Bir hayale ne kadar inanırsan, onu yaşama ihtimalin de o kadar artar..

Serhat Karakaş, bir alıntı ekledi.
7 dk. · Kitabı okuyor

"Bir insan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur.

Satranç, Stefan ZweigSatranç, Stefan Zweig

Nazım Hikmet
MEMLEKETİMİ SEVİYORUM
Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tutunu gibi.

Memleketim:
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kursun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendimden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

Memleketim
Memleketim ne kadar geniş:
dolaşmakla bitmez tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk isleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye
utanıyorum.

Memleketim:
develer, tiren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak , soğut ve kırmızı toprak.

Memleketim.
Cam ormanlarını, en tatlı suları ve
dağ başı gollerini seven alabalık
ve onun yarim kiloluğu
pulsuz gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant golünde yüzer.

Memleketim:
Ankara ovasında keçiler:
kumral, ipekli, uzun kürklerin parıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un
Al yanakları mis gibi kokan Amasya Elması,
zeytin, incir, kavun ve renk renk salkım salkım üzümler
ve sonra kara saban
ve sonra kara sığır:
ve sonra: ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinci ile kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yari aç, yari tok
yari esir...
NAZIM HİKMET

Kavramlar
"İnsanların ahlak, estetik ve varlık anlayışlarının, herhangi bir felsefeden, dinden ya da ideolojiden bağımsız değerlendirilmesi pek zordur. Her felsefenin kendine ait bir ahlâk anlayışının olması ne kadar normal ise, bu felsefeye göre şekillenmiş bir estetik anlayışının da olması o kadar normaldir.

Benzer durum dinin toplumsal hayattaki etkilerinde de görülebilecektir.

Her dinin kendine mahsus ahlâk, estetik, varlık anlayışı vardır ve kendi temel düşünce yapısına göre de sosyo-kültürel hayatta izlerini belli etmektedir. Bu yüzden bazı semboller, kaideler, değer ve kavramlar dinlerde veya felsefelerde önem taşımaktadır. Yahudilikte iki üçgenin iç içe geçmesiyle oluşan Hz. Süleyman mührü, Hıristiyanlıkta Haça gerilmiş İsa motifi, İslâmiyet’te Tevhid inancını çağrıştıran Hilal, dinlerde de bazı sembollerin o dinin özüyle alakadar olduğunu göstermektedir....."

Meltem Tekeli, bir alıntı ekledi.
27 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Aya bakarken taşa takılmak
Bir şey ne kadar göz önündeyse, insanımız onunla ilgili o kadar az fikir sahibidir. Her gerçek bilgiye zamanla ilaveler yapılır ve her ilavede gerçekten uzaklaşılır.
Okul müfredatında olmayan ya da öğrenilmemiş bir şeyle karşılaşan insanlar her defasında çevresindekilere "bu nedir?" Diye sormazlar, tahmin yürütür, boşlukları kendileri doldururlar. Yaş ilerledikçe bilgiyi kaynağından öğrenme azalır, biliyor gibi yapma yaygınlaşır.

Gıda Mühendisi Gibi Düşünmek, Abdullah Reha Nazlı (Sayfa 12)Gıda Mühendisi Gibi Düşünmek, Abdullah Reha Nazlı (Sayfa 12)
Meltem Tekeli, Gıda Mühendisi Gibi Düşünmek'i inceledi.
34 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gıda mühendisi arkadaşım için hediye almıştım ilk olarak bu kitabı. Sonra da yazarının söyleşisini izlemeye gitmiştik beraber. O söyleşi öyle değerliydi ki. Yazarın, idollerim arasına girmesine sebep oldu en başta. Bir de mühendis-okur kavramını dahil etti hayatıma, kitabımı imzalarken. Ki inanılmaz seviyorum bu tabiri.
Her zaman çok yönlü insanlara karşı inanılmaz bir hayranlık duymuşumdur. Sadece tek bir alana odaklanan insanları anlamak ne kadar da zor. Tuhaf Dergi'de Ahmet Mümtaz Taylan ve Hakan Günday'ın sohbetlerinden oluşan bir bölümde "Niçin insanların birden fazla meslekleri olamıyor? Neden tek meslek yapmak zorundalar ki?" Diyordu içlerinden biri (hangisi söylüyordu hatırlayamıyorum ama sohbet genel olarak bu konu üzerineydi.) Ben de aynı şekilde; tek meslek yapmak istemeyen, her hayalinde mühendis-psikolog ve kitapcafe sahibi olan biriyim. Bu yüzden yeni umutlar aşıladı sevgili Reha Nazlı bana. Neden olmasın? Dedi. Üstelik kendisi de hem mühendis, hem yazar, hem girişimci, hem reklamcı... daha bir çok da özelliği var aslında. Bir kitap kafesi bile var. Kendisine benim de hayallerimin paralel olduğundan bahsedince yıllar sonra kitap kafesini bana devretme sözü bile aldım ama Kütahya bana çok uzak maalesef :)
Kitaba gelince; gıda mühendisi değilseniz de okuyun. Hatta gıda mühendisliğine dair hiçbir fikriniz yoksa da okuyun. Zira kitap hayatı anlatıyor. Birbirinden ne kadar uzak görünen iki ya da daha fazla kavram arasında bağlantı kurabilmeyi anlatıyor. Farklı bakış açısı kazanmak için harika bir kitap.

Dönay AKÇAY, bir alıntı ekledi.
35 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Laf buraya geldiğinde, hüzünlü hüzünlü çalkalanan büyük bir iştahla o evin bulunduğu yere bakarak sadece kadının güzelliğinden bahsettiler daha doğrusu. Güzelliğinin yanı sıra melekler kadar iyi oluşundan bahsettiler sonra; dürüstlüğünden, sessizliğinden ve kibarlığından söz ettiler. Öyle ki, sonunda adam sanki kadının bu özelliklerine dayanamayıp kaçmış gibi oldu benim gözümde. Ne bileyim, belki de gerçekten öyledir; bir kadının bu kadar iyi, bu kadar dürüst, bu kadar güzel oluşuna dayanamamıştır. Dayanamayınca da, ulan iyiliğin bu kadarı da fazla be, bu kadarı da fazla, diye almış başını gitmiştir."

Gecenin Gecesi, Hasan Ali ToptaşGecenin Gecesi, Hasan Ali Toptaş

Resul Ertaş
Hayatta olmak istediğin yerle, şuan bulunduğun yer arasında ne kadar mesafe varsa o kadar mutsuzsun demektir...

Halil Korkut, bir alıntı ekledi.
48 dk. · Kitabı okuyor

En çok da beni kesin bir ahlaki çöküşe sürüklemene izin verdiğim için suçluyorum kendimi. Kişiliğin temel taşı iradedir; benim iradem kesinlikle seninkinin hâkimiyetindeydi. Söylediğim gülünç gelebilir ama ne yazık ki doğru. Neredeyse fiziksel bir ihtiyaç sonucu, beynin ve vücudun çarpılmış, hem dinlenmesi hem de bakması korkunç bir halde, durmadan olay çıkarmaların; babandan miras kalan o korkunç tutkun, iğrenç ve aşağılık mektuplar yazma tutkun; uzun süreli somurtkan suskunluklarla açığa vurduğun alınganlık krizlerin ve sara nöbeti gibi birdenbire parlayan öfke nöbetlerinde görüldüğü gibi, duygularını zerrece denetlememen; tüm bunlar, gün geçtikçe artan isteklerine kaçınılmaz biçimde boyun eğmeme yol açtı.

De Profundis, Oscar Wilde (Sayfa 37)De Profundis, Oscar Wilde (Sayfa 37)
tabula rasa, bir alıntı ekledi.
 51 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

hepsi bu
Benim adım şu veya bu, şu veya bu tarihte dünyaya geldim, şurda veya burda, düzenli olarak ve kurallar gereği okula gönderildim, zaman zaman şu veya bu gazeteyi okurum, mesleğim şu
veya budur, şu veya bu yaşımdayım ve fazla ve çetrefil düşünmekten uzak dururum, çünkü kafa yormayı ve kafa patlatmayı, kendilerini sorumlu hisseden baştaki idareci kafalara seve seve bırakırım. Bizim gibiler, kendilerini uzaktan yakından sorumlu hissetmezler, çünkü bizim gibiler bir bardak biralarını akıllı uslu içerler ve fazla düşünmezler, çünkü bu çok tuhaf zevki, sorumluluk taşıyan insanlara bırakırlar. Ben şurda veya burda gittiğim okulda, yormaya zorlandığım kafamı o gün bugündür, bir daha asla az da olsa yormadım ve kullanmadım. Şu veya bu tarihte doğdum, adım şu veya budur, hiçbir sorumluluk taşımam ve kesinlikle kendi türümün biricik örneği de değilim. Ne mutlu ki, benim gibi bir bardak birasının tadını akıllı uslu çıkaran, tıpkı benim gibi az düşünen ve kafa patlatmayı benim kadar az seven, bu işi başka insanlara, sözgelimi devlet adamlarına sevinerek bırakan epeyce insan var. Keskin düşünceler, beşeri cemiyetin benim gibi sessiz bir üyesine tamamıyla uzaktır ve ne mutlu ki, sadece bana değil, tıpkı benim gibi iyi yemeklere düşkün ve fazla düşünmeyen, şu veya bu yaş­ta olan, şurda veya burda yetiştirilmiş, beşeri cemiyetin, benim gibi temiz üyelerine ve benim gibi iyi vatandaşlara ve keskin düşüncelerden, tıpkı benim gibi uzak duranlara da uzaktır, hepsi bu!

Gezinti, Robert WalserGezinti, Robert Walser