Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmakta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte yani yürekte....
Mesela bir barikatta döğüşerek
Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak ta ayıp değil Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..
Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istersen dünyadan ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil...

Nâzım HİKMET

Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
11 dk. · Kitabı okudu · 10/10 puan

ŞAFAĞA ÇEKİLENLER
Kim söyleyecek türküsünü bundan böyle,
Ötükenli atların, Deli-Günlü Noyanların?
Buz tutmuşken kavga zincirli bileklerde,
Kim paylayacak acısını dolunayın,
Bu uygur yağısı göklerde...

Uyvar kalesinin eski yoldaşı
O batılı akşama yenildiniz...
Ne kırıldınız ne büküldünüz,
Bir yeniçeri palası gibi,
Öç Gününe çekildiniz...

Bırakın dört yönden şaha kalksın yalnızlık.
Yeter ki siz unutmayın
Gümüş kabzalara sinmiş çağları
Ve emin siperlerin arkasında
Hırsla soluyan tuğları...

Şimdi güvercinler geçer üstünüzden,
Selamsız, kavgasız, töresiz...
Acı rüzgarlarda saçlarınız savrulsun.
Işık düşünceli çocuklar, canım çocuklar!
Yenilginiz kutlu olsun!

Türkiye'm, Dilaver CebeciTürkiye'm, Dilaver Cebeci
Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
13 dk. · Kitabı okudu · 10/10 puan

Ne derse desin avuçlarımdaki çizgiler,
Hazreti Yusuf'tan kalma güzel çizgiler...
Yenilmişim gök palalı zorlu acıya,
O yiğit, erkek, soylu acıya...
Bir gün akıllı bir iş edeceğim,
Alıp başımı gideceğim...

Türkiye'm, Dilaver CebeciTürkiye'm, Dilaver Cebeci

Mustafa Ulusoy -Ölülerden özür dilemek
Bir gazete okuduğum bu haber başlığı beni çok etkiledi,gerçekden ölüden nasıl özür dilenir,artık hayatında olmayan ve ona söylemek istediklerini ama söyliyemediklerini nasıl söyleyebilirsin diye düşündüm haber başlığını okuyunca.Sonra haberin devamını okudun ve çok duygulandım,çok etkilendim.Ve dedimki bu yazıyı paylaşmalıyım.Çünkü zaman denilen kavram hepimiz için çok değerli ve bir o kadar da ksıtlı,yarın kendimizin yada yakınlarımızın yada kalbini kırdığımız herhangi birinin yaşamının sona erip ermeyeceğini bilmiyoruz.


Bu nedenlede ne kadar dikkatli olmamız gerektiğinin altını KOCAMAN çizmek istedim.Anlamsız ve yersiz kavgalar,kırgınlıklar esaslı düşünüce anlamını yitiriyor.Çünkü artık o kalbini kırdığımız,darıldığımız,barışma çabalarına cevap vermediğimiz, belkide seni seviyorum diyecektiniz ama geciktirdiğiniz o kiş artık yok.Onun kalbini nasıl tamir edeceksiniz?ondan anlamsız ve onu kıran söleriniz için nasıl özür dileyeceksiniz? işte bu konu tüm toplumların dikkatini çekmek,üzerinde durulması gereken gerçekler olması nedeniyle çok önem arz ediyor.

Bu anlatacağım hikaye günümüzden bir kadının seslenişi,sızlanışı ve kıvranışını,pişmanlığını ele alıyor.

“Kocası ölmeden 3 gün önce sıkı bir kavga etmişlerdi.Bir süzgeçten geçirilmeden şeytanın ona fısıldadıklarını o da okcasına bağıra çağıra bir bir sıralamıştı.Onun canının neyi acıtacağını,neyin acıtmayacağını iyi biliyordu.Öfkesi yatışınca ve kendine gelince ,kasvetli bir pişmanlık içinde debelenmeye başlamıştı başlamasına ama bu sefer de şeytan hemen barışmama telkini yapmış, o da buna bir güzel uymuştu.

Nereden bilebilirdi ki kocası üç gün sonra aniden ölecek.? İnsan her daim zeval ve firakın sillesini yerken,ölümün belirsizliği aslında her anımızı ölümlü kılıyordu.Üç gün kocasını uğurlamamaış,eve gelince karşılamamaış,kocasının barışma teşebbüslerini de savuşturmuştu.Bütün bunlara kahroluyordu işte.

Yatagına uzandığında filmi yeniden ta en başa sarmıştı hayalinde kadın.Kocam ban küs gitti,diye kendini yiyip bitiriyor,onun gönlünü alamamanın kıskacında boğuluyordu.

Derken sabah başına gelen bir olayı getirip önüne koydu zihni.Onu düşünmeye koyuldu bu kez.Sabah metrobüse binerken yanlışlıkla bir kadının ayağına basmıştı.Ayağına basılan kadın can havliyle bir çığlık atmış“biraz dikkat etsenize” diye yakınmıştı yüzünü acıyla buruşturup. O da o kadına diklenmişti,“asıl siz dikkat edin,bu sıkış tıkışlıkta siz nerde ayagınız nerde,biraz derli toplu dursanız,ayagınız milletin ayağının altına girmezdi.” deyip hışımla sırtını dönüvermişti.Hazır cevaplıkta üstüne yoktu ne de olsa.kadın suspus olmuş,kalakalmıştı kalabalıkta. O an o kadar haklı hissetmiş ti ki kendin.kendinden memnun nasıl da dönüvermişti sırtını kadına.

Şimdi akşamın şu saatinde vicdanı getirp koymasaydı kadının yüzünü gözlerinin önüne,bu haklılıgı sonsuza kadar sürecekti belki de.Aslında gün boyu bir sıkıntı gezinmişti alttan alta.Odalara sığamamıştı bir türlü.Kendi haksızlığını vicdanı biliyordu çünkü.Kadından özür dilemesi gerekirken bir desözleriye sindirmek istemişti onu.Kadın yatagına uzanmış vicdanını dinliyordu.

Ayagına bastğı kadını bulup özür üstüne özür dileyip helaleşmeyi ne çok isterdi.Yüzlerce kere “keşke yapmasaydımböyle” ded..Bininci kere de keşke işe yaramadı,milyonuncu kerede işe yaramıyacaktı.

Tam uykuya dalacaktı ki aklına bir isim takıldı “Abdülkadir” Kimdi bu kişi?.Düşündü taşındı.Tanıdığı bir yoktu bu isimde.Çalıştığı işyerinde erkekleri düşündü tek tek.Yok, bu isimde biri yoktu.Üniversite yıllarına gitti hayali sonra .Bu isimde birini tanımıyordu.Yanı başında duran leptop’a uzandı eli Google’ı açtı.Abdülkadir diye yazdı.İlk sırada Abdülkadir Geylani diye bir isi çıktı karşısına.Hakkında yazılanları okumaya başladı.Bier siteden başka bir siteye atladı .bir ssate yakın onun hakkında okudu.Sonrada onun yaptığı bir duayı gördü.Gözleri faltaşı gibi açıldı .Peygamber’in(s.a.v) bir duasıydı bu.Duayı okudu.Bin kerede okuyabilirdi.Bir nevi,ölülerden ve hayatta olupta ulaşamıyacağı durumdaki insanlardan özür dilemenin bir yolu ekranda duruyordu.

“Ya rabbi! Ben hangi bir mümine onu üzecek ve gönlüne ağır gelecek bir söz söylemişsem;kıyamet gününde o sözü onun için sana kurbiyet eyle;yani o sözden müteessir olduğu kadar onu sana yaklaştır.”

Kadın önce otobüste ayağına bastğı kadın için okudu bu duayı.Sonra hayatını hızlıca gözden geçirip üzdüğü insanları bir bir aklına getirmeye çalıştı.Hatırladıkları için teker teker dua etti.Hz.Peygamber gibi.Sonra kadın sabaha kadar gözünü kırpmadankocası için yakardı.

“Ya Rabbi kocamı üzecek ve gönlüne ağır gelecek tüm sözlerimi kıyamet gününde kocam için Sana kurbiyet eyle.Kocamı sözlerimden müteessir olduğu kadar Sana yaklaştır.”

Miraç Sahtiyan, Masumiyet Müzesi'ni inceledi.
18 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aslında zengin oğlan ile fakir bir kızın hikayesi gibi görünse de kitabın okudukca, içine girdikce, o aşkı yaşadıkça anlıyorsunuz aşkın ne muazzam bir sey, ne mutlu edici ve ne acı verici birşey oldugunu. Kitaptaki beni en mutlu eden cumle; "Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."

Bir Demet Tiyatro
Mükremin:Giden gidene ha
Lütfiye:Öyle giden gidene
Mükremin:Şuan içimde lise son sınıfın son cumasının ince kederi var biliyor musun?
Lütfiye:Benim de, arkadaşlarla son gülüşmeler, hatıra defterine yazılan yazılar. Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın içinler...
Mükremin:Bazen düşünüyorum da bu hayat yani her şey bu gelmeler, gitmeler, koşmalar, durmalar, gülmeler, ağlamalar hepsi sanal be Lütfiye. Yani var da yok aslında ya da aslında yok da biz varmış gibi davranıyoruz. Misal öksürüyorsun sonra dönüp arkana baktığında sana en uzak olan şey o öksürük
Lütfiye:Ben sana pek katılmıyorum Mükremin abi.
Mükremin:Ne zaman katıldın ki zaten.
Lütfiye:Her şeyin boş olduğu doğru değil, birine söylediğin bir söz yaptığın bir iyilik uçup gitmiyor ki birini güldürdün mü mesela uçup gitmiyor ki yanağında izi kalıyor belki bin yıl
Mükremin:Kalıyor mu hakkaten?
Lütfiye:Kalıyor Mükremin abi inan buna. Söz uçuyor belki ama tortusu yüreğin bir yerinde kalıyor mutlaka.
Mükremin:Yani bu kadar zaman haybeye yaşamadık, boşuna konuşmadık öyle mi?
Lütfiye:Öyle, inan bana öyle
Mükremin:İyi bari

Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
28 dk. · Kitabı okudu · 10/10 puan

ZAMAN BİR EJDERDİR ENSEMİZDE SOLUYAN
Sonra gerinir üstümde buğulu bir gök,
Yağmur damlaları değer kirpiklerime...
Töresizdir caddeleri bu şehrin
Ve sokakları serseri...
Sagu sağarken yıldızlar masta dağına,
Çılgın hançerler altında kan tutar geceleri...

O, eski sızılı geceler yok artık,
Bizi kucaklayan, saçlarımızdan öpen...
Bir uzak denizde küreğe mahkum masallar,
Ne cin kaldı, ne peri...
Alıcı tarlanlar dolaşır başımızda.
Akasyalar dal-kılıç çeri...

Çocuklar gelir geçer yanımdan,
Uzanamam ellerine, ellerini tutamam.
Okşamaz saçlarını sarışın kuşluklar,
Utanır zamandan yumuşak kahkülleri...
Mezardan karanlık, rüyadan derin,
Eris kuyusuna düşmüş gözleri...

Bu maviyle kavgalı göğün altında,
Beraber vurur yüreklerimiz.
Beraber soluruz bu havayı
Kim bilir kaç yıldan beri...
Dökülür oluk oluk kaderimize,
Ülküsüz çeşmelerin simsiyah kiri...

Bir gün sana rastlasam şu sokaklarda.
Dörtnala küheylanlar geçse göğsümden...
Yeniden sızlasa sıcak avuçlarında,
Yusuf güzelliğimin çizgileri...

Türkiye'm, Dilaver CebeciTürkiye'm, Dilaver Cebeci
Sema Güller, bir alıntı ekledi.
40 dk. · Kitabı okuyor

Kim ki günden güne arkasından kapanan kapının şiddetini hisseder, işte o "bilmek" te acele edebilir.Susamayanlarin şu araması ne mümkün?

Üç Zor Mesele, İsmet ÖzelÜç Zor Mesele, İsmet Özel
Mahmut ucan, Bir Çöküşün Öyküsü'ü inceledi.
47 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Her çöküş kendi hikâyesini yazar ama çöküş olduğu için yazan sen değil hep başkası olur zafer hikayelerinin yazarı bellidir de çöküş hikayesi duyulmaz bile ne ismi ne cismi
Stefan zweig bu ince eserinde Paris'ten sürgüne gönderilen bir kadınının önce geri dönüş umudunu tüketişini sonra o yaşadığı insanlarla oynadığı oyun neticesini karakterini ve en son kendine oynadığı oyun ile hayatini tüketişini göstermiş bu planlanmış ölüm ile intiharını ölümmüş gibi gösterip unutulmaz olmayı tasarlarken bir kaç dakikalık söz oluvermiş
Sen yaşarken duyumsamayanlarin acısı bir kaç dakikayı bulur anca
#stefanzweig
#bircokusunoykusu
#masamdakiler

Vuslat Pekşen, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

Seçtiğiniz ki­şiyle ilişkiniz yürümemişse kendinizi suçlamazsınız. Başka bir
seçim yaparsınız. Ama köpek aldığmızı ve kedileri sevdiğinizi var sayalım.
Kedi gibi davranıp miyavlamadığı için köpeğinizi köpeklikten çıkarmaya çalışıyorsunuz. Köpekle işiniz ne o zaman? Kedi edi­nin! Çok iyi bir ilişki yalnızca bu şekilde başlayabilir. Önce ne­yi nasıl ve ne zaman istediğinizi bilmeniz gerekir. Bedeninizin,
zihninizin gereksinimlerini. sizinle neyin uyum sağlayacağını tam olarak bilmelisiniz.

Ustaca Sevmek, Don Miguel RuizUstaca Sevmek, Don Miguel Ruiz