• Korku. Kor dediğin ateşin alevli közü.

    Ku… dediğin belki kul belki kuş belki kum.

    Korda yanan kul,

    Kordan kaçıp uzaklara uçan kuş,

    Korla kızmış ayak kavuran kum.

    Korku. Kork dediğin emirdir.

    u… dediğin belki umut belki uyku.

    .

    Çocuk olmak güzeldi her şeye rağmen.

    Fakat büyümeye başladım.

    Değiştim.

    .

    Ne oldu bana? 

    değiştim. 

    Doğru olanı bilmek zormuş. 

    Ne özleyebiliyorsun ne de unutabiliyorsun. 

    Hem hayatına son hızla gelişerek devam edebiliyorsun 

    hem de hep geçmişte kalan bir tarafını teselli etmeye çalışıyorsun hala. 

    başka bir hayal kurabiliyorsun onsuz. 

    Hem buz gibi hem hala sıcaksın. 

    Fakat değiştim. 

    Etkilenmemeyi, umursamamayı öğrendim. 

    Yaprak döken tarafım cennete ısmarlarken eskiciye sattığım hayallerimi,

    bahar bahçe yanım aynada kendimi görmemi sağladı. 

    Cehennemimden utanmamayı öğrendim. 

    Cenneti özlemek yerine cennetin Sahibine güvenmeyi ve sığınmayı öğrendim.  

    .

    Yabancı biriydi bunları düşünenler. Kesinlikle ben değildim. Nasıl olur? 

    Daha önce hiç görmediğimden eminim. acı biber sürülmüş çocuk ağzı gibi kızarıklığı etrafına yayılmış bir ağız, dudaklarının arasında çalıntı gibi duran çatlak ses… hayır, ses çıkarmadan konuşuyordu. dili kara yılan sinsiliğinde kıvrılıyordu dişlerinin arkasında. Dokundum omuzlarına. Ürperticiydi soğukluğu mu demeliyim sıcaklığı mı, tuhaf hissettiriyordu. Aynaya hohlamışım da sıcak nefesimin buğusu soğuk aynayı ılıtmış gibi. Ne öfkeleniyordum ne de rahatlıyordum. Yoruyordu. 

    Her neyse. Kimi kandırıyorum. Evet. Hepsini ben düşündüm. Kesinlikle o bendim. Nasıl mı, yorgundum. Hala yorgunum gerçi. Derler ya “ hayat!”…

    Açıklayayım, aynaydı. Karşısında durdum öylece ve sadece gözlerime baktım. içine, tam göz bebeğine. İçimde kalanları gördüm. 

    Yıkıldı yıkılacak bir sokak duvarına yaslanmıştım. Oturur vaziyette, dizlerimi kucaklamışım. Gözyaşım sümüğüme karışmış, yine çocukça bir şeylere içlenmiş ağlamışım. Ne zaman ağlasam dudaklarımın kenarı kızarır. Boğulur boğazım, titreyip durur anlatmak istediklerim. Yine donmuştum işte. Kim olduğu fark etmezdi aslında sadece sarılmak istemiştim sıcak bir kucağa. Ben bırakana kadar da gitmesin…

    Gelmemişti kimse. Ben de anlatamamıştım. Koşa koşa doğru caddeye… yok, intihar değil, hıh, hatırlıyorum tabi ya, camını sileceğim bir araba durur da üç beş kuruş alabilir miyim diye kırmızı ışığı beklemeye koyuldum. Yandı kırmızı. Camı karartmalı, lüks bir araba durdu önümde. İyi temizlensin diye hohladım. Yanmıştı nefesim. Buz gibiydi cam. Sildim. Ayna gibi olmuştu. Kendimi gördüm. Gece düşmüştü çoktan gözlerime. Yorulmuştum. İşin garibi aracın sahibi yaptığıma kızmamıştı. Lamba hala kırmızıdaydı. Zaman mı durmuştu ne?  

    .

    Ne zaman büyümek istesem 

    çocukluğumu özlüyorum

    Ne zaman hatırlasam o günleri

    Acı anılarım düğümleniyor nefesime

    Büyümüş hissediyorum kendimi

    Ağlıyorum çocuk gibi

    .

    Gülmek zorundasın mutlu olduğunu ıspatlamak için.

    Ütüsüz çarşaf gibi kırışmalı göz çukurların.

    kirpiklerinde debelenmeli yüzünde huzur bulmak isteyen.


    Ağlamak zorundasın acının dokunulabilir olması için.

    akmalı tuzlu kanın yanaklarına kavisler çize çize

    kesik nefesinden dağılan alevle terlemeli saç tellerin

    dinlemeli ve “anlamalı” acını paylaşmak isteyen


    ara sıra mutlu olmalısın sıkılmamaları için 

    acını paylaşmalısın samimiyetine inanmaları için.

    Sakın ha!

    Sakın içimde kalsın deme. 

    Diyemezsin. Duymalılar. 

    Korkuyorlar bilmedikleri her şeyden anlasana.

    Dost olduklarına inanmazlar sonra.

    Sadece susmak ve sarılmak…

    Çok şey istiyorsun. 

    Bu öyle zor ki.


    Konuşmak zorundasın sana yardım edebilmeleri için

    Muhtaç olan sensin nihayet!

    Sakın ha!

    Sakın düşme bu tuzağa!

    Bırak kalsın…

    Bilseler ne olacak?


    Kendin olmak zorundasın hayaller kurabilmek için

    İstemiyorsan atma kahkaha, bakma kimsenin gözlerine

    İstemiyorsan sakla yaralarını içinde, açma kimseye

    İstemiyorsan sesini çıkarma, bak göğün derinliklerine

    İstiyorsun biliyorum.

    Sadece sussun ve sarılsın birileri.


    Sakın ha!

    Sakın bilmesin bunu kimse.

    Sarılacakları birkaç dakika…

    Susacakları, seni sevdiklerini söyleyene kadar.

    Yine konuşacaklar.

    Senin de konuşmanı isteyecekler karşılık olarak

    Mutlu olduğunda gülmeni,

    Acı çektiğinde ağlamanı bekleyecekler.


    Biliyor musun?

    Yaşamak zorundasın güzel ölmek istiyorsan

    Yaşamak istiyorsan katlanmak zorundasın.

    Katlanabilmek için bilmelisin ki 

    Onlarla yaşamayı öğrenmek zorundasın.

    Ve sakın ha!

    kimse sonsuza kadar susamaz ve sarılamaz.

    İsteme bunu kimseden.

    Bekleme kimseyi bunun için.

    Bırak, içinde kalsın.

    .

    Geçmişteki hatalarımı telafi etmeye karar verdiğimde, 

    İçimdeki bir ses diyor ki; yüzün var mı?

    Diğer ses de diyor ki; başka yolu var mı?

    Ve her yeni hatamda birinci ses daha da güçleniyor;

    Af dilemeye yüzün var mı?

    Diğer soru içimde kıvranıyor;

    Allah’tan başka kapın var mı? ...

    .

    Kovarım asamla gitmez penceremden sinek gezer odamın küflü kokusu. Hey gidi… başım taptaze karabiber dökerdi aşıma. Yumak yumak kireç düşüyor şimdilerde ne çare… tünerim bir kanepeye dalıp gider gözlüğümden kırıp camlarını firar eden kör bakışım. Kara bıyık altından sırıtır romatizma yüklü bulutlar. Geçen gün komşular mavi gök sarı gelin almış dediler. Hayırsız… bir ütü basmaz suratımdaki çaputa ah. Ağırlaşmış kulağımda kemiklerimin çıtırtısı. Ağzımdaki son değirmen taşı da öğütmez bir daneyi. Vallahi garezinden! Tutturmuş gider bir deprem şarkısı ellerimden. Derken acı acı tüter güya ısınmış yemek yanığı. Tencere derdine kim düşsün al etmişken yağmur feryat figan koparır dizlerimin tellalı.

    .

    Rüzgarın salladığı salıncağımda nefesim kesiliyor

    Kanayan burnum oluyor

    Kan kokusu üşütüyor yüreğimi

    Daha hızlı sallıyor, esiyor, estikçe uçuyorum

    Kanatlanan ruhum oluyor

    Başım…

    Toprağı öperken bedenim ürperiyor

    Kalkmaya çalışıyorum.

    Sallanmaya devam ediyor, çarpıyor, ağrıyan başım oluyor

    Durmuyor, elimi kaldırıyorum, dur!

    Kemiğini sızlatıyor parmağımın

    Ağlamaya başlıyorum bağıran içimdeki çocuk oluyor

    Ben susuyorum gözlerim konuşuyor

    Dinleyen sadece salıncağım oluyor, bekliyorum

    Yavaşlıyor ninni gibi, duruyor.

    Sanki acımı uyutmuş çağırıyor beni

    Binen ben oluyorum, sallasın diye rüzgarı çağıran…

    Burnundaki kanlı sümüğü içine çeke çeke gülümseyen

    İçimdeki çocuk…

    .

    Ve hırçınlaşır ansızın durgun deniz. o anda yemyeşil bir bahçede bulursun kendini. Rüya bu ya tam koklayacakken çiçekleri uyandırıverir seni perdesi kapalı pencerenin boğucu gölgesi.

    .

    insanları yargılamadan önce dinleyin. Yoksa sözlerinizle infaz ettiğiniz birinin suçsuz olduğunu öğrendiğinizde bir ölüyü yeniden hayata döndürüp ondan özür dileme yetkisini kendinizde bulamayınca vicdan azabı çekersiniz.

    .

    ne yapabilirdim ki 

    dövüyordu fırtınalar yaprakları meyveler feryat ediyordu 

    namusuna son bahar estikçe kanıyordu ağacın dalları

    ağlıyordu dimdik gövdesi kuruyordu göz pınarları

    zalimdi fırtınalar ne yapabilirdim ki

    ölüyordu mevsim gülmekten

    zevk alıyordu fırtınayı azmettirmekten

    tohumlar… toprak sarıyordu yaralarını

    kuşlar yalıyordu cerahatini sen yem yiyorlar sanıyordun

    hayır alnından öpüyorlardı geride kalan tohumların

    sen güneş açıyor gökte sanıyordun

    hayır o başını okşuyordu doğmamış yavruların

    ne yapabilirdim ki çürüyordu etleri meyvelerin 

    soyuluyordu yaprakların derisi

    yetim tohumlar…

    onların kemiklerine sarılıp onları özlüyordu mezar başında

    dudakları kurudukça gözyaşı döküyordu biri ötekilere

    hüzün damlıyordu diğerlerinin boğazına

    karınları hasretle doyuyordu

    ne yapabilirdim ki savaştı bu

    doğacaklardı ve öleceklerdi onlar da bazı çocuklar gibi kimsesiz

    kim niye dertlensindi onlar günahsızdı

    cennete gideceklerdi nasıl olsa…

    .

    hani çocukken de aslında her şeyi anlıyorsundur. Fakat yetişkinler bunu görmezden gelir. çünkü onlardan küçüksündür. Bir yetişkin olduğunda da hala o her şeyi anlayan çocuksundur. Fakat çocuklar bunu görmezden gelir. çünkü onlardan büyüksündür.

    .

    dinlediğin müziğin feryatlarını dahi duyamazsın ya zihninin gürültüsünden…

    .

    uzun bir zaman geçer güneşin önünden 

    gölgesi ömrün olur kısacık…

    .

    Özlemek uzakları

    Bulutların akına karışmış karlı dağların arkasından

    Çıkıp gelivermeyen birileri buğusuna karışmış 

    Gözlerinde yağmurun ıslağından

    Penceresinde odanın sıcağından

    Ellerine damlamış yaşı

    Tutamamak ışıkları

    Gecenin ardına saklanmış güneşin utancından

    Gülüvermeyen çehreleri 

    efkara dalmış dumanında katil öksürüğünden 

    yakışında çay bardağından maşukları

    .

    Yetmediğini anlamak yetişmeye çalıştığın her şeye…

    .

    Kul, yar hatrına yaşayacak kadar bu dünyadan ölecek.

    .

    Kanatları titrer mi kelebeklerin de uçmaya başlarken…

    .

    Büyümelisin çocuk

    Bedelini ödemelisin saflıklarının

    Kötüleşmeden güçlenmelisin çocuk

    Elini tutmalısın saf insanların

    Vefakar olmalısın çocuk

    Yıllar geçse de 

    Elinden tutanların halini hatrını sormalısın

    Hayırlarını ummalısın

    İyi olmalısın çocuk

    .

    Kızmamalısın çocuk kırılmamalısın

    Her kaşını çatan kötü değil inan

    Dinlemelisin sevmelisin bazen sadece

    Bir gülümser yüz değmemiş gözler var

    Anlayışlı olmalısın rahat bırakmalısın


    Gülmelisin çocuk neşelenmelisin

    Hayat ihtiyarlamış

    Hüzne boğabileceğin kadar ömrü kalmamış inan

    Yaşamalısın tadını çıkarmalısın sadece

    Bir iyimser söz değmemiş kulaklar var

    Hoş konuşmalısın 

    şiirlerin ardından Şarkılar yazmalısın


    Durmamalısın çocuk kımıldamalısın

    Ölüler yalnızca kabirde yatmıyor inan

    Canlanmalısın elimi tutmalısın sadece

    Kalkıp rüzgarın sesiyle ritim tutup

    İki tur halay çekmemiş ayaklar var

    Bir türkü tutturmalısın

    .

    Bir fani ateş ki cehennem olur

    Kul acınası

    Bir ilahi aşk ki

    Ateşine pervane olunası

    .

    Kelebek

    Gündüzün gökyüzünde mavisin

    Gecenin karanlığında kara

    Gözlerine baksan bir çiçeğin, neşesin

    Kapasan gözlerini, yara

    .

    Tekerrür eden tarihleri var şu kısacık ömrümün

    İstikamet üzere istikrar isterken yollar

    Ben sessizce beklerim şu anımı Kovalarken yıllar

    .

    Baktıkça hatırla ne kadar korkaksın 

    Ne kadar cesaretin var düşlerinde

    Nasıl da mahzun göçmüş çocukluğun şu anına 

    Başını okşa umutların

    Gözlerinde şefkat açsın

    Sen hayal kur

    Nasılsa dünyanın güveni gurbete göçmüş


    Baktıkça hatırla ne kadar siyahsın

    Ne kadar saklı güneşin var

    Nasıl da gölge çökmüş üstüne

    Işık tut dağılsın

    Cehenneminde cennet açsın

    Sen gülümse 

    Nasılsa dünyaya kasvet çökmüş


    Baktıkça hatırla ne kadar kalabalıksın

    Ne kadar bir başınasın

    Nasıl da birikmiş anılar gözlerinin altına

    Gökyüzü yaş döktükçe yıkansın

    Çorak toprağı duyguların

    Sen hatırla

    Nasılsa unutanı çok dünyanın 


    Baktıkça hatırla 

    ne kadar ateşsin ne kadar güneş

    nasıl da yapışmış yakana dünya

    nasıl da yakışmış yüreğine dualar

    sen acizliğinin farkında ol

    nasılsa herkes hakimi dünyanın


    Baktıkça hatırla 

    ne kadar boşvermişsin Ne kadar umursayan

    nasıl da şikayetçi herkes her şeyden

    nasıl da onlar gibisin

    herkesten mükemmel

    nasılsa birkaç parça beze sarılıp

    bir avuç toprağa sığacaksın

    kim seni nereden bilecek yıllar sonra

    sen kendini akışına bırak

    istersen rezil ol

    kim ağası olmuş bu dünyanın

    kim veziri olmuş hangi padişahın


    Baktıkça hatırla 

    Korktuğun nedir neye cesursun

    Ne kadar memnunsun halinden

    Ne kadar kızgınsın diğerlerine 

    Nasıl da dışındasın sahnenin

    Sahnenin tam ortasındasın

    Nasıl da yanılıyor kafanın içindeki koca ses

    Sen tıka kulaklarını git

    Bak göreceksin 

    Umrunda değilsin kimsenin

    Rahatlayacaksın…

    .

    Zorlandığında hatıralara dön 

    yüzünü ekşit

    Zira eşit değil bu hayatta imtihanlar 

    kimi cahile göre adil de değil

    beklentilerini eksilt 

    Kabul et! 

    Eksiksin acizsin 

    varlığın bir deri bir kemik ve

    ruhuna tercüman bir yürekten ibaret

    ...

    Bu kendine yaşattığın zorunlu hafıza kaybı

    Rahatlatır evet

    Lakin insaf et biraz kendine acı! 

    İnsansın yalnızsın bu nefsinin aybı

    Bilirim ruhunda kaynatır kazanları 

    sanırsın ki cehennem azabı! 

    birilerini yada bir mucizeyi 

    beklemekten vazgeç

    Beynindeki ıstırabı 

    anlatamazsın sabret! 

    ...

    Unutmakla teskin oldum zannedersin

    Nafile! 

    Bilinçsizce gömersin derinlere

    Bilmeden aldatırsın kendini 

    Aldanırsın kendine saklanırsın 

    yinede sobelenirsin

    Yenilirsin 

    Kaybedersin güveni

    ...

    Aradığın sıcacık bir sarılmayı 

    bekleyemezsin kimseden

    Elini koy kalbine 

    unuttur kırılmayı kızmayı

    Kimselere söylemeden tek kelime 

    Kaybolmayı dene ama ölmeden! 

    Yaşamayı dene gizlice 

    Sarıl doyasıya sol yanına

    teselli ol kendine 

    ...

    Yalnız mısın, sanmam !

    çek içine okkalı bir nefes ümitlen! 

    Tek günahkar sen değilsin

    Bir silkelen! 

    Gözlerinden tek dökülen yaşlar değil

    Yakala! 

    Yanaklarına düşmesin manalar 

    tut hepsini bakışlarında kalsınlar

    ...

    Hatırla ki imtihanlı bu dünya

    Tek kaybeden sen değilsin 

    Düşün insanları, yaşadıklarını-haketmeyen tek sen misin 

    Sor kendine verilen nimetlere şükretmeyen sen değil misin?

    .

    Haramlar dolaşıyor gözlerime 

    Gözlerim ah çok acıyor

    Günahlar sarmaşıyor ellerime

    Ellerim kapatmıyor gözlerimi

    Gözlerim kayıyor cehenneme

    Cehenneme dönüyor hayatım

    Ayaklarım emekliyor cennete

    Cennete gidemiyor yüreğim

    Yüreğim, hep arafta kalıyor.

    .

    gözyaşımla doldurduğum kadeh !

    İçmek için koşacağım sana lakin 

    Bir ihtiyar kadar ölgün adımlarım .

    Ve ölmüşüm gibi donmuş suretim .

    Geçmişim kadar sahte bir hayat bu

    Ve ben sarhoş olmak için seçilmedim 

    Yaşamak arzusundayım aslında ben 

    Lakin gömmek istiyor bilinmezliğin .

    .

    Yüreğimden kopan bir çığlık kadar sessiz haykırışlarım.

    Gözlerimden yağan sağanak bir yağmur kadar ıslak...

    Ellerimden tutan şu rüzgar kadar serin Hayalin 

    Ve inad edercesine hislerime tutsak...

    Düşlerimden seçilen kabus kadar karanlık mı kaderim? 

    Bilemem, susar birgün belki sayıklayışlarım.

    Sevemem isyanı, ümid ederim, lakin

    son nefesim gibi yorgun yakarışlarım.

    .

    Dertsiz görünür asi kulun sözde rahat yaşar dinden ahlaktan bihaber. İsyankardır üstüne üstlük. Lakin hidayet nimetine en muhtaç odur Rabbim. Ruhu sensizlikle azaptadır. Senin firakında gurbettedir. Sabreder farkında bile olmadan. Esirdir nefsine. işkence eder şeytanlar kalbine. Yaradır her zerresi.sıkılır gönlü her gecede. Acır soluğu zikrinsiz. Çilelidir başı. Sana sığınacağını bilmez. Kimsesiz sanır kendini. Yapayalnızdır Rabbim. Senden gafil kalan kulun Senden uzak oluşunun zulmü altındayken mazlumdur. Yardımına muhtaçtır. Yardım et Rabbim.

    .


    Bir bebek masumluğundayken sofi, bataklıkta hisseder kendini. Çünkü pişmandır. Varlığının şükrünü, derdinin sabrını eda edemediği için. Nazlı nazlı ağlar, anasına şefkat veren mürşidine yetmiş katını veren Rabbine dönerek.

    Merhametin de yaratıcısı olan Rabbi, sever nimetiyle, imtihanıyla.

    Her defasında ya düşer ya kalır sofi. Döner ağlar, saklanır ağlar, ağlar, ağlar… gözyaşına kevser döken peygamber olur. Başını okşayan bir ramazan rüzgarı. Cennet ipekleriyle saranı, cemaliyle sarılanı Rabbi olur. Bilmez sofi. Ağlar da ağlar.

    .

    Yarım kalan her adımda yolda kaldığımı hissediyorum... 

    Tökezleyip düştüğüm her kaldırıma sarılıp ağlıyorum...

    Başımı çarptığım her taşa bulaşan kanımı,

    Ne kadar uğraşsamda silemiyorum...

    Kalkmak istiyorum ayağa, dimdik! 

    Bacaklarım titriyor ayakta duramıyorum...

    Neye kızmalıyım şimdi atamadığım adımlara mı? 

    Öfkemi kime vurmalıyım Kaldırım taşlarına mı?

    .

    Dili yok mudur acının,

    Neden anlatamıyorum? 

    Sesi yok mudur ki,

    Kimseye duyuramıyorum?

    Tadı yok mudur ki tatsınlar?

    Bilseler ya ne kadar zor .

    Kokusuz da mı yoksa bu? 

    Verdiği ıstırabı bir anlasalar...

    .

    gözlerimdeki feryadı dinliyorum, dargın...

    zorla susturulmuşum.

    dudaklarımın sıkılışına bakıyorum, kızgın...

    zorla güldürülmüşüm.

    Susuyorum, madem öyle istiyorlar...

    susunca da kızıyorlar, anlamıyorum.

    dayanıyorum, madem üzülüyorlar...

    gözyaşlarım darılıyor bu kez isyan ediyorlar...

    gülümse diyorlar, sana gülmek yakışıyor!

    ağlamayı kim ister ki?

    ya ben anlatamıyorum

    ya da onlar...

    hayır, anlamıyorlar...

    .


    Boyacı çocuk sıcak bir yaz günü çadırına dönerken, kendisini terlettiği için güneşi cezalandırmak istedi. Kara lekelere bulanmış elindeki, boya sandığını bir kenara bıraktı. Düşünmeye başladı. Onu dövsem bu zalimce olur bana yakışmaz, kızarsam da kalbi kırılır dedi kendi kendine. Sonuçta güneş kötü biri değildi. Cebinden pembe çizgili beyaz bir mendil çıkarıp terini sildi. Kaşlarını çattı. Mendile de boya bulaşmıştı. Sokağın başındaki hayrat çeşmesinde yıkamalıydı. Boyası çıkmazsa… hayır, kirli mendille gezemezdi. Üstü başı kapkara boyaydı. Ne var ki o mecburiyetti. Mendilse karakterini yansıtıyordu, kirli olmamalıydı. Derin bir nefes alıp verdi çocuk. Gözlerini kısıp güneşe bir yan bakış fırlattı. Kalkıp sandığını yüklendi. “hadi yine iyisin ki ben iyi bir çocuğum. Şimdi eğer ben kötü bir çocuk olsaydım seni çoktan yere indirmiştim. Yat kalk dua et bana” deyip gülümsedi. Güneş de ona gülümsedi. Güneş hakikaten hatasını anlamış olmalıydı. Çünkü kış geldiğinde mevsim boyunca utancından olsa gerek hiç ısınmamıştı. Çocuk çadırın yırtık yerinden gökyüzüne bakıp “aferin, dedi. Şimdi üşüyor olsam da sözümü dinlemen hoşuma gitti”

    .

    Cehennem mi yakmış da ateşiyle tehdit ediyor canımı

    Cennet mi gel diyor cilvesiyle kendine çekiyor canımı

    Hesabımı onlar mı görmüş de böyleler

    Nereden biliyorlar sol yanımı 

    Belki umursamıyorum canımı

    Ben beni değil cananımı …

    .

    gece güneş gündüz ay olur

    karanlıkta ışıklara 

    sabahlarda umutlara 

    bakma yalancılar

    .

    Toprak! Hiçbir yağmur seni böylesine tuzlu bir suyla sırılsıklam etti, şişirdi mi?

    Allah beni topraktan yarattı.

    Elim topraktan, gözkapaklarım topraktan, yanaklarım topraktan…

    Gözlerimden yağan yağmur öylesine sağanak ki 

    yanaklarım tuzlu su yutmaktan şişti, şişirdi gözlerimi, kaşlarımı, dudaklarımı…

    aahhhh… çok yorgunum!

    .

    Onlar, içlerindeki taşı saran birer şeker kabuğu. Sen üstü tozlanmış bir şekersin. Onlar rengarenk yüzleriyle ÜSTler. Sen, üstündeki tozlarla pasaklı, aşağıda. Onlar adaletsizlikten vazgeçmeyecekler. Sen, arındıkça tozlarından, iyisi de gelecek kötüsü de gelecek tadına. Gülümseyeceksin. Onlar, şeker olduğunu zannettikleri taşlarıyla ezdiklerini zannedecekler seni. Sen parça parça olsan da her zerrende tatlı olacaksın. Sen ezildikçe, onların sertliğine bulaşacaksın. Ancak o zaman sızlatacak adalet, onların taşa doymamış damaklarını. Senin, ömrün tükenecek yalakaların ağzında. Eriyeceksin bulaştığın taşların tozunda. Yine de tadını korumakla, onların, kabuklarından çıkıp dürüstlüğü görmelerine vesile olacaksın. Şeker kabuklarının cazibesine aldanma. Saklanma, şeker kal, tatlı kal… güçlü yetişkinler anlamasa da şu çocuklar anlayacak seni. Tozlarını temizleyip öpecekler alnından.

    .

    anlatıyorlar. dinliyorum. 

    Bıksam da belli etmiyorum.

    Oysa az daha yesem kusacağım kadar yediğim bir yemek gibi her kelimesi. 

    Dudaklarımı zorla gülümsetiyorum. Yahut şaşırmışçasına açıyorum gözlerimi.

    Zaten can atıyorlar ya işe yarıyor ve daha hararetle anlatmaya devam ediyorlar.

    Sonra nazikçe “anlıyorum” diyorum. 

    Bu çoğu kez tatmin ediyor. Geçici de olsa susuyorlar.

    .

    Yazmak ve düşünmek istiyorum.

    Bununla ne elde edeceğim?

    Bir şey elde etmem gerekmiyor ki

    Hayatımı bununla geçirmek istiyorum.

    Gezeceğim, göreceğim, okuyacağım, gözlemleyeceğim…

    Yazacağım ve düşüneceğim.

    Yazdıklarımı okuduğumda “kendimi bulabiliyorsam” amacıma ulaşmışım demektir.

    Kendimi mi arıyorum?

    Neredeyim?

    Böyle soruları kendine hiç sormadan yaşayan INSANLAR var.

    Ve oturduğu yerden yahut (çalışma,eğlence… çoğaltabilirsiniz) masasından kalkıp,

    düşünen İNSANLARa sesleniyorlar:

    “Çok düşünürseniz aklınızı kaybedersiniz!”

    Ya aklımı kaybettiğim yerde ruhumu bulursam?

    Ya ruhumu bulduğumda bedenimin farkına varırsam?

    Bedenim…

    Kimine gore güzel kimine göre çirkin.

    Ama bana göre kesinlikle “lüzumlu”.

    Ruhumun tahtırevanını taşıyacak bir hamal lazım değil mi?

    Ruhumu bulmak ve sevmek istiyorum.

    Ya ruhumun da bulmak ve sevmek istediği başka bir şey varsa?

    … (bunu kendiniz itiraf edin)

    Yegâne cevabı bildiğim halde neden hâlâ böylesine durgun ve boşluktayım anlamıyorum.

    Neden dalgalanıp doldurmuyorum kıyılarımı?

    .

    Yürümek istiyordu. 

    Hüzünlüydü. 

    Üzerindeki siyah kaşe palto hoştu. 

    Yaprak dökmüş çıplak ağaçlar da tamamdı.

    Fakat elinde kırmızı bir şemsiye, ayağında kırmızı bir bot yoktu. 

    mesela, paltosuyla uyumlu, klasik tarzda şapkası olan 

    bir beyefendi…

    Nasıl bir tablonun düşüydü bu böyle? 

    Evet rüzgar titretiyordu dişlerini. 

    Estikçe, dudakları kuruyor çatlıyordu. 

    Burun kemikleri donuyordu doğru.

    Fakat yağmur bile yağmıyordu ki ne şemsiyesi… 

    .

    Asfaltın buğulu gözleri sıcak bakıyordu katilin çatık kaşlarına.

    Gözlerinin kısılma noktasına yağlı terler akıtıyordu güneş.

    Hararetle alıp verdiği nefesin arasından simsiyah çürümüş köpek dişi rahatlıkla görülüyordu.

    Dili damağı kurumuştu. Küçük dilinin deve dikeni gibi boğazına yapıştığını hissetti.

    Küfredecek oldu vazgeçti.

    .

    Gök severdim eskiden. Yıldız, bulut, yağmur… deniz seviyorum şimdilerde. Toprak, çiçek, insan… gök; nefesti, umuttu, ağıttı. Yer; ölüm, solmak, efkar.

    .

    FATMA ZEHRA AKYİĞİT FZA

    .

    DEVAM EDECEK...
  • 168 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Tahsin Yücel'in kaleminden ilginç bir yapıtla sizlerleyiz. Eski edebiyat eğitmenimin de niyetlendiği bu ilginç kitabı uzun ancak çok da uzun tutmayacağım bir incelemeyle sizlere tanıtmak istiyorum. Felsefik ve Toplum içerikli bu kitabın öncelikle içeriğini sizlerle paylaşmak istiyorum:
    https://hizliresim.com/SVCMGb

    1- Soyutlama: Dil üzerine konuşulan, hoşuma giden bir bölüm. Gerçekten de şimdi biriyle konuşurken bile korkuyorsunuz. Yaşıtlarımın söylediklerini bile anlamaz oldum diyebilirim. Bir şey söylemeye de ödüm kopuyor. Hele ufak çocukların telefonla oynamaya başlamaları ve söyledikleri. Hani eskiden bebek falan severken anlamsız sesler çıkararak severdik ya, şimdi galiba intikam alıyorlar. Şaka bir yana dil ve onun düzgün kullanımı o kadar önemli ki. Bu konuda ilmi çalışmaların arttırılması, insanımızın bilinçlendirilmesi lazım. Tabii 2020 yılında yüklendikleri öfkenin kontrolü sağlandıktan sonra.
    2- Ezber: Ezberleme, öğren gibi bir “Safsata” sonrasında aslında oldukça yüksek tartışmalara girilebilecek bir alan. Öğrenmek faydasız falan demiyoruz ama öğrenmek de ezberlemekten geçiyor. Bakalım mı beraber, ön yargıları yıkın da gelin. Yoksa saldırırım. Şaka bir yana araba süreceksiniz, önce ehliyet ve sınav için gerekli olanları ezberlemek, kuralları bilmek, gaz, fren nedir nasıl kullanılır ezberlemek gerekiyor. Öğrenmek ise artık ezber süreci bitip uzun yola yahut kalabalık bir trafiğe çıktığınızda işinize yarıyor. Yahut çocuksunuz ve sobaya dokunmamanız gerekiyor. Bir yapar iki yapar sonra anlarsınız ki dokununca yanıyorum, dokunmayayım. Artık dokunmamak gerektiğini ezberlediniz, kafanıza yerleşti. Artık yeni öğretimiz şu ki sadece soba değil sıcak olan ocak vb malzemelere de dokunmamalısınız. Sınavınız var ve ezberlemeniz gereken kurallar, maddeler, ilaçlar var diyelim. Ezberlediniz ve sınavı geçtiniz. Sonra adım adım hatırlamasanız da öğrendiğiniz bir şeyler var. Bir şiddet olayında ne yapacağınız, bir hastalıkla karşılaşınca vereceğiniz tepkiler hep bu ezberledikten sonra uygulamada öğrendiklerinize bağlı. Çok mu karmaşık geldi? Boşverin. 
    3- Çalmalar: Hırsızlık üzerinden yürüyoruz. Biz işin edebi hırsızlık kısmına bakıyoruz tabi. Yoksa insanların canını acıtan yahut ona benzer şeylere karşıyız ancak anlamadığım bir konu var. Onu açıklamak istiyorum. Son zamanlarda Kitap ve PDF kavgası çok büyüdü. Şimdi bu konuya girmeden kıyısından geçeceğiz. Çoğumuz üniversite okuduk, okuyoruz. Hepimiz fotokopiciye gidip ders notlarının kitaplaştırılmış halini aldık, yeri geldi kopya da çektik. Bu da edebi hırsızlık ama eğer amaç kendimizi geliştirmekse, eh biraz da savaşta her şey mübahtır. Ben kopya çekmedim, hele ders çalışmadım falan diyenler olabilir. O bordo kalemlilerden uzak durun, dereceyle bitirenler onlar zaten. İnkar etmiyorum ben kopya da çektim, kopya da verdim. 4 üzerinden 3.67 ortalamayla bitirmemi ders çalışmama borçluyum ancak kendime güvenmediğim konularda da kopya çektim. İnkar etmiyorum.
    4- Seçmece: Seçimler ve seçmen üzerine yükleniyor. Arkadaşlar sadece siyaset üzerinden gitmeyeceğiz, gerçekten nefret ediyorum ancak belirtmek gereken bir husus var. Öncelikle ben bir “Demokratım” ve Amerika’ya seçimlere gidiyorum (şaka ) ve demokrasi sadece eski Yunanistan’da vardı. Aristo kitaplarını öneririm. Yanlış anlaşılmasın bizimki sadece gösterme demokrasi çünkü gerçek demokrasi herkesin seçime en az 1 kere katıldığı seçimdir. Küçük nüfuslarda bu olurdu ama artık 80-85M olmuş bir ülkede bu olmaz. Temsili Demokrasi olur. Bu yüzden ekranda kavga yapıp sonra aynı masada kardeş kardeş yemek yiyenler yüzünden yıllanmış dostluklarınızı kırıp atmamanızı sevgiyle tavsiye ediyorum.
    5- Yetmiş Yıl: Günümüzden 70 yıl geriye değil de Cumhuriyetin ilk 70 yılına odaklanmamız gereken bir yazı. Bu yıllar insanların her zaman ikiye bölündüğü bir kısmının ”Zulüm” bir kısmının “Rahatlık” dediği dönem. Şimdi eski resimlere bakıp, o dönemde yaşamak isteyen çok ama geçim derdi, geçim sıkıntısı kimsenin umurunda değil. Şöyle çok eskilere gitmeden 2 örnek vermek istiyorum. İlki Kemal Sunal filmleridir. Ekmek, şeker, yağ, un, pirinç, yakıt derken hep bir kıtlık dönemini eleştirme vardır aslında esprili ve en komik filmlerinde bile. Diğeri ise Levent Kırca'nın eski videolarıdır ki zamanında şahsen tanışmıştık, o yüzden ileride tekrar döneceğim bu konuya aka birçok skeç bize sadece 20-30 yıl evvelini dahi net gösterir.
    6- Adlar ve Sınırlar: Arkadaşlar benim için özel bir konudur. Kendinizi tek vir şey için adlandırmak ve sınırlandırmak kesinlikle yanlıştır. Önce yapacağınız işi belirlemeli, o işe kendinizi adamalısınız ancak o gerçekten sizin hem seveceğiniz hem ekonomik özgürlüğünüzü kazandıracak işinizden önce yaptıklarınızda asla kendinizi sınırlandırmamalı ve hayallerini ertelememelisiniz. Ben sadece 1 kere hayalimi erteledim ve artık gerçekleşme şansı bu dünyada imkansız. O yüzden asla ertelemeyin.
    Şimdi gelelim konumuza. Diyarbekirli Ziya Gökalp'e bir dokundurma var ki kendisi benim kırmızı çizgimdir. Orta Asya ve Viyana arasını bize çok görüp hem bir sınır olduğunu hem de kendimize sınır koymamamızı söyleyerek ikili oynuyor bu bölümde. Sevmeyebilir hatta nefret edebilirsin ancak vefat etmiş birinin arkasından böyle konuşamazsın. Siz de vefat edeli 4 sene oluyor ve biz sizleri eleştirmiyoruz bu sebeple. Heralde Irkçı olduğu için böyle düşünüyor ama onu da açıklayacağız. Hemen altta.
    7- Yüksel Ki Yerin: Biz bu sözü açıklayalım, yazar biraz siyasete kaçmış. Mustafa Kemal Atatürk şöyle der. Yüksel Türk! Senin İçin Yüksekliğin Hududu Yoktur! Ne kadar güzel bir söz. Bu nedir? Irkçılık mıdır? Evet. Atatürk ırkçı mıdır? Evet. Şimdi açıklamasını yapalım da o tabuları yıkalım. Müslüman denilen Hintliler bize karşı savaşırken, Araplar arkamızdan vururken, Fahrettin Paşa’nın da onlara haramdır ya, artık yeni kurulacak Türk devletinin tek ve mutlak düşüncesi Türkçülük olur. Türk Irkı asildir, yücedir, uludur. Peki, neden? İşte burada Irkçılık ve Faşizmi karşılaştırıyoruz. Başlayalım. Sizlere öncelikle Ülkücü Yemini'ni paylaşarak anlatacağım bunu. Ay Ziya Dede'm. Sana ufak bir dokundurma beni ne kadar delirtiyor, gör. 
    Allah'a, Kur'an'a, Vatana, Bayrağa şeklinde başlar yemin. Bu 4 kelimeden alınan varsa kendi sorunu. Sonra şöyle devam eder. Ülkücü Türk gençliği olarak; Komünizme, “Faşizme”, Kapitalizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadeleniz devam edecektir, şeklinde devam eder. Şimdi yansıtıldığı gibi Faşist olan bir grup nasıl onunla mücadele edecektir? Şimdi geliyorum Irkçı ve Faşist farkına. Faşist Adolf Hitler olarak tanımlanabilir. Çünkü öldürme hastalığına kılıf arar. Kendi ırkından başkasına Yaşama Hakkı asla tanımaz. Hatta işine gelen kısım bitince kendi halkına da kıymaya başlar. Hatırlayalım, gerçek bir Alman sarışın, mavi gözlü olacak diye iyice sapıtmış kendi askerleri dahi öldürmüştür. Neyse Hitler tek başına Faşizmi anlatmaya yeter. Şimdi gelelim Irkçılık konusuna. Irkçılık ise kendini asil gören ve ,gerçekten bu hakka her devlet sahiptir, bu asilliğini sadece kendi halkına değil, ülkesinin sınırında yaşayan herkese tattıran bir olgudur. Nasıl? Biz Türk Milleti olarak öyle üstünüz ki Çanakkale’de düşmanına dahi su ve ekmeğini paylaşmış, yeri geldiğinde askeri orduyu beklemeden sapanıyla sabanıyla düşmana karşı koymuşuz. Kendimizi neden küçük görelim? Asya’dan Avrupa’ya ta Macaristan’a gitmiş, hizmet etmiş millet nasıl kendini küçümser? Tabi kendi ırkını seveceksin, Irkçı olacaksın ancak “ANCAK” asla başta Yaşam Hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklere karşı koymayacaksın. Irkın öyle yücelecek, o YÜKSEL TÜRK sözüne öyle layık olacaksın ki insanlar sana geldiğinde korkmayacak, aynı Irak'ta Hakkari’de, Şırnak’ta ufak çocukların “Çikolatalı Abiler Geldi” sözüne layık olacaksın. İşte o zaman Irkının hakkını verecek, o zaman yüceleceksin. Teşekkür ederim.
    8- Düşman: Düşman kimdir? Bu algıyı neye göre değerlendiririz. Çok kısa bir örnekle geçeceğim. 3 isim vereceğim ve aslında 4 yapardım hatta zorlasam 5 bile olur ama ben bu 3 isim üzerinden ilerlemeyi daha doğrusu kısa kesmeyi uygun buluyorum. 2. Abdülhamid, Alparslan Türkeş ve Mahir Çayan. Yani düşman algısı tamamen zihinlere bağlı olarak değişir. Ancak şöyle bir durum var ki; vatanın birliğine, bütünlüğüne, halkına, bayrağına ve tabi o vatanı oluşturan en önemli unsur olan kutsal halkın Yaşam Hakkı'na tecavüzden bu konu gayrıdır. O konularda işin sağı, solu kalmaz, kalmamalıdır.
    9- Devrimi Kimler Yapar: İlgi çeken bir konudur. Eskiden başta Avrupa olmak üzere her yerde devrimleri zenginler yapar, yaşamı ve yaşayışı onlar belirlerdi. Fransız Devrimi dahi birçok zenginin elinin değdiği olaydır. Ancak günümüzde devrim ve devrim anlayışı başbaşka bir noktaya geldi ve herkes farkında veya değil bunu destekliyor. Devrim gerçek bir değişimse bu oldu. Nasıl? Elini kolunu sallayan birçok tacizci tecavüzcü artık o kadar rahat değil. Manidar bir şekilde logosunda KUŞ olan bir uygulama ve onun kullanıcıları tüm KUŞ BEYİNLİLERE bu ülkenin sahipsiz olmadığını ve çok iyi örgütlenen bir kitle olduğunu kanıtladılar. Buna hayran olmamak elde mi? Her zaman mücadelemiz devam edecek. Temiz Toplum hepimizin hayali ve bir gün gerçek olacak inşallah.
    10- Tarih Babanın Buyruğu: Çağa ayak uydurmak ve başkaldırı konularının işlendiği güzel bir metin.
    11- Yaşlı Adam ve Koltuk: Yorum yapmama gerek var mı? Tek bir kişi değil, bir koltuğa oturan her kişi böyle işte.
    12- Bağnazlığın Yüzleri: Bağnazlık ve buna aşkla bir bağlanış işleniyor. Güzel bir yazı.
    13- Yurttaş Mı Sanatçı Mı: Burada sanatçıların çok yüceltilmesine bir eleştiri olduğu ve yurttaşlık konusuna değiniyoruz. Özellikle Levent Kırca çok eleştiri almış. Neden? Tahmin ediliyor aslında ama neyse. Eğer toplumun birçok sorunu gündeme getiriyor, birçok siyasetçiyle korkmadan dalga geçebiliyor ve oldukça duyarlı davranıyorsanız sanatçı olmuşsunuzdur. En azından SANATÇI adı altında birilerine peşkeş çekmek, taciz ve tecavüze yeltenmek, arka odaya geçelim demek sanatsa; bazı yerlerini açarak, insanları kendine davet edip sonra ayrılıp sonra farklı bazı şeylerle para koparıp hatta bazı yazılar yayımlayıp kendini acındırıp para toplamak sanatsa, YAZIK. 2000lere kadar sanat ve sanatçı vardı. Ben ondan sonra çok fazla görmedim. Adını unuttuğum mutlaka vardır, ellerinden öpüyor kendilerine hürmetlerimi iletiyorum. Kendilerini anmadıklarım için özürlerimi sunarım.
    14- Üst bölümle aynı konular işlenmiş.
    15- Şarkıcı Josefine ve Bizimkiler: Oldukça ilgi çekici bir bölüm aslında. Bizim siyasetçilere değinmiş. Her şeye el attıkları, her şeyi yapmaya çalışıp nasıl başarısız olduklarını anlatan bir yazı.
    16- Ün ve Para: Eskiden vefat edince değere binen, zamanında anlaşılmayan ve bunun gibi konuların yanında, hemen ünlenip hemen unutulan insanlara değiniyor. Oldukça manidar değil mi? Hepinizin aklına mutlaka birileri geliyordur.
    17- Paolo Bilgisizliği: İlginç bir bölümdür. Toplumuzda da sıktır. Misal biri bir şey bilir. Magazin, futbol vs. Bunları bilmeyen, anlamayan biriyle karşılaşınca tepki gösterir. Ancak bilimsel bir metin olunca hemen uzağa kaçar bunlar. Açıkçası ben 1 saat Magazin seyretmek yerine Belgesel seyretmeyi tercih ederim. Bunun için özür dilerim.
    18- Işık ve Anahtar: Özellikle okurların ve genel olarak da insanların Bilim adamlarına değil de Yazın adamlarına güvenmesine serzenişte bulunuyor ve çok haklı. Bizde bile Corona ilk çıktığında kimse doktorlara falan inanmadı da doktor rolünde ve oyuncular gösterildi televizyonda. I yüzden çok haklı bir serzeniş.
    19- Salaklık Üstüne Deneme: Son ve kitabın da adını aldığı deneme. Oldukça ilginç bir yazı. Salaklığın Ölümsüzlüğünü okumak isteyen herkesi beklerim bu denemeye.

    Böylece kitabımızı ve incelememizi bitirdik. Mutlak önerdiğim kitaplardan birisi de budur. Hepimize iyi geceler, keyifli okumalar. Kitapla kalın, esen kalın efendim..
  • COVID-19 Nedeniyle Kaybedilen Hak ve Özgürlükler: Büyük Bir Kandırmaca İçinde Olabilir Miyiz?

    Bu sene Mart ayının başlarındayken “Büyük bir salgın geliyor, tüm dünyada karantina ugulanacak, ülkeler arası seyahatler duracak, fabrikalar, restoranlar, alışveriş merkezleri, eğlence yerleri, parklar, sahiller kapatılacak!” denilseydi, ne tepki verirdiniz? Bütün bunlara olasılık verebilir miydiniz? Peki ya bundan sonra olacakları öngörebiliyor musunuz?
    Son 2 aydır çoğumuzun hiç hayal edemeyeceği, olağanüstü bir dönemi yaşıyoruz. Bütün yaşantımız, işlerimiz, ilişkilerimiz, alışkanlıklarımız içinde bulunduğumuz şartlara göre değişmek durumunda kaldı. Endişelendik, korktuk, anlamaya çalıştık, tedbirler aldık, kendimizi ve birbirimizi teselli ettik, eski günlerin tekrar geleceğine dair umutlar taşıdık. Birçok kişi işlerini kaybetti ve insanlardan uzaklaşarak yalnızlaştı. Tedbir süreçleri uzadıkça, geleceğe dair umutların yerini soru işaretleri almaya başladı.
    Peki içinde bulunduğumuz durumu doğru anlayıp değerlendirebiliyor muyuz? Bize gerçekler bütün açıklıklarıyla aktarıldı mı? Bize açıklama yapan yetkililer, her zaman anlattıklarına hakim miydiler?
    Bu süreçte medyada izlediğimiz yayın organları ve yetkililer sürekli olarak bu salgının çok tehlikeli olduğunu ve çok sıkı tedbirler alınması gerektiğini aktarıyorlar.
    Alternatif ve karşıt görüşlere dünya genelinde çok sıkı sansür uygulanıyor. Salgının çıkış şekli, etkileri ve alınan tedbirlerle ilgili anlatılanları sorgulayan görüşlere ana akım medyada hiç yer verilmediği gibi, sosyal medya platformlarındaki paylaşımlar da çok kısa sürede silinerek sansürleniyor. Fikir tartışmalarına izin verilmemesi de şu endişeyi doğuruyor: Acaba birşeyler saklanıyor ve insanlar belli bir doğrultuda yönlendirilmeye çalışılıyor olabilir mi?
    Avrupa’da birçok ülkede ve Amerika’da, sıkı karantina tedbirleri ve fikir özgürlüğünün engellenmesine karşı yapılan protestolar medyaya yansımıyor. Kurallara uymayanlara ağır yaptırımlar uygulanıyor.
    Bizlere “Yeni Normal” diye benimsetilmeye çalışılan tedbirler, kişisel hak ve özgürlüklerimizi önemli derecede kısıtlıyor. Bu sürecin ne zaman biteceği ve bu hak ve özgürlüklerimizin ne kadarını, ne zaman geri alabileceğimiz ise çok belirsiz (2. ve 3. dalga konuşulmaya başlandı). İçinde bulunduğu su dolu kabın yavaş yavaş ısındığını farketmeyen, zıplayıp çıkmayı akıl edemeyen ve sonunda da sıcaktan ölen kurbağa gibi, biz de bize sunulan “Yeni Anormal”likleri farketmiyor ve gerekli tepkileri vermiyor olabilir miyiz? Önümüzdeki dönemde, belki birkaç ay içinde, hangi koşullarla karşılaşabileceğimizi öngörebiliyor musunuz?
    Covid-19’un ortaya çıkışıyla ilgili çok fazla iddia var. Test sonuçlarının güvenilirliği, istatistiklerin doğruluğu ve alınan tedbirlerin gerekliliği tartışmaya açık. Bunları sorgulayan bakış açısına sansür uygulanıyor. Bunun yanında, önümüzde geleceğe yönelik tedirgin edici bir tablo oluşuyor: insanların tüm bilgilerinin dijital ortamda izlenmesi, bütün dünyayı aşılamak ve insanların aşı durumunun “dijital ID”, yani vücuda yerleştirilecek çiplerle takip edilmesine yönelik planlar yürütülüyor.
    Bu yazıda, Covid-19 ile ilgili yaşanan süreç, ortaya çıkan gerçekler, çeşitli belirsizlikler ve olasılıklara bakarak, durumu geniş perspektiften görüp değerlendirmeye çalışacağız.
    İçinde bulunduğumuz, belki de insanlık tarihinin en büyük küresel değişim sürecinde, anayasal haklarımızı korumak ve küresel bir felaketi önleyebilmek için, toplumsal olarak bilinçlenmemiz ve sağduyulu değerlendirme yapabilmemız büyük önem taşıyor.
     
    Event-201 Simülasyonunun Benzerliği ve Zamanlaması: 18-Ekim-2019 tarihinde, New York Johns Hopkins Sağlık Güvenlik Merkezi’nde, Dünya Ekonomik Forumu ve Bill & Melinda Gates Vakfı ortaklığıyla, Event-201 adı verilen küresel bir salgın simülasyonu gerçekleştirildi.
    Simülasyonda, yarasalardan domuzlara, oradan da insanlara geçen CAPS (Coronavirus Associated Pulmonary Syndrome; Koronavirüs Bağlantılı Akciğer Sendromu) isimli bir virüsün etkisi incelendi. Virüsün SARS’tan daha ölümcül olması ve gripten daha kolay bulaşıyor olması kriter olarak seçildi.
    Virüsün Brezilya’da bir domuz çiftliğinde ortaya çıktıktan 18 ay sonra 65 milyon insanın ölümüne neden olduğu sonucuna varıldı.
    İlginç bir şekilde, 18 Ekim’deki tatbikatta bütün bunların senaryo olarak konuşulmasından sadece 1 ay kadar sonra, Kasım ayı ortalarında, Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan eyaletinde ilk Covid-19 vakası ortaya çıktı!
     
    DSÖ’nün Dahiliyeti ve Geç Gelen Pandemi İlanı: 31 Aralık 2019 tarihine Çin sağlık otoriteleri Wuhan eyaletinde zatürre benzeri bir salgın görüldüğüne dair Dünya Sağlık Örgütünü bilgilendirdi.
    DSÖ ise ancak 11-Mart tarihinde “COVID-19’un küresel bir salgın olarak karakterize edilebileceği” değerlendirmesini yaptı. Bu tarih öncesinde, salgının Çin’den Dünyanın geneline yayılmasını önlemek amacıyla tedbirler önerilmedi, Çin’e yapılan seyahatlere kısıtlama getirilmedi. Bir bakıma, salgının tüm dünyaya yayılması için fırsat tanınmış oldu. Nedense salgının önlenmesine yönelik Event-201’den çıkarılması gereken dersler uygulanmadı.
    Pandeminin ilan edildiği ve ülkelerin sıkı tedbirler almalarının önerildiği 12-Mart sabahında Dünya üzerinde 126,215 vaka ve 4627 ölüm görülmüştü ve salgının Dünya geneline yayılması gerçekleşmiş durumdaydı. Dünya genelinde yoğun olarak yasakların uygulanması bu tarihten sonra başladı.
     
    Ölüm Sayısı Tahminleri: Event-201 simülasyonunda, virüs ortaya çıktıktan 18 ay sonra 65 milyon insanın ölümüne neden olduğu sonucuna varılmıştı. Oldukça ürkütücü bir senaryo.
    “Imperial Collage London” Salgın Hastalıklar Bölüm Başkanı ve İngiltere hükümetinin koronavirüs konusundaki danışmanlarından olan Prof. Neil Ferguson Covid-19 ile ilgili yaptığı modellemeyle, eğer karantina uygulanmazsa sadece İngiltere’de 500,000 kişinin öleceğini bildirdi. Bunun üzerine İngiltere’de karantina ve çok sıkı tedbirler uygulanmaya başlandı. Gerçekleşen rakamlar ise bu tahminin çok altında.
    Uzmanlar, Neil Ferguson’un bu ve daha önceki salgınlarla ilgili yaptığı modellemelerinin çok hatalı olduğunu ve hükümeti karantina konusunda yanlış yönlendirdiğini belirtiyor.
    Mayıs başında, Neil Ferguson’un kendisinin karantina ve sosyal mesafe kurallarına uymadığı ortaya çıkınca, İngiltere hükümeti danışmanlığı görevinden istifa etti.
    Imperial Collage London’ın ve Event-201’in en büyük sponsoru “Bill & Melinda Gates Vakfı”. Bu vakfın Covid-19 üzerindeki etkilerine aşağıda değineceğiz. Salgına yönelik korku yaratmak ve sıkı tedbirlere gerekçe sağlamak için, ölüm tahminlerinin kasıtlı olarak yüksek çıkartılmış olması bir iddia konusu.

    Maske Kullanımının Olumsuz Etkileri: Covid-19 ilk çıktığı dönemde, kişisel maske kullanımın gereksiz ve hatta olumsuz olabileceği, DSÖ dahil bütün yetkili birimlerce söyleniyordu. Bugün ise açık-kapalı tüm mekanlarda maske kullanımı tüm dünyada kademeli olarak zorunlu hale getiriliyor; vaka sayılarının azalmasına rağmen maske uygulaması yaygınlaştırılıyor. Bugün itibariyle Türkiye’de 25 ilin tamamında, 14 ilin de merkez ve bazı ilçelerinde maskesiz sokağa çıkmak yasak; gün geçtikçe yeni iller ekleniyor.
    Bir doktorun operasyon sırasında veya bir hastaya müdahale ederken, veya aksırma-öksürme gibi semptomlar gösteren kişilerin maske takmasının gerekli olduğu oldukça anlaşılır. Market gibi topluma açık mekanlarda maske takılmasının istenmesi de mantıklı bulunabilir. Ancak, açık havada sürekli maske kullanımın zorunlu hale getirilmesinin salgına ne kadar etkisi olacağını düşünüyoruz?
    İnsan bedeni kusursuz bir işleyiş içerisinde çalışmaktadır, tabi dışarıdan müdahale edilmediği sürece. Temiz hava alımı uzun süreli engellediği zaman, uzun vadede solunum yolu rahatsızlıkları ortaya çıkacaktır. Çin’de beden dersinde maskeyle egzersiz yapan 2 öğrenci hayatını kaybetti. Maskeyle koşan bir kişinin akciğeri patladı. Bunlar olumsuz sonuçlarını hemen görebildiğimiz sadece birkaç örnek. Uzun süreli fiziksel aktiviteyle çalışan kişilerin yaz sıcağında çok zorluk çekmeleri, kalp ve solunum yolu rahatsızlıkları yaşamaları, maskede biriken mikropların hastalığa neden olması oldukça muhtemel. Maske kullanımı çocuklarda da akciğer ve beden gelişimini önleyerek ileride sağlık sorunları yaşamalarına neden olacaktır.
    Maske, iyi niyetli bir şekilde pazarlanmaya çalışılsa da, artık korku ve itaatin bir sembolü haline geldi.

    Detay kaynak:http://bilmek.info/...n-guclu-bir-sembolu/
     
    Karantinanın Olumsuz Etkileri:İlk defa bir hastalığa yönelik tedbir olarak, sadece hastalara ve şüphelilere değil, tüm topluma karantina uygulanıyor! Bu iyi niyetli bir tedbir olarak gözükse de, çok fazla olumsuzluğa yol açıyor.
    Karantina sonucunda özgürlüklerimizi ve sosyal hayatlarımızı kaybettik. Birçok kişi işlerinden oldu, ekonomik özgürlüklerini yitirdi. İntiharlar, boşanmalar, iflaslar, ve buna benzer birçok sosyal sorun arttı. Kalp, diyabet, kanser gibi ciddi hastalığı olup hastaneye gitmeyen, gidemeyen, bu nedenle sağlığı olumsuz etkilenen birçok insan var. Sürekli kapalı ortamda yaşamak bağışıklık sistemini zayıflatıyor. İnsanlardan uzak ve fiziksel temas olmadan yaşamak depresyonu arttırıyor.
    Ayrıca uygulanan karantina kuralları kişisel özgürlükleri hiçe sayıyor. Amaç insan sağlığını korumak mı, ceza kesmek mi, tartışılır hale geliyor. Sahilde yürümek yasak, bankta oturmak yasak, ama metroya binmek, işyerinde başka insanlarla aynı ortamda çalışmak serbest!
    Karantina ile salgının yayılması önlenmeye çalışılırken, başka şekillerde insan ölümlerine ve sosyal sorunlara neden olunuyor. Uzun süreli karantinanın olumsuz rakamsal sonuçlarını ancak belli bir süre sonra görebileceğiz.
    Detay kaynak:http://bilmek.info/...e-karantina-bitmeli/
     
    Karantina Gerçekten İşe Yarıyor Mu?: Türkiye’de sokağa çıkma yasağının ilk başladığı 10-Nisan gecesi, yasağın uygulanacağı haberi duyulduktan sonra 250-300 bin kişi alışveriş ihtiyaçlarını gidermek için kendini sokaklara attı. Bu olay sonrasında sokağa çıkan kişiler, hastalığın yayılmasına neden olacak sorumsuz davranışları sebebiyle medyada ve halk arasında ağır bir şekilde eleştirildi. Vaka sayılarının çok artacağı belirtildi.
    10-Nisan sonrasındaki vaka ve ölüm sayılarına bugün baktığımızda, o gecenin neden olması beklenen bir artış gözükmüyor. Aksine, günlük sayılar düzenli şekilde azalıyor. Acaba sokağa çıkmak hastalığın yayılmasında o kadar da etkili olmayabilir mi?
    Buna yönelik bir diğer veri de New York’tan: Hastanelerinden toplanan verilere göre, yeni gelen vakaların %84’ü evden çıkmayan insanlar.
    
    Kaynak:https://www.worldometers.info/...irus/country/turkey/
     
    Covid-19’a Bağlı Ölüm Sayılarının Diğer Ölüm Sebepleriyle Kıyaslaması: Tabi ki her can kutsal ve her ölüm trajik. Ancak, Covid-19 toplam ölüm sayılarını, diğer nedenlerden kaynaklanan ölüm sayılarıyla kıyasladığımız zaman, gösterilen tepki ve tedbirlerde bir aşırılık yok mu? Bunun sebebi, bazı gizli çıkarlar olabilir mi?

    Örnek olarak; 2020 ilk 4.5 ay içinde oluşan istatistikleri dikkate alırsak:
    Covid-19’dan ölenlerin sayısı 312 bin; Ölüm istatistiklerinde, nedene bağlı sıralamada oldukça aşağılarda. Dünyadaki toplam ölüm sayısı olan 22 milyonun sadece %1.4’ü Covid-19 nedenli (üstelik, Covid-19’a bağlı ölüm sayılarının yüksek çıkmasını etkileyen birçok faktör mevcut; bir sonraki başlıkta açıklanıyor).
    Gene aynı dönemde, bunun 13 katı kadar insan, 4 milyon 200 bin kişi açlıktan ölmüş. Bu konuda dünya genelinde yapılan benzer bir radikal bir girişim yok. Oysa ki duygusal olarak en can acıtıcı ve belki de en kolay önlenebilecek ölüm sebebi.
    Salgın hastalıkların toplamındanölen 4 milyon 875 bin kişi var. Kanserden ölen insan sayısı 3 milyon kişi. Sigaradan ölen 1 milyon 877 bin kişi. Alkolden ölen 939 bin kişi. Trafik kazalarındanölen 506 bin kişi.
    Ölüm oranları daha yüksek olduğu halde: Hala trafiğe çıkıyoruz. Hala sigara ve alkol satılıyor.
    Bu ölüm sebeplerini azaltmak için de yapılabilecek çok fazla şey, ama Covid-19 benzeri radikal girişimler yok. Acaba birilerinin işine mi gelmiyor? Kansere neden olan gıdalar ve kanser tedavisi, sigara, alkol ve taşıt trafiği birer ölüm nedeni olmaktan daha çok, ekonomik kaynak olarak görülüyor olabilir mi?
    Acaba, aşı ve çip kullanımını zorunlu hale getirerek Covid-19 da bir ekonomik kaynağa (ve belki daha da fazlasına) dönüştürülmek isteniyor olabilir mi? Buna daha ileride değineceğiz.
     
    Covid-19’a Bağlı Ölüm Sayılarının Yüksek Çıkmasını Etkileyen Faktörler:

    Ölenlerin %90’dan fazlasında başka kronik rahatsızlıklar var; ama, ölüm sebepleri Covid-19 yazılıyor. Başka bir rahatsızlığı olmayıp, sadece Covid-19 nedeniyle ölen kimse olmadığı iddia ediliyor.

    Doktorlar, ölüm sertifikalarına Covid-19 yazılması konusunda baskı uygulandığını belirtiyor.

    Covid-19 olarak raporlanan vakalar için hastanelere maddi destek uygulanıyor. Amerika’da her bir Covid hastası için hastaneye 13,000 $, ventilatöre bağlanan hasta için ise 39,000 $ ödeniyor.

    Covid-19’un vücutta diğer solunum yolu rahatsızlıklarından çok farklı etkiler yaratması sebebiyle, solunum cihazı kullanımının olumsuz etki yarattığı belirtiliyor. Solunum cihazına bağlanmak hasta için oldukça yıpratıcı bir süreç ve ventilatöre bağlanan hastaların büyük bir kısmı hayatını yitiriyor. Uygulanan tedavi metodun doğruluğu sorgulanıyor.

    Toplumlarda yaratılan ve medya tarafından sürekli olarak beslenen stres, korku ve endişe, bağışıklık sistemin olumsuz etkiliyor.

    Sürekli kapalı ortamda kalmak ve aşırı dezenfektan kulanımı ile yararlı bakterilerin yok edilmesi, bağışıklık sistemini zayıflatıyor.

    İtalyan Milletvekili Vittorio Sgarbi, İtalya’daki resmi “COVID-19” rakamlarının yanlış olduğunu söylüyor. Resmi COVID-19 rakamlarının insanları korkutmak ve diktatörlük kurmak amacıyla hükumet tarafından kasıtlı olarak yüksek gösterildiğini iddia ediyor.

     
    Test Sonuçlarının Güvenilirliği:Covid-19 hastalarının %80’inin hiç semptom göstermediği ya da çok az gösterdiği iddia ediliyor. Hastalığın çok hızlı bulaştığı ve kuluçka süresinin 15 gün olduğu söyleniyor. Yani kim hasta, kim taşıyıcı, kim değil, fiziksel olarak ayırt etmek neredeyse imkansız. Bu durumda, hastalık durumunu belirlemek için yapılacak olan testler önem kazanıyor.
    Covid-19 hastalarının belirlenmesi için 3 farklı test metodu (PCR, antijen ve antikor) mevcut. Testlerin güvenilirlikleri de ayrı bir tartışma konusu. Buna bağlı olarak da, verilen resmi vaka sayılarının güvenilirliği tartışmaya açık hale geliyor.
    Testlerin geneli için, %30-80 aralığında doğru sonuç verebileceğini söyleyen farklı kaynaklar var. Bunlar çok yüksek yanılma payları. Test yapmak, yazı-tura atmaktan neredeyse farksız.
    En güvenilir testin PCR testi olduğu belirtiliyor ve ülkelerin vaka sayılarını belirlemede bu test kullanılıyor. Ancak bu test de sadece laboratuvar ortamında güvenilir sonuç veriyor; pratik uygulamalarda prosesten kaynaklanan değişkenler (numune alma, bekleme süresi, metodun uygulanışı, test kiti kaynağı) sonuçları çok çok fazla etkiliyor. Testi uygulayış şeklinize göre herkes için pozitif sonuç çıkartmanız bile mümkün. Doğruluk oranıyla ilgili çok farklı yorumlar mevcut.
    ABD Beyaz Saray Coronavirus Görev Gücü’nde Coronavirus Yanıt Koordinatörü olarak görev yapan Dr. Deborah Leah Birx, “test metodu %99 güvenilir, hasta oranı %1 olduğu durumda”, pozitif sonuçların yarısının “hatalı pozitif” olabileceğini belirtiyor. Yani test sonucuna göre hasta bulunanların yarısı gerçekte sağlıklı olabilir. Çok doğru bir istatistiksel değerlendirme. Eğer uyguladığınız test metodu %90 güvenilirlikteyse, bu sefer pozitif olarak belirlenenlerin %90’ı “hatalı pozitif” olabilir! Bu da verilen resmi vaka sayılarının ne kadar yanlış olabileceğini gösteriyor.
    Tanzanya Cumhurbaşkanı, ülkesine gönderilen PCR test kitlerini sorgulamak amacıyla keçi ve papaya meyvasından numune aldırarak, numunenin kaynağını belirtmeden gizlice test yaptırdı. Bu numuneler pozitif sonuç verdi.Bunun üzerine Tanzanya Cumhurbaşkanı ülkesindeki DSÖ faaliyetlerini sonlandırdı.
    PCR testinin mucidi, Nobel Ödülü sahibi Kary B. Mullis, bu testin salgın hastalık tespitinde kullanılmasının uygun olmadığını belirtmiş. Hatta, bu metodun virüsü değil, hücrenin savunma mekanizmasının bir ürün olan, birçok hastalık ve stres durumunda doğal olarak ortaya çıkan “Eksozom”ların varlığını test ettiği iddia ediliyor.
    Eksozom virüs teorisi karşılaştırması için bu linke göz atabilirsiniz.

     
    Ülkelerin Vaka Oranları Arasındaki Tutarsızlıklar:Ülkelerin vaka ve ölüm sayıları, ve bunların ülkelerin toplam nüfuslarına oranları arasında çok büyük değişkenlikler ve tutarsızlıklar var. Bu farklılıkların nedenlerini, ülkelerde uygulanan tedbirlerin ve ülkelerin kültürlerinin farklılıkları üzerinden açıklamaya çalışan yaklaşımlar mevcut. Ancak bu yaklaşımlar da çok fazla yoruma dayalı.
    Covid-19’un ilk görüldüğü ülke olan Çin, 1.5 milyarlık nüfusuna rağmen 4,634 ölüm sayısıyla, milyonda 3ölüm oranına sahip. İspanya, İngiltere, İspanya ve Belçika’daki ölüm oranları ise milyonda 500-800arasında değişiyor; Çin’den çok çok yüksek. Tüm bu ülkelerde sıkı karantina tedbirleri uygulanıyor.
    İsveç’te hiç karantina uygulanmadığı halde ölüm oranı milyonda 371.
    Tayvan’da da karantina uygulanmıyor. Çin’in hemen yanıbaşında olmasına rağmen ölüm oranı çok çok düşük: milyonda 0.4.
    Ülkelerdeki vaka oranları arasındaki bu tutarsızlıklar, sunulan rakamların güvenilirliğini ve uygulanan tedbirlerin etkilerini sorgulamamızı gündeme getiriyor.
    Kaynak:https://www.worldometers.info/coronavirus/
     
    Virüsün İnsan Müdahalesiyle Ortaya Çıkmış Olması Mümkün Mü?: Covid-19’un ortaya çıkış yoluyla ilgili kanıtlanmış bir bilgi olmasa da, insan müdahalesi olmuş olabileceğine dair birçok olasılık mevcut. Hatta, Covid-19 RNA kodları pangolin ve yarasanınkilerle karşılaştırıldığında, Covid-19’un doğal yollardan değil, insan müdahalesiyle ortaya çıkmış olması olasılıksal olarak daha mümkün görünüyor.
    Laboratuvarda virüsleri mutasyona uğratmak, özelliklerini değiştirmek, ve hatta sıfırdan yaratmak mümkün. Bu amaçla kullanılan bir metot, Amerika’da uygulanmasına 2017 yılında kısıtlama getirilmiş olan Gain of Function Research.
    Yeterli zaman ve para harcanırsa, virüsü laboratuvarda üretecek, yoktan var edecek teknoloji de mevcut.
    Diğer Kaynaklar:https://www.youtube.com/watch?v=R6y8dlhoMpo  ;      https://www.youtube.com/watch?v=uZUJhKUbd0k
     
    Fauci Bağlantısı ve Wuhan Laboratuvarı: Anthony Fauci, 1984’ten beri Amerika Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nün (NIAID) direktörlüğünü yapan hekim ve immünolog. Tam 36 yıldır bu görevde. 36 yıl! Bir insan acaba neden ve nasıl, böyle kritik bir görevde, bu kadar uzun bir süre durur, veya özellikle tutulur?!
    Fauci, 2017 yılında yaptığı bir konuşmada, “Trump’ın, başkan olduğu dönemde, sürpriz bir bulaşıcı hastalık salgınıyla karşılaşacağını” şaşırtıcı ve net bir şekilde dile getirmiş. 2020, Trump yönetiminin seçimlerin yenilenmesinden önceki son senesi.
    Nisan ayı sonlarında yayınlanan haberlerde, Fauci yönetiminin Wuhan Viroloji Enstitüsünde, 5 yıl süren ve 2019’da tamamlanan bir koronavirüs araştırması yaptırdığı ortaya çıktı. Yarasa koronavirüsleri üzerine yapılan bu “gain-of-function” araştırması için 7.4 milyon dolar yatırım yapılmış. Araştırmanın yapıldığı laboratuvar, salgının ilk ortaya çıktığı iddia edilen hayvan pazarının çok yakınında.
    Wuhan’daki bu enstitünün yüksek güvenlikli bir bölümünde de, 7-24 Ekim 2019 tarihleri arasında hiçbir cep telefonu aktivitesi olmadığı ortaya çıktı. Bu tarihler için resmi bir kapanma/tatil kaydı olmaması sebebiyle, bu dönemde “tehlikeli bir olay” yaşanmış olabileceği belirtiliyor. Virüsün laboratuvardan yayılmış olabileceğine dair ortada bir kanıt yok, ancak DSÖ danışmanı Jamie Metzl bunun olası olduğunu ve araştırılması gerektiğini belirtiyor.
     
    Bill Gates’in Rolü ve Etkileri: Bill Gates’e gelirsek; onun durumu çok karmaşık. Dünyanın en zengin birkaç kişisinden biri. Aynı zamanda bir hayırsever olarak adı hep fakir ülkelerde yürüttüğü sağlık çalışmalarıyla, aşı kampanyalarıyla duyuluyor. Ancak, itham edildiği de birçok olumsuz şey var.
    Bill Gates, sağlık alanındaki çalışmalarını Bill & Melinda Gates Vakfı olarak yürütüyor. Bu vakıf DSÖ’nün ABD’den sonra gelen en büyük maddi destekçisi. Aynı zamanda GAVI, Unicef, Imperial Collage London ve bütün aşı geliştirme şirketlerinin en büyük sponsoru. Yaptığı maddi destekler sebebiyle Bill Gates dünya aşı sektörü ve aşı geliştirme çalışmalarını istediği şekilde yönlendiriyor; bu konuda yetkisi ve sağlık üzerine eğitimi olmadığı halde.

    Bill Gates, dünya nüfusunu azaltmaya yönelik çalışmalarını ve aşının da buna fayda sağlayacak bir etken olduğunu birçok defa dile getirdi.
    Bill & Melinda Gates Vakfı’nın Hindistan ve Afrika ülkelerindeki aşı uygulamalarının çocuklarda felç, kısırlık ve ölüme neden olduğuna dair çok fazla iddia var.
    Bill Gates, zorunlu coronavirüs aşı programını kabul etmesi karşılığında Nijerya’ya 10 milyon $ yardım teklif etti. Nijerya hükümeti teklifi reddetti.
    İtalyan milletvekili Sara Cunial, 15 Mayıs 2020 tarihinde İtalyan Parlamentosunda yaptığı konuşmada, Bill Gates’in bir “aşı suçlusu” olduğunu ve “insanlığa karşı işlenen suçlar” nediyle yargılanması gerektiğini söyledi.
    ABD halkı, “tıbbi yanlış uygulama ve insanlığa karşı suçlar” nedeniyle Bill & Melinda Gates vakfının soruşturulması için imza kampanyası başlattı. 573,000 imza ile en çok imza alan ikinci konu durumunda.
    Bill Gates Covid-19 ile ilgili olarak her fırsatta, “herkes aşılanmadan” normal hayata dönüş olamayacağını dile getiriyor. Tüm toplumun güncel aşı durumunu takip edebilmek için de dijital sertifika ve quantum nokta dövmesi(Quantum Dot Tattoo) programları üzerine çalışıyor. Dijital sertifikaya yönelik bir organizasyon olan ID2020’nin önde gelen sponsorları GAVI ve Microsoft; tabi bunların arkasında da Bill Gates var.
    Dijital takiple birlikte devreye alınması planlanan bir diğer sistem de “Vücut Aktivasyon Verilerini Kullanan Kriptopara Sistemi” (Cryptocurrency System Using Body Activity Data). Bu sistemde, insanların belli görev ve aktiviteleri yerine getirerek kriptopara madenciliği yapması sağlanacak. Bu sistemin patentini de Microsoft almış durumda.
    İnsanların iyiliği ve sağlığı için çabaladığını söyleyen bir hayırseveri yargısız infaz etmek haksızlık olur. Ancak, ortada bu kadar şüpheli durum ve iddia varken, elinde çok fazla yetki ve maddi imkan olan, dünyanın ve insanlığın geleceğini etkileyebilecek birinin soruşturulmasını ve gerekiyorsa yargılanmasını istemek oldukça yerinde bir talep olarak gözüküyor.
    Detay Kaynaklar:http://bilmek.info/...us-kontrol-sebekesi/
    http://bilmek.info/...ital-kimlik-istiyor/

    Diğer Olasılıklar ve “Üst Akıl”:Yaşadığımız durumun sebepleri ve sonuçlarıyla ilgili çok fazla olasılık senaryosu, analiz ve teori mevcut. Birçoğu göz ardı edilemeyecek derecede olası ve noktaları birleştirince çok net bir tablo ortaya çıkıyor. Bunlara bu yazıda detaylı yer vermiyoruz. Merak edenler, şu linkteki David Icke röportajını izleyerek kendi değerlendirmelerini yapabilirler: http://bilmek.info/davidicke-londonreal/
    Sadece birkaç başlığa değinmek istersek:
    5G teknolojisinin dünya üzerinde ilk defa kullanılmaya başladığı dönemdeyiz. Bilim insanları, yüksek frekanstaki 5G elektromanyetik alanlarının, insan sağlığına olumsuz etkileri olacağına dair endişelerini dile getiriyorlardı. Ancak, 5G’nin insan sağlığına etkilerini inceleyen bağımsız ve kapsamlı araştırma yapılmış değil. Covid-19 vakalarının yoğun yaşandığı yerler (Wuhan, Avrupa şehirleri, New York) 5G’nin ilk olarak yeni devreye alınmaya başlandığı şehirler. Covid-19 kayıplarına yapılan otopsilerde, birçok organda kan pıhtısı ve doku bozulmaları tespit edildi. Bu ölümlerin sebebinin 5G olabileceği iddia ediliyor. Covid-19 ve 5G bağlantısını sorgulayan tüm yayınlar sosyal medyada sansürleniyor.
    Economist dergisinin 2019 ve 2020 yılları için sene öncesinde yayınlanan sayılarının kapak analizlerine bakınca, bugün yaşadıklarımıza dair sembollerin resmedildiklerini görebiliyoruz. Bu kapaklar, kim tarafından, nasıl hazırlanmış olabilir?
     
    Kaybedilen Hak ve Özgürlükler: 2 aydır dünyanın büyük bölümü karantina altında yaşıyor. İnsanlar en yakınlarıyla bile görüşemiyor, insani temas eksikliği yaşıyor. İmkanı olanlar bunu dijital ortamlarda bir ölçüde gidermeye çalışıyor.
    Birçok insan işlerini kaybetti. Gündelik işlerde çalışanlar para kazanamıyor. Birçok küçük ve orta ölçekli işletme varlığını sürdüremez hale geldi. Büyük işletmeler içinde de zorlananlar, işlerini sürdürebilmek için kadrolarını daraltacak olanlar var. İşsizlik önümüzdeki aylarda daha da artacaktır. Ekonomik durumu bozulan insanlar, devlete daha bağımlı hale geliyor.
    Karantina uygulamalarının önümüzdeki dönemde yavaş yavaş kaldırılacağı belirtiliyor. Ancak, ekonomik olumsuz etkiler uzun süre devam edecek gözüküyor. Sosyal yakınlık gerektiren sektörlerde (eğlence, restoranlar, turizm…) uzun süre zorluk yaşanmaya devam edecektir.
    Karantina uygulamaları da tam olarak kaldırılmıyor. Salgının hala olduğu, “sosyal mesafenin” her ortamda korunması gerektiği belirtiliyor. Buna yönelik olarak, sosyal yakınlığın doğal olarak oluştuğu ortamlar için (okul, işyeri, toplu taşıma, restoranlar, parklar…) insanları birbirinden uzaklaştıran trajik uygulamalar devreye alınıyor. İnsanlar çizgilerle, bariyerlerle birbirinden uzak tutuluyor. Çocuklar çocukluklarını yaşayamıyor.

    İnsanlar birbirinden korkar, çekinir oldu. Fiziksel mesafe sağlamak amacıyla “Sosyal Mesafe” sloganı seçilerek, sosyal yakınlık korkulan bir şey, tabu haline getirildi. İnsanı insan yapan en önemli değerimizi, sosyalleşme yetimizi yitiriyoruz.
     Ülkeler, kişilerin kimlerle temasta olduğunu görebilmek için “kontak takibi” uygulamaları devreye alıyor, bu takibi yürütecek birimler oluşturuyor. Bu uygulamalar aracılığıyla, kimin hangi saatte nerede kimle görüştüğü, telefon rehberinde kimlerin kayıtlı olduğu gibi, “toplumdaki herkesin tüm özel bilgilerine” erişim sağlanmış olacak. Totaliter bir rejim için gereken altyapı kurulmuş olacak.
    Bütün bunların geçici olduğu, bir süre sonra eskisi gibi kucaklaşacağımızı söylemek ise oldukça iyimser bir tahmin. Virüsün hiç bitmeyeceği, 2. ve 3. dalganın geleceği konuşuluyor ve muhtemelen gelecek. Buna yönelik bir algı oluşturuluyor, karantina hastaneleri inşa ediliyor, kuralları sürdürmeye yönelik planlar yapılıyor. Ayrıca biliyoruz ki, yönetimler kazandıkları yetkileri geri vermezler.
    Aşı bulunursa, ki bir süre sonra illa ki bir şey bulunacak, bütün dünyayı aşılamak ve dijital takip, bir gerçeklik olarak önümüze gelecek. Aşı herkese zorunlu olarak uygulanmak istenecek. Aşı yaptırmayanlar seyahat edemeyecek, işe gidemeyecek, sokağa bile çıkamayacak.
     
    Sonuç olarak, şu anda yaşadıklarımızla ilgili ortada birçok belirsizlik ve şüpheli durum var. Bugün insanları korumak amacıyla alındığı söylenen tedbirlerin, kişisel hak ve özgürlüklerimizi kısıtlayan önemli etkileri oluşuyor. Kötü senaryo bütün bunların bilinçli olarak planlanmış olması, biraz daha “az kötü” senaryo ise birilerinin fırsatlardan istifade etmeye çalışması olabilir.
    Bütün bu olanlar ve olacaklar üzerinde toplumsal olarak bir etki sağlayabilmemiz için araştırmalı, olayları sorgulamalı, birbirimizi bilgilendirmeli ve haklarımıza sahip çıkmalıyız. Çünkü:
    Hayat eve sığmaz!
     
    24-05-2020
    Yazan: G.J.  (bilmek.info misafir yazarı)
  • Milletin daha çok para kazanmak için birbirinin gözümü oyduğu bir toplumda ahlak da neymiş? Ahlak, din ve hukuk el ele vermiş, hepimize vaaz edip ezberletmişler: Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan söylemeyeceksin.
    Ne işe yarıyor ki bunları bilmek!
    Yıldız Silier
    Sayfa 50 - Yordam Kitap İkinci Basım Mart 2011