• “Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez.” diyen Yunus Emre, ne güzel söylemiş.
    Gerçekten gönülden seversen hiçbir aşk ölmez.Ölen, içindeki heveslerdir.Ölen, gelip geçici şeylerdir.
  • Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen

    1. Mihenden kaçma ger mahsûd-ı ihvân olmak istersen
    Yetiş imdâd-ı mazlûmâna arslan olmak istersen
    Yapış bir kâmilin destinden insan olmak istersen
    Nebiyy-i Efhamı medh eyle Hassân olmak istersen
    Rızâ bâbında bekle rahme şâyân olmak istersen
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

    Mihenden kaçma ger mahsûd-ı ihvân olmak istersen
    [Dostlarının imreneceği örnek bir insan olmak için sıkıntılardan kaçmamalısın. Rahat döşekte olmaz o iş. Şairin dediği gibi:
    Kâmilin taş yasdınıp toprak döşenmekdir işi
    Bâliş-i râhatda dâim câhil ü nâdân yatur - Rahmî
    (Olgun insanlar taşı tastık, toprağı döşek ettiler; rahat yatakta olmaya bilgisiz ve değersiz kişiler özenir.)]

    Yetiş imdâd-ı mazlûmâna arslan olmak istersen
    [Sana ‘arslan gibidir’ denilmesi için zulme uğrayanların yardımına yetişmelisin.]

    Yapış bir kâmilin destinden insan olmak istersen
    [Olgun bir kimsenin eteğine yapışmadan iyi insan olamazsın. Kendi başına kalan nefsinin esiri olur; hayvandan aşağı olur da farkına varmaz.]

    Nebiyy-i Efhamı medh eyle Hassân olmak istersen
    [Meşhur şair Hassan bin Sâbit, Hazreti Peygamberi (aleyhisselâm) medh eden şiirleriyle o mertebeyi kazandı. Malûm O’nu övmek bizâtihî ibadettir, fazilettir. O’nu öven ancak kendisi yücelir ve esasen O’nu övmeye güç yetirebilecek kimse yoktur.]

    Rızâ bâbında bekle rahme şâyân olmak istersen
    [Rıza kapsında bekle ki; merhamete kavuşabilesin. Sen razı olmazsan senden kim razı olur?]

    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    [Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
    [Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]




    2. Meserret-bahş olur gerçi ‘âdüvden ahz-ı sâr etmek
    Fakat îcâb eder birçok mezâhim ihtiyâr etmek
    Benim re’yimce hattâ nâ-becâdır inkisâr etmek
    Fazîlettir onu ‘afv-ı keremle şerm-sâr etmek
    Cinâyettir dil-i ebnâ-yı cinsi dâğ-dâr etmek
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

    FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ İKİNCİ KIT’ASININ ÎZÂHI:

    Meserret-bahş olur gerçi ‘âdüvden ahz-ı sâr etmek
    [Sana kötülük yapan düşmanından intikam almak, içini rahatlatır; bu doğru…]

    Fakat îcâb eder birçok mezâhim ihtiyâr etmek
    [Fakat yerinde olan davranış bu değildir. Sıkıntılara tahammül gösterme yolunu seçmelisin. Evliyânın vasıflarından biri ‘hamul’ imiş; insanlardan gelen sıkıntılara dayanmak yani…]

    Benim re’yimce hattâ nâ-becâdır inkisâr etmek

    [Geç tahammül etmekten; kırıklık göstermen, yüzünü ekşitmen bile yersizdir…]
    Fazîlettir onu ‘afv-ı keremle şerm-sâr etmek

    [Sana kötülük yapana iyilikle, yumuşaklıkla karşılık verip utandırman ne büyük erdemdir…]

    [Bu noktada hatırlamalıdır; harp ettiği hasmını mağlup edip tam kılıcını kaldırdığı anda, yerdeki Hazreti Alinin yüzüne tükürünce, O, Allahın arslanı kılıcını indirivermişti. Adamcağız da şaşkınlık ve sevinçle sebebini sorunca şu cevabı almış ve insafa gelerek Müslüman olmuştu: “Bana hakaretinden sonra seni öldürüp katil olmaklığımdan korktum.”]

    Şu da hatırlanmalıdır: Malazgirt Meydan Muharebesinin galibi Alp Aslan, mağlup ordunun başındaki Romen Diyojen’i affedip memleketine salimen ulaşmasını temin etmişti. Halbuki kendisine “sen beni esir alsan ne yapardın” sualine “kafes içinde memleket memleket teşhir eder, sonra bedenini köpeklere parçalatırdım” cevabını almıştı.

    Not: Gel gör ki Diyojen, kendisini affeden Alp Aslan’ a reva gördüğü muameleye kendi adamları eliyle maruz kalmış. İbret işte

    Cinâyettir dil-i ebnâ-yı cinsi dâğ-dâr etmek

    [Kim olursa olsun, insanı incitmek büyük suçtur. İnsana muamele insanca olmalı; dini, milleti farklı olsa da, hasmın olsa da… Zalime dahî zulmetme!]




    3. Şu meydâna niçindir bu geliş ettinse ger tahkîk
    Bütün ef’âlini eyle Kitâba sünnete tatbîk
    Gönül yıkma gönül yap cins ü mezhep etmeyip tefrîk
    Eder bu hak sözü yerde beşer gökte melek tasdîk
    Mezâlim âdemiyyetle değildir kâbil-i telfîk
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ ÜÇÜNCÜ KIT’ASININ ÎZÂHI:

    Şu meydâna niçindir bu geliş ettinse ger tahkîk

    [Bu dünyaya gelişinin sebebini merak etmişsindir herhalde, etmelisin; insanın taştan, hayvandan farkı bu değil mi?]

    Bütün ef’âlini eyle Kitâba sünnete tatbîk

    [Allah insanı kendine kulluk etmesi için yarattı, bildiğin gibi…]
    Gönül yıkma gönül yap cins ü mezhep etmeyip tefrîk

    [Kimsenin gönlünü yıkma; bilakis gönül yapıcı ol. Hem de insanlar arasında ayrım gözetmeden…

    Hani demedi mi Yunus Emre: (Ben gelmedim da`vi için / Benim işim sevi için / Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmaya geldim)]

    Eder bu hak sözü yerde beşer gökte melek tasdîk

    [Söyleyeceğim sözü melek de doğru bulur, insan da; dikkat et:]

    Mezâlim âdemiyyetle değildir kâbil-i telfîk

    [Zulüm, insanlıkla bir araya getirilemeyecek bir yüz karasıdır.]



    4. Gözetmekte rızâ-yı Hakk’ı çeşmin hurdebîn olsun
    Ehemm-i kâr u bârın hidmet-i dîn-i mübîn olsun
    Ta’ârruz etme bir şahsa cesûr olsun cebîn olsun
    Sitem lâyık mıdır nâsa husûsâ mü’minîn olsun
    ‘Umûmen halk-ı ‘alem şerr ü mekrinden emîn olsun
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

    Gözetmekte rızâ-yı Hakk’ı çeşmin hurdebîn olsun

    [Hurde-bîn, mikroskop demek; küçük şeyleri de gösteren gibi yani… Çeşm ise göz demek bilindiği gibi. Hakkın rızasını gözetme işinde küçük ayrıntıları da dikkatten uzak tutma! Bu küçük bir sevap falan deme; ahiret yolcususun, sevabın azında çoğuna da ihtiyacın var. Yarın pişman olmamak için iyiliğin büyüğüne olduğu gibi küçüğüne de dikkat et; kazancını çoğatmaya bak. Malûm ya ömrün kazası yok. Cennetlikler de pişman olur o günde; daha fazlasını niye kazanmadım diye…]

    Ehemm-i kâr u bârın hidmet-i dîn-i mübîn olsun

    [En çok önem vereceğin işin, faaliyetin din hizmeti olsun. Bir kimseye para versen, bir iyiliktir, ihtiyacını görür, sevap kazanırsın. Karnını doyursan da öyle; iş sağlasan da, evlendirsen de ve saire… bütün bunlar iyidir, güzeldir, sana sevap kazandırır, tamam da, eğer onun dinine hizmetin olursa; onun doğru yolda olmasını sağlarsan, imanını kurtarmasına hizmert edersen meselâ, sonsuz felâketten kurtulup sonsuz saadete kavuşmasına sebep olmuş olursun ki, bundan âlâ iş mi olur? Hepsi önemli ama, bu en önemli. İşte ehemm ve mühim kelimeleri kullanımımızda olursa, önemli, daha önemli ve en önemli kavramlarını idrak etmemiz de kolayca mümkün hale gelir. Lisan meselesi bundan dolayı mühim değil, ehemm cümlesinden işte!
    İrfan ehli tasavvufu şöylece tarif etmiş: “Ehemmi mühimme tercih”. Şimdi bunu iyice anlayabilmek için kelimelerin gücüne ihtiyacımız ortada değil mi?]

    Ta’ârruz etme bir şahsa cesûr olsun cebîn olsun

    [ne güzel söylemiş şair ve ne güzel nükte yapmış. Gözüne kestiremediğin ve “ilişmeyelim şimdi, başımıza belâ olur” diyeceğin bir kabadayıya belki saldırmazsın, hatırlatmaya gerek yok ta; sen sen ol, korkak olan, zayıf olan, vurunca yatıracağını düşündüğün kimseye de saldırma.]

    Sitem lâyık mıdır nâsa husûsâ mü’minîn olsun

    [İnsanları üzmek yerinde bir davranış mıdır? Hele mümin ise.]

    ‘Umûmen halk-ı ‘alem şerr ü mekrinden emîn olsun

    [Sözün aslı şu; iyi ve kötü herkes senin zararından, hile yapmandan falan korkmasın. Senden kötülük beklemesin kimse. İyi insan şöyledir ki, yapanı bilinmeyen bir iyilik söz konusu olduğunda derler ki “bunu filân kimse yapmıştır, ona yakışır böyle bir iyilik”. Kötü kimse de odur ki, yapmadığı kötülüğü bile ondan bilirler.]




    5. Yakışmaz bir sıfattır dil-şikenlik tab’-ı merdâne
    Bu gülşende gül ol hâr olma çeşm-i andelîbâne
    Geçinmekse merâmın istirâhatle hakîmâne
    Elinden geldiği müddetçe sa’y et bezl-i ihsâne
    Sezâ ancak budur her sâlik-i şeh-râh-ı ‘irfâne
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Yakışmaz bir sıfattır dil-şikenlik tab’-ı merdâne

    [Mert insanların tabiatına hiç yakışmayan bir sıfattır gönül kırıcı olmak. Mert adam gerektiğinde sert olur. Kadife eldiven içinde demir yumruk gibi yani. Yoksa, katıra cilve et demişler, çifte atmış.]

    Bu gülşende gül ol hâr olma çeşm-i andelîbâne

    [Gül bahçesinde gül, bülbül ve diken vardır malûm; sen bülbülün gözüne batan diken gibi olma da, onu hayrân eden gül gibi ol. İyi insan aranan insandır, özlenen insandır. Derler ki “Ah! Nerede? Görsek, sohbet etsek de içimiz açılsa, kasvetimiz dağılsa…”]

    Geçinmekse merâmın istirâhatle hakîmâne

    [Eğer bu dünyada arzun iç rahalığı ve huzur ile geçinip gitmekse, arkanda güzel bir isim bırakmaksa…]

    Elinden geldiği müddetçe sa’y et bezl-i ihsâne

    [Elinden geldiğince ve saymadan iyilik yap; serveti biriktirme kaygısında olma! Ne olacak biriktiğinde? Mirasçılar kavga edecek, seni de hayırla anan olmayacak; değil mi? Akıllı ol akıllı! Duacılarını arttır.]

    Sezâ ancak budur her sâlik-i şeh-râh-ı ‘irfâne

    [Ana yolun yolcusuna yaraşan ancak bu davranış biçimidir.]




    6. Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
    Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
    Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
    Leyâlîde le’âlî-i şirişki durma îsâr et
    Garaz kâşânesin yık hıtta-i ‘irfânı i’mâr et
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
    [Düşmanının peşine düşmekte ne fayda var? Kafayı değiştirsene!]
    Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
    [Hiddetin seni mağlup edecek gibi olduğu zaman Allahü teâlânın büyüklüğünü düşün.]
    Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
    [Benliğini yok et ve kullukta ısrar et.
    Şuracıkta Usûlî’nin bir beytini derc etmeli:
    Bunluğu ko, benliği terk eyleyuben ol şehin
    İtlerinden olmağa sa’y et Usûlî sen sen ol
    (Tembelliği bırak, benlikten kurtul da o şahın isimsiz kölelerinden biri olmağa canına minnet bil ey kişi; sen sen ol!)]
    Leyâlîde le’âlî-i şirişki durma îsâr et
    [Gecelerde inci tanesi gibi gözyaşlarını hesapsızca saç! Gülmekten ne buldun, ağla biraz, ağla!]
    Garaz kâşânesin yık hıtta-i ‘irfânı i’mâr et
    [Kin ve garez tutma yolunu bırak da, arif kişi ol!]



    7. Tuz ekmek hakkını hıfz eylemekte i’tinâ göster
    Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster
    Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster
    Tama’dan kıl ferâgat ehl-i îsâr ol sehâ göster
    Düşen bî-keslere rahm et tarîk-i i’tilâ göster
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Tuz ekmek hakkını hıfz eylemekte i’tinâ göster
    [Üzerinde bulunan hakları korumak, gereğini yerine getirmek, vefalı olmak hususunda azami derecede özen göster!]
    Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster
    [Allah’tan başka kimseden bir şey bekleme, tok gözlü ol. En kötü şey (bir) el açmak; en iyi şey de (iki) el açmak. Uyanık ol!]
    Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster
    [İnsanlara karşı halinden şikâyetçi olmak, dikkatle bakarsan ne kadar çirkin bir iştir; Allah’ını kullarına şikâyet etmiş oluyorsun, öyle değil mi? Bu ne densizliktir; dikkat et!]

    Tama’dan kıl ferâgat ehl-i îsâr ol sehâ göster
    [Açgözlülükten uzak dur; kendi ihtiyacın varken bile başkalarına vermekte tereddüt etme; cömert ol!
    Şuracıkta da Hâzık Mehmed’den bir beyt kayd etmeli:
    Yeten ancak gürisne-çeşme müşt-i hâk-i lahdidir
    Halâs olmaz hezârân gence mâlik olsa zilletten
    (Aç gözlü dünyanın hazinelerine sahip olsa da zelil ve tatminsiz olmaktan kurtulamaz; onu gözünü ancak kabrinin bir avuç toprağı doyurur)]
    Düşen bî-keslere rahm et tarîk-i i’tilâ göster
    [Düşmüş kimsesizlere acı; yücelik göster. Acımayana acınmaz bilirsin.]




    8. Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
    Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamda
    Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
    Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
    Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleyman olmak istersen


    Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
    [İnsanoğullarından bir fakire rastladığında…]
    Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamda
    [Gönlünü al, işini gör; üzüntü koridorunda bırakma onu. Desin ki “iyi insanlar hâlâ var”]
    Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
    [Parayı pulu biriktirip saklamakta ne gibi bir fayda olabilir? Ölüp gideceksin; arkandan bir sürü dava, dedikodu ve saire…]
    Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
    [Nerede olursa olsun; gerek Kâ’be-i Şerîf’in civarında, gerek kilisenin avlusunda…]
    Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
    [Hüzünlü bir kalbi sevindirmektir hüner.]


    9. Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç
    Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç
    Girip ihlâsla meyhâne-i ‘aşka riyâdan geç
    Eğer pîrân ile ünsiyyet istersen hatâdan geç
    Garaz hammâlı olma kîni terk et mâ-mezâdan geç
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç

    [Hilesi de bozuklukları da çoktur; dünya ile alışveriş yapma!]

    Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç

    [Çer-çöp ile doldurma kalbini; ma-sivayı terk et. Ma-siva Allah’dan gayrı her şey demektir. Kalp Allah evidir; başka sevgiye yer vermek doğru değildir; hane sahibine hıyanet olur.]
    Girip ihlâsla meyhâne-i ‘aşka riyâdan geç

    [Tam bir ihlas (samimiyet, duruluk; daha doğrusu yalnız Allah için yapmak) üzere ol; gösterişi terk et. Ne ‘desinler’ için iş tut ne ‘demesinler’ için! Hesabını insanlara vermeyeceksin ki… Seni yoktan var eden insanlar değil ki… Rızkın insanlardan gelmiyor ki… Veren de O, alan da O nedir senden gidecek/Telâşını görenler can senin zannedecek.]

    Eğer pîrân ile ünsiyyet istersen hatâdan geç

    [İlim-irfan sahipleri ile beraber olmak için edebi gözetmelisin; hatalarından dönmelisin.]

    Garaz hammâlı olma kîni terk et mâ-mezâdan geç

    [Garaz bir yüktür, ona hamal olma. Kin zehirdir, kendini zehirleme. “Olan oldu” güzel sözdür; kendine şiâr edin.]



    10. Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta
    Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta
    Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta
    Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta
    Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta

    [İyilik yaparsan hiç tereddüt etme, karşına çıkar. Balık bilmezse Hâlık bilir.]

    Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta

    [Kötülük yapınca da görürsün karşılığını. İnsan ektiğini biçer. “Eden kendine eder” unutma!]

    Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta

    [Sonuç itibariyle dosdoğru ol. Zevklere aldanma. İki zevk [(tegaddî (gıdalanma) ve tenâsül (üreme)]’e dikkat. Bunlardan ilki olmasa insan çalışıp kazanmaya üşenir, ikincisi olmasa nesil devam etmez. İşte bu lezzetlerin, işbu varlık gayesini unutup ahmakça kapılma! İnsanlığını kaybedersin.]

    Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta

    [Kesende, kasanda paran varsa da akıllı ol, hayra sarf et. Yoksa ya yersin, kanalizasyona gider; ya da bırakırsın, başında mirasçıların kavga eder; ikisi de akıl kârı değil.]

    Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta

    [Dediğimi ve diyeceğimi dinlemezsen çok belâlara düşersin; pişman olursun. (Dediği hemen yukarıda, diyeceği birinci kıt’anın sonunda. Yani ‘Sakın bir dîdeyi ağlatma… diye başlayan mütekerrir beyt’)]



    11. Ekâbir meclisinden çıkma FENNÎ mahrem-i râz ol
    Kanâat göster aza devlet-i fakr ile mümtâz ol
    Te’âlî kıl şikâr-ı himmeti kapmakta şahbâz ol
    Târîk -i dil-nüvâzîde alıklık yapma kurnaz ol
    Nüfûzun nisbetinde derd-mendâna devâ-sâz ol
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
    Ekâbir meclisinden çıkma FENNÎ mahrem-i râz ol

    [Büyüklerle oturup kalkmaya gayret et; sırları da saklamasını bil.]

    Kanâat göster aza devlet-i fakr ile mümtâz ol

    [Azla yetin. Kanaat hazinedir.]

    Te’âlî kıl şikâr-ı himmeti kapmakta şahbâz ol

    [Çer-çöple uğraşma. Sen armudun sapı, üzümün çöpü derdinde olursan kaybedersin, himmet kuşunu kapamazsın.]

    Târîk -i dil-nüvâzîde alıklık yapma kurnaz ol

    [Gönül okşama bir sanattır. Akıllı ol da fırsatı kaçırma. Aramanı bekleyen annen veya baban, belki komşun filan vardır; arayıversen gönüllerini fethedersin. Sana da lazım olan odur. Akıllı ol.]

    Nüfûzun nisbetinde derd-mendâna devâ-sâz ol

    [Servet veya makam gibi bir imkâna sahipsen eğer dertlilere deva olmaya çalış. Kabir karanlıktır.]


    Yozgatlı Mehmet Said - Fenni - Müsebba
  • 140 syf.
    1) YUNUS'U YETİŞTİREN İKLİM:
    11. yüzyılın ortalarında kurulan Büyük Selçuklu Devleti, Osmanlı Devletinden önce Türker adına en önemli devlettir. 1071'de Malazgirt Türkler ve anadolu için bir dönüm noktası olmuştur.

    1. Birinci Alladdin Keykubat (1220-1237) dönemi Anadolu Selçuklu Devleti'nde her bakımdan en parlak ve en ideal devirdir. Bu tarihten itibaren Konya, Sivas, Kayseri gibi Anadolu'nun önemli şehirlerinde gözle görülür imar faaliyetleri başlamıştır.

    13.yüzyılın ikinci yarısından sonra ve 14. yüzyıl boyunca Anadolu'da ve Bizans İmparatorluğuna yakın bölgelerde irili-ufaklı bir takım bağımsız beylikler kuruldu. Bunlardan en önemlisi ve etkini Karamanoğulları Beyliğidir.

    Bir taraftan Anadolu'nun içinde bulunduğu karışıklıklar, diğer taraftandan bunların sonucu olarak karşı karşıya kalınan Moğol ve Haçlı saldırıları... Ardı arkası kesilmeyen baskınlar, kavgalar, zulümler... Hepsinden kötüsü hep pusuda yatan düşmanlığı bitmeyen Haçlılar karşısında değil de enerjilerin içeride tüketilmesi... Kardeşlerin birbirini yok etmesi... Bir takım tarikatların ve dervişlerin katkılarıyla Müslümanlığı yeni benimsemiş ve bu dini samimiyetle hayatında yaşamak isteyen bir toplumun korku ile ümit arasındaki çaresizliği... "Alplik geleneği" ile "cihat fikri"ni kaynaştırmış Orta Asya'dan gelen dervişlerin Anadolu çıkartması, Namık Kemal'in deyimiyle etkisini yüzyıllar boyu sürdürecek " bir aşiret"ten çıkarılmış "cihangirane" bir harekettir.

    İşte bu dervişlerin önderliğinde tasavvuf düşüncesi maya tutmuş, tekke ve tarikatlar arasıbda oldukça yaygınlaşmıştır. Tasavvuf ve tarikatlar bunalımdan kurtuluşun tek yolu olarak görülmüştür. O zamanlar Adadolu'da büyük mutasavvıflar da yaşamaktaydı.

    İşte Yunus Emre de, Anadolu topraklarında böylesine kargaşa ve karışıkşıklarla dolu bir ortamda yetişen, İslamlık ve Türklük masasının tutmasında adı mutlaka söylenmesi gereken mutasavvıf dervişler zincirinin ilk ve en önemli halkalarından biri, belki de birincisidir.

    HAYATI:
    Şiirlerinin bu kadar okunmasına ve halk tarafından bu kadar sevilmesine rağmen ne yazık ki gerçek hayatı hakkında çok da ayrıntılı bir bilgiye sahip değiliz.

    Diğer mutasavvıf dervişler gibi Horasan bölgesinden kalkıp Anadolu'ya gelmiş ve buraları yurt edinmiş mutasavvıf dervişlerden bir aileye mensup olduğu kabül edilmektedir. Sivrihisar'a yakın Sarıköy'de doğduğu tahmin edilmektedir. Yunus Emre,nin ümmiolduğunı söyleyenler olduğu gibi, onun iyi bir eğitim alarak çağının bilimlerine sahip aydın bir kişi olduğunu ileri sürenler de vardır. Arap ve Fars diline vukufiyeti, bu dilleri şiirlerinde ustalıkla kullnmasından bellidir.

    Ölüm tarihi olarak 1321 yılı gösterilir. 13. yüzyılda yaşadığını ve 1273 yılında ölen Mevlana ile görüştüğünü,

    Mevlana Hüdavendigar bize nazar kılalı

    Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır
    şiirinden anlıyoruz.

    Kaynaklarda ortaklaşa olarak yer alan menkıbevi hayatından birkaç anekdot:

    Hacı Bektaş Veli, Horasan diyarından Anadolu'ya gelip yerleştikten sonra veliliği etrafa yayıldı. Her taraftan mürit gelmeye, büyük meclisler olmaya başladı.

    O zaman Sivrihisar'ın şimal tarafında Sarıköy denilen yerde Yunus derler, bir kimse var idi. Gayet fakir olup ekincilik ederdi. Bir vakit kıtlık oldu. Ekinden bir nesne hasıl olmadı. Yunus, erenlerin bu güzel vasıflarını işitti. Kimsenin bu kapıdan boş dönmemesi dolayısıyla, bir bahane ile gidip az miktarda bir şeyler istemeyi düşündü. Eli boş gitmemek için öküzüne dağdan alıç yükleyip Suluca Karahöyük'e doğru yola koyuldu.

    Karacahöyük'e varınca Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna çıktı. Armağanını sunup "Ben fakir bir kimseyim, bu yıl ekinimden bir nesne alamadım. Ümidim şu ki bu yemişi kabul edip karşılığında buğday veresiniz" dedi. Hacı Bektaş, "öyle olsun" diyerek abdallara işaret etti, alıcı alıp paylaştılar, yediler. Yunus birkaç gün orda eğlendi. Gidecek olunca, Hacı Bektaş'a haber verdiler. O da "Sorun bakalım ne ister, buğday mı, himmet mi?" dedi. Yunus geri dönmek için acele ediyordu. Buğday istedi. Ne yaptılarsa da razı edemediler. Yunus, "Bana buğday gerek" diye ısrar etli. "Ben nefesi neyleyim" dedi. Razı olmadı. Hacı Bektaş, emretti, buğdayı verdiler. Yunus da Dergahtan çekilip gitti.

    Yunus, biraz yürüdükten sonra, işlediği hatanın büyüklüğünü anladı. Çok pişman oldu. Derhal geri dönerek kusurunu itiraf etti. Fakat Hacı Bektaş, "O iş şimdiden sonra olmaz. Biz o kilidin anahtarını Tabduk Emre'ye verdik, varsın nasibini ondan alsın", dedi."

    Menkıbeye göre "Yunus, üç bin şiir söylemiş. Bunları bir divan haline getirmiş. Molla Kasım isimli şeriat bilgini bir su kenarına oturup bu şiirleri okumaya başlamış. Bunlardan binini okumuş ve şeriata aykırı bularak yakmış. Kalan bin tanesini de aynı sebeple suya atmış. Üçüncü bine başlayınca şu beyitle karşılaşmış:

    Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme

    Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir

    Bu beyti okur okumaz, Molla Kasım, Yunus'un kerametine inanmış. Divanı öpüp alnına koymuş. Fakat ne çare ki elde bin şiir kalmış. Şimdi Yunus'un o yakılan bin şiirini gökte kuşlar ve melekler, denize atılan bin tanesini balıklar, kalan bin şiirini de insanlar okumaktalarmış."

    ESERLERİ:
    Yunıs Emre'nin şiirlerinin toplandığı Divanı ve mesnevi tarzında yazdığı Risaletü'ün- nushiyye olmak üzere iki eseri vardır. Onu günümüze taşıyan divanındaki şiirleridir. Buradaki şiirlerinin her birini " Sehl-i mümteni"ye ( söylemesi kolay gibi görülen ancak yazmaya kalkışıldığı zaman zorluğu anlaşılan şiirler için kullanılan edebi bir tabirdir) örnek göstereceğimiz bu şiirler bir sanat endişesi güdülmeden söylenmiş derin anlamları olan sade ve açık şiirlerdir. Şair içinden geldiği gibi, gönlünden koptuğu gibi söylemiştir. Bu şiirlerinde aşk, ahlak, ölüm gibi temalar işlemiştir. Bu şiirlerin bir kısmında aruz vezni kullanılırken, çoğu hece vezni ile yazılmıştır. Divanda gazel nazım tarzıyla söylenmiş şiirler ve mesnevi biçiminde yazılmış manzumeler de bulunmaktadır. Şiirleri dörtlük olark da okunabilir. Dolayısıyla gazel yarzına değil de, tasavvufi halk şiirinr daha yakın durmaktadır. Bu bakımdan Yunus Emre, Divan şiirinin ilk şairlerinden olan Hoca Dehhani, Sultan Veled, Aşık Paşa gibi şairlerle çağdaş olsa da , Divan şairlari arasında değil, Ahmed Yesevi ie başlayan tasavvufi Türk edebiyatının en önemli halkası olarak kabul edilmeltedir.

    Yunus Emre'nin diğer önemli eseri Risaletü'n - nushiyye'dir. 'Nasihat Kitabı" anlamına gelen bu eseri Yunus Emre didaktik nitelikte yazmış olup insanlara yol gösterici olarak karşımız çıkmaktadır. İlk sayfalarda yer alan kısa bir mensur kısmın yanında eser manzum olarak yazılmıştır. Mesnevisinin sonunda şöyle der:

    Söze tarih yedi yüz yedi idi
    Yunıs canı bu yolda fidi idi.
    Burada onun eğitici ve öğretici yanını bulmaktayız.

    DÜŞÜNCE DÜNYASI
    Yunus Emre hiç kuşkusuz tasavvufi Türk edebiyatının ilk ve en büyük şairleribden biridir. 12.asırda Ahmed Yesevi ike başlayan tasavvufi halk edebiyatı Yunus'la zirveye ulaşmıştır. Daha sonraki uüzyıllarda onların izinden yürüyen birçok şair yetişmesine rağmen, Yesevi'nin ve Yunıs'un bulunduğu zirveye hiöbiri ulaşamamıştır. Ahmed Yesevi hikmet'leriyle, Yunus Emre ilah'leriyle asırlardır yaşamaktadır.

    "Evvel kapı şeriat emri nehyi bildirir
    Yuya günahlarını her bir Kur’an hecesi”
    beytiyle başlayan şiir, Yunus’un temel düşüncesinin ilk ve en önemli kaynağını açıklar. Kişi Müslümanlık binasına şeriat kapısından girecektir. Kur’an’la öğrenilen emir ve yasaklarla günahlardan, yanlışlardan uzak bir hayat yaşayacaktır.

    İkinci ana kaynak Peygamber’dir ve O’na da uyulması gerekir. Zira peygamber, kendinden ortaya bir şey koyan değil, Kur’an’dan haber veren, onu açıklayan kişidir.

    Sen hak peygambersin seksiz gümansız
    Sana uymayanlar gider imansız
    Yunus’un düşünce dünyasında olay, kişisel bağlamda inanma ve ibadet etmeyle sınırlı değildir. Şiirinde İslam’ın pratiğe geçirilmesi gereken kurallarıyla ilgili tespitler yani ahlaki ilkeler de vardır. Bunların çoğu yine ayet ve hadislerin yorumu şeklindedir. Yalan söylememek, sabırlı olmak, insanlarla iyi geçinmek, gönül kırmamak, kanaat, cömertlik, yardımseverlik…. kişiye teklif edilen olumlu davranışlardır.

    “Ey dostunu düşman tutan
    Gıybet yalan söz söyleme
    Bunda gammazlık eyleyen
    Onda yeri dar olur”
    mısralarında ifadesini bulan davranışlar bu bağlamdaki şiirlerin örnekleri arasındadır. Bu hedeflerin gerekleşmesi ise kişinin bir eğitimcinin eğitimi altında nefsini eğitmesine bağlıdır. Zira hedefe ulaşmada en büyük engel nefstir. Onun eğitimi de ancak manevi terbiye ile mümkündür. Bu terbiye de bir tarikat içinde kazanılır:

    İkincisi tarikat kulluğa bel bağlaya
    Yolu doğru varanı yargılaya hocası
    Manevi eğitimin sonunda gerçekleşen hedef, kişinin gönül gözünün açılmasıdır. Nefsini eğitmiş, gönlünü her türlü kirden, pastan, günahtan geçici heveslerden, kinden, öfkeden arındırmış ve buraya Allah sevgisini yerleştirmiş olanların kalp gözü açılır. İnsan-ı kamil olmanın adıdır bu.

    Üçüncüsü marifet can gönül gözün açar
    Bu mana sarayının Arşa değin yücesi
    Bu noktadaki bir insan, ıslah olmuş, eğitilmiş, elinden, dilinden, gönlünden emin olabileceğimiz kişidir. Kendi problemlerini yendiği gibi yaşadığı toplum içinde de artık örnek bir kişidir. Güzelliğin, doğruluğun, mükemmelliğin timsalidir. Toplum bu tür örneklere bakarak, bu örneklerin temsilleriyle aynı hedeflere varma olanağına kavuşur. Böylece kul olma sorumluluğunu yerine getiren bu tür kişiler, kişisel olgunlukta daha ileri noktalara gitmenin yollarına yönelebilirler. Sonuçta kişi. Marifet kapısından Hakikat’e ulaşmış olur. Ve yaratılış amacı gerçekleşir.

    Yaradılanı yaradan'dan ötürü hoş görür. İnsanı ve yaratılışı en iyi ve en derin bir şekilde anlamış ve anlatmışbir şairdir. Yetmiş iki milleti kucaklayacak kadar geniş bir gnlü vardır:

    Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

    Halka miderris olsa hakikatte asidir

    Yardılanı severiz yradan' dan ötürü

    DİLİ:
    Yunus Emre, Türkçeyi en güzel kullanan şairlerimizden biri, belki de birincisidir. Divan şiirinin arifesinde, bu şiirin temellerinin yeni yeni atılmaya başlandığı bir dönemde onun kullandığı açık, anlaşılır ve sade dil oldukça dikkat çekmektedir. Dönemin diğer çoğu mutasavvıf şairlerin Farsça yazması karşısında onun Türkçeyi bilinçli şekilde kullanması önemlidir. Yunus mutasavvıf bir şairdir. Şiiröerini sanat endişesiyle yazmamıştır. Ancak bu demek değildirki onun şiirleri sanattan yoksundur.
    Yunus Emre'nin şiirlerinde sıklıkla ele aldığı konuları düşündüğümüzde dilinin bu özelliğini daha iyi anlarız: Allah ve peygamber sevgisini, aşkla gönüllere işler. Onda ölüm hayatla güzeldir. "Bana seni gerek seni" diyerek cennetin de cehennemin de sahibine sığınır.
    Yunus Emre'de Türkçe kelimeler, deyimler, atasözleri önemli bir yer tutar. Bugün kullanmadığımız Türkçe deyim ve kelimeler bile onda bol miktarda vardır. Çağının dilini, yaşayışını canlı bir tablo gibi bıgüne olduğu gibi aktarır. Dilindeki ahenk ve kelimelere yüklediği anlam, zamanın şairleriyle kıyaslandığında oldukça zengindir.

    DİĞER. YUNUSLAR:
    Yunus Emre'nin Anadolu'nun bir çon yerinde mezar ve makamının olduğu söylenmektedir. Bu durum, halkın ona olan sevgi ve bağlılığını göstermekle beraber, ister istemez onun izinden giden başka Yunus'ları da akla getirmektedir.
    Yıllardır Yunıs Emre'nin bazı şiirlerini Yunus Emrelere karışmış olarak okuduk. Daha doğrusu, asıl Yunus Emre'den sonra gelmiş bazı Yunusların şiirleri ona mal edilmiştir. Bu konuda yapılan araştırmalara bakıldığında bunlar arasında Aşık Yunus ön plana çıkmaktadır. Bu Yunus önceki Yunus Emre'den saygıyla bahseder ve onları bir deniz olarak gördükten sonra kendisini o büyüklerin yanında bir damla gibi görür.

    Kimi Topduk kimi Yunus her birisi derya deniz

    Yunus'a da bir cür'adan zerrece sunuldu yine

    Bütün bunlar asıl Yunus Emre'nin ne kadar büyük bir şair olduğunu ve açtığı çığırın zenginliğine işaret etmektedir.

    DİVANI'NDAN SEÇMELER:
    Ben yürürüm yâne yâne
    Aşk boyadı beni kaane
    Ne âkılem ne divâne
    Gel gör beni aşk neyledi

    Yunus Emre, ilk dörtlükte Tanrı'ya seslenir. Ben, içimi kana boyayan Tanrı aşkı ile ya­na yana yürürüm.

    Tanrı'ya olan aşkım beni perişan etti, aklımı başım­dan aldı, deliye çevirdi. Tanrı'm, aşkının bana yaptı­ğını gel, gör.
    Dörtlükte "ben yürürüm yane yane" dizesinde ozanın gezginci kişiliğinden de söz edilebilir.

    Gâh eserim yeller gibi
    Gâh tozarım yollar gibi
    Gâh akarım seller gibi
    Gel gör beni aşk neyledi
    ....
    Ozan, içinde bulunduğu durumunu doğanın tüm öğelerinden yararlanarak dile getiriyor. Doğanın için­de kalış ve ona tutsak oluş, çağlar boyu Türk köy­lüsünü statik bir toplum haline getirmiştir. Bu ruh hali Yunus Emre'de de güçlüdür.

    Yunus Emre, bu ruh halinin sonucu kimi rüzgar gibi eserim, kimi yollar gibi tozarım, kimi de seller gibi akarım diyor. Kendisini yönü belirsiz esen rüzgara, rüzgarın etkisiyle yollarda uçuşan tozlara ve akan sulara benzetiyor. Sonra, "Gel gör beni aşk neyledi" dizesiyle; Tanrı'm, aşkının bana yaptığım gel, gör, diyor.
    Yunus Emre, coşkun duygularına doğayı ortak ediyor, onunla bütünleşiyor.

    Acep şu yerde varm'ola
    Şöyle garip bencileyin
    Bağrı başlı gözü yaşlı
    Şöyle garip bencileyin
    ...

    Acaba şu yerde, böyle benim gibi gönlü yara­lı, gözü yaşlı bir başka kişi var mıdır? Şair, gurbetin, yalnızlığın, Tanrı'dan uzak kal­manın acısını anlatıyor.

    DEĞERLENDİRME:
    Yunus Emre'nin şiirlerinin yer aldığı, tasavvuf ve aşk hakkında yazılmış Yunus'u Yunus yapan, aşka ve sevgiye daha farklı bakmamızı sağlayacak olan bu kitap, şiirler de ki aşk ile insanın yüreğinin ısınmasına sebep oluyor...

    KİM NEDEN OKUMALI:
    Yunus Emre'nin eserleri günümüz açısından okunmasi ve okutulmasının büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum cünkü günümüz insanının ihtiyacı olan sevgi,hoşgörü ve güzel ahlak adına çok büyük katkılar sunuyor... Bu konularda ihtiyaç duyacak herkesin mutlak okuması gereken bir seçki.
  • Bak Yunus Emre ne güzel söylemiş: “Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.”
  • “Hiç hata yapmayan insan,
    hiçbir şey yapmayan insandır
    ve hayatta en büyük hata,
    kendini hatasız sanmaktır”
  • Ne güzel söylemiş Yunus Emre:
    "Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır."