• Zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin,
    Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
    Aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden,
    Kalıvermeliyim öylece kaskatı!
  • Stefan zweig sen nasıl bir kralsın abi satranç kitabında mecburiyette , olağan üstü bir gecede yada bir kadının yaşamından yirmi dört saatte bize hep gerçeği sundun olabilecek gerçeği.
    Şimdi sıra geldi kızıl kitabına dedim ya olabilecek gerçek .Büyük şehire gelen öğrenci gelirken ne düşünür büyük ve ihtişamlı bir hayat sonrasında ilk yıkılış ve bir topluma girme isteği ve ikinci yıkılış ve bir kadını hayatına katma isteği ve bam üçüncü yıkılış abi kahramanımız üçte üç yapıyor. Bi de üstüne çekingen ve içe kapanık kendi ahlak kuralları da bulunan bi adam. Bu yıkıntıların arasından kendini tam mağlubiyete hazırlamışken fark etmediği bir gerçeği görüp yeniden hayata tutunması evdeki 13 yaşındaki kız çocuğu ve onun hastalığı sırasında ona bağlanışı ondan kendine uygun eş durumuna geleceği hayali ile tutunması ve umutlanması derken onunda başına gelen aynı talihsiz hastalık ve onun yetişkin olarak bu hastalığa yenilmesi çünkü kızıl hastalığı çocuklarda hayata bağlılık ve "henüz yaşanmamış hayatların gücü" ile yenilirken büyüklerde belkide yaşanmış hayatin ağırlığı nedeniyle galip geliniyor.
    Kitap ince ve sürükleyici bir eser ve aynı zamanda ögütleyici büyük bir şehirde kendini kaybeden bir gencin sonra kendine yakın olan o eksik parçayı bulması ve kendi benliğini fark etmesi . O küçük kız çocuğuyla kendi hayalini canlandırması sonrasında da kendi hayatını onunla aynı hastalıkta bu sefer kurban vermesi müthiş bir olay EyvaAllah zweig güzel yazmışsın yine vesselam
    Bi abiler bu çocuğun mesleği sonuna kadar kafama tam oturmadı bi avukat bi doktor sonunda doktora kesin karar verdiler galiba
    #masamdakiler #neokuyorum #okudumbitti #stefanzweig #kizil
    #ayinklasikgunu #bookstragam #okumamaratonu
  • Sait Faik Abasıyanık’ın Mark Twain Derneği’nin Atatürk’den sonra ikinci ve son Türk onur üyesi olduğunu biliyor muydunuz?

    14 Mayıs 1939 yılında kabul edildiği üyeliği bilgisi, 1953 yılında Yaşar Kemal’in onunla yaptığı bir röportaj ile basına yansımıştı. Yaşar Kemal onu Kadıköy'de bir bankta oturup insanları izlerken bulur. Ve sorar:
    - Ne var ne yok Sait? Hikaye yazıyor musun?
    - Yok, yaşıyorum.
    "Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar. Sait bir dertli, kötülüklerden, aşağılıklardan, dünyadaki cümle bayağılıklardan, kirden iğrenen bir adem oğludur. O daima iyiliği söylemiştir.
    Bu adamın üstünden, başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş heybetli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız." der Yaşar Kemal onun için.

    Kitabı okurken yukarıda bahsi geçen yalnızlığı iliklerine kadar hissediyor insan. Hatta yapayalnızlık, tarifi imkansız. Pek çok insan arasında olan yalnızlık belki de Sait Faik'in en belirgin özelliklerinden.

    Her hikayede deniz var, onun bir ada insanı olmasından mütevellit sanırım. Hayvan, doğa, insan sevgisi var. Yazarken kalbi göğsüne sığmamış hissi veriyor. Yazmalıyım, her güzelliği, insana, dünyaya, iyiliğe dair ne var ise yazmalıyım, der gibi. Minik bir serçe kadar ürkek, çakmak taşı gözleri ile bir atmaca gibi. Eleştirilmeyi sevmiyor hatta kızıyor. Çocuk heyecanı sönmemiş birisi canlandı gözümde.
    Her hikayesinde karakterleri şerit gibi betimlemiş. Kilim gibi dokumuş derler ya, o hesap.

    Onun okuduğum ilk kitabı idi. Okuduğuma çok memnun oldum. Onun ile tanışmak müthiş bir zevkti. Hayatını da araştırdım biraz. Sürekli annesi ile yaşamış ve İstanbul sokaklarında hep aylak aylak dolanmış. İnsanları gözlemlemiş ve kaleme almış. Üç defa evlenmek istemiş, olmamış. Pek çok arkadaşı olmuş lakin o hep yalnızmış. Belki de bu halinden mutlu idi. "O kadar yalnızım ki o kadar mutluyum" diyordu. Ada insanı, ada kadar yalnız ve cıvıl cıvıl.

    Kendisinin de dediği gibi "yazmasaydım deli olacaktım". İyi ki yazmışsın Sait Faik. Seni okumak inanılmaz güzeldi. Teşekkürler.