Sevgililer
Birlikteyken şöyle düşünürler
Yalnız kalmak istiyorum artık
Ve
Yalnız kaldıklarında
Onun ile olmak nekadar güzel olurdu şimdi
Özler üzülür ağlar yalnız kalmak istemez artik
ϟ™

Can tendürüs
Tahmin bile etmek bırak
Sadece böyle kalalım
Ben sende yarim sen bende tam.

Ne kadar uzak nekadar yakin
Sakin çevirme gözlerini yada kısma
Sürüklenecek kalblerimiz yavaş yavaş.
Yarım kalacaz malesef....

zülküf aygan, bir alıntı ekledi.
 04 Ara 13:48 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

" Ah, nekadar da güzelmiş!
Rüzgarda sallanan selvi fidanı gibi duruyordu karşımda. Kısa kollu bir elbise giymişti, koltuğunun altında iki kitap vardı.
" Nereden öğrendin burada olduğumu? " diye sordum.
" kütüphaneden geliyordum. Arabanın izini görünce tanıdım"
Bu karşılık 'seni seviyorum' demek kadar değerliydi. Demek düşünüyordu beni, teker izlerimi tanıyacak kadar aklındaydım...

Selvi Boylum Al Yazmalım, Cengiz Aytmatov (Sayfa 35 - undefined)Selvi Boylum Al Yazmalım, Cengiz Aytmatov (Sayfa 35 - undefined)
Niyo, İsimsiz Kitap'ı inceledi.
 04 Ara 05:15 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

belki bir hayaldi belkide gerçek ama ben her anına nedense inandım.yuregimde ağır bir yara yüzümden düşen bir efkar.ve gece ile birlik oldular.bir hüzünlü bulut misali boşaldi yaşlar içime.kendimi tutmuş gözlerimden yaş akitmamistim ama içime aktilar yetmez mi.once dugum düğüm oldular bogazimda sonra yerini sele biraktilar.hikaye de bir okuyucu olmaktan çıkmış Benjamin gibi bende onları izlemiştim kah ağaçların arasında kah masalardan birinde.icimde oluşan ürperti sayfaları çevirdikce artmış/aska dusen bu kalp yuregimi lime lime etmisti.yazar anlatmis ama biz anlatmayalim okuyalim sadece. evet bir hikaye ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi üzerimde etkisi nekadar daha devam eder bilemem ama tek bilmem gereken biz aşkı yanlış anladık sevdayı başka ölümü başka .yanlışlarla sürüp giden bir şu hayatta bir nebze olsun aşkı anlamak için yol katedebilecekmiyiz kim bilir?

Tevfik Fikret - Sis
Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
netin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...

Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

18 Şubat 1317

Parçalaniyorum..
Bu lanet şehirde nekadar kacsamda
Bağlıyor kendine bana
Busefer de aşk mıdır nedir onu çıkardı karşıma
Ama bunun üstesindende gelirim ben
Zaten oda sevmiyor beni çabuk unuturum