• Gamze Tigis
    Gamze Tigis Seni Düşünürken Bir Çakıltaşı Isınır İçimde'yi inceledi.
    92 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Türk Edebiyatının ressam şairi Bedri Rahmi Eyüboğlu...
    Bir çoğumuzun Karadut şiiri ile tanıdığı ama çok daha fazlası.
    Kabusu olan liseden kurtulmak adına tırnaklarıyla kazıyarak ressam olan, geride bir sanat külliyatı bırakan büyük usta. Ressam, şair, mozaik ustası.

    Kitaba gelecek olursak İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitapta Bedri Rahmi’nin kendi sesiyle bant kaydı yaptığı şiirlerinden seçkiler ve bir DVD bulunuyor.
    Resimleri şiir, şiirleri adeta bir tablo gibi ince ince işleyen Bedri Rahmi, Anadolu’yu, Anadolu insanını doğanın güzelliği ile harmanlamış okuyucuya adeta görsel bir ziyafet sunmuştur.
    Kitapta yer yer,
    “Yaşadım!
    Erik ağaçları şahidimdir.” diye içindeki çocuğa seslenirken, yer yer “Karadutta” Çatalkarasının özlemini çeker.
    “En az üç dil bileceksin
    En az üç dilde
    Canımın içi demesini” derken insani duygularını dillendirir. “Türküler Dolusunda”, “Ne zaman bir köy türküsü duysam
    Şairliğimden utanırım.” diyen şair Anadolu ozanlarını överken, “İstanbul Destanı” şiirinde Orhan Veli’ye ve Sait Faik’in küçük insanına selam yollamayı ihmal etmez.
    Çakıltaşı’nda ne güzel seslenir aşka:
    “Seni düşünürken bir çakıl taşı ısınır içimde.”

    Gerek şiir ile gerek resim ile sanat dolu bir hayat yaşamış olan Bedri Rahmi; Türk resmine bir çok resim, Türk şiirine birçok mısra bırakmanın yanı sıra bir çok şiiri bestelenerek Türk müziğine de büyük katkılar sağlamıştır. Erol Evgin’in bestelediği “Sitem” şiiri ile Nâzım’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdiği; Livaneli’nin muhteşem bestesi “Yiğidim Aslanım” en çok bilinen bestelenen şiirleri arasındadır.

    Kitabı okurken bir yandan içinizde bir çakıltaşı ısınacak; yaşama sevincinin, özlemin, Anadolu kültürünün içine dalacak, Bedri Rahmi’nin çizimleriyle gözleriniz çizginin güzelliğinde kaybolacak, bir yandan da içindeki ince duyarlılığı ile kurduğu küçük dünyaya hayran kalacaksınız.

    Renkli ve güzel bir yolculuğun sonunu okuyucuya seslenerek bitiriyor Bedri Rahmi: “Biz dünyadan gider olduk
    Kalanlara selam olsun
    Ama hep böyle gidecekse bu dünya
    Kalanlara haram olsun.”
  • Ne yazık! Gönlün kimseleri sevmiyor,
    Üstelik kendini umarsızca harcıyorsun.
    Bilmektesin, niceleri senin aşkınla yaşıyor,
    Fakat aşikâr ki sen birini bile istemiyorsun.
    Öylesine esir almış ölümcül nefret seni,
    İtirazın yok kendini arkadan bıçaklamaya.
    Herkes beklerken tamir etmeni ,
    Hazırsın güzel evini başına yıkmaya.
    Başka türlü düşün ki bambaşka et fikrimi.
    Nefretin evi güzel mi olacak sevgininkinden?
    Göründüğün gibi ol, şefkatli ve samimi;
    Ya da iyiliği esirgeme hiç değilse kendinden.
    Aşkımın hatrına bir sen daha yarat,
    Güzelliğini senden sonda onda da yaşat.
  • Samanlıkta, seyranlıkta hayal bahçesi rüyalar
    Güneşin meşk ettiği taraflar bülbüle bayram
    Kulağımda mahoş müzikle hatrın bahçesinde gül
    Kalbimdeki seni bilsen kıskançlıktan nar gibi kızarırsın.

    Dudağının bir kaç kelamı keyfiyetten başka bir şey değil
    Bilmezsin belki de inanmazsın hoşnutluk bir adımıncak katlanır
    Bir tavşan kanı çayın hiddetli hay havarında
    Öyle günü birlik yaşantımda ömre sen geldiğinde ufkum şahlanır

    Şu uzun müddetçe kendimi yokladım
    Ömrüm sıfırı tüketmekten öteyken tek başarım ömrüne tutunmaksa
    Umudum bittiğinde aklıma karış
    Bir bilsen gönlümdeki seni, ömrüne ömrünü katarsın

    Kötü iyi maskesine büründü
    İyi bir hayalin peşinden beşere küstü
    Ömrün biteceği zamana değin
    Ne güzel sana yanıp var oluşa

    Şu "hayat" dedikleri farkındalıkta
    Kendince bir sevmeler, aşklar üreten boş kafaların gölgesinde
    Yoksunluk çeken ve amansızca çürümüşlüğe batan ruhların derdinde
    Her gün katlanarak yeşeren umudun denginde seviyorum seni

    Bak hemen şurada bir teyze demliği getirirken
    Hacı amca bir telaşla gülü koparamadı endişeyle
    O dikenin acısına ömrü giden yiğit adamın
    Saf su gibi serin akan ilmiyle tutkunum sana

    Hemen günorta sakinleşen sokakta ezanlar yankılanırken
    Hacı nenemin kolunu ıslatırken kalan ömrün buharında
    Kuran'a uzanan elin peşincek verilen nefesin keyfinde
    Alnımı secdeye koyar ve kaldırırken şevkatte seviyorum seni

    Sokaklarda seni arar dururken ayağımın mecalsiz halincek
    Bir soluğumun senle bir ömre eşitliği zamanı
    Aşkı sen diye duyurur aşkın dergahı
    Bilmiyorsun sevgili hayalin amma velakin mücevherat

    Cemal abim çayı demlediyse "muhabbet açacak" derler
    Bir ömür uçup gidecekse sen geleceksin bilirler
    Hayatı ömürle çarpıp senle eşitlerler
    Bilmiyorsun değerini bilsen gönlünü aşk ocağıma bağlarsın.

    Yavan hayatlara zambak açılmış, duydun mu?
    Benim yok hayatımda sen varı bulunca
    Yağmurun yaprağa değişi baharmış, bu bir umut mu?
    Gözlerin ömrüme mükafat çok şükür Allah'ıma

    Bugün sen gel dünyama haddinden fazla yetim bıraktık şiirleri
    Henüz daha şiirler yeşermeden gel kalan ömrüme sevgili ol
    Fazla tutarsız kullandık hayatları
    Tatlı nazından savrulda gel, yoluma yoldaş yol hanım hercai


    Aykut Barış Çelik
  • Yaşamakta ibadettir
    Bir imanla aşkını yaşar gibi
    Sabırdan öte başka bir yol yokmuş gibi biliyorum gönlüne giden
    Dudaktan kalbine bir su damlası gibi akan sevdan helalim
    Seni sevmek, gözüne doyana  kadar bakmak en güzel ibadet

    Hürriyeti sorarlar bir çılgın gibi birazda cahilce
    Tanış olmazlar, bilmek istemezler, güzel nedir?
    Göreceliymiş, kime göre, ne sebeple?
    Hayatı tutarsızca yaşayan huzuru bulamaz gamzelerinde
    Ben böyle diyince romantik oluyormuşum
    Tutarsız bir laftır, beni aydınlığa çıkaran güzel kim?

    Çılgınca sevmek mi yoksa ömrünü vermek mi?
    Cemal abimle sıkça tartıştığımız konudur.
    Aşkı bana Cemal abi telâffuz etti
    Bu sevgi işlerini bir utangaç hanım kalbimde zuhur etti
    Kör, cahil konuşmasınlar senin dudaklarının şerbetini bilmeden

    Yağan yağmur, kapıma misafir gelen ay
    Yarına hazırlanan bugün ve yarın
    Bir ömür yettiğince
    Âşkı harmanlayan tavşan kanı çayın hürmetine
    Hayallerime yâr, fikriyatıma yâren oluşunla kurban olurum sana

    Şüheda maşuk eyledi hayal-i sureti kalbime
    Kul, köle güzelliğe, naza, niyaza ve işveye
    Kalpten kopya çeker bir efendi kelamım
    Ya Allah sevgili eyle onu benim gönlüme
    Başka fikir ırak dursun benden öte

    Yav kurban olayım ne ettim ben bu millete?
    Yada kim canıma kastetti de düştüm böyle cennete?
    Ee! Daha ne olsun her şeyde bana hoş geliyor
    Demek ki âşk dedikleri mücevherat böyle değer veriyor kişiye
    Demek ki insan böyle kıymetleniyor git gide sevdikçe

    Canıma kastedenden razı olsun Allah
    Başka bir kadında bilemem, yaşayamam bu cenneti vallah
    Neymiş o ezbere hayat diye yaşadıkları bataklık
    Sevgiyi bilmeyen, kadını görmeyen şuursuz mahlûk
    Doyuncak yaşat onu bana ya Allah!

    De göreyim Mustafa kadının yeri mekânı nedir?
    Sadece sevmekten ibaret midir?
    Kimse boş konuşmasın, yâre âşk ömürden ibarettir
    İyice bir kulak asın, güzeli sevmek en güzel ibadettir
    Bunun için kapı kapı dolanmaya gerek yok

    Ey çılgınlıkla ömür tüketen söhteri!
    Hiç tattın mı onu görünce heyecandan titremeyi?
    Ömrünü bomboş yaşıyorsun hayat dediğin çöplükte
    Titre bir özüne gel desem ne fayda!
    Âşk diye ömrü sakız gibi harcadığınca...

    E işte Cemal abi sobanın üstünde demler çayı
    Seni fikirleşmek işin şerbeti, balı
    Bak ben seni zikrettikçe Cemal abim gülüyor
    Yaşına hürmetimden geçen gün dokundurmadı çiçeklerine
    Neymiş sen onlardan daha bir cennet-i huriymişsin

    Sükût dur, aşkı vururum kalbine Mustafa
    Onu anmaktan hal kalmadı kulakcıklarında
    Efendi efendi otur şuracıkta
    Bilirim kalbin dayanmaz o olmadığında
    Bir ömrüne sığdır bende, sende rahatla...

    Geçen gün ne hikmetse her zaman dolandığı sokakta
    Bir anlık dinlenmek istediğim bankta
    Bir simit için dostuna tuzak kuran martıya baktığımda
    Birden yağan yağmurun damlalarında
    Ne hikmettirse suretin geldi hayal-i hayatıma

    O gözleri bilmeyen aya, güneşe baksın
    Şu ezanın hayrına Tanrıyı bilmek isteyen yârin gönlüne baksın
    Madem boş yaşıyorlar bu hayatı
    Seni sevmek zaten bir hayatmış, bir bilene danışsın
    Boş yaşadıkları hayatı sana seyri ile donatsın.


    Aykut Barış Çelik
  • Baharda kışı, kışın da baharı özler insan.

    Ne uzaksa onu özler.

    Kavuşmak şart mı?

    Boşver!

    Bazı şeyler yokken güzel. ”

    Özdemir Asaf
  • AŞK MASALI
    Nerde ne zaman bu hava çalınsa
    Hoş geldi geçmişteki güzel günler
    Nereye gidersen git günlük tasa
    Bırak biraz da şad olsun gönüller

    Beşiktaş'ta gün görmüş bir bahçede
    Nisan akşamlarının en tatlısı
    Sevdiceğim on dördünü sürmede
    Bende gönüllerin en kanatlısı

    Ben delikanlıyım o kız ve dilber
    Bahar kokan o yanıp tutuşan ben
    Şakadan derken dalmışız beraber
    Aşk bahçesine çıkılmaz içinden

    Ölüyorum senin için güzelim
    Nasıl gülüp sokuluyor sahi mi
    Saçlarını okşayan hangi elim
    Kollarımda o yarin kendisi mi

    Çöl olsa aşar dağ olsa yıkarım
    Bizi ayıran kalın duvarları
    Bu acı gerçeğe sonradan vardım
    Gök çoktan yeşildir,dal çoktan sarı

    Bir define var gitsem bulur muyum
    Öpüştüğümüz ağaçlar altında
    Sevmek devam eden en güzel huyum
    İnsan bir kere sever hayatında

    Ben değilim söz açan gelecekten
    Var mı yok mu alemde bir o akşam
    Hiçbir şey istemiyorum felekten
    Bir daha seninle beraber olsam
  • Kapımı çalıp durma ölüm,
    Açmam;
    Ben ölecek adam değîlîm.

    Alıştım bîr kere gökyüzüne;
    Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
    Sıkılırım,
    Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
    Yemîşlerîne doymadığım ağaçların,
    Yağmur mu yağıyor,
    Güneş mî var,
    Farketmelîyîm
    Baktığım pencereden.
    Denîz görünmelî çıksam balkona.
    Tamamlamalı manzarayı
    Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
    Ekmekten olamam doğrusu,
    Nîmet bîldîğîm;
    Sudan geçemem,
    Tuzludur teneffüs ettîğîm hava.
    Ya nasıl dururum olduğum yerde,
    Öyle upuzun yatmış,
    îkî elîm yanıma getîrîlmîş,
    Hareketsîz,
    Sükûta râmolmuş;
    Sankî devrîlmîş bîr heykel?



    Ellerîm ne der sonra bana?
    Soğumuş kalbîme ne cevap verîrîm?
    Utanmaz mıyım ayaklarımdan?

    Kalkmalıyım,
    Dolaşmalıyım,
    Sokaklarda, parklarda.
    El sallamalıyım
    Gîden trenlere,
    Kalkan vapurlara.
    Bîlmelîyîm,
    Gölgelerîn boyundan,
    Saatîn kaç olduğunu…
    îslık çalmalıyım.
    Türkü söylemelîyîm
    Yol boyunca,
    Keyfîmden ya hüznümden.
    Geçmîş günlerî hatırlamalıyım,
    Dalıp dalıp akarsuya,
    Hayaller kurmalıyım,
    Güzel geleceğe daîr.
    Yanımdan geçenler olmalı,
    Selâm almalıyım;
    Robenson’u düşünmelîyîm,
    Garîplîğînî:
    Şükretmelîyîm
    însanlar arasında olduğuma.
    Nedîr kî enînde sonunda ölüm?
    Ayrı düşmek değîl mî aşînalardan?

    Kapımı çalıp durma ölüm,
    Açmam;
    Ben ölecek adam değîlîm.