• 328 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Ah sanki az önce karne aldım ve coşkuyla okuldan ayrıldım! Yalnızca Enrico’yu biraz üzgün bıraktım, o kadar. Onca ağırlığın altındayken ve bunalmışken bir çocuğun dünyasına girmek ve onların bakışından dünyayı, insanları ve vatanı sevmek, saymak nasıl da güzel anlatamam. Büyüklerin yaşamına da dokunan ve onların ne zor şartlar altında çalıştıklarına da değiniyor kitap ancak temelinde üzücü şeyler sadece çocukların yaşadığı, aslında her birimizin bir zamanlar yaşadığı şeyler üzerine. O yüzden okurken sık sık kendinize dönüp geçmişinize gidebilirsiniz.

    .

    Ortaokuldayken bu kitabı görürdüm ancak hiç cezbetmezdi beni. Demek ki ona sarılmak için büyümem gerekiyormuş Kütüphanemde bana güzel duygular yaşatan, günlerce bir dost gibi elimden tutan, sadık ve naif bir dost olarak sonsuza kadar yer alacak. Öyle ki sıcaklığı hala kalbimde… Hikayenin kendisi başlı başına bir ısı kaynağı iken bir de hikayenin içinde yer alan çocuk hikayelerine ne demeli?.. Hepsinden ne de güzel dersler çıkardım, çocukluğuma döndüm, baktım, düşündüm. Yaşadıklarımı, o zamanki hislerimi gözden geçirdim.

    .

    Neyse dönelim kitaba: Her bir kısmı sonrası mutlaka ama mutlaka notlar çıkardım. Bilerek yapılan bir şey değil bu, içten geliyor, boğaza kadar gelip kalbi sıkıştırıyor ve yalnızca kalemden aktıkça geri çekilip huzur bırakıyor yerine. Sevgi, saygı, vatan aşkı, askerlere minnet, insan ayırmama, herkes ile eşit olduğumuzu fark ve kabul etme, davranışlarımızda ve dilimizde ölçülük gibi pek çok güzel öge bu kitapta mevcut.

    .

    Mesela bir kısımda babası Enrico’ya öğüt verip ilkokuldaki tüm arkadaşlıklarını, her sınıftan insanla kurması gerektiğini, onları asla ama asla bırakmaması gerektiğini söylüyor. İleride sadece tek bir toplumsal sınıftan arkadaşı olursa onun yalnızca bir kitap okuyan bir araştırmacıya benzeyeceğini söylüyor. Ne güzel bir benzetme değil mi?

    .

    Bir tane de öğretmen öğütlerinden yazayım: “haset yılanının içinize girmesine izin vermeyin: O zihni kemiren ve kalbi kötü yola sevk eden bir yılandır.”

    .

    Sene sonunda her şeyden biraz uzaklaşıp çocukluğunuzda ve çocukların dünyasında gezmek isterseniz hiç durmayın hemen alın, okuyun. Hatta okuduysanız bile bir kere daha bakın. Yetişkinler olarak hep beraber görelim çocuklar nasıl da saf ve temiz. Evet onlar arasında da var kibirliler, kendini beğenmişler, kötülük yapanlar, ağzını bozanlar… Ama aramızdaki fark bizim de çocukluğumuzda gizli. Aramızdaki fark onların her şeyi hemen diye unutup dost olabilmesi, uzatmaması, kırdığını düzeltebilmesi ve bir daha öne sürmemesi. Sanırım büyürken bir yerlerde bu özellikleri naftalinleyip kaldırıyoruz. Kaldırdığımız yerden alıp, yıkayıp, temizleyip yeniden üzerimize geçirmemiz gerek. Okuyalım
  • 240 syf.
    ·Puan vermedi
    Bir kitapta tasvirler ne kadar kuvvetliyse karakterler de o kadar çabuk canlanır, girer hayatımıza. Ancak bu tasvirler her yazarın gönlünden farklı dökülür. Hasan Ali Toptaş’ın tasvirleri öyle içten, öyle bizden, öyle naif ki; komşu Emine’nin silkelediği kilim bile tanıdık geliyor insana..Kuşlar yasına gider kitabında, nasıl ki; insan evin merdivenlerinden inip çıkarken eşiği kapatan ağacı eliyle kaldırıp geçme ihtiyacı hissediyorsa, burada da kitabı okumuyor adeta yaşıyorsunuz. Güldiyar’ın acılarını, Muzaffer’in çaresizliğini, toplumun katıksız tüm olayları geriden izlemeyi nasıl da sevdiğini.. Kör kuyularda çaresizliği yudumlamanın, bir yardım eline muhtaç kalmanın, canlısından ümidi kesip ölüden medet ummanın nasıl olduğunu.. “İyiki öldün de bu günleri görmedin” dedirten dertleri yaşıyorsunuz. .
    .
    Güldiyar’ın başına gelen bir olay sonrası gözlerinden yaş değil taş gelişinin hikayesini anlatıyor bu kitap. Bu cümleyi ilk okuduğumda, bunun bir benzetme olduğunu düşünmüştüm. Ama yazarımız bunu kenardan izlenen acıları, tecavüzleri, ölümleri, topyekun zulümleri konu alan bir metafor olarak kullanmış. Taşları görebilmek için,kızın sürekli ağlamasını isteyen, kuyruklar oluşturarak, çekirdek çitleyerek bekleyen bir topluluk ile bunu hemen ranta çeviren bir yapının vücut bulması ne kadar da tanıdık geliyor öyle değil mi?
    .
    “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” Ümit Yaşar Oğuzcan’ın romana adını veren şiiri. Münir Nurettin Selçuk tarafından bestelenen ve Timur Selçuk’un yorumladığı bir türkü aynı zamanda. Kapak tasarımı da Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı’ndan.. .
    Okuyucuyu kör kuyularda bırakan, sarsan, silkeleyen, kendine getiren bu kıymetli eseri okuyun okutun...
  • 840 syf.
    ·18 günde·10/10
    Utanıyorum Halimden!

    Keşke hepimiz birer Aziz Nesin olabilsek.

    Kitabı 18 günde bitirdim. Çok uzun bir süre. Bunun sebebi bazen 10, bazen 20, 50, 60 sayfa okumuş olmam. Bazı günler ise hiç okumamış olmam. Kitabı bir roman okur gibi okuyamadığımdan ötürü beynim belli bir sayfa sayısına ulaştıktan sonra "doydum, sonra devam ederiz" dedi. Bu yüzden kitabı okumam uzun sürdü.

    İyi ki Aziz Nesin'i okumaya karar vermişim. İyi ki Tuco Herrera Bey bu kitabı bana şiddetle tavsiye etmiş. Bu kitapla beraber önyargılarımın bir balyozla paramparça edilişini yaşadım. Hayatımı etkileyen insanlar arasına bir kişiyi daha eklemiş oldum. Çok duygulandığım zamanlar oldu. "Ah be Aziz Ağabey!" dediğim zamanlar...

    Aziz Nesin gibi ülkesini seven bu adam sadece var olan etik kurallarına, geleneklere ters düştüğü için yadırgandı. Yanlışa yanlış dedi, haksızlığa boyun eğmedi. Halkına karşı kendini borçlu hissetti. Çünkü onu yaşatan halkıydı. Ayağındaki postallardan, yediği yemeğe kadar her şeyin halktan geldiğini bildiği için toplumcu oldu. Aziz Nesin şu ülkedeki, belki de dünyadaki en vefakar insanlardan biridir. Anti-militarist olmasına karşın askerliğin kendisine kattıklarını yadırgamayacak kadar vefalı, yıllar geçse bile öğretmenlerini saygıyla anacak kadar, gözlerinden yaş akıtacak kadar çok sevdi.

    Kitap Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk zamanlarındaki toplum hakkında bilgi sahibi olmak için harika bir eser. Bunun yanında Mina Urgan'ın Bir Dinozorun Anıları'nı da okumalısınız. Aziz Nesin'in bu kadar yozlaşmış geleneklere sahip bir toplum içerisinde bir şeylerin farkına varmaması imkansızdı. Kadınların eşleri tarafından dövüldüğü ve bunun doğal karşılandığı bir toplumda nasıl etkilenilmez? Aziz Nesin'in bulunduğu çevreden gelen erkeklerin karşı cinse ne gözle baktığı, hayata nasıl baktığı, yoksulluğun ne olduğunu, cahilliğin ne olduğunu bu kitapta okuyacaksınız.

    Aziz Nesin annesi Hanife'yi adının ses uyumundan ötürü kadifeye benzetiyor. Kadife gibi kadınmış :) Çok naif bir benzetme değil mi? Ne yazık ki hayat daha 26 yaşındaki annesini verem illetinden ötürü elinden almış. Kız kardeşini yoksulluğun getirdiği iyi beslenememe yüzünden raşitizm hastalığına kaptırmış, neticesinde onu da kaybetmiş. Maalesef bazılarımız daha çocukken yoksulluğun babasını yaşıyor. Bu yoksulluğun onun geleceği için iyi mi yoksa kötü mü bir etken olduğuna siz karar verin. Benim gibi ne yazık ki yoksulluk yaşamamış ya da ailesi tarafından pek hissettirilmemiş biri için bir tokat gibiydi.

    Bu kitapta Aziz Nesin'in hayatının dönüm noktalarını, minnettar olduğu Kambur Saatçi'den Fatma Teyze'ye kadar herkesi tanıyacaksınız. Belki yer yer benim gibi duygulanacak, utanacaksınız. Bu kitap benim gibi bir insan için, yani korkak, uğradığı haksızlık karşısında genellikle susan, başkalarının uğradığı haksızlıklara sesini çıkaramayınca aylar boyu uykusu kaçan biri için vicdan azabıydı. Kendimi çokça sorguladım: "Aziz Nesin bunca olay içinde bile haykırabiliyor, sen neden susuyorsun?"

    Eğer kendinizi sorguya çekmek istemiyorsanız, kendinize "Nesin?" sorusunu sormak istemiyorsanız dokunmayın bile, ama bilincine vardığım bu şeylerden sonra ne yapmalıyım?

    Korkak olmak sadece bireye değil, topluma da zarar veriyor.

    Kitabı 7'den 70'e herkese tavsiye ediyorum. Aynen benim yaptığım gibi Aziz Nesin'i bu kitaptan tanımaya başlayın demek istiyorum.

    Kitabı bitirdikten sonra merak ettiğim 2 şey var. Bunları bilmemek, bilememek içimde bir giz bıraktı. Münire'ye ne oldu? Feride'ye ne oldu? Hayatlarında neler olup bitti?

    Buraya kadar okuduğunuz için de teşekkür ederim. İyi okumalar!
  • 157 syf.
    ·15 günde·10/10
    Yanalım yakılalım tutya gibi sahk olalım
    Bari bu takrib ile girelim yarin gözüne.

    Biz, göze çekilen sürme gibi öyle yanalım yakılalım ki sürmeden hiç bir farkımız kalmasın.
    Biz bu hale geldikten sonra belki sevgili bizi gözüne sürme olarak çeker de böylece onun gözüne gireriz...

    Belkide kitabın en çok ilgimi çeken beyitlerinden birtanesi diyebilirim. Öyle güzel öyle naif bir benzetme yapıyor ki şair. Aşkın anlamı kayıyor, kederin anlamı yer değiştiriyor,gözün görme yapısı bile kendine başka bir yol çiziyor. Divan edebiyatında Aşk öyle bir hale getiriliyor ki Şairlerin dilinde, Aşkı konuşmaya utanır oluyor insan. Gel gelelim ki bu işi en hakiki yapanlardan birtanesi olan Fuzili’nin beyitine
    Aşk imiş her ne var âlemde
    İlm bir kıyl u kâl imiş ancak
    (Dünyâda ne varsa aşktan ibaretmiş. İlim, sadece dedikodu imiş.)

    Aynı pencereden bakmıyoruz biz divan şairleri ile Aşka. Onlar bahçenin en güzel tarafındalar biz ise arka kör karanlığında. Onların gördükleri ile bizim gördüğümüz Aşk Bambaşka. Kaldı ki onlar Sevgiliye yakın olan herşeyi kendilerine Rakip görmüşlerdir. Yıllar sonra Mecnundan sonra gelecek olanlar Sevdiğinin bahçesinde oturuyor diye Mecnun’a laf söylemeye gidecek kadar ileri boyutta büyük bir aşkın tarifini yapmanın yarışına girmişlerdi.
    Fuzuli bir beyitinde;
    Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dadı var
    Âşık-ı sâdık benem Mecnûn’un ancak adı var (Fuzûlî)

    (Bende Mecnûn’dan daha fazla âşıklık kabiliyeti var. Gerçek âşık benim, Mecnûn’un sadece adı var.)

    Aşık ile Rakip Arasında Yaşanan Rekabetin en güzel hali hangi beyit deseler sanırım Sabit Efendinin beyitini söylemeden geçemeyeceğim.

    Meydâna geldi na’ş-ı rakîb-i nemîme-sâz
    Kıldım huzûr-ı kalb ile ömrümde bir namâz (Sabit)

    (Münafık rakibin cenazesi meydana gelince, ömrümde -ilk defa- kalp huzuru ile bir namaz kıldım.)

    Biz bu dünyayı ikiye ayıracak olsaydık eğer divan edebiyatıyla hayata bakışımızı, Ozaman şöyle söylememiz gerekiyordu. Aşktan Önce ve Aşktan Sonra diye. Bizden öncekiler Aşkı her anlamda yaşayanlar ve gerçek manada dile getirenler olarak anıldılar hep. Aşkın öncesi, ilkbahar gibi Gülün Açmış en güzel halini, Bülbülün şakıyan en mükemmel sesini. Bülbül ile Gül arasında Aşkın en Muhteşem halini görenlerdiler. Biz Kışa Denk geldik bu konuda. Belki bir hayal Kardelenler açar umudumuz olsa da içimizde, Ne gülü gördük Ne de Bülbülü dinledik.
    Şimdiki neslin Aşka seslenişi ile, Divan edebiyatının en muhteşem çağında yaşanan Aşka sesleniş arasında Sanırım Bir ömür sürecek kadar Aşk yolu var.

    Aşkta Hiç küsmemiş, Hiç kırılmamış, Hiç yıkılmamışlar. Kendilerine gelen eza ve cefayı da kendilerine Aşk için verilen Rahmet bilip bununla mutlu olmuşlar.

    Hayali Bir beyitinde şöyle söyler, Yüreği içten içe yanar ama Bülbülü de bu acıya ortak ederek.

    Halkı âlem andelipi murg-ı canım sandılar
    Ettiği nalişleri ah-ı figanım sandılar

    Halk inleyen Bülbülü canımın kuşu sandılar. Ağlayıp inlemesini benim ahı figanım sandılar.
    ****
    Biz kendimize öncelikle şu soruyu sormamız gerekiyor. Öyle bir Edebiyat bırakıldı ki bize, çok uzaklarda olmamasına rağmen bizim bu kadar kendimizi çok uzaklardaymışız başka bir dilde anlatılıyormuşçasına Edebiyatımıza yabancı kalmamızın sebebi neydi. Herhalde bizim Divanlarımızın birtanesi batı ülkelerinin birinin elinde olmuş olsaydı bunlarla yüzyıllarca övünürlerdi ve bunu tüm dünyaya anlatıp öğretmek için çalışmalarını aralıksız devam ettirirlerdi. İngilizler kendi ellerinde olan bir Shakespeare i yüzyıllardır anlatmalarından ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Peki bizim Elimizde olan Fuzuli, Baki,Şeyh Galip, Nedim,Necati,Ahmet Paşa,Taşlıcalı Yahya,Zati, Neşati,Bağdatlı Ruhi,Şems Tebrizi, ve adlarını sayamadığım Onlarda Divan şairini nereye sığdırmamız gerekiyor.

    İstanbulu Feth etmekle kalmayıp. Divan tertip edip 70 tane manzumeye yer veren Yüzlerce beyiti olan Gerçek Adı Fatih Sultan Mehmet, Mahlas Adı Avni’yi nereye koyacağız.
    Haydi bir araştırma yapalım. Fatih Sultan Mehmet’in, Feth ettiği İstanbul’u bir kenara bırakalım ve şu beyite bir benzeyen batıdan,doğudan,en uzak yerlerden bir benzer bulalım.
    Benim kanaatim şudur ki. Eğer Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u Feth etmeseydi bile. Sadece Şu beyti onu bugün hala anıyor olmamıza yeterde artardı bile ;
    Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
    Mûr hâlin nice arz ede Süleyman’ım sana

    Sen güzellik tahtında oturuyorsun, bense yolunun toprağında ayaklar altında kalmışım. Hâl bu iken Süleyman’ım, sana bir karınca gibi bu denli âciz olan durumumu nasıl arz edeyim?

    Kendi Edebiyatına yabancı kalmış, ne kadar yabancıyız bu dünyada değilmi ?

    Kendimize gelemediğimiz, kendimizi bize getirecek bir neden bulamadığımız her an bu zenginliğin çok uzağında olacağız. Ve biz bu yakınlığa ulaşamadığımız her an, Yıllarca uzaktan baktığımız tarihimize yine uzak kalacağız.

    İşte bu işi kendine Yük edinmiş ağır vebalin altına girmişlerden birtanesidir Hayati inanç. Her beyti kendi güzel tasfir ve anlatımıyla günümüze kadar getirmiş. Ömrünün çoğu zamanını Divan edebiyatını günümüze taşımak için harcamış en değerli hocalarımızdan biridir. Hayati İnanç’ı anlamak için ilk önce programlarının ismini neden ‘Can Veren Pervaneler’ Koyduğunu anlamla gerekiyor önce. Pervaneler Ateşe olan aşkı yüzünden bedenlerini alevden hiç uzaklaştıramazlar. Bir süre etrafında dönerler. Aşkın lezzetini almak için ateşe dokunmayı göze alırlar. Ve kanatlarını ateşe dokundururlar. Kanatları Ateşe dokunduğu anda. Alevin acısından uzaklaşır bir süre sonra, Aşkı uğruna tüm cesaretini toplayıp bedenini alevin içine atarlar. Ateşe değer değmez pervanenin kül olmuş bedeni mumun dibine düşer. Bir anlık Aşkı Hissetmek Ve Benin Kül olması. İşte Aşk budur.

    Divan edebiyatını anlamak da Pervane olmaktan Farksızdır.
    Divan edebiyatını anlamak İstanbul’u anlamak demektir.
    Divan edebiyatını anlamak Şiirin anlamını anlamak demektir.
    Divan edebiyatını anlamak Aşkın ne demek olduğunu anlamak demektir.

    Ol ne Ateş ola kim şu'lesine şem güle,
    Ateş odur ki yaka hırmen-i pervanesini.

    Alevine mumum güldüğü ateş, ateş değildir.
    Ateş odur ki, etrafında dönen pervaneyi aşk ile yakar...

    Keyifli okumalar….
  • 441 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Kronolojik Rus edebiyatı okumalarımda sıra 1855 yılında yazılmış olan bu kitaba geldi ama üç romanın toparlandığı bu kitaba.
    Başlamadan önce heyecanlıyken, siteye okuyorum diye girdiğim sırada bu kadar az kişinin -38 kişi, koskoca bir Rus yazarın okunma sayısı. Evet 38.- okumuş olduğunu gördüğümden dolayı bir buruklukla başladım, yalan yok.
    Ama ilk paragrafı okuduktan sonra uzun zamandır Rus isimleri görmediğimden olsa gerek ilaç gibi geldi. Yine uzun ve etkili betimlemeler ve yine Rus edebiyatı...

    Unutmadan söyleyeyim ilk kez Turgenyev okumama rağmen, romanın kurgusu -Rudin için konuşuyorum- çok tanıdıktı. Nerden tanıdık derseniz, tabiki de Puşkin'den diyeceğim. Benzetme yönünü şu bağlamda kullandım: Bir köy yada daha büyük yerleşim yeri vardır. Bölgenin yerel eşrafı, bir kaç soylusu, zengini ve komikli insanları bulunur. Bunlar kendi başlarına sıkıcı hayatlarını sürdürürken sonra yine Soylu olan ama çok tanınmayan birisi gelir o bölgeye. Sonra birden hem konuşmasıyla hem soyluluğuyla herkesi etkiler. Bütün kızlar aşık olur, erkekler onu kıskanır. Sonra bu soylu görünen kişi en soylu görünen kişinin kızına aşık olur, ancak işsiz olduğundan onaylanmaz bu ilişki ne kadar zeki ve soylu olsada. Herneyse bir takım olaylardan sonra bu yeni konuk geldiği yerden, geldiği gibi ayrılmak zorunda kalır. O gittikten sonra herşey eskisine döner. Yine kendi halinde mutlu olur köy. Ta ki uzun bir süre sonra bir şekilde o kasabadan biriyle denk gelene kadar. Bu denk gelişte eski defterler açılır, konuşmalar yapılır ve hikaye bağlanırdı. Rudin'de farklı olarak bu anlattığım karakter, köyü terk ettikten sonra hikayeden tamamen kopmuş olmasıydı. Yani Rudin köyü terkettikten sonra hikaye bitseymiş bir şey kaybetmemiş olurduk. Olsun Turgenyev'in kaleminden üç beş satır daha fazla okumuş olduk.

    Bu hikayeyle ilgili değerlendirmem şöyle oldu. Çok özgün gelmedi. Ve hikaye bir yere bağlanmadı. Ama güzel olan tarafları da vardı. Mesela sürükleyicilik üst düzeydi. Hiç sıkılmadan çevirdim sayfaları ve iki oturuşta bitirdim muhtemelen. Ayrıca tanıttığı karakterler güzel insanlardı. Bu yönlerden hoşuma gitti.

    İkinci roman/novella İlk aşk adlı eser kitaptaki. Çok naif bir giriş yapılarak başlanmış kitaba. Çok hoşuma gitti. Şöyle ki bir ortamdaki üç beş kişi birbirlerine ilk aşklarını anlatıyorlar. Bunlardan biri de orada anlatamayıp yazmaya karar veriyor ve 2 hafta sonra bizlerde o yazdıklarını okuyoruz.

    16 yaşındaki genç bir erkeğin, 21 yaşındaki genç bir kadına aşık olmasının hikayesi...

    Ancak masallarda anlatılacak kadar güzel bir kadının etrafında birbirinden soylu, yakışıklı, iş sahibi, yaşları daha uygun birden fazla erkek varken gariban 16 yaşındaki bir çocuğun nasıl şansı olabilirdi ki ?

    Hemde son derece havalı ve şımartılmış, aşırı derecede sosyal ve hala çocukluğunu kaybetmemiş her erkeğin sahip olmak isteyeceği türden bir kadın için 16 yaşındaki bir çocuk ne olabilirdi ki ?

    Böyle sıcak bir hikayenin benim tarafımdan büyük bir gülümsemeyle okunmasının altında nispeten benzer yaşanmışlıklar yattığını nihayet kendime itiraf edebildim tabi.

    Peki ya aşık olduğunuz kıza, babanızın aşık olması ??? Ve sizin bunu bilmenize rağmen o kıza hala aşık olmaya devam etmeniz, etmek zorunda olmanız.

    Romandan çıkartılacak tek bir cümle:

    Aşk kötü bir şey olmalı.

    Üçüncü ve son romanda İlkbahar Selleri güzel bir dörtlükle başlıyor.

    İlkbahar selleri romanı; bir Rus tarafından yazılmış, Almanya'da geçen, karakterleri İtalyan olan ama yeri geldiğinde Fransızca konuşabilen insanları anlatan son derece sınırlar ötesi kozmopolit bir roman. Bir Rus'un bir İtalyan kadına aşkını anlatıyor. Çok naif bir romandı.

    Kitabın geneli boyunca gözümden kaçmayan başka bir şey sürekli Puşkin referanslarının verilmesiydi. Anlaşılan o ki sevgili Turgenyev, Puşkin'i -benim gibi- çok seviyormuş.

    Tüm kitapta sevmediğim beni irrite eden şey, sorumlusu kimdir bilmiyorum artık çevirmen midir, editör müdür, düzelti midir herkesin kadın yerine bayan kelimesini kullanması. Hiçbirinizin gözüne batmadı mı bu yahu ? Gerçekten batmadı mı yoksa bilerek mi böyle bir tercihe mi gittiniz çok merak ediyorum. O kadar zor bir şey değil. Kadına kadın diyeceksiniz.

    Her şeye rağmen okumaktan büyük keyif aldım. Bu denli aşk hikayeleri şu sıkıcı olduğunu düşündüğüm zamanda geleceğe dair ufacıkta olsa bir umut aşıladı bana. 170 180 yıl öncesinden ufacık bir umut. Umarım sizinde aynı umutlar kapınızı çalar. Ve kim bilir, belki de bir gün aynı umudun kapısında görürüz birbirlerimizi...
  • Güneş Veda Edince Biten Güne
    Bir Garip Hal Düşer Cana Bedene

    İnsan Kendi Kefenini Çeker Üstüne
    Kapanınca Gözler,Açılır İlahi Perde


    Varlık Dünyasına Veda Et...Sırrı Hakikate Açılacak Bir Kapının Önünde Olacaksın Bu Gece...Yolun Uzun...Varacağın Yer
    Alem-i Lâhut ( Hakikat Alem-i )....

    Herkes Kendince Bir Mana Çıkartacak Bu Yazıyı Okurken....Ama Sen Derun-i İdrak İle Okuyacaksın...Sırrına Erdiğin "Tefekkür" Hazinesi,Seni Diğerlerinden Ayrı Tutacaktır...Varlığın Hiç Olduğunu Öğrendiğin Günü Unutma Sakın...Tüm Hiçliğinle Oku,Okuyacaklarını...

    Var Olmanın Hakikatine Erdiğin Gün İle Anla...Çünkü Sen Yokluğun İçinde Var Olan Bir Hiç Olduğun Günü Biliyorsun...O Gün Kavuştuğun Tefekkür Hazinesi,Seni Bu Yüzden Ayrı Tutacaktır...

    Ne Akıl,Ne Göz,Nede Kalp İle Değil...İlah-i Rahmetin Nefesi Olup Hiçliğin İçinde Var Ettiği Ve Melekleri Sana Secde Ettirdiği Günü Hatırlayarak Oku...


    O Hiçliğin İçinde Var Olup Hakikat Kapısından Çıktığın Gün,Herşeyi Unutmuştun...Yalan Ve Hayalden İbaret Olan Bu Dünyada O Kapıyı Hiç Aklına Bile Getirmedin....

    Hatta Kendini Öyle Kaptırmıştın Ki,Bir Ara Bu Dünya Gerçek Ama Orasına Şüphe İle Baktın...Aklını Kurcalayan Sorular Seni Bu Duruma Getirmişti...

    Ama Kalbinde Bir His Vardı...Seni,Senle Çelişkiye Düşürecek Sözleri Kalbin Sana Fısıldıyor Ve O Sorgulamaların Hemen Yok Oluyordu...

    Sebebini Sende Bilmiyorsun Neden Bu Hallerin Olduğunu...Bilmiyorsun Çünkü Unutmuştun Hangi Kapıdan Çıkıp Bu Dünyaya Geldiğini...
    Ama Kalbin Unutmadı...Ruhun Unutmadı...

    Unutmayan Ruhun Seni O Kapının Girişine Tekrar Getirmek İstedi...Ve Artık O Engel Olamadığın Ruhun Verdiği His Seni Aramaya Zorladı...

    Bu Yüzden Aramaya Başladın...Kitaplar Okudun...Bulanlar Nasıl Bulmuş Onların Gittiği Yoldan Gitmek İstedin...Ama Hep Bir Eksiğin Olduğunu Hissettin...Asla Bulamacağının Korkusu Vardı Hep...

    Bulanlar Tarihte Kalmıştı...Onlar Artık Kitaplarda Birer Menkıbe,İlahilerde, Şiirlerde Ve Kasidelerde Kalmışlardı...

    Yaşayanlardan Birini Bulmak Senin İçin Hayalden Öteye Geçemiyordu...
    İçinde Ki Arayıp Bulma Hissi,Seni Her Gün Eritmeye Başladıkça,Sen Dahada Suskunluğa Bürünmeye Başladın...

    Göğsünde Olan Biteni Kimselere Anlatamıyor Ve Kimsenin de Seni Anlamayacağını Biliyordun...
    Yalnız Kaldığının Farkındaydın...Yalan Dünyada Gerçeği Aramak,Gerçeğin Kapısına Varmak Nasıl Mümkün Olabilirdi ki?

    Yada Arayıp Bulan Birileri Varmıydı Onuda Bilmiyorsun...
    Her Gözde,Her Yüzde,Bir Manalı Bakış İle O Kapıya Varmış Birilerinin Gizemli Olduklarını Düşünerek "Acabalar" İle Yılların Geçti...

    "Eğer Birisi Bulmuşsa,Mutlaka Ya Kıyafetini Değiştirir Yada Gizemli Konuşur" Düşüncesi Seni Aldattı Hep...
    Allahın Gizlen Dediği Kulları Vardır...Tıpkı Habibi Zişan-ı Efendimiz Aleyhisselama İlk Yıllar da Gizlen Dediği Gibi...

    Sakın "Ama O Peygamberdi,Ben Kimim ki " Deme...Allah Adına Konuşup'da
    Şirke Düşme...
    Zira O Kime Neyi İsterse Verir Ve Kimden Neyi İsterse Alır...

    Eğer Ki Bir Veli Kuluna Velayet Verip Ona Vahyetmişse Buna Şaşırma...
    Ve Ona " Halkın İçinden Halk Gibi Ol " Demişse,Kıyafete Görünüşe Aldanıp Gizemler Arama....

    Bu Düşünceler İle Ömrünü Tüketirsin...Ve Dünyalık Yaşayıp Göçenler Gibi Yaşarsın...Vuslata Eremeden Göçer Gidersin...

    Unutma...Hakikat Kapısına Varmak İçin,Önce Benlik Belasından Kurtulacaksın,Sonra Nefsinden Sıyrılacaksın...

    Bedenindeki,Ne Et Nede Kemik İle Yaptığın İbadetlerin Seni Oraya Götürmeyecektir...
    Ruhuna Verilmiş Olan Bir Hazine Vardır...O Hazinenin Ne Olduğunu Bulacaksın...Ve Bulduğun Vakit Anlayacaksın ki ; "İnsan O Tefekkürün Nedenli Büyük Bir Hazine Olduğunu Bilseydi,Yemeği Ve İçmeyi Unuturdu" Diyeceksin..

    Hakikat Kapısına Bedendeki Et Ve Kemikle Değil,Tefekkür İle Gelebilirdin...
    Ve Sen Bu İlk Sırrı Öğrendiğin Gün,Hayatı Ve İnsanları Tefekkürle Seyre Dalıp Bir Müddet Bu Hal İçinde Yaşayacaksın...

    O Kapıya Varmak İçin En Büyük Hazineni Kullanacaksın...Ve O Tefekkür Hazinen Ummadığın Bir Anda Seni Götürecektir O Hakikat Kapısının Önüne....

    Önce Bir Müddet O Devasa Kapının Önünde Durup,O İhtişama Hayran Hayran Bakacaksın...Tarifi Olmayan Duygular İle Doldukça Dolacaksın...

    Sanki Yıllardır Evini Çaresizce Arayan Ve Kimsesi Olmayan Yetim Gibi Hissediyorsun...
    Evini Bulmanın Verdiği Güven Ve Huzur Hissini Anlatamıyorsun...Dilin Tutulmuş,Boğazın Düğüm Düğüm Olmuş Yutkunamıyorsun...
    Gözlerin Doldukça Doluyor,Ama Birtek Kelime Etmeye Cesaretin Yok Ağzını Açamıyorsun...

    Bir Müddet Bu Duygularla Kapının Önünde Duruyorsun...Ama Kapı Açılmamıştır Daha...Ve Açılacak Gibide Görünmüyor...
    Ne Bir Ses Var Nede Bir Haber...

    Sanki Sana Karşı Bir Kızgınlık Tavrı Varmışcasına Tüm Heybetiyle Duruyor Karşında...Bunu Hissediyorsun...

    Ve Hissettikçe Aklına Yaptıkların Geliyor...Yalan Dünyada Ki Hallerin Geliyor ...Bir Anlık Belki De Milisaniyelik Şüpheye Düştüğün Anları Hatırlıyorsun...
    Ve O Çok Kısa Anlar Bile Sana Adeta Asırlar Gibi Gelmeye Başlıyor...

    Utanıyorsun Bu Defa...Yüzün Yere Geliyor...Bakışlarını Kaçırmaya Çalışıyorsun...Pişmanlığını Ve Hüznünü Anlatacak Kelimeler Bile Adeta Senden Kaçıyorlar...

    Diyecek Hiç Bir Şeyinin Kalmadığını Anlayınca,Tek Yapabildiğin Aciz Ve Sefil Halinle Başını Kapının Eşiğine Koyuyorsun...

    Hıçkırıklara Boğulmuş Bir Halde Ağlayarak Yalvarıyorsun...Kendine Hakim Olamıyor Ve Titremeye Başlıyorsun...

    Yıllardır Aradığın Evini Bulmuştun...Yüzlerde,Gözlerde Hatta Konuşulan Konu Ve Sözlerde...Kimseye Anlatamadıklarını,Aradığının Ne Olduğunu Kimselere Söyleyemediğin Halde Bulmuştun,Ummadığın Bir Anda...Daha Açılmamış Olmasına Rağmen,O Kapı Bile Sana Aradığın Huzuru Ve Mutluluğu Vermişti...

    Ama O Evin Kapısı Bile Sana Kızgındı...Çünkü Lekesiz Gelinirdi Oraya...

    Dünyada ki Sırat Köprüsü Misali Kıldan İnce Kılıçtan Keskindi O Kapıya Varmak...Varıp'da Eşiğine Başını Koymak Bile Bir İhsan-ı İlahi,Kerem-i İzetti...

    Fakat Hangisi Daha Vahim'di...O Kapının Bile Sana Kızgın Olduğunu Bilip Açılmaması'mı,Yoksa O Kapıya Hiç Gelememek mi?

    Bu Düşünceler İçinde Sonu Olmayan Sorularla,Cevaplarla Bir Çıkmazın İçine Düşüp Ne Yapacağını Bilmiyorsun...

    Başın Eşikte Secde Eder Halde,Ağlamaklı Ve Çaresizlik İçindeyken Yine O Hazinen Yolu Gösterecek Ve Sana Tefekkür İle Söyletecektir Bir Şiir...


    Nicedir Gezdim Dünyada Senden Bi-Haber
    Vardım Kapına Açılmaz,Kızar Bana Sitem Eder

    Ya İlah-i Rahmetin'den Mağfiret Gelmezse Eğer
    Kan Ağlar Gözlerim,Senden Gayrı Beni Kim Teselli Eder

    Başım Hicran İle Secde Eder Kapına
    Halime Acı Sığındım Sonsuz Affına

    Sen Bilirsin Allahım Yüreğimdeki Sızıyı
    Medet Yarabbi Kerem Et Aç Şu Kapıyı


    Bu Hicran Ve Hüzün Dolu Haller İçinde Söylediğin Sözler,Tefekkür Hazinenin İçine O Anda Hakkın İlham Ettikleriydi...

    Seni Sana Bıraksaydı Konuşacak Dermanın Olmadığı İçin O Kapıdan Eli Boş Gönlü Boş Olarak Dönüp Gidecektin...

    Ama Açılmıştır Artık Zorlu Bir Kapı...Tüm Görkemi Haşmeti Ve Kulakları Sağır Eden Tok Bir Sesle,Yavaş Yavaş Açılır İçeriye Doğru...

    Sana Olan Kızgınlı Gitmiştir Biranda...Çünkü Emir Buyurdu Yaradan...
    Gel Der Sanki O Kapı Sana,En Naif Ve Misafir Perverliği İle...
    Onun Bile Gönlünü Almışsın Gibi Sana Tebessüm Ettiğini Hissediyorsun...

    Hakikat Diyarına Açılan Kapının Önünde,Bu Defa Şaşkınlık Ve Hayranlıktan İçeriye Adım Atamıyorsun...
    Gördüklerini Tarif Edecek Ve Benzetme Yapacak Ne Kelime Nede Bir Nesne...Yahut Bir Mekan Yoktur...

    Hayalin Erişemediği,Kitapların Anlatamadığı Öyle Bir Yer Ki,İhtişamı Bütün Tüylerini Diken Diken Ediyor....

    Ve Bir Ses Duyuyorsun Aniden...Üçlü Bir Ses...Ne Kadın Sesine Benziyor Nede Erkek...

    Ne Çok Sert Nede Çok Yumuşak Bir Ses...

    Ne Her Yerden Geliyor Nede Tek Bir Yerden...Tüm Varlığının İçinde Yankılanıyor Adeta...



    " GEEEEL " Diyor Sana...Gir Hakikat Alemine...Burayı Sana Verdim...Ben Vaad Ettiğimi Yaparım...Kralların,Hükümdarların Kimsenin Gücünün Yetmeyeceği Benim..." BEN SENİN RABBİN OLAN ALLAH'IM "

    Yok'tan Var Ederim Dağları,Taşları...Çatlatır İçlerinden Çıkartırım Çiçekleri Ağaçları,Suları...Benim İşime Akıl Erdiremez Kimse..."GEL".

    Varılmaz Diyardan Seslenmiştir Rabbin Sana...

    Ve İçeriye Adımını Atıyorsun...O Hayranlık Ve Hayret Verici Manzarayı İzliyorsun...Sanki Geniş Ve Uzun Bir Balkonda Durmuş Dünyayı,Evrenleri Ve Cümle Kainatı Adeta Uzaydan İzliyorsun...


    Sessizliğin Adeta Sağır Olduğu Bir Yerdir Burası...Sanki O Gördüğün Cümle Kainat Gözlerini Yummuş,Kalbinden Sessizce Allahı Zikir Eden Bir Derviş Misali,Bir Hal İçindedir....Gözlerin Açılıp Uzakları Yakın Ettiği,Her Bir Aleme Gidilen,Sırlara Erilen Ve İlim Yoluna İlk Duraktır Burası...

    Her Bir Alemde Sonsuz İlimler Vardır...Her Alemin Kendine Has İlmi Sırları Vardır....

    Fakat O Alemlere Gidemiyorsun... Senin Bir Engelin
    Var...Elini Uzatsan Hemen Önündeymiş Gibi Uzakları Yakınında Görüyorsun...Ama Bir Engelin Vardır...Gitmene İzin Vermiyor...

    O Engelin Ne Olduğunu Düşünmeye Başlıyorsun...Ama Bir Türlü Bulamıyorsun...Bu Güzelliklere Ve Hikmetlere,Böylesi Rahmani Hallere Ermene Vesile Olan En Büyük Hazinen "Tefekkür" Bile Sana Yardımcı Olamıyor Artık....

    Bu Mertebelere "Tefekkürün" Sayesinde Gelmiştin...Karmaşa Ve Yalandan İbaret Olan Dünyada,İnsanların Hallerine Bakarak Hayatı Sorgulayan,En Sonunda Özüne Dönüp Kalbini Dinlemene Yardımcı Olan
    "Tefekkür Hazinen" ,Seni Ancak Bu Mertebeye Kadar Getirebilmişti ...

    Ama Buradan Sonrası Onun Bile Yardımcı Olamayacağı Bir Yerdi...Onun Seni Getirebileceği En Son Sınır Burasıdır...
    Bu Makamda Artık Tefekkürün Ne Bir Önemi Vardır Nede Bir Yetkisi Yoktur...

    Bu Makam ki ; İnsani Halleri Dünyada Bıraktırır...Ermişi Delirtir,Deliyi Erdirir Hakka...Dünyada İken Akıl Etmek ; Bu Maka Niyetlenmek İçin İlk Adımdır...Tefekkür İse Seni Bu Makama Kadar Çıkartır...

    Tefekkürün İşi Buraya Kadardır...Bir Adım İleri Atmanı Sağlayacak Hiç Bir Şeyin Yoktur Artık...



    Ne Yapacağını Bilemez Bir Halde Duruyorsun...Önünde Duran O Alemlere Dalmak İstiyorsun,Ama Çaresizsin...Elinden Gelen Bir Şey Yok...

    Bu Defa ; O Alemlere Sığamayan Allah,Senin Kalbine Vermiştir İlham-ı Vahyini...Ve Okutturur Sana En Muhtaç Halinle Bir Niyaz-i...


    Geldim Hakikat Bab-ı na Vardım Secdeye
    Hüznüm İle Yakardım,Allahım Al Beni İçeriye

    Rahmetin Coştu Emir Verdi O Çetin Kapıya
    Açıldıda Girdim,Seyre Daldım Alemi Masivaya

    Geçit Yoktur Candan Tenden Geçilmeden
    Teslimim Rahmetine,Hem Can İle Hemde Ruhen

    Şimdi Yoktur Ne Tefekkürüm Nede İlmim
    Kerem Et Allahım,Yolun Sırrına Ereyim



    Bir Kere Daha Rabbinin İnayeti İnmiştir Artık...Onun "Alemlere Sığamadım Birtek Kulumun Kalbine Sığdım" Dediği Yere İnmiştir İnayeti...Kalbindedir Artık O...İsmi Keremi İle O Azameti Ve Gücü Rahmeti İle Seslenir...

    "İÇ" Der Sana...Hayranlık Ve Şaşkınlıkla Alemi Seyre Dalıp,Görmediğin Ve Fark Etmediğin Önünde Duran Altın Kadehi Görürsün O An...


    Eline Alıp İçeceğin Sırada,Bir Kere Daha Seslenir Rabbin...Bu Sefer Namütenahi Mana Dolu Kelamıyla...


    Rahmetimden Dolmuş Kadehtir Bu
    Haremgâh-ı İlâhi Bade-i Kudret Suyu

    Beden İle İçilmez Kıldım Ben Onu
    Eritir Yok Eder Canı Teni Vücudu

    Dayanmaz Hiç Bir Varlık,Alırsa Bir Yudumu
    Üfledim Pek Az İnsana Dayanacak Ruhu

    Beni Anmadan İçilmez,Hakikat Sırrına Erilmez
    Besmelesiz İçilir'de Aşksız İçilmez Kadehtir Bu


    Rabbin'in Hayretler Verici Sır Dolu Bu Sözleri Karşısın'da,Elinde Kadehle Donup Kalıyorsun...Hangi Bir Kelimesine Baksan Uçsuz Bucaksız Sırlar Ve Manalar Çıkıyor....Ama En Çok Aklına Takılan Son İki Sözü Oluyor...

    "Beni Anmadan İçilmez,Hakikat Sırrına Erilmez
    Besmelesiz İçilir'de Aşksız İçilmez Kadehtir Bu"

    Nasıl Bir Mana Ve Sırrı Barındırıyor Ki,Bu İki Söz,Hem Onun İsmini Anmadan İçemiyorsun,Hemde Onun İsmi Olmadan İçebiliyorsun?

    Bu Nasıl Bir Hikmet Nasıl Bir Sırlı sözdür ki Seni Böylesine Biçare,Elinde Kadehle Öylece Kala Kaldırıyor...

    İsmini Anmadan İçemiyorsun Ama Besmelesiz İçebiliyorsun?

    Her Ermişin,Evliyanın Ve Dervişin Kendine Has İlham İle Söylediği Sözleri Olduğunu Biliyorsun...Ama Onlar Bir Sekerat (Sarhoşluk) Hali İle Söyledikleri Ve Onlara Ait Sözleri Vardı...

    Sen O Ululardan Bir Sözü Alıp Rabbine Söylemezdin...Çünkü Senin Daha Çözemediğin Sırlı İki Cümle Vardı...Hikmetine Ermen Gereken...

    O Hikmetin Ne Olduğunu Çözmeden Kimden Bir Söz Alıntı Yapsan,Seni Hakikat Sırrına Götürmeyecek Ve Rahmet Gözünü Açmayacak Ve Kudreti Allah'dan Olan,O Kadehi Belkide Sonsuza Kadar Elinde Tutacaktın...

    Tefekkür Hazinen Yanında Değil,Yetkisi Olmayan Bire Girip Yardım Edemiyor Sana...Düşüncelerin İse Karışık...Kendini Toparlayamıyorsun...

    Bu Biçare Hal İçinde Boynun Bükük Elinde Rahmani Altın Kadeh,Ne Yapacağını Bilmiyorsun...

    Bu Acizliğine Ve Çaresizliğine Bakan Rabbinden Utanıyorsun..Ama Elinden Gelen Bir Şey Yok...Ve Sen Tüm Teslimiyetinle Yinede Ondan Umudunu Kesmiyorsun Ve Ona Sığınıyorsun...

    Bu Teslimiyet Halinle Rabbin Sana Tekrar Bir İhsan-ı İlahide Bulunuyor Ve Alemlere Sığamayıp Kulunun Kalbine Sığıp İlham-ı Rahmetini Kalbine Verdiği Anda Bütün Algıların İdraklerin Birden Açılıyor...


    Ve Sen Kalbine İlham Edilen Bu İlah-i Vahyi Anlamaya Başlıyorsun...

    İlk Söylediğin Söz "AMAN YARABBİ" Oluyor....

    Seni O Haremgâh-ı İlâhi ye ( Cenâb-ı Hakkın mübarek kıldığı ve özel kimselerden başkasına açmadığı kutsal mekâna) Gelmeni Sağlayan Şeyin"AŞK" Olduğunu Anlıyorsun...


    "Besmelesiz İçilir'de Aşksız İçilmez Kadehtir Bu" Sözünün Sırrını Çözüyorsun...

    Ve Başlıyorsun O Sonsuz Mana Ve Sır Dolu İki Sözün Ardındakileri Kendine Söylemeye...

    Allahın Herkese Verdiği Bir İşi Yapmadan Önce Veya Yemeden İçmeden Önce Onun İsminin Anılması Olduğunu Hatırlıyorsun... "Bismillahirrahmanirrahim" ....Bu Rabbini Anmaktı,Bu Sırrı Çözmeye Atılan İlk Ve Doğru Adımdı...

    Ama Rabbin "Besmelesiz İçilir" Demişti...Peki Bu Nasıl Olacaktı?
    İşte Tam Bu Anda Rabbin Tekrar Kalbine İlham Eder Ve Anlamaya Başlarsın Yine...

    "Besmele Kelimesi : Bismillahirrahmanirrahim'in En Başında Olan Ve Özü İtibarı İle Arapçada "İSİM" Anlamına Gelen "SM" Kelimesi'nin Bir Kısaltması Olduğunu Görüyorsun...

    "İSİM" Kelimesini Her Şeye Ve Herkese Söyleyebilirdin...Ama Allah,Rahman Ve Rahim Sadece Ona Aitti...

    Bu Sözden Anlarsın ki "SM(İSİM)" Kelimesi Onu Anmak İçin Kullanılan Bir Sözdü Ve Rahmaniyet İçermeyen,Tanımlamak Ve Belirtmek İçin Kullanılan Bir Kelimeydi..."SM(İSİM)" Olmadan Rabbini Ana Bilirsin Demişti Allah...

    Ve Onun Sonsuz Sır Dolu Sözlerinin Yarısına Gelmeye Başladın...
    Artık Onu Nasıl Anman Gerektiğini Biliyorsun...Onun Adı Olmadan O Kadehi İçemeyecektin..."İllahirrahmanirrahim"İn Sadece Onu Zikrettiğini Ve Sadece Onun İle Dolu Olduğunun Farkına Vardın....

    Artık "BESMELE" Olmadan İçebilirsin...Ama Daha Çözmen Gereken Bir Sır Dolu Sözü Daha Vardır...

    "Besmelesiz İçilir'de,AŞK'SIZ İÇİLMEZ"...

    Rabbin Sana Öyle Hikmetli Bir Söz Söyledi Ve Öyle Bir Ruhsat Verdi Ki,

    "Bi'sm'illahirrahmanirrahim"in İçinde Olan Bir Kelimeye Tasarrufun Oldu...
    Artık Bu Bir Cümlenin İçinden,Hangisinden Tasarruf Edeceğini Biliyorsun...

    Ve "SM(İSİM)" Kelimesinden Tasarruf Edebiliyorsun...
    Artık Onu Dilediğin Gibi Anma Ruhsatına Sahipsin...

    Bu Tasarruf Ruhsatını,Ancak Makamı "Haremgâh-ı İlâhi"yi Nasip Ettiği Kimselere Vermişti Allah...O Makama Gelen,Her Nasip Ettiği Erenler Evliyalar Ve Dervişler Kendilerine Has Ve İlham Edilen Söz İle O Kadehi Yudumlar...


    "AŞK'SIZ İÇİLMEZ" Demişti Rabbin...Ve Son İlahi Kelimetullah Sırrını'da Anladın...Aşk İle Gelmiştin O Makama...Rabbin Seni Oraya Getiren Ve Kendisinden Başkasına Aşık Olanı Değil,Rabbine Aşık Olanları Çağırmıştı Kendine...

    Artık Rabbinin Sana Verdiği Tasarruf Ruhsatını Kullanarak,Hem "AŞK" İle Onu Anabilir Hemde "SM(İSİM)" Kelimesinden Tasarruf Edip Besmelesiz Anarak Onun Yerine "AŞK" I Koyabilirsin...

    Rabbi'nin İhsan-ı İlahisi Ve Kalbine Verdiği Vahiy Sayesinde
    O Makama Nasibi Olmuş Her Evliya,Eren Ve Derviş Gibi Seninde Kendine Has Rabbine Söyleyebileceğin Bir Sözün Tamam Olmuştur Artık...

    Bütün Teslimiyetin,İçtenliğin Ve Samimi Aşkın İle Coşarak,Tasarruf Edip Tamamladığın O Sözü Söyleyerek Yudumlarsın O Kadeh-i İlahiyi...

    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"

    Artık Tasarruf Ruhsatın İle Tamamladığın Bu Söz "Haremgâh-ı İlâhi"de
    Diğer Aşıkların Sözleri Gibi Sana Mahsus Ve Bütün Alemlerde Zikrin Olmuştur...

    Her İşe Başlarken "RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN AŞKI İLE" Alamına Gelen
    "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Senin Zikrin'dir Artık...

    Allah'ın Aşkı İle Yanıp Tutuşman,Seni Önce Tefekkür Hazinesine Kavuşturdu,Sonra O Pek Az Kişilere Nasip Edilen Makama Getirdi...

    Ve İhsan-ı İlahi İle Rabbi'nin Sana Söylediği Hikmet Ve Sonsuz Manalı Sır Dolu Sözlerin Hikmetine Erdin...

    Onun Lütfu Ve Kalbine Sığınması İle Sana Sırrın Manasını Çözdürdü...

    Artık İlk Üç Yudumdan Birini "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Diyerek Yudumluyorsun...İlk Aldığın Yudumda,Ayakta Durmana Rağmen Düşüp Bayılmıyor,Ama Bilincini Kaybediyorsun...

    Sanki Ruhunda Bir Karıncalanma Hissi Olmuş,Gözlerine Bir Karartı İnmiş Gibi Bütün Ruhun Uyuşmaya Başlıyor...

    İlk Aldığın O Yudum,Ruhunu Tuz Tanesi Kadar Zerrelere Ayırıyor,Her Bir Zerren Ayrışmasına Rağmen,Hepsinde Ayrı Ayrı Kendini Hissediyorsun...


    Her Bir Zerrenin Senin Olmadığını Ve "ALLAAAH" Dedikleri Duyuyorsun...
    Rahmetle Hissetmeni Ve Rahmetle Duymanı Sağlamıştır O İlk Yudum...
    Artık O Makamda Olanlara Verilen Hikmetlerden Biri Verilmiştir Sana...

    "Rahmet İle Duymak"...Kimselerin Duyamadıklarını Duymaya Başlayacaksın...Rahmani Seslere Öyle Aşina Olacaksın ki,Melekleri,Bitkileri Canlı Ve Cansız Bütün Eşyaların "ALLAH" Dediğini Duyacaksın...

    Aldığın İlk Yudum,Ruhunu Zerreden Zerreye Böldükçe Yok Olacaksın...
    Yokluğun İçinde Var Olan Bir Yok Olacaksın...

    Ve Rabbin İlk Yarattığı Gün Gibi Tekrar Seslenerek Var Edip Olduracak seni...

    "KÛN" (OL) Diyecek Rabbin...Zerrelerin,Bu Gelen Emirle Bir Anda Var Olacak Ve Kendini Tekrar Ayak Duruyor Ve Kadehi Elinde Tutuyor Bulacaksın...

    Öyle Bir Duygu İçine Gireceksin Ki, Elindeki Kadehle O An Mevlana Misali Tebessümle Kendini Tavaf Edeceksin...
    Bütün Kainatın O sonsuz Sessizliğinin Gerçekte "ALLAH" Diye Bağırdığını Duymaya Başlayacaksın...Rahmetle Duyuyorsun Artık...

    Rabbinin İhsanı İle Sırrına Vakıf Olduğun,Sana Has Zikirin İle...
    Bu Haller İçinde Kendi Etrafında Dönerken Durup üç Yudumdan İkincisini İçeceksin...

    "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Diyerek...

    İlk Yudumda Olduğu Gibi,Yine Bilincini Kaybedeceksin,Ama Bu Defa Bütün Sesleri Duymaya Devam Edeceksin...

    Etraf Tekrar Kararacak,Ve Sen Bir Daha Zerrelerin Zerrelerine Bölünecek,Ve Her Birini Duyarak Tekrar Yok Olacaksın O Yokluğun İçinde....

    Yokluğun İçinde Yok Olmana Rağmen Bütün Kainatı Duymaya Devam Edeceksin...Hikmetle Verilmiş Ve Açılmış Olan İlahi Duyumunla...

    Ve Görmeye Başlayacaksın,Yok Olmana Rağmen...Sanki Hiçbir Yerde Değilsin Ama Her Yerdeymişsin Gibi,Yok Olmana Rağmen Göreceksin...

    Aldığın İkinci Yudum,Rahmet Gözünü Açmıştır...Gafletle Bakmaktan Kurtarmıştır Rabbin Seni...

    Meleklerin,Bitkilerin Ve Canlı Cansız Bütün Eşyanın Saçtıkları Nurları Görmeye Başlarsın...

    Rahmet Gözün Açılmıştır Artık...Görüyorsun Bütün Bir Kainatın Nasıl Işıklar Saçtıklarını Ve Zikirle ALLAH'a Tavaf Eder Gibi,Kendi Etraflarında Döndüklerini....

    Bu Güzelliklere Rahmet Gözüyle Meftun Meftun Bakarken Rabbinden Bir Emir Daha Gelir...Yok Olmana Rağmen Rahmetle Duyup Rahmetle Görmene Rağmen Bir Nida Daha Gelir...



    "KÛN" (OL) Diyecek Rabbin...Ve Biranda Ayakta Durmuş Elinde Ki Kadehle Kendini Bulacaksın Tekrar...

    İlk Yudumda Olduğu Gibi Tekrar Sekerat Haline Bürünecek Ve Bir Daha Dönmeye Başlayacaksın Kainatı,Rahmetle Duyarak Ve Rahmetle Görerek...

    Ve Üç Yudumdan Son Olan Üçüncüsünü İçeceksin...Rabbinin İhsanı İle Sırrına Vakıf Olduğun,Sana Has Kıldığı Zikirin İle...


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Diyerek...


    Bu Defa Rahmetle Gördüğün Her Şey Bir Anda Karanlıkta Kalacak,Rahmetle Duyduğun Bütün Bir Kainat Sessizliğe Bürünecek
    Ve Hiç Bir Şey Göremeyecek Ve Duyamayacaksın...


    Ve İlk Yudumunda Olduğu Gibi Ruhunu Kaplayan Hisler Tekrar Seni Zerrelerin Zerrelerine Bölerek Yokluğun İçinde Yok Edecek...

    Ve Yokluğun İçinde Yok Olmana Rağmen,Bu Defa Sesleneceksin Rahmeti Ve Hikmeti Sonsuz Olan Rabbine...Sana Has Kıldığı Zikir Ve Bir Şiir İle ...


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Bildim Sana Gelen Yol Geçer Aşktan


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Aşksız Varılmaz Kapına Bin Yıl Secdeye Varsam


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Haremgâh-ı İlâhi Nasip Olmaz Her Kula Aşk Olmadan


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Bildim Sözün Sırrını,İlmini Aşk İle,Aşktır Manası İsmi Azam


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Bade-i Kudret Suyu İçtim Aşk İle Kana Kana Kadehi Altından


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Rahmet İle Duyar Oldum Cümle Kainat Diyor Ya Allah Ya Rahman


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Açıldı Gözümdeki Perde,Rahmetle Görür Oldum Şükür Sana Mevlam


    "BiAŞKillahirrahmanirrahim"
    Çözüldü Dilim,Döküldü Sözler,Söyler Oldum Cümle Aleme Kaside-i Rahman



    Çözülmüştür Artık Kapalı Olan Son Sır...Açılmıştır Artık Dilindeki Kilitler...
    Duyman Ve Görmen Gibi Konuşmanda Rahmani Olmuştur Artık...

    Sırlı Sözler İle şiirler Okuyan Aşıklardan Biri Oldun...Artık Görmediğin Bilmediğin Bir İnsanı Rahmetle Duyacaksın...Ve Onu Rahmetle Göreceksin
    Hatta Ona Rahmetle Şiirler Okuduğun Vakit,O Buna Hayretle Bakacak Ama Sen Ermişliğini Dile Getirmeyeceksin...


    Dile Getirmediğin Gibi Sana İthaf Edilen Bu Dervişlik Sıfatını Tüm Hiçliğinle İnkar Edeceksin...Çünkü Sen Bu Makama Gelmeden Evvel Bir Hiç Olduğunu Kabul Ederek Geldin...Tefekkür İle Aşık Oldun,Aşk İle Rabbinin O Makamına Çıktın Ve O Makamda Yok Olup,Var Oldun Tekrar...


    Ve Bu Hikmetler İle Haremgâh-ı İlâhi'de,Senden Önceki Velilerin,Erenlerin Ve Dervişlerin Kendilerine Has Sözleri Olduğu Gibi,O Makam-ı
    Lâ Nihâye de (Sonu Olmayan Makamda)Seninde Rabbinden Ruhsatını Aldığın "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Sözün Yankılanacak Sonsuza Kadar,Sana Has Bir Biçimde...


    Ve Son Defa Seslenecek Rabbin Sana...

    "KÛN" (OL) Diyecek...Ve Biranda O Kainat Alemine Açılmış Olan Balkonda Ayakta Durmuş Elinde Ki Kadeh Olmadan Bulacaksın Kendini Bu Kez...


    Son Hikmetin İlahi Yudumunu'da Aldın...Artık Duyman Ve Görmen Gibi Dilinde Rahmetle Konuşacak Ve Söylediklerini,Yazdıklarını Cümle Alem Okuyup Herkes Kendine Bir Pay Çıkartacak...ama Sen Muhabbeti Aşka Seslenmiş Olacaksın...Aşk İle Rahmanı Arayanlar Olacak Ama Bu Yolun Sırrını Aşikar Etmene Rağmen Seni Kimseler Anlamayacak...
    Pek Az Müstesna Kimse Ve Onunla Beraber Olanlar Anlayacaktır...


    Rabbin Seni Kendisine Dilemişse Eğer,Unutma Ki Gönlüne Kendi Aşkını Bahane Eder Aratır...Sonra Bir Beşere İle Karşılaştırır...O Beşer Aşk Yolunda Hanesi Olan Bir Hancı Misali Seni Bekler...Her Aşk-ı Arayana Yolu Göstermez...Önce Aşkına Bakar Sonra Haline...Enson Nefsine Bakar...

    Eğer Dünya Kokusu Varsa Üstünde Bir Bahane İle Seni O Yoldan Uzak Eder...Döner Dolaşırsın Bir Başına Huzursuz Ve Kalbine Hitap Etmeyenlerin Yanında...Bir Yanın Hancıda Kalmıştır...Dayanamaz Tekrar Varırsın Han Kapısına...Ve Yine O Hancı Bakar Haline..."Dünya kokuyorsun" Deyip Bir Daha Yollar Seni Geriye...

    Ve Artık Sen O Hancıyı Uzaklardan Takip Edersin...Sanki O Seni Görmüyor Ve Duymuyor Zannedersin...Oysaki Senin Her Halini O Hancıya Bir Bildiren Vardır...

    Rabbin İşte Böyle Bahaneler Ve Tevafuklarla Seni Bir Tefekküre Yollar...Tefekkürle Aşka Yol Aldırır...Ve Aşk İle Sana Bir Makam Nasip Eder...O Makama Geldiğin Vakit Kulaklarını,Gözlerini Ve Dilini Rahmet İle Açar...

    İşte Sana Bunca Hikmetleri O Makama Geldiğinde Verecektir...

    Ve Geldin...Bunca Hikmetli Halleri Aldın...Senin İçin O Haller Ve Vakit Tamam Olmuştur...

    Bu Makama Nasıl Geldiğini Hayretle Düşünürken Rabbin Sana Ayetiyle Vahyeder Bir Anda...


    Yâ eyyuhel muddessir...Kum fe enzir...Ve rabbeke fe kebbir.
    Ey Örtüsüne bürünen!....Kalk Ve Uyar...Rabbini tekbir et (yücelt).
    Müddessir/1-2-3

    Bir Anda Açılır Gözlerin...Ve Kulaklarında Yankılanmaya Devam Ederek Uzaklaşmaya Başlar Onun Son Sesi Ve Sana Son Vahyi...

    Etrafına Bakıyorsun...Artık Odan'da Gözlerini Açtın...Şimdi Dünyadasın...
    Ama Sen Eski Sen Değilsin...

    Üzerinde Hiç Bir Beşerin Asla Göremeyeceği Libas-ı Rahman-i Olan Sultanlık Elbisesi Vardır...

    Dünyaya O Elbise İle Geldin...Ve Hazreti İsa Peygamberin "Kişi Anasından İki Kere Doğmadıkça, Göklerin Melekûtuna Ulaşamaz." Sözünün Manayı Sırrına Erdin...Önce Annenden Doğduğun Hal İle Yaşattı Rabbin Seni...

    Sonra Yatağında İken Aldı Canını...Çıkarttı Seni O Makama...Rahmetiyle Sardı Seni...Ve Hikmetle Donattı...
    Ve Tekrar Dünyadaki Bedeninde Can Verdi...İşte Böylece Hazreti İsanın Bu Sözünüde Anlamış Oldun...Artık İnsanların Mana Veremediği Sözlere Her Duyduğunda,Rahmet İle Açılmış Olan Kulakların O Sözlerin Derun-i İdrakine Hemen Varacak...


    Çünkü Sen Bu Hikmeti İlahiyi Almış,Libas-ı Rahmaniyi Giymiş Görünmez Bir Sultansın...
    Artık Olayların Ardındaki Sırrı Görebiliyorsun...Ve Gördüğün Her Olayda Ve Her İnsanda Ne Olduğunu Anlıyorsun...

    Bu Hallerini Görenler,Dünyalık Vasfına,Kıyafet Ve Cemaline Bakarak Seni Okuduklarından Dolayı Bilgin Zannedecekler...

    Halbuki Sen Onların Görmediği Ve Göremediği Sultanlığın İle İçlerinde Dolaşmaya Devam Edeceksin...

    Rabbinden Aldığın Enson Emir İle İnsanlara Konuşacaksın...Her Sözün Onu Söyleyecek,Her Halin Onu Anlatacaktır...

    O Makam da İken Senin Tasarrufuna Bırakılmış Olan Ve Bu Zamana Kadar Cümle Aleme Tasarruf Edilmesi Yasak Olan "Bismillahirrahmanirrahim"
    Senin Zikrin Değildir Artık...

    Kimselere Bunun İdraki,İlhamı Ve Tasarruf Ruhsatı Verilmemiştir...
    "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Sana Mahsustur...
    Aşk İle Hakka Ermeyenlere Yasaktır Bu Söz...Sırrı Bilmeyenler Çekemeyecektir Bu Zikri...

    Sakın Beşere Aşikar Eyleme Sırrını...İbni Arabi Gibi Hem Yurdundan Kovulur,Hallacı Mansur Gibi Asılır,Nesimi Gibi Canlı Canlı Derini Yüzdürürsün...

    Onlar Aşkın Sırrına Ermişlerdi...O Sultanlık Elbisesi İle Gezdiler...Nice Hikmet Dolu Rahmetle Sözler Söylediler...Kimseler Anlamadı Onları...Görmedi Kimse Üstlerindeki Sultanlık Libasını...

    Aşikar Eyleme Zikrini...Hiç Duymadıkları Ve Duyamayacakları,Duysalar Bile Anlamayacakları Sırrını Söyleme...

    Rabbinin Murad-ı İlahisi İle Sana "İfşa Et" Dediğin Gün Gelecektir Elbet...
    İşte O Zaman Halk Sana Taşar Atarken Acımayan Canın,Dostun Attığı Bir Gül İle Acıyacaktır...

    İşte O zaman Anlayacaksın,İnsanların Senin Sesini Duymadıklarını...
    O Zaman Göreceksin İnsanların Kulaklarının Sağır,Gözlerinde Ki Perdelerin Kapalı Olduğunu...

    Haykırsan'da Duyuramayacaksın Sesini...Göstersen'de Göremeyecekler Hakikati...

    Onlara Kızma Sakın...

    Çünkü Rabbin Kapatmıştır Onların Gözlerini...

    Gözlerinde Çekilidir İlahi Bir Perde.


    Saygılarımla : Emrah Yıldırım
    Erdi

    Not : Allah,Hepimize Böyle Bir Hali Yaşamayı Ve O Özel Makama Aşk İle Çıkmayı Nasip Etsin...

    "BiAŞKillahirrahmanirrahim" Zikrini Çekme Yetkisine Sahip Olan Bu Zat-ı Sultana Ve Geçmişteki Sultanlara Verdiği İzni İlah-i sini Bizlerede Versin...

    O Makamı Bizlere Lütfettiği Vakit,Bizimde Ruhsatımızın Tasarrufuna Sunacağı Bir Kelimetullahı Nasip Eylesin...


    Bizlerde Aşk İle Yazalım O Şahsımıza Mahsus Kelimetullah-ı...
    Başkalarıda Okusun Aşk İle...

    Sende Oku...Muhabbeti Aşk İle...

    Muhabbetimiz Aşkla Dolsun..Son Sözümüz Aşk Olsun...

    Perdemiz Açık Olsun...

    Allaha Emanet Olun...