• 640 syf.
    ·28 günde·Puan vermedi
    * Bir insan aynı anda iki kişiye aşık olabilirmi ?
    * Sevdiğiniz birini elinizde aldıklarında tepkiniz ne olurdu ..?
    - Bence bütün kitaplarda olduğundan daha fazla sabır istenilecek bir eser .. 400. Sayfalara kadar pek bir sürükleyici yönü yok bence ama ondan sonra elinizden bırakamayacağınız muhteşem bir kitap özelikle kitap ;prens,aglaya ve natasya' ya tam olarak odaklandıktan sonra tam bir aksiyon filmi gibi geliyor insana .. bir yandan çabucak okuyup sonunu görmek isterken bir yandan da bitirip te elinizden bırakmak istemiyorsunuz ..
    Şu an içimde büyük bir boşluk var ..kimse kimseye kavuşmadı ve olan prens St.ye'oldu ...
  • 56 syf.
    ·Puan vermedi
    Küçük Deniz Kızı #starkyorumluyor
    Andersen Masalları’nı hep çok sevmişimdir. Çocukken okumuş olsamda tekrar tekrar okumak hoşuma gidiyor. Çocuk kitaplarını çok seviyorum. İnsana umut veriyor. Umudunuzu kaybettiğinizde size tavsiyem çocuk kitaplarını okuyun ve çocukken ne kadar geleceğe umutla baktığınızı hatırlayın. Çünkü bazen çocuklar gibi baksak dünyaya, dünya muhteşem bir yer olurdu.
    Küçük Deniz Kızı insanların dünyasını herşeyden çok merak eder. İnsanların arasına karışıp onların dünyasında yaşamak için bir büyücüyle anlaşma yapar. Büyücü bu büyüyü yapacağını ama bu büyünün bir karşılığı olduğunu söyler. Küçük deniz kızı kabul eder ve insanların dünyasındaki macerası başlar.
    İş Çocuk Klasikleri’nin çevirileri, çizimleri oldukça güzel. Çocuklar için oldukça uygun olduğunu düşünüyorum ve kesinlikle tavsiye ediyorum. Umutlu bir gelecek için okuyun...
  • 126 syf.
    ·
    "Biz insanlar,şikayeti pek severiz. İyi günlerin azlığından yakınır, kötü günlerin ne kadar çok olduğuna hayıflanırız, ama sanırım bu yakınmalarımızın çoğunda haksısız!
    Tanrı'nın bize verdiği iyi şeylerden zevk almak için kalbimizi AÇIK TUTSAYDIK, başımıza KÖTÜ ŞEYLER geldiğinde, bunlara katlanmak için yeterli GÜCÜMÜZ olurdu..."

    **********************************
    Bu kitaptaki aşkın ve onun büyük çaresizliğinin hikayesi aslında beni derinden etkilemedi , beni asıl etkileyen yazarın muhteşem ötesi, altı çizilesi hayata ve aşka dair unutulmaz sözleriydi.

    Kesinlikle elinizdeyse okuyun daha fazla bekletmeyin.
  • Meryem sergilediği o aptalca, toy gurura şimdi pişmandı. Keşke içeriye alsaydım, diyordu. Onu eve almanın, karşısına oturup dinlemenin, neden geldiğini öğrenmenin ne zararı olurdu ki? Babasıydı, o. Tamam, iyi bir baba olamamıştı, ama hataları şimdi nasıl da sıradan, bağışlanabilir görünüyordu -Raşit’in kötücüllüğüyle, ya da Meryem’in bizzat tanık olduğu, insanın insana reva gördüğü bütün o vahşiliklerle, gaddarlıklarla karşılaştırıldığında.
    Khaled Hosseini
    Sayfa 363 - Everest Yayınları
  • 480 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Eski yılı muhteşem bir kitapla kapatmanın huzuru içerisindeyim. Yorumumun başında belirtmek isterim ki bu kitabı herkes okumalı. Asla pişman olmayacaksınız. Aslında kitabın başında karakter fazlalığından isimleri aklımda tutmakta zorlandım. Ama kitap öyle mükemmel ilerliyor ki daha sonra her bir karakter sanki tanıyormuşum gibi gelmeye başladı. Türk yazarların kitaplarında yabancı isimler kullanmasını normalde sevmiyorum ama @cemaksu4real öyle bir kurgu oluşturmuş ki, olayların geçtiği yerlerle, mekanlarla, şehirlerle ve ortamla isimler tam olarak örtüşmüş. Bu yüzden kullanılan yabancı isimler beni hiç rahatsız etmedi. Kitabı okudukça yazarımız iyi ki yabancı isim tercih etmiş bile dedim. Çünkü konu aslında arkadaşlıklar ve Rock müzik üzerinden ilerliyor. (benim de tarzım olduğu için anlamam ve sevmem kolay oldu) Ülkemizde Rock müzik kültürü çok gelişmiş ve anlaşılabilir bir tarz olmadığı için kurguda kullanılan isimler tam oturmuş. Zira "Hüseyin eline gitarı alıp sahneye fırladı" denseydi biraz garip olurdu . Kitapta her karakter geçmiş ve günümüz olarak bölümlere ayrılmış. Yani zaman içinde gitgellerle okuyoruz hikayeyi. Bazı geçmiş bölümlerinde asıl üzerinde durulan konudan çıkılıp farklı şeyler anlatılmış fakat ben o kısımları da sevdim. Çünkü her karakter hakkında detaylı bilgim oldu ve hepsini çok daha iyi tanıdım. Asıl konuya biraz daha değinecek olursam; çocukluk yıllarından başlayan hikayemiz Rock tutkunu bir arkadaş grubunun üniversite ve üniversitenin de yirmi yıl sonrasına uzanıyor. Ne entrikalar, ne yalanlar, ne ihanetler . Kitap öyle bir sonla bitiyor ki tahmin etmek mümkün değil. Ve itiraf etmeliyim ki ben gözyaşlarımı tutamadım . Harika bir kurgu, müthiş bir araştırma ve yazarın ilk kitabı olmasına rağmen muazzam bir eser çıkmış ortaya. Eğer yazarın Türk olduğunu bilmeden okusaydım kitabın kesinlikle yabancı bir yazarın kaleminden döküldüğünü söylerdim. Son olarak belirtmeliyim ki kitabın yaş düzeyi +18. Bu durumdan rahatsız olabilecek arkadaşlara bir sözüm var; sanat sansürlenmemelidir. Kitaplar da birer sanat eseridir. Tebrik ederim @cemaksu4real kaleminiz daim olsun .
  • "O pembe bulutlardan birisini kapıp içine seni koysam ve iterek etrafta dolaştırsam ne güzel olurdu."
  • 112 syf.
    ·2 günde
    Bir bahar günü. Hava güzel. Bir anne omzunda kızı diğer kızının da elinden tutmuş yürüyor. Yanında babalarıyla birlikte. Kızların biri bir yaşında var veya yok. Diğeri üç veya dört yaşında. Altı yaşlarında olan üçüncü kız hoplayıp zıplayarak yürüyor yanlarında. Bir de dördüncü bir çocuk daha var. Yedi yaşlarında.. Zayıf, çelimsiz bir oğlan. Toplamda altı kişiler. Yürüyorlar bir bahar günü. Oğlan birden yere çöküyor. Sitem ediyor annesine. Yürüyemiyor çocuk. Anneden önce baba devreye giriyor. Baba sinirli. Kendinden sonra üç kız doğmuş diye çocuğa kinli zaten baba, bir de yürümüyorum demez mi? Bağırıyor baba. Çocuk halsiz. Yerinden kıpırdayamıyor. Baba agresif. Yapıştırıyor okkalı bir küfür. Çocuk hala yerinde. Yürümek istiyor. Ama bacaklarında derman yok. Babasının susması için bile olsa kalkıp koşmak istiyor. Fakat dizleri dinlemiyor. Ah ne olurdu şimdi kalkıp koşabilseydi. Dizleri ona direnmeseydi.. Ne olurdu sanki. Anne dayanamıyor. Devreye giriyor kendisi. Oğlu sonuçta.. Korumaya çalışıyorsa da ne yapabilir ki? Yalvar yakar kaldırıyor çocuğu yerden. Dizlerindeki acıdan geberecek gibi olsa da zorluyor oğlan kendini. Yürüyorlar en nihayetinde. Ama anne peşini bırakmıyor işin. Babaya doktor diyor. Baba işe gidecek, oralı olmuyor bile. Oysa kardeşinin çocuklarını veya diğer çocuklarından birine bir şey olsa işi gücü bırakıp koşuyor. Ama bu uğursuz oğlan için kendini yormak istemiyor. Sevmiyor onu çünkü. Neden ondan sonra üç kız doğdu, diye. Ayrıca çelimsiz ve sıska bir şey. Geberip gitse ya.. Belki baba da kurtulmuş olur. Ama geberip gitmiyor. Nasıl bir inatla yaşama tutunmuşsa.. Oysa oğlan dahi ölmek istiyor. Baba bunu bilmiyor tabi.. Kimse bilmiyor çocuğun beş yaşından beri ölmek istediğini ve başarısız bir intihar girişiminde bulunduğunu.. Anne işin peşini bırakmıyor. Kendi babasına yalvarıyor. Çocukları olmasa belki kendi götürürdü ama çocuklarını nasıl bırakabilirdi ki? Hem evin işleri vardı. Baba eve gelince yemek isterdi. Onu yemeksiz koymak olmazdı. Hem de ne için? İstenmeyen bu uğursuz ve çelimsiz oğlan yüzünden mi? Bunu nasıl anlatabilirdi? Vazgeçti. Dede merhametli. Belki de sadece kızını sevdiğinden kabul ediyor bu sıska ve çelimsiz oğlanı doktora götürmeye..

    Devlet hastanesine yeni bir doktor gelmiş. Deli.. Deli Ahmet diyorlar doktora.. Kimse sevmiyor onu. Niye? Mis gibi doktor olmuş adam işte. Fakat sevmiyor halk onu. Niye onların istediği renkli ve tatlı ilaçlardan vermiyor diye. Kendi işine halkın burnunu sokmasını istemiyor ya, kimse sevmiyor bundan dolayı. Burnunu sokanları tersliyor diye adını "Deli"ye çıkarmışlar. İşte çelimsiz oğlan ve dede bu deliye gidiyorlar. Dede, oğlanın dizlerinin ağrıdığını söylüyor Deli Ahmet'e. Deli Ahmet köpürüyor hemen. "Hasta sen misin ulan" , "Yoksa doktor mu kesilsin başımıza" diye. Dede, oğlanın dizlerinden şikayet ettiğini dile getiriyor. Doktor sakinleşiyor hemen. Hasta diyorsa doğrudur. Muayene vs.. İlaç veriyor oğlana.. İyileşiyor oğlan. Yürüyebiliyor. Fakat ne zaman ki soğukta fazla kalırsa hala sızlıyor dizleri oğlanın. On yedi yıl sonra bile.. Hâlâ sızlıyor dizleri.. İşte o çelimsiz ve sıska oğlan çocuğu benim. Mevsim kış ve soğukta çok bekleyince hala dizlerim sızlıyor..

    Peki, şimdi gelelim bunları anlatma sebebime.. Neden bu anıyı paylaştım ki durup dururken? Kitabı okuyanlar anlamıştır hemen. Çünkü romanın karakteri olan oğlan çocuğu dizlerinden hasta..

    Peyami Safa, burada bir hastanın psikolojisini öylesine etkili vermiş ki, henüz kitabın ilk sayfalarında dizlerimin sızladığını hissettim. O acıyı tasviri öyle gerçekçi ki, on yedi yıl önceki acılarımı duydum dün akşam. Ölüm gibiydi. Bu kadar başarılı anlattığına göre kendisi de bu acıyı çekmiş olmalı diye tahminde bulunuyorum. Sonra öğreniyorum ki kendisinin de dirseklerinden sızısı varmış. Anlaşılmıştı nasıl bu kadar etkili bir acı tasviri yaptığı...

    Psikolojik tahlillerini o kadar başarılı buldum ki, Zweig'i anımsadım birden. Psikolojik tahlillerde son derece başarılı bir yazar Zweig. Sonra Safa'nın bu konuda Zweig ile kapışabilecek derecede iyi olduğunu fark ettim. Gerçekten de muhteşem bir yazar.

    Okunmalı.. Okutulmalı..
  • 107 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Batı Notları - Nuri Pakdil
    110 syf / Edebiyat Dergisi Yayınları
    Puanım :8

    "... Yürü kardeşim ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin.. " diyor rahmetli Nuri Pakdil.. Namı diğer Kudüs şairi. Onu ilk bu sözleri ile tanıdım. Sonra dik duruşuyla, davasıyla, mücadele edişiyle, inanışıyla tanıdım. Aklındaki ve yüreğindeki Kudüs hasretiyle tanıdım onu. Saygı ve rahmetle...
    Batı notları Pakdil'in, Avrupa ya yaptığı seyahatler sırasında kaleme aldığı bir eserdir. Üstad doğu batı senteziyle doğru görülen yanlışlara değinmiş ve sanki artık görelim duyalım bilelim diye haykırmıştır. Batıyı üstün görmemize, daima en iyinin orada var olduğuna inanışımıza, onlara benzemek için kendi kültürümüzü, değerlerimizi, tarihimizi, dinimizi, benliğimizi kaybedişimize ve en önemlisi bunlara yaparken gururlanmamıza ve hiç mi hiç vizdan azabı duymayışımıza sitem etmektedir. Sözüm ona Tanzimat döneminden itibaren bizi bu hale getiren toplumumuzun muhteşem Aydın (!) kesimine şükranlarını borç bilir!! Öyle güzel değinişleri var ki yaşanan hadiselere karşı, hak vermemek elde değil. Bir nesil kendi ecdadına hakaret ederek yetişti. Dedelerinin varlığından utanarak büyüdü. Osmanlı denilince yüzünü yere eğerek geçti gitti. Çünkü asıl hayranlık duyulacak yaşam stili olarak Batı gösterildi ve ne yapıp edip Batılılara benzemeliydik. Okullarımız, Batı övgüsünü ödev bilmiş öğretmenlerle doluydu. Böylece geçmiş ile aramıza bir Avrupa setti inşa ettik. Ve hiç utanmadık. Övündük bile. (!)

    Kitapta bazı konular arasında kopukluklar gördüğüm için puan kırdım. Ancak çok yerin altını çizdim. Başlı başına harika cümleleri var ve gözlemleri ile geçmişimize geleceğimize ışık tutan bir eser. Tavsiye ediyorum.


    Alıntılar :

    • İnançsızlık, şu kadar megatonluk bir atom bombası altında insanlığın son bulacağı korkusundan daha çok korkutmalı bizi!

    • Hastalıklı insanların yurdu Batı! Görünüşü sağlıklı ama içi inmeli bir toplum.

    • Her yerde kelime arıyorum ; tüfeklere sürülü kurşunlar gibi ağır. Ama onlar gibi öldürücü değil. Eyfel Kulesi kurşuna dönüşe, basımevinde eritilse, kaç kelime olurdu, diye düşünüyorum. Örneğin, sadece bir kelimedir Amerika.

    • Ne var ki, ilk parçalanan ruhumuz olmuş. Yabancılaştırma bıçaklarıyla doğramışlar yüreklerimizi.

    • Kimse, öldürülmüş ruhun davacısı değil.

    • Karanın da, sarının da, akın da, dinleyeceği ses, insanları Tanrı Öğretisi'ne çağıran Habeşistanlı İlk Müezzin Bilal'in sesidir.

    • Direniş, varoluşun deneyidir.
  • 1)Ekmeğe gösterdiğimiz saygıyı birbirimize göstersek, ne güzel olurdu.
    �Ben ülkemde yerdeki ekmeğe tekme atıldığını hiç görmedim. Ama yerdeki insana tekme atıldığını çok gördüm. Yerdeki ekmeklere gösterdiğimiz saygıyı birbirimize de göstereceğimiz günlerin gelmesini diliyorum. �2)Köy sakinIeri yağmur duasına çıkmışIardı. Bütün köy ahaIisi topIandı. İçIerinden sadece birinde şemsiye vardı. Bu inançtır.
    �3)İnsanoğlu bilmiyor, bilmediğini de bilmiyor.
    �4)Allah’ım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü ver. Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmemi sağla, ikisini ayırt edebilmem için de akıl ver.�5)Övgüde, iltifatta mehter adımı gidiyoruz da, olumsuzu söylemekte dörtnalayız.
    �Siz muhteşem bir evrende yaşayan ve onu beyninde taşıyabilen bir varlıksınız.
    �Madem böyle muhteşem insanoğlu, o halde niçin böylesine yalnız, mutsuz ve öfkeli…
    �6)Yaşamınızda ki küçük şeylerde büyük tatlar bulmak sizin sorumluluğunuzdur.
    �7)Bir Çinli bilgenin sözü: Doğduğun zaman 1’sin,sapsade 1. Zamanla 1’in sağına sıfırlar eklersin; diplomaların olu, unvanların, rollerin, rozetlerin olur, evler, arabalar alırsın. Bunların her biri sıfırdır ama 1’in sağına eklendikçe senin değerin artar. Şu hale gelirsin:
    �100000000000…0
    �Bütün bu sıfırların ne zamana kadar değeri vardır? Sen hayatta olduğun sürece. Sen öldün, 1 gitti, 00000000…0 oldu, sıfırların hiçbir anlamı kalmadı. İşte “1” bizim psikolojik rollerimizi, 0’lar sosyal rollerimizi sembolize eder. Bütün 0′ lar gitse de , 1 hala elimizdedir ve onun değerini bilmeliyiz.
    �8)Varoluşumuzu yaşayamadığımız zaman sahip olduğumuz toplumsal rolleri, giderek öz varlığımızdan üstün tutmaya başlıyoruz!
    �9)Önemli olan,hata yapmamak değil,Yapılan hatalardan ders almak…
    �10) Bir yakınını kaybedenin yüreğinde o ilk gün kırk mum yanar, sonra her gün bir tanesi söner. Kırkıncı gün tek bir mum kalmıştır yanan; işte o hayat boyu sönmez. Ve insan sadece ölümle kaybetmez sevdiklerini…

    Üstün Dökmen