• 19. yüzyılda reklamın niteliği bilgi vermek. betimlemek ve arzu uyandırmaktı. 20. yüzyılda ise reklamı yapılmayanın değeri olmadığını söyleyen Lefebvre'ye göre arzu, istek ve zevk de aynı meta gibi kopyalanmaktadır.Reklam arzunun kitlelere taşınmasının bir aracı haline gelip, metadan daha önce tüketime tabi olmaktadır. Çünkü reklam nasıl yaşanması gerektiğini göstermektedir (Lefebvre, 2016: 120-123)

    Yani teşhirin metaya dönüştüğü dünyada her teşhir bir değişimi imler; böylece değişmeyen bir değişim yaşanır. Bu durum modern zamanlarda tüketicilerin fiziksel olarak pasif, zihinsel olarak yorgun olmalarıyla doğrudan ilgilidir. Üretime ayrılan zamanın tüketime ayrılan zamanın gerisinde kaldığı zamanlar yaşanmaktadır.

    Sıradan bir insanın çalışma saatlerinin kısalması ya da gizli işsizlik türünde verimli/üretici olamayan zamanının artması insanın boşluk kabul etmeyen zihinsel yetilerini gündelik yaşamında tüketim seçeneklerinin artmasıyla ortaya çıkan "özgürlük“ “ile doldurmasına neden olmaktadır. Ne kadar çok seçeneğiniz varsa, gerginlik o kadar artar.

    Seçimler sosyal olarak da yönlendirildiğinden tüketim pratiği başkasına dönük hale gelir. (Cremin, 2014: 50).Tüketim seçeneklerinin artması; tadına bakılmayanın, deneyimlenmeyenin yok sayılmasıyla 'ilişkilidir. Deneyimlenmeyen yok farz edildiği için tüketici kendi varoluşunu deneyimin varlığına bağlamaktadır. Ne kadar çok denerse o kadar çok var olacaktır.

    Musa Arı
  • Son zamanlarda en çok duyduğum söz; "KENDİNİ KURTAR"... Tanıdığım, tanımadığım veya yeni tanıştığım herkesin dilinde bu söz var. Sanki hepsi bir araya gelmiş, bana aynı şeyleri söylemek için anlaşmış da benim haberim yokmuş gibi...
    "Okuyorsun ne güzel, okulunu bitir, meslek sahibi ol, çalışmaya başla... Ama bütün bunlar yetmez ki; makam/mevkii sahibi olmalısın, çok para kazanıp maddi açıdan rahat etmelisin." İşte şu sıralar dillere destan olmuş KENDİNİ KURTAR sözü tam da bunları ifade ediyor. Aslında düşündüğün zaman haksız da sayılmazlar gibi geliyor insana...
    Ancaakk!!! Bu dünyada zengin olup, krallar gibi yaşamak mıdır acaba KENDİNİ KURTARMAK???
    Yaşamın daha farklı anlamları olmalı bence; HER BİR FARKLI ANLAM BİR ARAYA GELDİĞİNDE "CENNETİ" İFADE EDEBİLMELİ...
  • 240 syf.
    ·Puan vermedi
    İsmet the Special en sevdiğim şairdi, en sevdiğim şair nitelemesi yaptığım zamanlarda. Sevgilim Hayat da ezberlediğim tek şiirdi, kendi isteğimle tabi ki. Çünkü ilk gençlik karabasanlarına cuk oturan bir şiir. Hem imgeci, sonsuz hayalci hem de kavgacı, sonsuz iradeci. Zor bulunur işler bunlar. İlk şiirlerindeki kara cinsellik, gizil ama azgın erotizm de eklenince daha ne olsun. Burada zamanında muhafazakar bir kaşar, Cemal Süreya'ya şiirindeki erotizmden hareketle kadın düşmanı vs demişti. Bu kitabı okudu mu acaba? Ki Cemal Süreya'daki çok çocuksu bir erotizmdir bence. Buradaki daha kara, kudurgan ve içe dönük. Ama modifiye edilmiş olduğu için çoğunun fark edebileceğini bile sanmıyorum.
    Bu kitabı çok defa okumuşumdur, yine de sıkışınca bakarım. Tabi ki non muslim kısmına. Dönüşten sonrakiler farklı duyarlılıkların şiirleri, şiir bile denir mi tartışılır çünkü bir içsel hesap, bir çeşit izah çabası var orada, sevmiyorum. Akmayan durgun bir şey, her neyse.

    12 Mart'ın dönemin solcularını ne denli etkilediği biraz arkaik bir konu. Çünkü 12 Eylül her şeyi ezip geçtiği gibi 12 Mart etkisini de unutturdu ya da önemsizleştirdi. Halbuki oradaki hayal kırıklığı çok daha büyük. Çünkü 12 Eylül'ün aksine orada beklenen darbe değildi, yani teknik olarak darbe ama faşist değil. Bir de 12 Eylül öncesi gibi kitleselleşmiş değildi sol, görece aydın ve universite gençliği çeperindeydi. Böyle ortamlarda o şiddetli basınç çok etki yaratır, çok can yakar. Ki öyle oldu. Yalçın Küçük'ün dediği gibi ''devrim olacağını düşündüler o coşkuyla ileri atıldılar, olmayacağını görünce ilk darbede bu sefer bir zaman yanyana olduklarına saldırmaya başladılar''. 'Azap teorisi' yani. Special için tam olarak böyle söylenemez tabi, o eski solcu olarak istihdam edilmedi, o farklı bir yolun mücahidi oldu. Yani subjektif değil, objektif bir ihanet. İlerleyen çarkın bizzat kendisine ihanet. Special'ın dönüşümünü salt koşullarla açıklamıyorum tabi ki, şüphesiz onun da kendince izahı vardır, tabi kendince.

    Ataol Behramoğlu'nun 1975'te Militan Dergisi'ne yazdığı uzunca bir İsmet Özel analizi var, o okunabilir. Şiirler üzerinden değişiminin izini sürdüğü iyi bir yazı. Çok eski bir arkadaşı olduğu için de ileri sürdükleri çoğu kez ikna edici olabiliyor.
  • Seni güzelliğe mahkum etmiş yaradan
    Ve her yara için merhem yaratmış bakışlarından
    Susarsa dilin geriye kalanlar tükenir nesillerce
    Gülmezse gözün 7 kıtlık dönemidir çiçeklere
    Ah ne şair olur insan seni tanırsa
    Ah çektirir adama elmacık kemiğin bana kalırsa
  • “Esasen her türlü tarikat, mensuplarını aldatma üstüne kuruludur. İnsanların idrak kabiliyetleri farkı farklıdır. Onları idare etmek isteyen biri bu kabiliyetlerin sınırlarını tespit ederek dikkate almaya mecburdur. Kalabalıklar peygamberlerden mucize istediler. İtibar sağlayabilmek için peygamberler kendilerinden istenileni yapmak zorundaydılar. Bilinç seviyesi ne kadar düşerse fanatiklik de o ölçüde artar.”
  • Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki... Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kâfidir. Kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey vermeyiz... Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz?
  • Burada şunu da belirteyim ki, bendeniz ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin sahip çıkmasına tenezzül eden kişilerden değilim. Benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı ulusumun bağrıdır.