• Bari dua etseler de ölsem. Kaç defa canıma kıymak istedim. Olmadı. Cehenneme gitmek var, dinden çıkmak. Bu taraf yandı. Ya öbür taraf. Cehenneme direk mi olayım istiyorsunuz?
    Benden ne istiyorsunuz?
    Burada öleyim.
    Bırakın öleyim.
  • Şimdi söyleyin, ne gibi kitaplar istiyorsunuz benden?
    Bilmiyorum, dedim.
    Ah! Çok sevdim. Gerçek bir okur karşılığı. Çok güzel, çok güzel...
    Ferit Edgü
    Sayfa 36 - Epub
  • Ya, gördünüz mü! Düşünün ne kadar küçük görüyorsunuz beni. Çalmaya kalkıyorsunuz beni. Perdelerimi bilirmiş gibi davranıyorsunuz. Sırlarımı üfürmek istiyorsunuz yüreğimden; en yüksek, en alçak sesleri çıkarmak istiyorsunuz benden. Oysa şu çalgıyı , içi güzelim seslerle dolu, şu ufacık çalgıyı, bilmem, beceremem diyorsunuz söyletmesini. Allahtan korkun, bu düdükten daha mı kolay beni öttürmek? Dilediğiniz çalgıya benzetin beni, kırın koparın tellerimi perdelerimi, bir tek ses çıkaramazsınız benden.
  • "Aslında benden ne istiyorsunuz?"
  • Şia’nın Hz. Ali’nin, hilafete Hz. Peygamber tarafından atandığına dair önemle ileri sürdüğü delillerin başında Ğadir-i Hum olayı gelir.[1]Bu anlatıma göre özetle; Hz. Peygamber Veda haccı dönüşüĞadir-i Hum[2] mevkinde Hz. Ali’nin elinden tutmuş ve onun kendinden sonra halife olmasını vasiyet ettiği anlamına gelen sözler söylemiştir.[3]Dahası olayla ilgili olarak Hz. Peygamber’e -esasen Yahudiler hakkında nazil olan- Maide-67’deki “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun.” ayetinin nazil olduğu iddia edilmiş ve mesele Hz. Peygamber’in peygamberlik görev şartlarının Hz. Ali’ninimametini ilan etmesine bağlı olduğu noktasına kadar götürülmüştür.[4]


    Bu anlatım tarzı ile Ğadir-i Hum olayı, Sünni dünya ile Şia arasındaki en önemli polemiklerden biri haline getirilmiş ve mesele tamamen mezhebi polemiklere kurban edilmiştir. Bu arada Hz. Peygamber’in ağzından karşılıklı uydurmalar üretilmiştir.[5] Ne yazık ki bu olayda da mezhebi körlük, akıl almaz boyutlardadır.

    Esasen  Ğadir-i Hum rivayeti ilk kaynaklarda bulunmamaktadır. Bu bağlamda İbn İshak, İbn Hişam, İbn Sad, Vakıdi, Taberi bundan bahsetmez. Buhari gibi kaynakların yanında hadis kaynaklarının da çoğu konuyu zikretmez. Malik gibi ilk hadis kaynakları olayı vermez. Bu konudan ilk bahseden hadis kaynağıİbn Hanbel’dir. Ancak buradaki rivayetin sonundaki Hz. Peygamber’in dilinden, “Allah’ım ona dost olana sen dost ol, ona düşmanlık yapana sen de düşman ol!” anlamında yer alan kısmın sonradan eklendiği belirtilir.[6]

    Bütün bunlardan sonra olayın aslının ne olduğunu izah etmek gerekmektedir. Olayı Ehl-i Sünnet taassubuyla tamamen inkar etmeye de gerek yoktur.[7] Ancak olay,Şia’nın iddia ettiği gibi de değildir. Doğrusu olayın serencamı özetle şu şekildedir:

    Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi Yemen bölgesine amil (vergi görevlisi) olarak göndermiştir.[8] Hz. Ali, Yemen’de ki vergileri dağıtırken bunların arasında bulunan “Vasife” isimli bir cariyeyi kendine ayırmış, onu gece çadırına almış, sabahleyin de gusletmiştir. Bu durumu kabullenemeyen diğer sahabiler orada Hz. Ali ile tartışmışlar ve dönüşte durumu Hz. Peygamber’e şikayet etmişlerdir. Hz. Peygamber ise Hz. Ali’nin görevli olarak bu mallardan hakkı olduğunu,[9]alacağı mallara karşılık cariyenin küçük bir hisse olduğunu söyleyerek tartışmayı kapatmak istemiştir.[10]

    Ayrıca Hz. Ali, yanında getirdiği mallarla Mekke’ye yaklaşırken Hz. Peygamber’e rapor vermek üzere arkadaşlarından önce gelmiş ve Hz. Peygamber’e Yemen’de yaptıklarını rapor etmiştir. Ancak o, malların başından ayrılınca geride kalanlar devlete ait bu malları aralarında paylaşmışlardır.[11] Bu durumu haber alan Hz. Ali bunlarla tartışmış ve bu tartışmalar Mekke’de ve devamında Medine’ye dönüşte de devam etmiştir. Bu tartışmaların kendisine ulaşması sonucu önce sukut edip[12] meselenin yumuşamasını bekleyen Hz. Peygamber, daha sonra tartışmanın ve şikayetlerin sürekli tekrarlanması[13] ve artması üzerine konudan sıkılmış, Ğadir-i Hum mevkiinde Hz. Ali’ye karşı aşırı söz sarf edenlere karşı onu savunmak amaçlı olarak, “Ali’den Ne istiyorsunuz? Ali bendendir, ben de ondanım, ona kızmayın.”[14] “Kim Ali’ye eziyet ederse bana eziyet eder.”[15] “Ben kimin velisi[16] isem Ali de onun velisidir.” anlamına gelen sözler söylemiştir.[17]

    Şia, bu sözleri bağlamından kopartıp, abartarak Hz. Ali’nin imametinin Hz. Peygamber tarafından tescillendiğine delil olarak getirmiştir.[18] Ayrıca Sünni kaynaklar içindeki bazı ifadelerden yola çıkarak[19] Hz. Ali’nin halifeliğinin Hz. Ebu Bekir tarafından gasbedildiğine vurgu yapmaya çalışmıştır. Yine Şia, bu anlayışını desteklemek için Hz. Peygamber’in vefat ederken Hz. Ali’nin kulağına gizli bir şeyler fısıldadığı da aktarılarak bununla Hz. Ali’nin halifeliğini kastettiği şeklinde rivayetlerle iddialarını desteklemeye çalışmıştır.[20] Benzer bir fısıldaşmanın da Taif olayında olduğu, sahabenin bunu aralarında konuşunca Hz. Peygamber’in, “Gizli konuşmayı ben istemedim. Allah emir buyurdu.” dediği nakledilerek bu anlayış perçinlenmeye çalışılmıştır.[21]

    Bu bağlamda Şia, Ğadir-i Hum olayına destek amaçlı olarak yukarıda aktarılanlar dışında başka rivayetleri de kullanmıştır. Tebuk Savaşı’na giderken Hz. Ali’nin Medine’de bırakılmasının sebebini açıklarken Hz. Musa’nın yokluğunda ailesinin işlerine Hz. Harun’un bakması konusunu misal göstererek, “Bana karşı sen, Musa’ya karşı Harun’un durumundasın fakat benden sonra peygamber yoktur.” şeklindeki sözünü[22] halifelik için delil getirme çabasına girmişlerdir. Halbuki bu uzun ve meşakkatli yolculuk için Hz. Ali, Hz. Peygamber’in ailesinin başında bırakılmıştır.[23]

    Bütün bu üretilmiş rivayetlerden hareketle Hz. Ali’nin halife olması gerektiğini çıkaran Şia’ya karşı İbn Teymiyye’nin Sünni bir gayretle yaptığı, Hayber’deki sancak veTebuk’taki Hz. Musa benzetmesi ile ilgili rivayetleri tümden reddederek, “Ehl-i Sünnet, bunları Haricilere karşı Hz. Ali’yi savunma adına uydurmuştur.” şeklinde[24] bir karşı görüşe gitmeye de gerek yoktur.

    Esasen olayın serencamı yukarıda zikrettiğimiz gibi Hz. Ali’nin ganimet malları içinden bir cariyeyi alması ve onunla beraberliğinin sahabilerce tenkidinden ibarettir. Hz. Peygamber’in sahabilere yönelik basit uyarı sözlerinden Şia’nın yaptığı gibi evrensel hükümler çıkarmak mümkün değildir ve onlara bu konuda çok sert davrandığı şeklindeki aktarımlar da esasen onun davet uslubuna uymaz.

    Şunu söylersek sanırız yeterli olacaktır: Eğer Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi kendinden sonra halife olarak atamak istiyorsa bunun için gizli konuşma yapmasına, fısıldaşmasına veya burada olduğu gibi yol üstünde tesadüfen gelişen bir olay üzerine bu iddia edilen sözleri söylemesine ve hiç kimseden çekinmesine de gerek yoktu. Veda Hutbesi’nde binlerce sahabe huzurunda bunu açıkça ilan ederdi, mesele biterdi.[25] Dahası eğer bu ayet bunun için geldiyse Medine’de de minbere çıkar bunu teyiden ilan ederdi.

    [1]      Belazuri, II, 356.
    [2]      Bu sebeple Hz. Ali’nin liderliğinin ilan edildiği Şii devletler ve Nusayriler bu günü bayram ihdas etmişlerdir. Mehmet Azimli,Hz. Ali Nesli’nin İsyanları, Konya 2010, 118.
    [3]      Adnan Demircan, Gadir-i Hum Olayı, İstanbul 1996, 22.
    [4]      Bkz. Hikmet Zeyveli, Kur’an ve Sünnet üzerine Makaleler, İstanbul, 1996, 150
    [5]      Demircan, Gadir-i Hum Olayı, 47.
    [6]      Doyurucu rivayet tahlilleri için bkz. Demircan, Gadir-i Hum Olayı, 14, 51.
    [7]      İbn Teymiyye, bilginlerin bu tür rivayetleri mezhep taassubuyla inkar ettiğini belirtir, bkz. İbrahim Sarıçam, “Hz. Ali’nin Hayatı ve Şahsiyeti”, Hz. Ali Sempozyumu, Bursa 2005, 21.
    [8]      Hz. Peygamber’in Hz. Ali’yi başka bir seferde Halid b. Velid’in haksızlıkla katlettiği Ben-i Cezimelerin diyetini ödemesi için gönderdiğini görüyoruz, Belazuri, II, 354.
    [9]      Tevbe, 60. ayet gereği.
    [10]    Buhari, Meğazi, 63; Nesai, 94.
    [11]    İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Ğabe, Ali Mad.
    [12]    Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, Beyrut 1984, 1081.
    [13]    Nesai, 86.
    [14]    Tirmizi, Menakıb, 21; Nesai, 87.
    [15]    Belazuri, II, 379.
    [16]    Buradaki veli yardımcı, sorumluluğumdaki kişi anlamındadır, Demircan, Gadir-i Hum Olayı, 64.
    [17]    Tirmizi, Menakıb, 21.
    [18]    Hikmet Zeyveli, 204 vd.
    [19]    Halbuki konunun Nehcu’l-Belağa’da zikredilmemesi dikkat çekicidir, Zeyveli, 150.
    [20]    Nesai, 151.
    [21]    Tirmizi, Menakıb, 21.
    [22]    İbn Sad, III, 24; Tirmizi, Menakıb, 21.
    [23]    İbn Sad, III, 23.
    [24]    Bu konuda geniş değerlendirmeler için bkz. Sarıçam, “Hz. Ali’nin Hayatı ve Şahsiyeti”, 21.
    [25]    Zeyveli, 150.
  • ....
    "Ne istiyorsunuz benden bu gece vakti? Derdiniz ne? Allah sizin belanızı versin deyyuslar!"
    Abdi Ağa:
    "Seni ben istedim Hösük," dedi.
    Hösük indirdi. Yumuşadı:
    "Ula namussuzlar, neden Ağa çağırıyor demediniz? "
    ....
  • Şimdi söyleyin, ne gibi kitaplar istiyorsunuz benden?
    Bilmiyorum, dedim.
    Ah! Çok sevdim. Gerçek bir okur karşılığı.
    Ferit Edgü
    Sayfa 32 - Sel Yayıncılık