• Ne yaşadığım hayatı beğeniyor,ne yenisine gidebilecek kudreti kendimde buluyordum.Her şeyden düpedüz kopmuştum.
  • Türklerin Büyükleri, Cansu Canan Özgen imzasıyla yayımlanan bir kitap. İçinde Gök Türkler'den, Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar uzanan süreçte, Türk tarihinde iz bırakmış 8 farklı isimle ilgili röportajlar var. Bu röportajlar, konusunda uzman tarihçi akademisyenle ile yapılmış. Konu seçimi gayet iyi, muhataplar da işinin ehli, hakiki tarihçiler olunca ortaya çok iyi bir kitap çıkmış.

    İşin aslı, Özgen’in bu konuda, bu kadar iyi bir iş çıkarabileceğini düşünmeyenlerdenim. Bu nedenle kitabın, ondan ziyade konukları ve arka plandaki editör ekibi tarafından bu kadar iyi hale getirildiği kanısındayım. Çünkü soru seçimleri makul, nitelikli ve dahası her hoca ile röportaj yapılmadan evvel, konu ile ilgili hocaların kitapları da dahil epeyce bir okuma ve araştırma yapılmış. Özgen’in bir önceki kitabı Türklerin Serüveni’nde televizyon programlarındaki röportajlarının çözümlemeleri yapılıp, bazı ilavelerle desteklenmişti. O da fena bir kitap değildi. Ancak bu öyle değil; arka planda, iyi bir ekip tarafından ciddi emek harcanmış diye tahmin ediyorum.

    Kitaba dönersek;

    Hemen hepsi Kronik Kitap’tan kitapları çıkan akademisyenler, Ahmet Taşağıl ile Bilge Kağan, Erkan Göksu ile Nizamülmülk, Cihan Piyadeoğlu ile Alp Arslan, Mustafa Alican ile Timur, Emrah Safa Gürkan ile Barbaros, Feridun Emecen ile Kanuni, Necmettin Alkan ile II. Abdülhamid ve İlber Ortaylı ile Atatürk röportajları yapılmış. Sunuşta da ifade edildiği gibi, derin Türk tarihindeki tek büyükler bu isimler değil elbette ama hepsi hükümdar bile olmayan 8 önemli şahsiyeti yakından tanımamız sağlanıyor. Bir bölümünü bildiğim, bir bölümünü hiç duymadığım çok sayıda bilgi ihtiva ediyor.
    Tekrar ediyorum; yazarın popülerlik dolu ismine takılmadan alıp, okumanızı tavsiye edebileceğim bir eser. Eğer ki, tarihe ilgi duyuyorsanız, seveceğiniz, benim gibi epeyce alıntı yapabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.
  • Bana göre tarih bilgisi ve anlayışı olarak “Kızıl Sultan” ne kadar
    sıkıntılı veya problemliyse, “Ulu Hakan” da o kadar sorunludur. Bir defa, her ikisinin de tarihi bir gerçekliği ve karşılığı yoktur. Bunlar, ancak bazı iddialara dayanılarak ortaya atılan, belli maksatlara hizmet eden ve masum olmayan adlandırmalardır. Bunlar, siyasî endişelerle uydurulan kavramlardır. Bu tür abartılı tanımlamalarla tarihi bir hakikat ortaya konulamaz. Aksine tarihin abartılarak belli amaçlar için kullanılmasıdır. Hatta Sultan Hamid’in günlük siyasete; siyasi ve toplumsal hesaplaşmalara alet edilmesidir.

    Prof. Dr. Necmettin Alkan
  • #kitapyorumu
    Cansu Tıraşoğlu
    #Afra

    “İnsan ya sevdiğiyle yaşlanmalı yada sevdiğinin hayaliyle.”

    Peki ya Afra’nın sevdiği adam,hayallerine dahil ettiği adam ona hayatının en zor günlerini yaşatan adamsa...

    10 yaşında daha küçücük bir kız çocuğu iken tecavüze uğradığında hayatı, hayalleri ve geleceği ellerinden alınır. Kimselere paylaşamadığı bu olayı sadece yazarak atlatmaya çalışan kimsesiz Afra

    Kadın olmanın hayata 1-0 yenik başlamak demek olduğunu hayatın acımasız gerçekleriyle yüzleşmek zorunda olduğunu Afra da ne yazık ki yaşadı.

    Ve hayat hayallerimizdeki kadar güzel değildi Afra için.

    Kitabın akıcı ve sade bir anlatımı var. İçerisinde birden fazla sosyal mesajlar verilmiş. Okurken birkaç kısımda tekrara düşüldüğünü hissettim. Bazı argo sözcükler olmasaydı daha güzel olurdu. Bir bütün olarak kitabı ele aldığımda güzel ve akıcıydı.

    Bir kadının hayalleriyle hayatı arasında geçen yaşamını sizlerde merak edenlerden misiniz?

    Yazarımızın kalemine yüreğine sağlık.
    İçten ve samimi yaklaşımınız için teşekkürler
  • Kitabı az önce bitirdim. Zaten Sevgili @tuncilkman kalemi olsun, kitaplarının sonunda büyük bir ters köşe yapmalarının ne demek olduğunu kitabını okuyanlar çok iyi bilirler. O yüzden ben kitaba başladığım andan bitirdiğim zaman dilimine kadar nasıl bir sonla karşılaşacağımı kestiremedim.
    Kitabı okurken çok farklı bir tad alarak okudum hiçbir kitabına benzemiyordu diye gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Bu sefer ki kitabımızda okurken hissettiğim duygularımı mecazen şu şekilde aktarabilirim. Sabahın ilk ışıklarında arkadaşlarım; "Cansu oyalanma bu sefer kitaplarını doya doya okuman için seni yep yeni bir yere götüreceğiz. Gittiğimiz yerde çok özlediğin sessizliğe de doyacaksın. Kimsenin çıtını çıkarmadığı sadece sen kitaplarının olduğu yere gidiyoruz düşünebiliyor musun? Hadi şimdi oyalanma da hazırlan uçak kaçacak nereye gideceğimden hiçbir şekilde bilgim yok ama tek bildiğim beni acayip bir serüvenin bekliyor olmasaydı. Tam olarak böyle hissettim desem yeridir diye düşünüyorum. Sadece ben ve sevgili kitabım vardı kitabı okuduğum süre zarfından bitirdiğim süre zarfına kadar çok güzel bir serüvene eşlik edeceğimi biliyordum. Her şeyden önce kitabın yayın evinin açıklanışı herşeyin başlangıcı olmuştu. Çünkü @florakitap Aramıza katıldı. Kim bilir ne kadar değerli kitaplar basılacak. Yeri gelecek güldürecek, yeri gelecek düşündürecek , yeri gelecek duygusallığın doruğuna çıkaracak, mutluluklar yaşatacak. Biz de bunlara tüm destegimiz ve sevgimizle şahit olacağız. Bundan öte şans bundan öte mutluluk olur mu?
    @aylakmatmazel Arabamız uçuyor mu ? Diye sorarken o kadar haklıymışsınız ki ! Uçuyor ️
    Kitabımızın ana karakterini çok sevdim. Ama beni asıl can evimden vuran olay kitabın sonu oldu. Şöyle düşünün kitabın başlangıç noktası ve bitiş noktası kitaptaki en belirgin ince çizgidir. Eğer o ince çizgi haddinizi aşacak şekilde başlayıp bitirirseniz sınıfta da kalabilirsiniz. Ya da Tam tersi aradaki o ince çizgiye haddini bildirirseniz sınıfı geçersiniz. Bu ince cizgi bir kitapta birleşince ortaya “Eğlenilecek Erkek “ gibi bir kitabın çıktığına okudukça şahit olacaksınız. #florakitap #tunçilkman #eğlenilecekerkek #aylakmatmazel 5/5
  • KONU:
    Mevlana'nın en fazla bilinen eserlerinden bir olan Mesnevi'de yer alan hikayelerden oluştuğu için doğal olarak her hikaye kendi konusunda özelleşir. Ancak Mesnevi'nin genel konusundan yola çıkarak bir değerlendirme yapmak mümkündür buna göre; "Mesnevi: İslam tasavvufunun hemen hemen tüm konularını içine alan bu büyük eser aynı zamanda İslam kültürünün baş yapıtlarından biridir. Mesnevi altı cilt (defter) ve yaklaşık 25.700 beyitten meydana gelen, Mevlana'nın Farsça eseridir. Mevlana'nın halifesi Hüsameddin Çelebi'nin ısrarıyla yazılmaya başlanmış ve onun tarafından yazıya dökülmüştür." (Alkım yayınları-syf 9)....

    BİÇİM:
    Genel olarak okuyucunun çok rahat bir şekilde anlayabileceği, sade, açık ve doğal bir üslup kullanılmıştır. Okurken okuyucuyu çok fazla düşünmeye sevk edecek bir anlatımla karşılanmaz, mesajlar nettir.

    GENEL DEĞERLENDİRMEM:
    Halk arasında veya sosyal paylaşım ağlarında Mevlana'nın sözlerine rastlamamak neredeyse imkansız. Herkes sözlerini bir taraftan yakalayarak kanayan yarasına merhem olarak sürme çabasına girer. Çünkü sözleri hem şekilli hem de ikna edicidir ve bir albenileri vardır. Mevlana sadece toplumumuz tarafından bilinen bir mutasavvuf şair ve düşünür değil aynı zamanda 2007 yılı UNESCO tarafından Mevlana yılı ilan edilerek dünya tarafından tanındığı gösterilmiştir. UNESCO özellikle Hümanist tarafına vurgu yapmıştır; “Gel... Gel, ne olursan ol, gel! İster kafir, ister mecusi, ister putperest ol, gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!..”

    Yorulmadan okuduğum ve bir çok hikayesini çok beğendim bir eser oldu fakat bazı hikayeleri farklı bir şekilde ön plana çıktı Mesela "Ben böyle evin!" başlıklı hikayesi beni gerçekten güldürdü, yine "Açgözlü Misafir" başta olmak üzere bazı hikayelerinde Hz. Peygamber'in başından geçtiği iddia edilmektedir, bunlar gerçekten yaşanmamışsa islam inancına göre bunları Hz. Peygambere atfetmek ne kadar doğru, eğer gerçekten yaşanmışsa, ilginç! Son olarak okunmasında fayda olacağı kanaatindeyim.

    ARKA KAPAK:
    "Biliyor ve bilmezden geliyorsunuz ki, fanisiniz; doğduğunuz andan itibaren ölmedesiniz; çiçeklenmeye başlamanız çürüyeceğinizin habercisi biraz da; siz...siz sandığınız kadar önemli değilsiniz...

    'Benim sarığıma, başıma, cübbeme bunların üçüne birden kıymet biçtiler. Bir kuruştan daha az değer verdiler. Sen dünyada benim adımı hiç mi duymadın? Ben bir hiçim, hiçim, hiç...' diyen Mevlana, gerçekleri söylemişti size yüzyıllar önce Mesnevi'sinde, Divan-ı Kebir'inde; şimdi içinizde sakladıklarınızı ya da duymamaya çalıştıklarınızı, hissedebileceğiniz küçüklükten korkacağınız için ötelere ittiklerinizi anlatmıştı pek çok dizesiyle...." (Cansu Yılmazçelik, K dergi, sayı 30)
  • #kitapyorum
    #ayşegülçiçekoğlu
    #senbenimnefesinsin
    Karahan ailesi yaşanmış bir hikaye olsa gider arar bulurdum hepsine tek tek sarılmak isterdim. Onların geniş ailesi ve birbirlerine bağlılığı beni mest etti.
    Bu kitapta da ailenin büyük oğlu Sinan'nın beyefendi davranışları nasıl bir ailede yetiştiğini gösteriyor.
    Sinan bir gün ofisinde oturmuş pencereden bakarken derin bir düşüncelere dalar kardeşi Emre'yi düşünmektedir o öleli 3 yıl olmuştur ama acısı dün gibidir. Onunla geçirdiği günleri düşünüp bazen tebessüm etmekte bazen duygulanmaktadırç Bir anda emrenin ölmeden önce ona anlattıkları gelir sevdiği biri olduğunu ve kadının hamile olduğundan bahsetmektedir. Acaba ne oldu der. O tüm bunları düşünürken bir mektup alır bu mektup sinanın tüm hayatını değiştirecektir ama o bunun farkında değildir.
    >Mektupta emrenin bir çocuğu olduğu ve hasta olduğu onlara ihtiyacı olduğunu yazmaktadır. Buna ne kadar inanmak istemese de kardeşinin sözleri aklına gelir ve gitmeye karar verir.
    Sinan oraya vardığında nasıl bir manzara ile karşılamıştır??
    Gördüğü savunmasız kız hakkında neler düşündü?
    >Cansu ufacık bir bebeğin sorumluluğunu alamayacak kadar küçük ve maddi imkansızlıkları olan bir genç kız. Verdiği sözü tutmak pahasına herşeyden vazgeçen ama küçük çocuktan vazgeçmeyen.
    Cansu sinanı karşısında görünce neler düşünmüştür?
    Çocuğu ona verecek midir?
    >Sinan bebeği ilk gördüğünde ona ne kadar benzediğini fark eder dna testine bile ihtiyaç duymaz fakat emin olmak için yaptırır.
    >Emre can aynı amcası sinana benzemektedir. Sinan ne yapacağını bilememektedir. Karşısında savunmasız bir kadın ve çocuk onları ayırmamak için bir plan düşünür.
    Bu plan neydi ?
    > Cansuyu eve alıp getirir ve ailesiyle tanıştırır. Aile onu çok sever. Cansu aile de olmaktan çok mutludur. Sinanda onun sevgisinden mutludur ama söylediği yalanlar huzursuz etmektedir.
    Cansu sinandan neler saklamaktadır?
    Sinan cansuya olan duygularını ne zaman açıklayacaktır?
    Bu soruların hepsinin cevabı bu kitapta. Kitabı okumadım onlarla yaşadım resmen. Bize bu duyguları yaşattığınız için çok teşekkür ederim Ayşegül Çiçekoğlu hocam..
    Not: Kitaptan aldığım ders ne olursanız kendiniz olun doğallık her zaman kazanır..