1000Kitap Logosu

ne ne ne????

Filtrele
Konforlu Hapishane.
450 bin tl'ye 80 metrekarelik ev alıyor, ömrünce ona çalışıyorsun. Kendi yaşadığın ülkeyi bir kere gezmemişsin, bir deniz kenarında oturup huzurla bir kitabı okumamışsın. Tek derdin, telefonun modelini yükseltmek, arabanı yenilemek. Komşu, evine yeni eşyalar almış, senin de alman gerek.. Farkında mısınız, hayal kurmayı bilmiyoruz? "Çok paran olursa ne yaparsın"diye soruyorlar halkımıza. Verdikleri cevap, yeni bir ev ve araba alırım. Konforlu bir hapishanede hayat geçirmek derdinde herkes. Kimse özgürlüğün dışarda olduğunun farkında değil. 🙏
8
133
En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde Ana avrat dümdüz gideceksin En azından üç dil Çünkü sen ne tarih ne coğrafya Ne şu ne busun Oğlum Mernuş Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun... ◇ Bedri Rahmi Eyüboğlu
4
209
selam arkadaşlar lütfen fikri beğenen destek olsun çünkü ciddi anlamda bu konu benim için önemli fazla zamanınızı almayacağım bazı arkadaşlar sağ olsun beğeniyorlar paylaşımları ama her ne kadar rahatsız olsakta onlara yapmayın, seri şekilde beğenmeyin demenin doğru olmadığını düşündüm bu yüzden 1000Kitap bildirimlere güncelleme getirirse güzel olmaz mı şöyle ki bir kişinin beğendikleri 50 bildirim olarak gelmesin mesela Hayku 15 gönderinizi beğendi bir bildirim olarak gelirse hem bildirimlere bakmak kolay olur hem de rahatsız olmayız 1000Kitap 'a özelden yazacağım ama görmeleri için iletiye etiketleyip paylaşmanızı rica ediyorum
15
149
Kayaberk İpek
Arayışlar'ı inceledi.
80 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Eril Tahakküme Başkaldırı: Arayışlar
''Erkekler mi, öff! Kaçasım geliyor. Niçin onların istediği her şeyi yapasın ki?'' (sf. 11) Kadınlara soruyorum: Bir erkeğe kayıtsız şartsız teslim olup onun tahakkümü altına girmek mi? Yoksa kendi ayaklarının üzerinde durup isteklerinin doğrultusunda bir aşk yaşamak mı? Rus asıllı psikanalist ve yazar olan Lou Andreas-Salomé de tam olarak bu konuyu işliyor aslında Arayışlar adlı eserinde. Andreas-Salomé, henüz küçük yaşlarında felsefe ve teoloji dersleri alarak kendisini ve düşünsel dünyasını geliştirdi. Ardından Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okuyan Andreas-Salomé döneminin önde gelen entelektüel kadınlarından biri oldu. 21 yaşında Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin evlilik teklifini geri çeviren, şair Rainer Maria Rilke, yazar Lev Tolstoy ve ünlü psikanalist Sigmund Freud’la da yakın ilişkileri bulunan Andreas-Salomé, aykırı duruşuyla ve özgür benliğiyle zeki ve entelektüel bir kadın olarak erkeklerin baskın olduğu dünyaya ismini kazıdı. Hatta Freud kendisinden şöyle söz eder: ‘’Korkunç bir zekâ... Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.’’ Başkahramanımız Adine toy dönemlerinde kuzeni Benno’ya âşık olur ve hayatının temel taşlarının, yaşamının biricik amacının Benno’dan ibaret olduğunu düşünür. İkisi de birbirini sevdiğini düşünmektedirler ve nişanlanırlar. İlerleyen zamanlarda fikirler de olgunlaştıkça, ressam Adine içindeki ‘’ben’’ olma arzusunu durduramaz ve her zaman hayalini kurduğu sergisini açmaya karar verir. Bu tavrıyla işlerin rengini değiştirir, çiftimiz bazı konularda fikir ayrılıkları yaşamaktadırlar artık. Zaten asıl verilmesi istenen mesajlar da bu anlardan sonra gün yüzüne çıkar. Ressam kişiliği, sanatçı ruhu ve eril düzene karşı verdiği mücadele ile öne çıkan Adine ve yine feminist bir yazar olan Virginia Woolf’un Deniz Feneri adlı kitabındaki kadın ressam Lily Briscoe’yu aşırı bir şekilde benzettim. O eserde de Lily’nin karakteri maskülen mantığın ve feminen sempatinin birleştiği bir oluşum olarak karşımıza çıkıyordu. Hem Adine Hem de Lily Briscoe, erkek egemen toplumda kendi benliklerini arayışları içinde keşfederek, ruhlarının peşinden koşarak tüm kadınlara muhteşem birer örnek teşkil ediyor. Okumayanlar varsa Woolf’un Deniz Feneri eserini de şiddetle tavsiye ediyorum. Woolf, okuması biraz zordur fakat okuyan için müthiş bir deneyimdir, emin olabilirsiniz. ‘’Acınası biri olarak yaşamak ölüm gibi bir şey, öyle değil mi?’’ (sf. 38) Ataerkil bir toplumda kadına biçilmiş roller, kadının evlilikteki ve toplumdaki yeri, kadın bireyin içindeki gücünü keşfetmesi ve bağımsızlığı kitapta Andreas-Salomé tarafından işlenen konulardan sadece birkaçı. Gabriele karakteri ve onun düşünceleri bana göre Salomé’nin kişiliğinin ve karakterinin can bulmuş haliydi. Özellikle Adine’in annesi, kadının geleneksel rolünü temsil ederken Gabriele ise daha modern ve feminist kadını temsil ediyor. Gabriele’in ağzından dökülen şu cümlelere bakarak eserde geleneksel kadın rolünün artık yıkılması gerektiğinin nasıl tartışıldığını rahatça görebiliriz: ''En küçük memurundan tut, subay çevrelerine kadar hâlâ hepsi kibirli, azametli ve dar görüşlü. Konumlarına göre görüntü değişiyor sadece, içerik aynı. Bizim artık annelerimiz ve büyükannelerimiz gibi düşünmediğimiz içlerinden birinin bile aklına geliyor mu sanıyorsun? 'Efendim aşağı, efendim yukarı' diye etraflarında dönüp duran kadınlardan değil de artık kendi kendimizin efendisi olduğumuzun, kısacası eski kölece anlayışları rafa kaldırdığımızın farkındalar mı sence?'' (sf. 32) Yazarın dili ve çevirisine gelecek olursam; Lou Andreas-Salomé betimlemeleri ve kullandığı sembolizm ile psikanalist kişiliğinin yanında epey de kuvvetli bir edebi yönünün olduğunu kanıtlar nitelikte adeta bu kitapta. Kısacık bir kitaba kocaman bir anlamlar dünyası yüklüyor Salomé. Türkiye İş Bankası Yayınları’nın Modern Klasikler Dizisi’ne ait olan Arayışlar’ın çevirmeni ise İlknur İgan . Temiz ve başarılı bir çeviri okuduğumuzu söylemek pek mümkün, kendisine bu inceleme yoluyla teşekkürlerimi sunmak isterim. Aynı zamanda yayınevinden çıkan diğer Salomé kitapları: Ruth, Feniçka ve Volga. Bu eserlerin çevirileri de yine İlknur İgan’a ait. Bana göre Andreas-Salomé döneminin zorluklarına ve kısıtlamalarına rağmen kadının sesini gür bir şekilde çıkarabilmiş, çağının ötesinde bir yazar. Bu söylediğimin ‘’mansplaining’’ olarak algılanmasını istemem fakat TÜM KADINLAR ARAYIŞLAR’I OKUMALI VE İÇİNDEKİ CEVHERİ FARKETMELİ. Daha sonrasında herkesin okuması gereken bir kitap ve yazar, okuyup bakış açımızı değiştirelim, sığlığımızdan kurtulalım. Bizi zora sokan, özgürlüğümüzü ihlal eden ve benliğimizi bulmamızı istemeyen her ne var ise karşısında dimdik durmalıyız. Stefan Zweig’ın Mecburiyet kitabında sayfa otuz üçte bulunan hiç unutamadığım bir söz vardır: "İçinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin." Hayır diyebilenlere, kendini, benliğini, özgürlüğünü arayan herkese selam, sevgi ve saygı ile, Keyifli okumalar.
Arayışlar
7.9/10
· 4.247 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
139