,
    bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle
    titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri
    derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız
    bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can
    hevese geldi, ne göresi geldi camın,
    biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım,
    belki onlar da iyi bakarlar kendilerine,
    gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle
    umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin
    kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!
    Haydar Ergülen
    Sayfa 96 - Kırmızı Kedi Yayınları {Gözlük}
  • Ne güzel iltifat:"Bana Allah'ı hatırlatıyorsun."🍀