• 304 syf.
    ·6/10
    Selam arkadaşlar. Sizlere biraz momoyla ilgili bir şeyler anlatacağım.

    Kitaba bir hevesle başlayıp kitap her ne kadar akıcı bir şekil de ilerlese bile beklentilerimin bi tık altındaydı. Bence kitap abartıldığı kadar iyi değildi. Kitap her ne kadar çocuk kitabı gibi gelse de bi o kadar da yetişkin kitabıydı. Kitap momo adında bir kız çocuğunun zamanla nasıl mücadele ettiğini anlatıyor. Kitabın bazı kısımları öğüt verici niteliğinde yazılmış. Ben kitabı her ne kadar da gerilim bir şeyler beklesemde o bile değildi. Kitap benlik bi kitap değildi kısaca. Yani okuyabilirsiniz. Çerezlik bir kitap.
  • ... mantıklı ve eleştirel düşünme yeteneği insanoğlunun en belirgin özellikleri arasında değildir. Olsa bile, kararsız ve değişken niteliklidir ve kural olarak, politik gruplar ne kadar büyük olursa, o kadar kararsız ve değişken olurlar. Kitleler, tek tek bireylerde var olabilecek içgörü ve düşünme yeteneğini ezip geçerler. Ve bu da anayasal devlet bir zayıflığa düştüğü zaman, doktriner ve otoriter despotluğa yol açar.
  • 336 syf.
    ·5/10
    Yazarlar, kitabın "Daha merhametli ve adil bir dünya için kandil yakması ve anne-babaların sorularına cevap verebilmesi" amacıyla yazıldığını önsözde belirtmişlerdir.
    Kitapta;
    - Anne-Baba-Çocuk Arasında Kurulan Bağlar
    - Benlik Gelişimi
    - Duygusal Zeka
    - Gelişimde Anne-Baba Rolü
    - Problem Çözme
    - Ev İçi Şiddet
    - Çocuklarda Görülebilecek Bazı Sorunlar
    gibi 11 bölüm bulunmaktadır.

    Ayrıca kitabın sonunda Ebeveyn Tutumlarını Belirlemeye yardımcı olabilecek dört adet test yer almaktadır.

    Kemal SAYAR'ın diğer kitaplarında görmeye alışkın olduğumuz dini kavramların bu kitapta neredeyse hiç yer almadığını daha çok bilim insanlarının eserlerinden (yaklaşık 60 kişilik bir kaynakça) beslenildiğini söyleyebilirim.
    Genel olarak anne babalara ve ilgililere tavsiye edebileceğim bir kitaptır.

    Ancak kitapla ilgili iki de eleştiri yapmak durumundayım;
    1-) 37-38. sayfalarda yer alan "Merve'nin Öyküsü" isimli olayda, Merve'ye okul psikoloğu tarafından öğrenme güçlüğü teşhisi konulduğundan bahsedilmiş.
    Ancak -eğer olay Turkiye'de yaşanıyorsa- ülkemizde Okul Psikoloğu uygulaması faal değildir. Ülkemizde sayısı otuz bini aşkın "Okul Psikolojik Danışmanı" bulunmaktadır. Bu noktada sehven yapılmış bir hata olduğunu düşünmüyorum. Okul Psikoloğu ifadesinin farklı (!) bir niyetle yazıldığına -her ne kadar istemesem de- inanıyorum.

    2-) 300. sayfada yer alan "Profesyonel Destek Almak" başlıklı bölümde de ailelerin destek alması gereken noktalara kısa bir değinme yapılmış. Profesyonel desteğin son derece önemli ve hayati olduğunu düşünerek, bu desteği verecek kişilerin de yetkinliklerine dair detaylı bir açıklama yapılmalıydı. Ancak yazarlarımız bu bölümde "uzmanlar" diyerek muğlak bir ifade kullanmayı tercih etmişler. Zira ülkemizde asılsız ve karşılıksız unvanlarla medyada kendisini "uzman" olarak tanıtan kişi sayısı oldukça fazladır. Her uzmanın ya da kendisine uzman diyen herkesin profesyonel destek veremeyeceğini ve hangi meslek gruplarının bu alanda profesyonel destek vermeye yetkin olduklarının net sınırlarla okuyucuya sunulması gerektiğini belirtmek isterim.
  • 479 syf.
    ·10 günde·10/10
    Bugün sizlere Edebiyat dünyasının en önemli ve bir o kadar da iç dünyası karmaşık yalnızlık duygusunu eserlerinde hissettiren benim için duayen isimlerden olan Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabını dilim döndüğünce yorumlamaya çalışacağım. Tehlikeli Oyunlar’ın baş karakteri Hikmet Benol bir gecekondunun ikinci katına taşınarak, alt komşu dul kadın ve üst komşu Albay Hüsamettin Tambay üçlüsü etrafında şekillenmektedir. Hikmet Benol yaşadığımız dünyayı bir oyunla bizlere aktarmak isterken aynı zamanda soyisminden de anlayışılacağı üzere bir benlik arayışına çıkmaktadır. Bu arayışta iç dünyasıyla hesaplaşma, kendisiyle acımasızca savaşmasını ve dönüşümünü temsil etmektedir. Oğuz Atay; Hikmet Benol gibi yaşadığımız toplumda orta katta yaşamaya maruz kalan insanların gerçeğini, Sevgi ve Bilge adlı kadınlara olan münasebetiyle de irdelemektedir. Hikmet, bir taraftan Sevgi’de aradığı ama bir türlü bulamadığı ve karşılaştığı sevgisizliği, Bilge’de hasretini çektiği bilgiyi de yine tam anlamıyla elde edemeyişini sorguluyor. Bir taraftan da Bilge’yi Batı kültürünü yansıtan toplum olarak, Sevgi’yi de Doğu kültürünün yansıması olarakta değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. Yazarın, tam anlamıyla elde ettiği Sevgi’den tatmin olamayışı ve Bilge’de aradığı o tatminsizliği tam Batılılaşamama ve entegre olamama durumu olarak toplumunda bir röntgenini çektiğini düşünüyorum. Oğuz Atay’ın kendine has bir üslupla bir konu anlatırken insanın iç dünyasındaki o karmaşanın bir yansıması olarak bambaşka konulara sıçrayarak bize sunması da benim yazara olan hayranlığımı bir kat daha artıyor. Okurken sık sık kendinizi de sorgulayacağınız, yaşadığınız bu evrenin tam da bir oyun sahnesi olduğunu anlayacağınız tarzda bir eser, Tehlikeli Oyunlar. Sizce de öyle değil mi? Hepimiz farklı misyonlar da ve görevler de bize dayatılan veya yazılan bir oyunun figüranları değil miyiz? Ancak bu oyunun kuralını koymak istiyorsakta her birimiz kendi oyunumuzu yazarak sahneleyebilir ve tek sahnelik bir başyapıt haline getirebiliriz. Bununda altın kuralı kendimizi keşfederek o arada kalmışlığımızdan kurtularak mümkündür. Genel anlamıyla toparlayacak olursam eserde, birçok karakter var gibi görünürken sadece Hikmet’in olduğu veya olmadığı, birçok konunun işlenmesi söz konusuyken tek bir merkez konu üzerinde gitmeye başlaması gibi ters köşe hallerin, durumların olması sizin kitaba olan hayranlığınızı daha da cezbediyor. Oğuz Atay okumak bir birikim, bir emek ve bir sabır işidir. Bu yüzden kendinizi ne zaman hazır hissederseniz o vakitte okumanızı tavsiye ederim. Okuma zahmeti gösterdiğiniz için teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim.
  • 144 syf.
    ·1 günde
    İlk ve son okuma olacak dediğim Gece kitabının üzerinden iki sene geçtikten sonra bir kez daha Bilge Karasu okumaya girişimde bulundum. Ancak yine aynı sonuçla ellerim havada kaldım.

    Bu ikinci hüsranım. Yazarın dili harikulade. Tam benlik. Zihnimi yorarak birçok imaj yüklüyor. Evet, bu da benlik. Ancak hâlâ bu yazarla anlaşamamamın sebebini bulamadım.

    Elimde bir başka kitabı daha var. Bir kez de o kitabıyla deneyeceğim şansımı.

    Evet, kitabı kesinlikle sevdim. Zorlayan metinler okumak isterseniz okuyun derim. Bende bıraktığı o pütürü tanımlayabilirsem çok iyi olacak benim için.

    Öykü türünde yazılmış bu kitapta üç öykü var. Öykülerin ikisinde 'inanç' ve 'inanç yetkinliği/sorgulaması' var. İşte bu kısmı çok sevdim. Sadece okumakla kalmayıp Andronikos'un başından geçenleri ve devinimlerini bir film izler gibi izledim.

    Sonra son öyküde biyografik bir tat hissettim. Yazar, her ne kadar tüm geçmişini soyunarak otursa da kaleminin defterinin başına yine de akıyor kalemin ucundan. Bu öyküye hayran kaldım.

    Hah işte... Şimdi buldum. Galiba bir metnin içinde 'tekrarlar' olmamalı. Bu tekrarlar benim kopmama sebep oldu. Üstelik günlerdir okuma eylemindeydim bu kitabı. Tekrarlar çok da sık olmamalıydı. Sanırım bu Bilge Karasu kaleminin özelliklerinden biri. Çünkü Gece kitabında da vardı.

    Nihayetinde benim için iyi bir okuma deneyimi oldu.

    [Kaynak: https://www.instagram.com/...igshid=aqi13gg5ouhy]
  • Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna "yok"un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye.Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kâinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!.
    .
    .
    .Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm, selâm sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence..
    .
    .
    .Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.Lûgat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış..
    .
    .
    .Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mâverâ dede.
    Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimarî, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...
  • 55 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba:)Kendisi ince ama icin de bir dünya var o kadar güzel ki Cibranin kalemini çok seviyorum verdiği nasihatler çıkarımlar kurgu tam benlik yani 7/24 konuşsa dinlerim:)Bu eserini ilk lisede sahafta keşfettim sonra bırakamadım tabiki gözden alınan uyuşturucu gibi bisey kitapları:)Bu kitabi da çok popi oldugunu farkettim şuan herkes okuyor ama keske yaşantıda da ermısligin kırıntısını görsek hatta onu geçtim insan görsek yeter neyse ...Bu kitapla ilgili azıcık araştırma da yapmıştım hatta ;

    *** Yazarın düşünceleri o kadar çok beğenilmiş ki Doğu’nun Nietzsche’si olarak adlandırılmış Dünya’da birçok insanın severek okuduğu yazarın birçok hayranı bulunmakta şuan . Hatta ünlü yıldız Elvis Presley kitabı alıp insanların okumasına yardımcı olmak için dağıttığı bile söyleniyor dostlar.İncil’den sonra en çok satılan kitap olmuş ve bu rekoru kimse geçememiş.Eğitici ve öğretici bilgileri sebebi ile dünyada birçok ülke kendi diline çevirmiş ve milyonlarca insan Ermiş kitabını severek okumakta ve tercih etmektedir tabiki.

    INCELEMEYE GELİRSEK ;

    El Mustafa adlı bir adam, 12 yıl kalmış olduğu şehirden ayrılırken guvertede ahali tarafından durdurulur. Ve insanlar El Mustafa’ya aşka, evliliğe, çocuklara, yemeye ve içmeye, çalışmaya, sevinç ve kedere, özgürlüğe, zamana, iyilik ve kötülüğe, güzelliğe, ölüme ve hayattaki daha pek çok konuya dair fikirlerini sorar, gitmeden önce ondan son bir “düşünce” koparmaya çalışırlar.
    El Mustafa’nın ahaliyle paylaştığı hayat görüşleri, zamana meydan okuyan, her dinden ve her yöreden insana seslenebilen, düşündürücü nitelikte. Bazen kimi cümleleri tekrar tekrar okuduğunuz oluyor. Yazılan her cümle hayatınızın rotasını değiştirebilecek potansiyelde… Aslında böyle söyleyerek beklentiyi yükseltmek istemiyorum, sonuçta her insanın bir kitaptan aldığı bal farklıdır fakat gerçekten almak isteyerek okuduğunuzda çok şey kazandıran bir kitap.

    .Bu zaman dilimi içinde sonuçta El Mustafa insanların sorularına tek tek cevap verir. Bu sorular; aşk, evlilik, çocuklar, vermek, yemek, içmek, sevinç, üzüntü, ev ve evin önemi, arzular, acı, bilgelik, öğretme, arkadaşlık, konuşma, zaman, iyi, kötü, dua, zevk, güzellik ve son olarak ölümle ilgili sorular olmuştur. Tüm bu sorulara bilgece cevap verir El Mustafa. Böylece kendince Orphalese kentindeki son görevini de yerine getirmiş olur. Sonra da El Mustafa gemiye binerek bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkar.

    Kimileri bahsedilen ermişin, “Hz. Muhammet” kimileri ise “Hz. İsa” olduğunu söylüyor. Fakat ne önemi var ki? Satırlarda yüzmeyi, isimleri unutmayı deneyin. Ve eğer ölmeden önce okunması gereken kitaplar adlı bir listeniz varsa, Ermiş’i de baş sıralara ekleyin derim.

    Iyi okumalar bu kitabi da okumayan okusun ha:)