Ahmet Leman, bir alıntı ekledi.
3 dk. · Kitabı okuyor

“Aynadaki kadın benim zıttım.” demişti, “ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm, o gece.. Çapkın, güçlü, özgür.”

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 36)Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 36)
Mina, bir alıntı ekledi.
 16 dk.

Sen ne işe yaramak istiyorsan o işe yaramak için yaratıldın, ancak ne istediğini düşünürsen, anlarsan olman gereken şeye dönüşeceksin.

Pi, Akilah Azra KohenPi, Akilah Azra Kohen
feluxlane, bir alıntı ekledi.
22 dk. · Kitabı okuyor

İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin AliKürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali
Erhan Adsay, Sevda Sözleri'ni inceledi.
29 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Sevda sözleri... Cemal Süreya'nın yüreğinden çıkardığı duyguların, kaleminden akıp gittiği, yüreğe değen sözler. Ne büyük bir şairdir ki, yerli şairler arasında, en samimi bulduğum nadir şairlerdendir Süreya, kelimelerin derinliklerinde görselleri gizleyip, bir film yaşatır her defasında, öyle bir filmdir ki, tam senaryoyu okuduğunuzu sanırsınız ama o başka bir senaryoyla zihninizi tazeler....

NigRa, Bitik Adam'ı inceledi.
 1 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · 9/10 puan

Kitap 1k Bursa Okuma Grubu ile birlikte seçtiğimiz temmuz okuma kitabıydı. Okurken bir parça "yanlış zaman okuması" hissiyatı alttan sürekli uyarı vermedi değil,çünkü kitap okuması gerçekten zor bir kitap bana göre ve yaz sıcağında ruhum daralmadı desem yalan olur. :)

Kitabı bitirdiğimde durdum düşündüm neydi şimdi bu diye.

Papini'nin kendi hayatını anlatmış olabileceğini düşündüm kitapta fakat herhangi bir kaynakta rastlayamadım.

Kitapta tek karakter var ve biz her şeyi bu karakterin bakış açısından görüyoruz. Ama etrafında başka karakterlerden bahsedemeyiz, ancak başka başka fikirlerden ve fikir savaşlarından bahsedebiliriz. Veya gerçek karakterlerden değil de (garip bir tabir oldu) kitaplar yazmış, teoriler oluşturmuş yazar ve düşünürlere bakış açısını gözlemleyebiliriz. Ama kitapta baştan sona sadece ve sadece onun düşünceleri var.

Kitaptaki karakter(belki de yazar... çelişkiyi gideremedim) bunalımlı, öfke dolu hatta melankolik. Neye derseniz sanırım her şeye. Bıkmadan, yılmadan okuduğu kitapların yazarlarına, filozoflara, düşünürlere... Bazen kendi eylem ve düşüncelerine bile. Öfke duyduğu her şeyle savaş halinde. Söylenmiş olan her fikirle, sözle, inançla var bir derdi.

Dursuz duraksız okumaya takmış durumda, ayrım yapmadan seçmeden okuyup ne varsa sömürüyor adeta. Çocukluğu,ergenliği,gençliği hep böyle geçiyor. Sonra da acayip bir ego oluşuyor. :) Kendisi dışında tüm insanları küçük görüyor, tüm fikirler aptalca geliyor ve herkesi küçük görüp, düzeltmek için inanılmaz bir tutkuya bürünüyor. Egosu öyle büyük ki kendisini Tanrı gibi görüyor, insanları zihinsel olarak baştan yaratacak bir kitap yazmaya başlıyor.

Yukarıda demiştim ya hani her şeye öfke dolu, savaş halinde diye, kendisini tüm fikirlerden arındırıp tamamen özgürleştirmek istiyor. Sadece kendisinin yarattığı bir düşünce olsun,kendisine ait bir akımın peşinden koşulsun... Ama tüm o kitapları, yazarları sömürdükten sonra bildiklerini(okuyup öğrendiklerini) unutmak mümkün olmadığı için bunu mümkün kılamıyor. Üzerinde onca bilginin ağırlığı var çünkü. Deniyor –yılıyor –bırakıyor, sonra tekrardan deniyor –tekrardan yılıyor en sonunda da pes ediyor, denemekten vazgeçiyor. Yani bitip bitip yeni heveslerle tekrar başlıyor. Gelsin yine düşünsel, varoluşsal buhranlar. :) Bol felsefi akım, bol bol şair, düşünür, yazar hayatına konuk olup duruyor.

Kitabın adı “Bitik Adam” ancak kitabın sonuna doğru “Ben Bitik Değilim” adlı bir bölüm yer alıyor. Bu bölümü kitabın arka kapağına tanıtım yazısı olarak yazmaları ise sinir bozucu,kitabın içindeki bölümü tanıtım yazısı olarak neden verirlerse.

Bir dönem yazar hakkında bitti söylentileri çıkmış yazar da bu söylentilere cevap olarak sanırım bu son bölümde kendisini savunmuş. Şöyle demiş; “Yavaş olun, çocuklar! Durun biraz, rica ederim. Bitmek de neymiş! Daha başlamadım bile. Yapmış olduğum ne zaman! her şeyi bir ön söz, bir giriş, erkene alınmış bir kaynakça, bir duyuru, bir ilan ve hatta isterseniz, içindekinin daha iyi bir şekilde olgunlaşmasını sağlayacak bir şıra ve köpük taşması olarak hayal edin. En iyisi şimdi başlıyor: Ben daha bugün doğuyorum.”
Sonra da yeni nesille çarpışmak için büyük bir hevesle beklediğinden, nasıl ki eski nesilden korkup kaçmadıysa yeni gelenlerden de kaçınmayacağını söylüyor.

Kitap içerik olarak çok yoğundu evet ama dili akıcı, üslubu güzeldi yazarın. Şiirsel cümlelerini keyifle okudum. Bir parça pişmanlığım var o da yazarı daha iyi tanıyabilmek ve diline alışabilmek adına Düşsel Konçerto, Kaçan Ayna gibi kitaplarını okuduktan sonra Bitik Adam’ı okusaydım. Bu sıra Papini’nin hem yazarlığının nereden nereye geldiğini hem de hayatta nerede durduğunu kavramamız açısından önemli olduğunu okudum. Tabi bu da kişisel bir görüş tercih hakkı yine sizlere kalmış.

angelsbooks, Düğün'ü inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Ne okusam diye düşünürken çektim bir kitap. O da serisinin ikinci kitabı çıktı. Serinin ilk kitabındaki karakterler burada da geçiyor ama bu tarz kurguların sonu belli olduğundan bu durum beni rahatsız etmiyor.

Bu tarihi aşkta İskoç ve İngiliz düşmanlığını konu almış yazar. Enteresan bir erkek karakter var. Epey bir süre bende kitaptaki kadın karakter kadar anlayamadım adamı. 'Brenna, yalnız değilsin tatlım' diyesim geldi.

Sevdiğim bir tarihi aşk romanı oldu kısacası.

Mrspejmürde, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

Bir erkeğin, adından bile bahsetmeyen bir kadının ağzından, aşkı böylesine naif ve ince anlatabiliyor olması mucize gibi. Bu bilinmeyen kadına başlarda kızıyorsunuz. Onun neredeyse obsesifliğe varan tek taraflı aşkını küçümsüyor hatta abartılı bulabiliyorsunuz. Ama sonra kitap sizi öyle bir içine çekiyor ki kendinizi kadının yerine koyarken buluyor, bu kez bu tek taraflı aşkın yöneldiği adama kızmaya başlıyorsunuz.Kadın mektubunda sürekli “Sen beni hiç tanımadın.” dese de aslında karakterlerin yolu çoğu kez kesişmiştir. Kadın ilk olarak on üç yaşında, içinde büyük ve safi bir hayranlıkla gelip geçer adamın hayatından. Fakat adam o küçük kıza baktıysa bile esasen onu görmemiştir.

Aradan zaman geçer, bu kez tutkulu bir genç kız olarak çıkar adamın karşısına. Çaresizce adamın onu tanımasını bekler. Ama ne yazık ki adamın gözlerinde yabancılıktan başkası yoktur. Kızı çekici bulduğundan onunla birlikte olur, bir yolculuğa çıkacağını ve döndüğünde ona haber edeceğini söyler. Ne var ki adam döndüğünde, kadını yeniden unutmuş ve kendi hayatına kapılıp gitmiştir.

Kadın, adamın çocuğunu hiç ses etmeden dünyaya getirir ve onu büyütebilmek için kendini satmaya başlar. Aradan yine zaman geçer ve bu kez adamın karşısına bir hayat kadını kadar aşağı konumda çıkar. Asıl acı olan bu değildir, adam onu bir kez daha tanımaz, kadın buna rağmen adamın teklifini bir kez daha reddedemez.

Yolları yeniden ayrılır. Kadın ölüm vakti geldiğinde adama bir mektup yazar ve her şeyi en başından anlatır ona. Ömrü boyunca bütün aklını meşgul eden bu aşkı açığa çıkarmamasının, tek taraflı yaşamasının tek nedeni, aynı şeyleri hissetmeyen adamda bir yük oluşturmamaktır. Fakat böylesine aşk denebilir mi? Okuyucuyu bu soruyla yüz yüze getiren kitap, her zamanki gibi etkileyici psikolojik tahlilleriyle etkilemeyi başarıyor.