• "Parti iktidarda olmak istiyordu, çünkü halk kitleleri özgürlüğü kaldıramayan ya da gerçekle yüzleşemeyen, dolayısıyla kendilerinden güçlü birileri tarafından yönetilmesi ve sistemli bir biçimde aldatılması gereken zayıf, korkak yaratıklardı."
  • 552 syf.
    ·23 günde·Beğendi
    Dersim'e dogru uzun bir yolculuga hazırsanız buyrun.
    Halvori'ye, Laç deresine, Ali boğazına, belkide bugune kadar adını bile duymadığınız bu yerler kitabı kapattıktan sonra oralara gitmiş, gormus gibi cok tanıdık yerler olacak, ve munzur bir zamanlar kan kırmızı akan munzur, aşılmaz dağları, mağaralarıyla kartal yuvası Dersim. Baş eğmezligin, isyanın adı Dersim.
    (Alıntı)... Daha önce Ermeniler icin ağlayan, Ermenilerin diktiği bu ceviz ağaçlarının, yıkılan evlere ağladıklarını düşündü. Bir zamanlar Ortinig, Vartinik, Halvori, Vank ve benzeri köylerde yasayan Ermenilerin başına gelenler, Dersimlilerin başına mı geliyordu yoksa? Azrail'in niyeti neydi aceba?.
    Ermeni tertelesi(kıyımı, katliamı)ne sahit olmus halk artık sıranın kendilerine geldigini anlamısti.
    Dersim'in "Tunceli"lige donusturulme surecinde
    "Asi" halkın mağaralarda "medeni"lestirilmesine baslanmisti. Yol, karakol çalısmalarında çalıştırılan fakir halkın, vergi vermeye zorlanan halkın.
    Sey(Seyit) Rıza'nın mucadelesini, asılmasını anlatıyor.
    Dilini, inancını, kulturunu, özünü yitirmemek icin verdigi mucadelenin adıdır Dersim isyanı, zulme baskaldırının ve sonra kıyımın adıdır Dersim isyanı.
    Kitabı okumak gercekten yorucu bir surec, bunları okumak kolay degil, nasıl yasadınız bu kadar acıyı ben okurken kahrolurken.
    Sonucta e onlar isyan etti amaa! deniyor. Olayların isyan seviyesine gelme sureci, o gune kadar bu halkın hukumetle iliskileri, sebepleri sonuclarıyla irdelenmeden kesip atmak bir kesim icin her zaman kolay olmustur. Ve isyanın bedeli mağaralarda parca parca oluncaya kadar bombalanmak, Laç deresine, Munzur'a atılmak, süngülenmek, kursuna dizilmek, sürgüne gonderilmek, evlatlık verilmek mi olmalıydı bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı? Hiç sarılamayacak yaralar bırakıldı, yaban ellerde toprağının hasretiyle yaşamaya calıştı, memleket hasretiyle öldü insanlar.
    Dersim'i merak ediyorsanız, sizde uzun bir yolculuga cıkmak istiyorsanız, belki cok huzunlu ama yine de gormek istiyorsanız buyrun. Dersim
    Muzaffer Orucoglu'nun sizi Dersim'in tam merkezine alıp goturecegi bu muazzam eseri sizleri bekliyor.
  • Süpermarkette Küçük Bir Gezinti
    Süpermarkete girdiniz, burayı bir şehir gibi düşünün, en kıymetli yer neresi? Çoğu müşteri bunu fark etmez ya da önemsemez ama konum olarak süpermarketin en kıymetli bölgesi orta kısmı.
    DR. ALP SİRMAN
    Burası aynı zamanda en
    fazla işlenmiş, besin
    katkıları eklenmiş olan
    besinlerin olduğu bölüm.
    Çünkü ucuz hammadde
    ile en pahalı, en uzun raf ömürlü ve
    dolayısı ile en karlı ürünler burada.
    Süpermarketler ve besin endüstrisi,
    asıl buradan para kazanıyor tabii ki en
    iyi yerde de işlenmiş ürünler olacak. En
    fazla reklamın, özendirmenin yapıldığı
    alan da burası, süpermarketin orta
    bölümü.
    Kısaca bu alan besin endüstrisinin,
    pazarlamanın ve toplamda paranın
    döndüğü yer. Burada ne yok? Burada
    olmayan, sağlıklı besinler. Bu alan
    neredeyse olduğu gibi sağlığa zararlı
    ürünlerden oluşuyor. Sağlığa zararlı
    olduğu için onca reklam yapılıyor, çok
    karlı olduğu için de her yaştan insan
    bu reklamların etkisi ile en fazla bu
    ürünleri kullanıyor.
    Bu bölümde neler satılıyor?
    Şekerlemeler, bisküviler, çikolatalar,
    konserve meyveler, soslar, ketçaplar,
    mayonez ve çeşitli soslar, hazır pasta,
    kurabiye yapmak için paketler hiç
    uğraşmak istemeyenler için pakette

    kekler, hazır çorbalar… Ne ararsanız var…
    Hepsi tanıdık ürünler, hepsini her gün
    reklamlarda görüyoruz çünkü en büyük tanıtım
    bütçesi onlarda. Hemen fark edilen “diyet”
    bisküvi mesela. Neden diyet diye adlandırılmış?
    İçeriğinde şeker olmadığı için mi?
    Peki, şeker yok ne var içinde? Bolca yağ
    ve tuz tabii, yoksa alır mısınız? Başka bir
    köşede glutensiz ürünler var, bakınız ekmek
    de “glutensiz”.
    Gluten yok ama ekmek yerken aradığınız
    glütenin verdiği o kabarık dokuyu çıtır çıtır hissi
    vermesi için “xanthan gum” var. İsmi oldukça
    yabancı gelse de bu madde ile mutfağınızda
    sık sık karşılaşırsınız, nerede? Buzdolabında
    unuttuğunuz yeşil yapraklı salatanın üzerinde
    jölemsi bir madde oluşur hani. İşte o madde
    xanthan gum. Bu madde şekerden elde ediliyor.
    En çok da ucuz olduğu için mısır şurubundan.
    Yoğunluk ve doku sağlayan bu maddeyi bir
    bardak suya damlatsanız o su akışkanlığını
    kaybeder ve koyu bir kıvam alır, dolayısıyla
    ekmek yapımında gluteni çıkardığınız zaman
    eksik kalan doku, esneklik ve çıtırdama hissini
    sağlıyor.
    Başka nerede kullanılıyor? Petrol endüstrisinde
    delici uçları soğutan karışımın yoğunluğunu
    arttırmak için. Yani sadece besinlerde değil.
    Peki zararlı mı? Hayır “tek başına” bilinen bir
    zararı gösterilememiş. Tek başına kelimelerini
    tırnak içinde yazmamızın sebebi xanthan gum
    maddesinin hiçbir zaman tek başına olmaması.
    Bulunduğu paket üründe beraberinde farklı
    kimyasallar da bulunuyor. Onlarla birlikte
    yaptıkları ise ancak zaman içinde ortaya çıkıyor.
    Gluten modası henüz yeni, bu nedenle gluten
    yerine koyulan katkıların ne işe yaradığı henüz
    tam olarak bilinmiyor. Sadece Xanthan Gum
    değil ฀-glucan, inulin, oligofructose, linseed
    mucilage, apple pomace, carob fiber, bamboo
    fiber, polydextrose, ve resistant starch gibi
    normal koşullarda adını bile duymayacağınız
    onlarca madde var.
    Bu maddelerin pişerken başka kimyasallar
    ile ne tür etkileşime gireceğini kimse bilmiyor.
    Ayrıca glutensiz beslenme adına onca kimyasal
    eklentili maddeyi yiyoruz. Sorunun glutene
    değil de yoğun kullanılan roundup adındaki
    maddeye bağlı olabileceği konusunda her gün
    yeni kanıtlar ortaya çıkıyor.
    En son yani 9 Ağustos 2019 da Bayer glifosat
    yani Roundup sonucu kanser olanlar ile anlaşmak
    üzere 8 milyar dolarlık bir fon ayırdı.
    Bu konu gittikçe büyüyecek. Süpermarkette
    biraz daha ilerleyelim bakalım bu bölümde
    başka ne var?
    Sıra geldi kahvaltılıklara
    Sabah işe giderken ne yersiniz? Bu sorunun
    ideal yanıtları var tabii, ama bir de zaman
    sorunumuz var. Bu nedenle en çabuk hazırlanan
    son zamanlarda sağlıklı olduğuna dair bir kanı
    oluşan kahvaltılık ürünleri hem kolay hazırlanıyor
    hem de lezzetli ve çok moda.
    En başta kolay hazırlanan yulaflar ve mısır
    gevrekleri, portakal suyu, hazır kahveler var.
    Bilindiği gibi, mısır gevrekleri ve yulaflı müslilerin
    çoğunda yüksek oranda şeker var, bu uzun
    zamandır biliniyor Bu gevrek ve yulaflar, süt veya
    su ile karıştırıldığında kolayca yumuşamaları
    için işleniyorlar.
    Bu konuda bilinmeyen ise bu ürünlerin büyük
    çoğunluğunda glifosat kalıntısı olması. Glifosat,
    izin verilen dozun altında diye savunmalar var
    ama problemlerin uzun süreli kullanımlardan
    sonra ortaya çıktığı da unutulmamalı. Ayrıca,
    zehirin izin verilen dozu olamaz.
    Portakal suyu mu dediniz?
    Bakalım raflarda başka ne var… Karşımızda
    portakal suyu. Hem de %100, en üst kalite.
    Zaten diğerlerini portakal suyu sınıfına sokmak
    dahi hata. Evet, sadece portakal suyu var içinde.
    Portakal sıkılıyor, depolanıyor. Ne zaman?
    Portakalın en ucuz olduğu zamanda. Kaç ay
    depolanıyor? Bazen birkaç ay, bazen birkaç yıl.
    Bu, doğal koşullarda mümkün değil.
    Ama oksijensiz ortamda yapılabiliyor. Bir
    tek minik sorun var, oksijensiz ortamda o
    taze sıkılmışı bırakın portakal kokusu ortadan
    kalkıyor.

    Bu güzel koku nereden geliyor öyleyse diye
    sorduğunuzu duyar gibiyiz. Hemen cevap
    verelim; parfümle. Evet yanlış okumadınız!
    İçtiğimiz portakal sularına her şirket kendi
    portakal suyu parfümünü ekliyor. Aynı parfüm
    şirketleri gibi farklı bir bileşimde. Böylece taze
    sıkılmış gibi kokan, tadı da yerinde ama taze
    olmayan bir portakal suyu var elimizde. Aslında
    içmeseniz iyi olur, içinde yüksek oranda şeker
    var ve bu zararlı. Şeker katılması şart değil,
    portakal sıkıldığı su haline geldiği anda sağlıklı
    olmaktan -şeker emiliminin yerinin değişmesi
    nedeni ile- sakıncalı hale geliyor.
    Hazır çorbalar
    Yapması oldukça zor, zaman alan lezzetli
    çorbaları 15 dk’da hazırlamak gerçekten de
    çok cazip. Adları da yöresel. Analı Kızlı, Düğün
    Çorbası. Üstünde otantik fotoğraflar, çok çekici.
    Peki içlerinde ne var? E kodlu birçok madde
    tabii ki. E kodu, kimyasal katkıların ne olduğunu
    açıklar. Çoğu da insan sağlığına tek başına
    zararsızdır. Ama bu testler her zaman tek bir
    kimyasal için yapılır, oysa pratikte bu maddeler
    hiçbir zaman tek başlarına bulunmazlar.
    Tüm bu gıda katkıları, ilgili ürünleri tüketen

    kişinin kullandığı ilaçlar, alkol v.b. gibi onlarca
    farklı kombinasyonla kullanılırlar gerçek hayatta.
    Bu nedenle tek başına yapılan testlerde
    zararsız demekle bu sayılan koşullardaki durum
    aynı olmaz. Bir de zaman içinde güvenli tanımı
    değişen maddeler var. Bu maddelerin en ünlüsü
    Emülgatörler.
    Şu emülgatör konusu
    Emülgatörler bir sıvı sistemi içinde partiküllerin
    homojen dağılmasını sağlayan yüzey gerilimini
    azaltarak çözünürlüğü artıran maddelerdir.
    Muhallebi yaparken nişasta koyduğumuzda
    topak olur ya hani. Tencere başında bekleyip
    sürekli karıştırmamız gerekir. Hazır muhallebi
    yaptığınızı düşünün, o topaklanma olmaz.
    Muhallebi ustası mı olduk? Hayır. Sadece
    toza karıştırılmış olan emülgatör, hazır
    muhallebimizin suda dağılmasını sağladı. Bunu
    çikolatalı süt yaparken de biliriz, kakao süte bir
    türlü karışmaz. Ama hazır aldığımızda hemen
    karışır, işte aradaki farkı yaratan emülgatörler.
    Bu her tür hazır çorbada da benzer şekilde
    var ve wndüstriyel gıda sektörünün en yoğun
    kullanılan maddelerinden. Peki emülgatör
    kimyasal olarak bakarsak nedir? Emülgatör bir
    deterjandır. Yani temelde deterjan da bulaşıkta
    kirlerin suyla karışmasını sağlar ve bunun için
    yüzey gerilimi azaltma işlevinden yararlanır.
    Emülgatör de benzer şekilde davranan bir
    madde. Yüzey gerilimini azaltıyor ve çözünürlüğü
    artırıyor. Çorba ya da muhallebi her ne ise fazla
    uğraşmaya gerek olmadan hemen çözünüyor.
    Peki emülgatör ortadan kalkıyor mu? Hayır,
    kalın bağırsağa devam ediyor. Orada bağırsak
    içini kaplayan ve emilim sırasında zararlı
    maddeleri filtreleyen mukozanın bütünlüğünü
    bozuyor. Filtre bütünlüğü bozulunca, kana
    karışmadan bağırsak lümeninde kalması gereken
    besin molekülleri kana karışıyor ve sonuç; besin
    alerjileri, irritabl bağırsak sendromu, gluten
    hassasiyeti benzeri klinik ve bağırsak kanserine
    kadar giden yan etkiler.
    Hazır çorbalar konusuna devam
    Peki hazır çorbalar neden marketin konum olarak
    en değerli yerinde? Bunlar fiyatı 2-5 TL arasında
    satılan ucuz ürünler, müşterisi de üst kesimden
    çok orta alt kesim. Bu kadar ucuz bir ürün nasıl
    çok karlı olabilir diye düşünebilirsiniz. Şöyle
    oluyor. 5 kişilik domates çorbası yapacaksınız

    diyelim. En az 5 tane domatesi rendelemeniz
    içine tereyağı, un gibi malzemeler kullanmanız
    gerekiyor değil mi? Hazır çorba paketi yaklaşık
    60 gram. 60 gram malzemeden nasıl beş kişiye
    domates çorbası yapıldığı ise paket besinlerin
    neden bu kadar karlı olduğunun açıklaması.
    Önce o domates çorbası adındaki karışımın
    sizin bildiğiniz domates çorbası ile uzaktan
    yakından ilgisi yok. Bu karışım domates kokan,
    domates renginde, domates tadında ama
    domatesle ilgisiz bir kimyasal karışım. Gelin
    birlikte içine bakalım. İlk karşımıza çıkan
    emülgatör az önce belirttiğimiz gibi gibi kolay
    karışmayı sağlıyor ama bağırsaklar için zararlı.
    Xanhan gum’ı da hatırlayalım. Buradaki görevi
    yoğunluğu sağlamak.
    Maya özütü: Artık tüketici E kodlu söylenmesi
    zor kimyasallardan kaçıyor, peki besin endüstrisi
    bunu bilmiyor mu? Mayanın özütü mayanın özü
    anlamına geliyor gibi görünse de. Son yıllarda
    “orta bölge kokuları” adı verilen katkılar için
    kullanılıyor, daha lezzetli hissi veriyorlar.
    Nasıl yapıyorlar bu etkiyi? Glutamat adı verilen
    bir tür protein içeriyorlar. Bu kelime size bir şey
    ifade etmeyebilir ama MSG yani mono sodyum
    glutamat olarak mutlaka duymuşsunuzdur, bir
    dönem günah keçisi olarak adlandırıldı ise de
    sorunun MSG’nin doğal olanından yani yosundan
    elde edilenden değil, işlenmiş ürün olarak elde
    ediliş yönteminden kaynaklandığı düşünülmekte.
    İşte Maya özütü bu işi yeni isimle yapıyor.
    Maya özütü umami tadında, ki bu da
    lezzeti artırıyor içinde glutamat var ve işlevi
    monosodyum glutamat ile aynı. Farkı MSG,
    yosundan elde ediliyor ve pahalı, bu ise ucuz.
    Bir İlginç maddemiz daha var: Modifiye mısır
    nişastası. Burada iki soru sormamız gerekiyor.
    1-Domates çorbasına neden mısır nişastası
    koyuyoruz?
    2-Normal mısır nişastası neyimize yetmiyor
    da modifiyelisini, değiştirilmişini koyuyoruz?
    Çünkü modifiye mısır nişastası, yüksek ısı ve

    kimyasallar etkisi ile değiştirilerek su tutucu
    hale getiriliyor.
    Soslar
    Soslar bolca mevcut. Her ihtiyaca göre, makarna
    için onlarca, ızgaralar ve sebzeler içinde oldukça
    fazla sayıdalar. Çok da lezzetliler. Temel olarak
    aynı kıstasları karşılamaları gerekiyor. Raf ömrü
    uzun olsun, rengi parlak kalsın, ucuza mal olsun
    ve yüksek karla satılabilsin. Bir tanesine yakından
    bakalım: Barbekü sos veya mangal sosu.
    İçinde yüksek oranda şeker var. Çünkü tuzu
    dengelemek ve bakteri üremesini önlemek
    için fruktoz şurubu ideal. Sadece soslarda
    değil markette satılan ürünlerin %80’inde
    fruktoz şurubu bulunuyor. Ama pazarlama
    dehaları herkesin bildiği şeytanlaştırılmış isimleri
    kullanmıyorlar. Yerine ne kullanıyorlar dersiniz?
    Şekerin paketler üzerindeki adları
    Sukroz, glikoz, fruktoz, maltoz, dekstroz,
    hidrolize edilmiş nişasta, yüksek fruktozlu
    mısır şurubu, şurup, melas, şeker kamışı, ham
    şeker, pekmez, bal, agave şurubu, meyve suyu
    konsantresi gibi 56 farklı isim söz konusu şeker
    için. Neden bu kadar farklı? Nedeni basit. Şekerin
    zararlı olduğu 1950’lerden 2009’a yaklaşık 60
    yıl gizlendi ve obezite, kalp hastalıkları gibi
    toplum sağlığını en çok bozan, tedavi giderlerine
    yol açan hastalıklara yol açmasındaki etkisi
    gözden kaçırıldı. Bu süre içinde şeker endüstrisi
    şekerin zararsız olduğunu asıl sorunun yağdan
    kaynaklandığını kanıtlamak için çok çaba
    gösterdi. Besinlerden yağ çıkarıldı şeker eklendi
    ama sonuçta obezite patlayınca ve yüksek şeker
    kullanımının yol açtığı hastalıklar, hipertansiyon,
    damar sertliği, tip 2 diyabet, kanser türleri kısaca
    metabolik hastalık tablosu, sağlık giderlerini
    tüketmeye başlayınca şekerin de foyası ortaya
    çıkıverdi. Şimdilerde şeker büyük zehir olarak
    tanımlanıyor ve bu nedenle şeker denmiyor.
    Bir üründe zararlı olan maddenin isminin
    değiştirilmesi ise ünlü PR’cı Edward Bernays’ın
    fikri. Bernays, politik hayatta sloganlar üretirken
    zararlı olan konuyu asla bilindiği şekilde söylemez,
    hep yeni ama bilinmeyen bir isim bulurdu.
    Biberiye özütü
    Biberiye özütünün son zamanlarda ne kadar çok
    kullanıldığı dikkatinizi çekiyor mu? Çoğu sosta

    var çok da lezzet katıyor. Peki bu biberiye özütü
    biberiyenin ezilmesi ile mi elde ediliyor, kokusu
    nasıl oluyor da onca zaman hiç azalmadan
    kalıyor? Biberiye özütü elde etmek için biberiyeyi
    önce hexan, aseton veya alkol içinde çözmek,
    ardından içinde koku veren carnosol and
    carnosic asidi kullanılan çözücüden ayırarak
    saflaştırılmış toz haline getirmek ve paketlemek
    gerekiyor.
    Paket ürünlerde en önemli konu çok lezzetli
    olmasıdır. Bütün endüstri bu amaç çevresinde
    yapılanmıştır. Bu nedenle standardizasyon
    önemli yer tutar. Bu nedenle ürünlerin
    içindeki etken maddeler çıkartılıp standart
    toz halinde rafine edilir. Ancak bu arada işin
    içine birçok kimyasal madde karışır bunlar
    tek tek FDA tarafından genellikle güvenilir
    olarak sınıflandırılsa bile sorun bu kendi başına
    genellikle güvenilir olan maddelerin bir arada
    ve aldığımız ilaçlar ile birlikte ne yapacağıdır.
    Marketteki gezintimize devam edelim…
    Şarküteri ürünleri
    Bu bölümde de sosis ve salamlar var. Bu ürünler
    de işlenmiş et sınıfına girdiğinden zararlı.
    İçlerinde azot bileşikleri ve koruyucular var.
    Markette karlılığın en önemli koşulu uzun raf
    ömrü olmasıdır. Et bilinen en çabuk bozulan
    ürün. Bu pahalı ürünün bozulması büyük zarara
    yol açar. Bu nedenle 1900’lü yılların başında
    bulunan yöntem günümüze uyarlandı.
    Sosisli sandviç in en özdeşleştiği şehir yer
    New York. New York’da geçen tüm filmlerde,
    dizilerde sosisli sandviç yani Frankfurter /
    Hot Dog rol alır. Hikâyesi biraz iğrenç başlıyor
    bu nedenle yazıyı okuduktan sonra sosis
    yemezseniz sorumluluk almıyoruz. Yıl 1845,
    İrlanda’da patates tarlalarında meydana gelen,
    Phytophthora infestans adlı mantara bağlı
    bir hastalık, Avrupa’da ve özellikle İrlanda’da
    patates üretimini yok etti.
    Bu dönem, aynı zamanda Avrupa ve Özellikle
    İrlanda’dan Amerika’ya en fazla göçün olduğu
    zamana denk geliyor. Binlerce insan New York
    limanına geliyordu, New York o günlerde suç
    oranının yüksek, kanalizasyon sistemi yetersiz,
    sokaklarında hayvan ve insan çıkartılarından
    oluşan çamur bulunan bir şehirdi.
    Gelenler hiçbir alt yapısı olmayan binalarda
    oturuyor ve üçte biri hastalıklardan ölüyordu.

    Buzdolabının da olmadığı bu ortamda
    kasapların kestiği etlerin de kısa zamanda
    bozulup çürümesi kaçınılmazdı. Kaçınılamadı
    da zaten. Ama New York, onca çürümüş eti
    çöpe atmak yerine değerlendirmeyi düşünen
    ahlaksız insanların çoğunlukta olduğu bir şehirdi.
    Birinin aklına bu çürüyen etleri makyajlayıp
    yeniden satmak geldi. Çürüyen ve berbat kokan
    bu etleri önce kıyma makinesinden geçirdiler.
    Sonra boraks ile karıştırıp dezenfekte ettiler,
    içine kırmızı gıda boyası koydular, ve bol baharat.
    Sonra bağırsak zarlarına doldurup ucuza
    sattılar.
    Frankfurter’in Kuzey Amerika’da
    doğuşu
    Ne iğrençmiş değil mi? Oysa bugün öyle mi?
    Çürüyen etler yok ama endüstriyel olarak
    kullanılamayacak kalitede et kırpıntıları var.
    Boraks yerine amonyak ile dezenfeksiyon
    yapılıyor. Gıda boyası yerine Nitrik oksitler var
    çünkü renginin gri yeşile dönmemesi için bakteri
    üremesini engellemek gerekiyor. Baharatlar o
    dönemde doğaldı şimdi çok daha güçlü kokulu
    yapay kokular, maya özütünden elde edilmiş
    et tadı ve kokusu gibi ekler var. Amaç ise
    tamamen aynı. Ucuz etleri yeniden satılabilir
    ürün haline getirip satmak. Tamam, marketin
    bu kısmından hemen uzaklaşalım. Bakalım
    karşımızda neler var.

    Bitkisel yağlar
    Bitkisel yağlar mısırözü-ayçiçek yağları, ucuz
    olduğu için tüm kızartmalardaki ana yağımız.
    Peki, mısırdan yağın nasıl çıkarıldığını veya
    ay çekirdeğinden o yağın nasıl alındığını hiç
    düşündünüz mü? Yağlar baskı ile değil mesela
    ay çekirdeğinin içinden hexane, gibi çözücülerde
    çözünerek alınıyor. Aynı biberiyede olduğu gibi
    ondan sonra bu çözücü içinde bulunan yağ
    ayrıştırılarak şişeleniyor ve satışa sunuluyor
    yani bu aslında işlenmiş bir ürün.
    Bunca ısıtma ve çözücülerle karışma süreci
    sonunda o yağlar sağlıklı olabilir mi? Hayır.
    Sigorta şirketi Credit Suisse, geçen yıl
    yayınladığı raporda ayçiçek yağının kalp ve
    damar hastalıklarına yol açtığını açıkladı.
    Süpermarket turumuzu bitirirken sebze ve
    meyveler bölümüne geldik. Burası göreceli
    olarak en sağlıklı bölüm. Yine de dikkat edilmesi
    gereken önemli bir konu var. Gluten konusunda
    anlattığımız ve yabani otların mücadelesinde
    kullanılan glifosat sadece buğdayda değil birçok
    sebze ve meyvede de bulunabilmekte.
    Bu nedenle aldığınız tüm sebze ve meyveleri
    bolca yıkamayı unutmayınız. Sözün kısası:
    Süpermarketlerin orta bölümlerinden uzak
    durmakta fayda var. Diğer yandan sağlıklı
    beslenme için alternatifsiz değiliz.

    Evde yemek yapmayı
    yaygınlaştırmak
    2. Dünya Savaşı’nın sonunda ordu ihtiyaçlarını
    karşılamak için gelişen hazır besin endüstrisi,
    savaş sonrasında elindeki üretim hacmini
    değerlendirmek amacı ile o güne kadar geleneksel
    ve yanlış olarak kadına verilen yemek pişirme
    görevini üstlenmeye böylece fabrikalarını çalışır
    durumda tutmaya odaklandı. O zamana dek
    kadınlara “siz gezin dolaşın, yemek yapın ve
    çocuklarınızla ilgilenin” diyen ekonomi, değişen
    paradigma ve kadın hakları hareketiyle birlikte
    söylem değiştirerek “siz çalışın kazanın, biz çok
    ucuza ve size zahmet vermeden yemeklerinizi
    yaparız” demeye başladı. Ve hazır yemek sektörü
    bu şekilde evrim geçirerek yaygınlaştı. Ama bir
    sorun vardı. Hazırlanan besinlerde amaç karlılık
    olduğundan en ucuz malzeme ile en fazla kar
    elde etmek için katkılar, koruyucular, kıvam
    vericiler o kadar çok kullanıldı ki hazırladıkları
    ürüne artık yemek değil yenebilir kimyasal
    karışım denmeye başladı.
    Yemek pişirmeye ayrılan zaman azaldıkça
    pazar büyüdü ve beraberinde obezite ve
    metabolik hastalık tablosu da büyüdü. Yapımı
    en zor yemeklerin benzerlerine çok ucuza
    ve kısa zamanda ulaşmak mümkün oldu.
    Sadece gelişmiş ülkelerde değil üçüncü dünya
    ülkelerinde de yerel mutfak taklit edilerek
    o pazarlara da girildi. Sonuçta besin değeri
    olmadığı için doygunluk hissi vermeyen besinler
    ana mönümüz haline geldi. Yemek pişirmeye
    ayrılan süre azaldıkça obezite arttı. Yiyecek ve
    içecek eğilimleri, yiyecek danışmanlığı ve yeme
    davranışları uzmanı Harry Balzer’in bu konuda
    güzel bir sözü var. “Şişmanlamadan her şeyi
    yiyebilirsiniz. İster pasta isterseniz kızarmış
    patates ama bir şartla; yemeği sıfırdan kendiniz
    hazırlayacaksınız.” Ve çözümün önemli diğer
    parçası: Yemek pişirmek kimin görevi? Yemek
    yapmak sadece kadının görevi değildir. O evde
    yaşayan herkesin katılımı ile yerine getirilmesi
    gereken bir iştir. Bu söyleme karşı çıkanlar
    tarafından dile getirilen “mağara döneminden
    beri erkek avlar kadın pişirir” konusu ise kocaman
    bir şehir veya mağara efsanesi. Tarih öncesi
    insan kalıntılarındaki diş taşlarının incelenmesi
    ile yapılan çalışmalar, kadınların eve giren
    kalorinin %70’ini yenebilir kökler, meyveler veya
    otlardan sağladığını göstermiştir.
  • Verse 1: Fuat] (Doğa)
    Cengiz Han zamanı akan nehirde
    Elini yıkamanın bedeli ölümdü
    Göç edip çürüdük
    Çöp kusarak üç denize sıçan bi’ hale büründük
    Egzoz gazı soluyan
    Sağı solu belli olmayan
    Mangala gitti maganda!
    Orman yanar
    Tabiatın gözleri kan ağlar
    Kibir yaptı tavan
    Fabrika bacası basar
    Atom reaktörü, çöpü hasar
    “Electro smoke” ile her an atakta
    İnsan en büyük parazit
    Gezegene bak lan!
    Hayvan kadar olamadı beşer
    Ortama uyamadı revize eden
    Faturasını gelecek nesil öder
    Kıyamet şur’da “mal” gibi izle!

    [Verse 2: Ados] (Kuraklık)
    Abi yapma!
    Atma şu izmaritini denize
    Geri alamazsın
    Gün gelir o pisliğini attığın denize hasret kalırsın, bakamazsın!
    Kurak Afrika görüntüleri uzak değil
    Çocuğun büyüdüğü yer sulak değil
    Çünkü yok ettik gölleri, nehirleri, ırmakları, HEPSİNİ!
    Nasıl acımadık?
    İnanamıyorum
    Elimizde varken hiç değerini bilmedik
    Plastikle dolmuş mideleri hayvanların buna hiç mi üzülmedin?
    Nette paylaşmaksa yetmez
    Bi’ şeyler yapmalı
    SUYU KİRLETMEYİN!
    Su gibi aziz olsun ülkem
    Onun can damarlarına
    Bu zehri vermeyin!

    [Nakarat: Şanışer]
    Gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!
    Yenilir hiç olurum fark etmezler!
    Susma, susamam!
    Korkma yanıma gel!

    Gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!
    Yenilir hiç olurum fark etmezler!
    Susma
    SUSAMAM!

    [Verse 3: Şanışer] (Hukuk)
    Ben bi’ beyaz Türk’üm
    Yasalarım Anglosakson ama kafam Ortadoğulu
    Apolitik büyüdüm, hiç oy vermedim
    Kafamı tatile, gezmeye, borca yordum
    Adalet öldü, ucu bana dokunana dek sustum ve ortak oldum
    Şimdi tweet atmaya bile çekiniyorum
    Kendi ülkemin polisinden korkar oldum
    Üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil
    Senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi!
    Sebebi nedir bilmeden hapiste çürüyen o suçsuz sefil
    Seni, senin eserin, senin eserin bu korkunç resim
    Bu yorgun sesim
    Fakirin vergisiyle yatına, katına katana salak
    Haşere geri yolsuz vekil seni, senin eserin!
    Sen hiç yıkanmadın
    Ölümle bi’ kez bile tıkanmadın
    Elinde 3. dalga karton bardak kahve
    Tek derdin o özenti “Start-Up”ın
    Şimdi kapını kollaması gereken adalet gelir acımaz
    Vurur kırar kapını
    Çünkü çocuk öldü vuran memurdu diye “Haklıdır” dedin
    Sesini çıkarmadın, yani suçlusun!
    Çünkü iki gün üzülüp sonra gözündeki nehri kuruttun
    Tuğçe ve Büşra’nın katilini serbest bırakan hakimin adı neydi unuttun!
    Şimdi başına bi’ şey gelse şeh’rin hukuk mu?
    Bi’ gece haksızca alsalar içeri seni
    Bunu haber yapıcak gazeteci bile bulamazsın
    HEPSİ TUTUKLU!
    Salınan katillerin aldığı canlar (Geri gelmeyecekler!)
    Haksız yere hapiste geçen yıllar (Geri gelmeyecekler!)
    Sen sustun, ses etmediğinden bindiler tepene
    Haklarını elinden aldılar ve güzellikle geri vermicekler

    [Verse 4: Hayki] (Adalet)
    “Adalet” sözde mülkün temeli
    Tıkamış kulağını duymaz ne dediğini
    Adeti, töresi, geleneği söyle
    Giden kötüydü de gelen iyi mi?
    Bu medeni mi?
    Biz yiyemiyo’ken senin kürkünün bile yemediğini
    Sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini
    Medya, basın, hukuk, asker hepsi sizin için çalışırken
    Aslen güneş bile üzerine doğuyo bu çocukların
    İşe gidip geliyolar canlarına kasten
    Silahınızı kin!
    Bu çektiğimiz bizim günahımız değil
    Planınız iyi!
    Ben bilmem bunun inananı kim?
    Ama bilirim, gel
    Silahımız dil!

    [Verse 5: Server Uraz] (Hukuk)
    (Bu Server Uraz)
    Ben sesiyim kayıp neslin
    Sansürü olamam ayıp resmin
    Ekibimi bu mezardan çıkarabilmek için hep gözlerim açık, uyanık ayık gezdim
    Sopa, bıçak ne yazar ki? Zayıf hepsi!
    Öncelikle olmalı akıl keskin
    Sabır bey’nimi yiyip bitirirken yağmur gibi yağanları yakıp geçtim!
    Müzik yapmak dışında bi’ bok yemedim!
    Polis bi’ şeyleri problem edip
    Yine duruşmadayım sen konsere git
    Ben aynı takım elbisemle 10 senedir
    Biri dönüp desin bana “Çaban boş yere değil”
    O gün kalbimi, ruhumu komple veriyim ama
    Yargı gelip arıyor bedeli
    Yaşıyorum cehennemi, yanıyor bedenim

    [Verse 6: Beta] (Türkiye)
    Merhaba Türkiye
    Bende var hüviyet
    Yaşamaya çalışıyoruz hasbelkader gitmeden katakulliye
    Ekrana süs diye çıkan şarlatan, hep fanatik biri!
    Fesatlık, kötü niyet salgın gibi
    Eder daha manipüle!
    Bu bir temsil ya da piyes!
    Bu uçaksa bu türbülans!
    Komşumuzdu Suriye
    Şimdi bu gemideki vatandaş mı? (Yurttaş mı?)
    Huzurda değil ölü bile topraktakilerin ahı var
    Sadece gazeteydi “Hürriyet”
    Sen olabildiğince özgür ol!

    [Verse 7: Asil Slang & Zen-G] (İstanbul)
    Hepimizi bi’ lokmada yutuveriyo’
    Pis boğazlı İstanbul!
    En iyi zamanları törpülüyo’
    Çözülemeyen gizemli esrar bu!
    Taşı toprağı altın (altın)
    Eli verdim, kolu kaptı (saldır)
    Ulaşım, eğitim, yargı (yardım)
    Şeytan zehrini saldı (saldı)
    Paranız olmalı, ya da birileriyle aranız olmalı
    Kodamanlarda numaranız olmalı
    Aksaray’da bir adamınız olmalı
    Bizim yatımız katımız bi’ de yalımız olmadı
    Kumbaramız dolmadı da bununla doğmadım
    Ki metropolde biraz amacın olmalı
    Yapıcı olmadın, yakıcam ormanı
    Beton ormanda hayvan olman normal
    Tutsak göz altların yine morlar
    Yönetenler çağ dışı dinozorlar
    Bu ormanda herkese göre rol var
    Sustukça sıra sana gelecek
    Aydın beyinleri bekliyor karanlık gelecek

    [Verse 8: Sokrat St] (Eğitim)
    Mezun olucam
    Cash para, diploma ver bana
    Para yoksa ter dökmeliyim
    Eğitimde fırsat eşitliğini fırsata çeviren bi’ üniversiteliyim
    Ben mezun oldum
    Yarattığınız sistem yüzünden bi’ serseriyim
    Ben mezun oldum
    Ya kasiyer olayım, ya da sinemada sana yer göstereyim
    Sokak başı üniversite ama köy okulları çok terste
    Başa gelenin ideolojisi neyse o anlatılır her derste
    Zengin, fakir ayrı
    Torpile ya da parasına göre kayırır
    Eğitim endüstridir
    İnşaattan rant sağlamaka aynı!
    Kiminin kitap alıcak bi’ parası yok
    Öğretmen atanıcak ama “arası” yok!
    Milletvekili bi’ tanıdık mı, wow
    Beni anlaman da bu mantıkla zor
    Bari bi’ köy okulunun yardımına koş
    Her tarafı kaos
    Sen de biraz boğuş
    Bu gece uyudu zorla çocuk
    Okula gidecek
    YOL YAP!

    [Verse 9: Ozbi] (Sorgulamak)
    Neden bu gök, bu yıldızlar, bu galaksiler, gezegenler
    Neden, neyden bu evren?
    Neyden bu dünya?
    Neden ben, neden sen, neden biz?
    Sorgula, hele bi’ sor lan bi’ “Neden ben varım?
    Nereden geldim ve neden bi’ insanım?
    Nasıl oldum? Nasıl olduk? Nası’ oluyo’?
    Nası’ anlam kattık? Nası’ doluyo’ bu kafa?
    Neye tapınıyo’ hayat kimi kayırıyo’?”
    Hasat ne doyuruyo’ hesap
    Anlasak, anlatıp her şeyi kavrasak da len
    Anlamak mı yasak olabilir
    Ama sadece bi’ yanıtı yok bi’ sürü cevap var koş git yanıt ara
    Peşine düş mutlaka kanıt ara
    Ruhunu demle hep yakıt ara lan
    Kalbini tut ve de buna tanık ara
    Hadi nefesini gör ve git sanat ara
    Sorgula sorgula atomları
    Işık hızını düşün ve de git kanat ara sonra
    Uç uçabildiğin kadar
    Uçabildiğin kadar
    Uçabildiğin kadar uç
    Uçabildiğin kadar uç
    Bırak kendini

    [Verse 10: Deniz Tekin] (Kadın Hakları)
    Ben bilmem hiç kendimi korumak zorunda kalmadım
    Bilmem ben bi’ çocuğu düşünmek zorunda olmadım
    Hiç evlendirilmedim
    Evde dayak görmedim
    Kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim
    Sözlerinizi kusmadım
    Yurdumdan edilmedim
    Nefretinizle yanmadım
    Yakılarak can vermedim
    Hiç kardeşim olmadı
    Hiç abimden korkmadım
    Okuldan alınmadım
    Ben hiç öldürülmedim

    [Verse 11: Yeis Sensura & Sehabe] (Kadına Şiddet)
    Kadına el kalkmaz ulan beyinsiz
    Erkeksin ama insan değilsin
    Aslında o en iyiye layık
    Kadına şiddete hayır
    Ülkede erkek neden en üstte minibüste, evde ya da metrobüste
    Taciz şiddeti hiç bitmiyo’
    Kınamakla falan iş bitmiyo’
    Uh, Ah, adam olamadınız bu kalıbının adamı mı para babalarınız?
    Beşiktaş’ta beş tokat, leş hareketler
    Cebi dolu ciğerin beş para etmez
    Yaşadığın kafa ne? İnsan mısın?
    Biz utandık ulan! İnsan mısın?
    İnsan mısın?
    Bu hale nasıl gelir insan? Nasıl?

    [Bridge: Aspova] (Dünya)
    Düşerim derinlere
    Dünya, dönsün başım gibi
    Aklımı kaybederek rüya
    Nefesim, iç sesim
    Düşerim derinlere

    Dünya, dönsün başım gibi
    Aklımı kaybederek rüya
    Nefesim, iç sesim
    Düşerim derinlere

    [Verse 13: Defkhan] (Gurbet)
    Kaptı kafamı çarptı duvara
    Beni koruması gereken tenime bastı cigara
    Kaldırdı geri bütün derileri kattı dumana
    Yattım falaka motherfucker bu mu yargı burada
    Hangi kurala denk? (denk)
    Cenk için hazırım, karışır her yer
    Öğretilen bu işte
    Şiddeti sevmek ve ipleri germek
    Bak Almanya buz gibi morg
    Bana sor sana diyim
    Gençlerin çoğunda amfetamin, tilidin ya da weed, kokain ya da speed, crack
    Sana göre güzel ama bana göre değil
    Bana göre değil, kafana göre yürü bas mayına geber
    Ederi kaç? Kaç? Kaç?
    Kaç paraya bedel?
    Yeter artık dönme teker gibi
    Dost ol yeter bana
    Geliyorsan dosdoğru gel

    [Verse 14: Şanışer] (Hayvan Hakları)
    Bi’ kap su ver çok mu zor
    Vicdanlı ol be lanet
    Anlamak istemiyo’sun ama bütün bu canlar sana bana emanet
    Lan bi’ düşün:
    “Soğukta kışta dışarda tek başına yaşıyo’sun
    Dilini anlayan kimse yok hep tehlike, hep felaket, hep afet”
    Ademe bir türlü yaranamazlar
    Vicdana bakar paraya bakmaz
    Toplayıp ormana atmak çözüm değil
    Bunlar kurt değil, ormanda kendi başlarına yaşayamazlar
    Onları sen savun, onlar kendi haklarını arayamazlar
    Barınaklar dolu
    Memleket acı
    Seması kara
    Sokak hayvanlarına tecavüz etmenin, işkence etmenin cezası para
    “Büyük ahlaksızlıklar için büyük aptallar lazımdır”
    Bütün insanlar suçlu değildir ama
    Bütün hayvanlar masumdur

    [Nakarat: Şanışer]
    Gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!
    Yenilir hiç olurum fark etmezler!
    Susmam, susamam!
    Korkma yanıma gel!

    Gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!
    Yenilir hiç olurum fark etmezler!
    Susmam
    SUSAMAM!

    [Verse 15: Sokrat St] (İntihar)
    Gitme, Gitme, Gitme, Gitme
    Daha çok şeyi değiştirebiliriz bu hayatta
    İnat etme
    Hepimiz pes ettik vaktiyle
    Şimdi sık yumruğunu
    Sustur şu suskunluğunu
    Unutma kafan atınca nasıl da dimdik durduğunu
    İçin dışın nefret
    Gel
    Hiçbir şeyi yaşamak kadar sevme
    Sana bi dünya yaratamam da elini tutarım elbette
    Varsın herkes terk etsin seni
    Sen dünyayı terk etme
    Seni yargılamıyorum
    Acını tam olarak anlamam mümkün değil biliyorum
    Kaldıramadığım yükleri bırakıp kendi yolumdan gidiyorum ben
    Sen de aynaya bak lütfen
    “Seni seviyorum” de

    [Verse 16: Aga B] (Faşizm)
    Ey! Faşizm ne mi?
    En amiyane deyimiyle faka basacağız
    Beynelmilel el birliğiyle
    Tek bildiğiniz siz
    Ve de pek çok kazanın asıl sebebi aşırı hırs
    Bu hırs bi’ ebedi his
    Evde eşine kız
    Sokakta kriz
    Fıss, tokakla köpeği
    Cins ise değil de miks ise tabii
    Akılsız, ey
    Kendinden çalan hırsız
    Polisten tırs, ey
    Ol ister sistem
    Hiç çiğ sığ birey
    Bir neyin ne olduğunu
    Bi’ de bizi bil
    Biz façası pis de eli temiz bir nesiliz
    Bu işin selesi siz de
    Tekeri gidonu biz
    Ey, e bi tabi biz de biz gibi bir nes’lin peşindeyiz
    Ey, bu tek emelimiz saygı, tohum
    Torun, ayna ol
    Kaygı bol da yol
    Ey, tam da bu
    Ya boğul ya doğ
    Tonla yanlışa, gırla doğru
    Olsun torun, saygı tohum

    [Verse 17: Mirac] (Sokak)
    Yüzüne bakamam yüzüm düşer o yerlere
    Ayakları çıplakken gözleri dalar düşlere
    Başı önünde ama beden çıkıyor sefere
    Yok mecal dizinde
    Bak, her bi’ günü sürgüne
    Kaçamıyo’ kovalıyo’ zalimler
    Ele güne, ele bakıyor o gözler
    Kodamanın parasını ateşe ver
    Ve de koyduğumun egosunu bi’ yere ser
    Sokağa bakanın adını değil
    Yoksulumun, yetimimin adını ver
    Zabıtaları seyyara değil
    Gökdelenlere gönder

    [Bridge 2: Mert Şenel]
    Fırtınadan kopup giden dalların bi’ tanesiyim
    Fazla yol almış ve yıpranmış
    İçimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok
    Bazen evsiz bi’ çocuğun hikayesiyim

    Fırtınadan kopup giden dalların bi’ tanesiyim
    Fazla yol almış ve yıpranmış
    İçimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok
    Bazen evsiz bi’ çocuğun hikayesiyim

    [Verse 19: Kamufle] (Trafik)
    Can pazarı, otobanlar can pazarı
    365 günün riskli
    Bitmiyo’ gamsız magandası
    Öde kan parası
    Bi’ kaza bayrama matem düşürür
    Yürek dağlar acılar cabası
    Bir sela çınlar kulaklarında
    Hiç dinmez yarası
    Trafik terörüne eşlik eder alkol, şiddet, hız tutkusu
    25 yaşında yüz binlik arabaya binen gençlerin yok korkusu
    Önce emniyet sonra hoşgörü
    Sabır, selamet gerekiyor insan
    Ufacık bir hata her şeyi karartır inan yok dönüşü.
  • Günler koşuşturmakla geçip giderken

    Neden var olduğunu unuttun

    Neden olduğun sorunlarınsa farkında değilsin

    Gülmek eğlenmek istiyorsun

    Sorunlara çözüm bulmak gibi bir derdin yok

    Hayat zaten çok zor

    O yüzden müzik seni eğlendirsin

    Gerçeklikten uzaklaştırsın istiyorsun

    Ama biz müziğin bir şeyler değiştirebileceğine inanıyoruz

    Bizimle gel

    Başlayalım mı?

    [Verse 1: Fuat] (Doğa)

    Cengiz Han zamanı akan nehirde

    Elini yıkamanın bedeli ölümdü

    Göç edip çürüdük

    Egzoz gazı soluyan

    Sağı solu belli olmayan

    Mangala gitti maganda!

    Orman yanar

    Tabiatın gözleri kan ağlar

    Kibir yaptı tavan

    Fabrika bacası basar

    Atom reaktörü, çöpü hasar

    "Electro smoke" ile her an atakta

    İnsan en büyük parazit

    Gezegene bak lan!

    Hayvan kadar olamadı beşer

    Ortama uyamadı revize eden

    Faturasını gelecek nesil öder

    Kıyamet şur'da "mal" gibi izle!

    [Verse 2: Ados] (Kuraklık)

    Abi yapma!

    Atma şu izmaritini denize

    Geri alamazsın

    Gün gelir o pisliğini attığın denize hasret kalırsın, bakamazsın!

    Kurak Afrika görüntüleri uzak değil

    Çocuğun büyüdüğü yer sulak değil

    Çünkü yok ettik gölleri, nehirleri, ırmakları, HEPSİNİ!

    Nasıl acımadık?

    İnanamıyorum

    Elimizde varken hiç değerini bilmedik

    Plastikle dolmuş mideleri hayvanların buna hiç mi üzülmedin?

    Nette paylaşmaksa yetmez

    Bi' şeyler yapmalı

    SUYU KİRLETMEYİN!

    Su gibi aziz olsun ülkem

    Onun can damarlarına

    Bu zehri vermeyin!

    [Nakarat: Şanışer]

    Gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!

    Yenilir hiç olurum fark etmezler!

    Susma, susamam!

    Korkma yanıma gel!

    Gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!

    Yenilir hiç olurum fark etmezler!

    Susma

    SUSAMAM!

    [Verse 3: Şanışer] (Hukuk)

    Ben bi' beyaz Türk'üm

    Yasalarım Anglosakson ama kafam Ortadoğulu

    Apolitik büyüdüm, hiç oy vermedim

    Kafamı tatile, gezmeye, borca yordum

    Adalet öldü, ucu bana dokunana dek sustum ve ortak oldum

    Şimdi tweet atmaya bile çekiniyorum

    Kendi ülkemin polisinden korkar oldum

    Üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil

    Senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi!

    Sebebi nedir bilmeden hapiste çürüyen o suçsuz sefil

    Seni, senin eserin, senin eserin bu korkunç resim

    Bu yorgun sesim

    Fakirin vergisiyle yatına, katına katana salak

    Haşere geri yolsuz vekil seni, senin eserin!

    Sen hiç yıkanmadın

    Ölümle bi' kez bile tıkanmadın

    Elinde 3. dalga karton bardak kahve

    Tek derdin o özenti "Start-Up"ın

    Şimdi kapını kollaması gereken adalet gelir acımaz

    Vurur kırar kapını

    Çünkü çocuk öldü vuran memurdu diye "Haklıdır" dedin

    Sesini çıkarmadın, yani suçlusun!

    Çünkü iki gün üzülüp sonra gözündeki nehri kuruttun

    Tuğçe ve Büşra'nın katilini serbest bırakan hakimin adı neydi unuttun!

    Şimdi başına bi' şey gelse şeh'rin hukuk mu?

    Bi' gece haksızca alsalar içeri seni

    Bunu haber yapıcak gazeteci bile bulamazsın

    HEPSİ TUTUKLU!

    Salınan katillerin aldığı canlar (Geri gelmeyecekler!)

    Haksız yere hapiste geçen yıllar (Geri gelmeyecekler!)

    Sen sustun, ses etmediğinden bindiler tepene

    Haklarını elinden aldılar ve güzellikle geri vermicekler

    [Verse 4: Hayki] (Adalet)

    "Adalet" sözde mülkün temeli

    Tıkamış kulağını duymaz ne dediğini

    Adeti, töresi, geleneği söyle

    Giden kötüydü de gelen iyi mi?

    Bu medeni mi?

    Biz yiyemiyorken senin kürkünün bile yemediğini

    Sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini

    Medya, basın, hukuk, asker hepsi sizin için çalışırken

    Aslen güneş bile üzerine doğuyo bu çocukların

    İşe gidip geliyolar canlarına kasten

    Silahınızı kin!

    Bu çektiğimiz bizim günahımız değil

    Planınız iyi!

    Ben bilmem bunun inananı kim?

    Ama bilirim, gel

    Silahımız dil!

    [Verse 5: Server Uraz] (Hukuk)

    (Bu Server Uraz)

    Ben sesiyim kayıp neslin

    Sansürü olamam ayıp resmin

    Ekibimi bu mezardan çıkarabilmek için hep gözlerim açık, uyanık ayık gezdim

    Sopa, bıçak ne yazar ki? Zayıf hepsi!

    Öncelikle olmalı akıl keskin

    Sabır beynimi yiyip bitirirken yağmur gibi yağanları yakıp geçtim!

    Müzik yapmak dışında bi' bok yemedim!

    Polis bi' şeyleri problem edip

    Yine duruşmadayım sen konsere git

    Ben aynı takım elbisemle 10 senedir

    Biri dönüp desin bana "Çaban boş yere değil"

    O gün kalbimi, ruhumu komple veriyim ama

    Yargı gelip arıyor bedeli

    Yaşıyorum cehennemi, yanıyor bedenim

    [Verse 6: Beta] (Türkiye)

    Merhaba Türkiye

    Bende var hüviyet

    Yaşamaya çalışıyoruz hasbelkader gitmeden katakulliye

    Ekrana süs diye çıkan şarlatan, hep fanatik biri!

    Fesatlık, kötü niyet salgın gibi

    Eder daha manipüle!

    Bu bir temsil ya da piyes!

    Bu uçaksa bu türbülans!

    Komşumuzdu Suriye

    Şimdi bu gemideki vatandaş mı? (Yurttaş mı?)

    Huzurda değil ölü bile topraktakilerin ahı var

    Sadece gazeteydi "Hürriyet"

    Sen olabildiğince özgür ol!

    [Verse 7: Asil Slang & Zen-G] (İstanbul)

    Hepimizi bi' lokmada yutuveriyo'

    Pis boğazlı İstanbul!

    En iyi zamanları törpülüyo'

    Çözülemeyen gizemli esrar bu!

    Taşı toprağı altın (altın)

    Eli verdim, kolu kaptı (saldır)

    Ulaşım, eğitim, yargı (yardım)

    Şeytan zehrini saldı (saldı)

    Paranız olmalı, ya da birileriyle aranız olmalı

    Kodamanlarda numaranız olmalı

    Aksaray'da bir adamınız olmalı

    Bizim yatımız katımız bi' de yalımız olmadı

    Kumbaramız dolmadı da bununla doğmadım

    Ki metropolde biraz amacın olmalı

    Yapıcı olmadın, yakıcam ormanı

    Beton ormanda hayvan olman normal

    Tutsak göz altların yine morlar

    Yönetenler çağ dışı dinozorlar

    Bu ormanda herkese göre rol var

    Sustukça sıra sana gelecek

    Aydın beyinleri bekliyor karanlık gelecek

    [Verse 8: Sokrat St] (Eğitim)

    Mezun olucam

    Cash para, diploma ver bana

    Para yoksa ter dökmeliyim

    Eğitimde fırsat eşitliğini fırsata çeviren bi' üniversiteliyim

    Ben mezun oldum

    Yarattığınız sistem yüzünden bi' serseriyim

    Ben mezun oldum

    Ya kasiyer olayım, ya da sinemada sana yer göstereyim

    Sokak başı üniversite ama köy okulları çok terste

    Başa gelenin ideolojisi neyse o anlatılır her derste

    Zengin, fakir ayrı

    Torpile ya da parasına göre kayırır

    Eğitim endüstridir

    İnşaattan rant sağlamaka aynı!

    Kiminin kitap alıcak bi' parası yok

    Öğretmen atanıcak ama "arası" yok!

    Milletvekili bi' tanıdık mı, wow

    Beni anlaman da bu mantıkla zor

    Bari bi' köy okulunun yardımına koş

    Her tarafı kaos

    Sen de biraz boğuş

    Bu gece uyudu zorla çocuk

    Okula gidecek

    YOL YAP!

    [Verse 9: Ozbi] (Sorgulamak)

    Neden bu gök, bu yıldızlar, bu galaksiler, gezegenler

    Neden, neyden bu evren?

    Neyden bu dünya?

    Neden ben, neden sen, neden biz?

    Sorgula, hele bi' sor lan bi' "Neden ben varım?

    Nereden geldim ve neden bi' insanım?

    Nasıl oldum? Nasıl olduk? Nası' oluyo'?

    Nası' anlam kattık? Nası' doluyo' bu kafa?

    Neye tapınıyo' hayat kimi kayırıyo'?"

    Hasat ne doyuruyo' hesap

    Anlasak, anlatıp her şeyi kavrasak da len

    Anlamak mı yasak olabilir

    Ama sadece bi' yanıtı yok bi' sürü cevap var koş git yanıt ara

    Peşine düş mutlaka kanıt ara

    Ruhunu demle hep yakıt ara lan

    Kalbini tut ve de buna tanık ara

    Hadi nefesini gör ve git sanat ara

    Sorgula sorgula atomları

    Işık hızını düşün ve de git kanat ara sonra

    Uç uçabildiğin kadar

    Uçabildiğin kadar

    Uçabildiğin kadar uç

    Uçabildiğin kadar uç

    Bırak kendini

    [Verse 10: Deniz Tekin] (Kadın Hakları)

    Ben bilmem hiç kendimi korumak zorunda kalmadım

    Bilmem ben bi' çocuğu düşünmek zorunda olmadım

    Hiç evlendirilmedim

    Evde dayak görmedim

    Kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim

    Sözlerinizi kusmadım

    Yurdumdan edilmedim

    Nefretinizle yanmadım

    Yakılarak can vermedim

    Hiç kardeşim olmadı

    Hiç abimden korkmadım

    Okuldan alınmadım

    Ben hiç öldürülmedim

    [Verse 11: Yeis Sensura & Sehabe] (Kadına Şiddet)

    Kadına el kalkmaz ulan beyinsiz

    Erkeksin ama insan değilsin

    Aslında o en iyiye layık

    Kadına şiddete hayır

    Ülkede erkek neden en üstte minibüste, evde ya da metrobüste

    Taciz şiddeti hiç bitmiyo'

    Kınamakla falan iş bitmiyo'

    Uh, Ah, adam olamadınız bu kalıbının adamı mı para babalarınız?

    Beşiktaş'ta beş tokat, leş hareketler

    Cebi dolu ciğerin beş para etmez

    Yaşadığın kafa ne? İnsan mısın?

    Biz utandık ulan! İnsan mısın?

    İnsan mısın?

    Bu hale nasıl gelir insan? Nasıl?

    [Bridge: Aspova] (Dünya)

    Düşerim derinlere

    Dünya, dönsün başım gibi

    Aklımı kaybederek rüya

    Nefesim, iç sesim

    Düşerim derinlere

    Dünya, dönsün başım gibi

    Aklımı kaybederek rüya

    Nefesim, iç sesim

    Düşerim derinlere

    [Verse 13: Defkhan] (Gurbet)

    Kaptı kafamı çarptı duvara

    Beni koruması gereken tenime bastı cigara

    Kaldırdı geri bütün derileri kattı dumana

    Yattım falaka motherfucker bu mu yargı burada

    Hangi kurala denk? (denk)

    Cenk için hazırım, karışır her yer

    Öğretilen bu işte

    Şiddeti sevmek ve ipleri germek

    Bak Almanya buz gibi morg

    Bana sor sana diyim

    Gençlerin çoğunda amfetamin, tilidin ya da weed, kokain ya da speed, crack

    Sana göre güzel ama bana göre değil

    Bana göre değil, kafana göre yürü bas mayına geber

    Ederi kaç? Kaç? Kaç?

    Kaç paraya bedel?

    Yeter artık dönme teker gibi

    Dost ol yeter bana

    Geliyorsan dosdoğru gel

    [Verse 14: Şanışer] (Hayvan Hakları)

    Bi' kap su ver çok mu zor

    Vicdanlı ol be lanet

    Anlamak istemiyosun ama bütün bu canlar sana bana emanet

    Lan bi' düşün:

    "Soğukta kışta dışarda tek başına yaşıyosun

    Dilini anlayan kimse yok hep tehlike, hep felaket, hep afet"

    Ademe bir türlü yaranamazlar

    Vicdana bakar paraya bakmaz

    Toplayıp ormana atmak çözüm değil

    Bunlar kurt değil, ormanda kendi başlarına yaşayamazlar

    Onları sen savun, onlar kendi haklarını arayamazlar

    Barınaklar dolu

    Memleket acı

    Seması kara

    Sokak hayvanlarına tecavüz etmenin, işkence etmenin cezası para

    "Büyük ahlaksızlıklar için büyük aptallar lazımdır"

    Bütün insanlar suçlu değildir ama

    Bütün hayvanlar masumdur

    [Nakarat: Şanışer]

    Gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!

    Yenilir hiç olurum fark etmezler!

    Susmam, susamam!

    Korkma yanıma gel!

    Gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!

    Yenilir hiç olurum fark etmezler!

    Susmam

    SUSAMAM!

    [Verse 15: Sokrat St] (İntihar)

    Gitme, Gitme, Gitme, Gitme

    Daha çok şeyi değiştirebiliriz bu hayatta

    İnat etme

    Hepimiz pes ettik vaktiyle

    Şimdi sık yumruğunu

    Sustur şu suskunluğunu

    Unutma kafan atınca nasıl da dimdik durduğunu

    İçin dışın nefret

    Gel

    Hiçbir şeyi yaşamak kadar sevme

    Sana bi dünya yaratamam da elini tutarım elbette

    Varsın herkes terk etsin seni

    Sen dünyayı terk etme

    Seni yargılamıyorum

    Acını tam olarak anlamam mümkün değil biliyorum

    Kaldıramadığım yükleri bırakıp kendi yolumdan gidiyorum ben

    Sen de aynaya bak lütfen

    "Seni seviyorum" de

    [Verse 16: Aga B] (Faşizm)

    Ey! Faşizm ne mi?

    En amiyane deyimiyle faka basacağız

    Beynelmilel el birliğiyle

    Tek bildiğiniz siz

    Ve de pek çok kazanın asıl sebebi aşırı hırs

    Bu hırs bi' ebedi his

    Evde eşine kız

    Sokakta kriz

    Fıss, tokakla köpeği

    Cins ise değil de miks ise tabii

    Akılsız, ey

    Kendinden çalan hırsız

    Polisten tırs, ey

    Ol ister sistem

    Hiç çiğ sığ birey

    Bir neyin ne olduğunu

    Bi' de bizi bil

    Biz façası pis de eli temiz bir nesiliz

    Bu işin selesi siz de

    Tekeri gidonu biz

    Ey, e bi tabi biz de biz gibi bir nes'lin peşindeyiz

    Ey, bu tek emelimiz saygı, tohum

    Torun, ayna ol

    Kaygı bol da yol

    Ey, tam da bu

    Ya boğul ya doğ

    Tonla yanlışa, gırla doğru

    Olsun torun, saygı tohum

    [Verse 17: Mirac] (Sokak)

    Yüzüne bakamam yüzüm düşer o yerlere

    Ayakları çıplakken gözleri dalar düşlere

    Başı önünde ama beden çıkıyor sefere

    Yok mecal dizinde

    Bak, her bi' günü sürgüne

    Kaçamıyo' kovalıyo' zalimler

    Ele güne, ele bakıyor o gözler

    Kodamanın parasını ateşe ver

    Ve de koyduğumun egosunu bi' yere ser

    Sokağa bakanın adını değil

    Yoksulumun, yetimimin adını ver

    Zabıtaları seyyara değil

    Gökdelenlere gönder

    [Bridge 2: Mert Şenel]

    Fırtınadan kopup giden dalların bi' tanesiyim

    Fazla yol almış ve yıpranmış

    İçimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok

    Bazen evsiz bi' çocuğun hikayesiyim

    Fırtınadan kopup giden dalların bi' tanesiyim

    Fazla yol almış ve yıpranmış

    İçimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok

    Bazen evsiz bi' çocuğun hikayesiyim

    [Verse 19: Kamufle] (Trafik)

    Can pazarı, otobanlar can pazarı

    365 günün riskli

    Bitmiyo' gamsız magandası

    Öde kan parası

    Bi' kaza bayrama matem düşürür

    Yürek dağlar acılar cabası

    Bir sela çınlar kulaklarında

    Hiç dinmez yarası

    Trafik terörüne eşlik eder alkol, şiddet, hız tutkusu

    25 yaşında yüz binlik arabaya binen gençlerin yok korkusu

    Önce emniyet sonra hoşgörü

    Sabır, selamet gerekiyor insan

    Ufacık bir hata her şeyi karartır inan yok dönüşü