• + Burası kendini kaybeden piçlerin evreni mi?
    - Evet, hoş geldin. Bir kadeh #rakı koy kendine. İyi gelir.
    + Klarnet.
    - Anlamadım?
    + Klarnet diyorum, ne de güzel batıyor değil mi?
    - Ha evet. Damarlarıma saplanmış çelik notalar gibi. Sen neden buradasın?
    + Kendimi kaybettim çünkü.
    - Ama neden?
    + Klarneti biraz kısar mısın.
    - Kısarsam keman gelir. Daha acı verici.
    + Peki.
    - Kaç yaşındasın
    + Bin yaşındayım.
    - Nasıl oluyor o?
    + Çok acı çekerek.
    - Nerde doğdun?
    + Hangisini soruyorsun?
    - Nasıl hangisi?
    + İlk doğduğumda yaşım yoktu. Anamın rahminden düştüm ilaç kokan odalarda. İkincisinde de 20 tane yaşım vardı. Birini sevdim. O zaman doğdum tekrardan. Sonra da öldüm. Öldüm ama selamı okumadılar.
    - Neden öldün?
    + Gitti çünkü. Ben ayak izlerini bile göremedim. O kadar hızlı gitti.
    - İyi ya. Hızlı ölmüşsün. Acı çekmeden.
    + Ama selamı okumadılar. Öldüğümü de kimse söylemedi. Bin yıldır bu şekilde acı çekiyorum.
    - Deli misin?
    + sence .
    - Buradan git.
    + Sen git. Ben daha çok alışkınım bu sahnelere.
    - Peki, hoşçakal...
  • Zaman: durmuş gibi 
    Cihangir'de pazar günü şaşkınım 
    Olmayan uykumu bölüyor bir akordeon sesi 
    Bir çocuk ufacık sarı saçlı 
    Eminim kara gözlüdür görünmüyor uzaktan gözleri 
    Görünmüyor ki 
    Sokak derin uykularda duyulmuş şey değil 
    Cihangir'de geldiğim günden beri 
    Gurbetliğimden beri 
    Son travesti son bira şişesini yere çaldığından bu yana 
    Kaç saat duymadım 
    Birşeyler okuyordum kırıntısız, yankısız 
    Unuttum 
    Güzel marmara ve yeşil elma sabah sabah 
    Olmaz ki 
    Olmaz ki böyle bir ülkede böyle 
    Camlı bir bomba gibi bir martı pencereme çarptı 
    Korktum 
    Ve artık herşeyden korkuyorum 
    Gurbette ve kanlı bıçaklı tutkun 
    Bu nasıl iş bu Cihangir her damarı bir sokak 
    Bir sokak 
    Baktıkça gözlerim kanıyor 
    Kana kana bakıyorum 

    Zaman: geçmek bilmiyor 
    Yalnızlığa alışkınım sessizliğe değil 
    Pazar günlerinden nefret ederim bu yüzden 
    Bakkal açılmaz çöpçüler bağırmaz bu nasıl cihangir 
    Güzel Marmara ve yeşil elma 
    Bulunmaz ki sabah sabah 

    Ellerin sarsak 

    Gözlerimdeki çapak sanki bütün sokağı örttü görünmüyor 
    Hiçbir şey görünmüyor 
    Yalnız ve soğuk yatağım 
    Boşlukta süzülüp alçalıyor 
    Gidip uyumaya kalksam ne olacak 

    Ne olacak 

    Zaman: her yerde kedi kuyrukları vardı 
    Yürümeye korkardım buz üstünde gibi 
    Basmaya korkardım şimdi nerdeler 
    Elinin körü ne biçim sabah bu ne biçim pazar 
    De ki uyudum 
    Çalmayacak mı telefon kapımın zili 
    Ağzımda şarabın kekremsi tadı 
    Karnımda yüzlerce akreple uyusam onlar uyanacak 
    De ki bir arkadaşım geldi gidelim 
    Belgrad ormanında kros yapalım dedi- ben mi 
    Arnavutköyde balık tutalım dedi- ben mi 
    Önce içelim sonra içelim 
    Kaçmıyor ya şu istanbul dedikleri 

    Ah benim evcil kalbim 
    Artık "hayır" demeyi de öğrendi 

    Şimdi ne olacak 

    Bana hergün sokağa çıkma yasağı bana hergün o üç darbeden biri ne bilsin olağan üstü hallerin ta kendisiyim dokuz canlı bir kediyim sekizini yitirdim ne bilsin ayrıca burası cihangir 
    Kedi diktatörlüğü 

    Şimdi ne olacak 

    Kimseler bile gelmiyor bugün pazar 
    Yalnızlığın eşcinseli mi oluyor yani 
    Yani cinaslı kafiyeli pazar günleri ey 
    Sıkıldım şarabım bitti elmadan vaz geçtim uykum yok 
    Yok üstüne üstlük sigaram da azalıyor 
    Şimdi sahiden ne olacak 
    Ben bu kadar geveze değildim eskiden 
    Bir sıkımlık canım kaldı 

    Zaman: otobanındayım senin 
    Yürü ki bir şeyler dönmeye başlasın 
    Dünya mı olur artık ne olursa olur hayat 
    Hani İstanbul git git bitmez koca bir şehirdi 
    Ayağının turabı olayım yürü 
    Ayaklarımı bitiştirirek uzun uzun ölçtüm 
    Ve düşündüm ki meselem mi meselim mi tükendi 

    Neredeyse akşam olacak 

    Zaman: oydum da gözlerimi sana bıraktım 
    Yoksa tarihm iydi kanla biçilmişti kaftanım 
    Ben kaf dağında bir kaptan değilim 
    Ama bu çırpıntılı şarapsızlık ne olacak 

    Şimdi ne olacak 

    Yağmur yağıyor yağmasın 
    Volta atıyor martılar göğün dört duvarında 
    " Ne balık, ne de kuş" olabildiğim şu dünyada 
    Gurbetim bile yok beceremedim 

    Toprak 

    Uçaklardan korktum da ne oldu sanki 
    Onlardan önce çakılıp kaldım yere odama 
    Meyhanelere geniş mağazalara sayısız 
    yalnızlıklara ve pazar günlerine 

    Gömüleceğim bir gün sana toprak 
    Başımı yukarda tutmaya çalışarak 
    Ama olmayacak 
    Kefen param bile 

    Hep ağır ve aksak 

    Olmadı bile kanıma alkol düştü payıma küfür 
    Birer ziynet eşyası gibi şişelerim yığılı evde 
    Her şişenin dibinde ay parçası bir melek 
    Dans ediyordu iyi kıvırıyordu kaltak 
    Cihangir'de Cihangir'de özellikle 
    Ama neden cinlerim hep tepemde 

    Alçak 

    Gidip Neşet Ertaş dinlesene aklını kucağında saklıyarak 
    Balık görsen aklına rakı gelir önce 
    Ve bütün yollar bir gün hergün meyhanelere çıkacak 

    Cihangirde sabah hiç olmayacak 

    Alkolikler ve eşcinseller giremez yazar 
    Ev sahiplerinin kapılarında anlarlar kimsin 
    Nesin adamım buralar sana göre hiç olmayacak 
    Kalk gidelim çöpçüler süpürsün ıslak 
    Ve yorgun bedenimizi şarap ve elma kokan 
    Bedenimizi doktorlar serumla yıkasınlar 
    Akla sığmayacak halusinasyonlar ellerinde şişelerle 
    Hastanelerin ziyaretçi saatlerini beklesinler 

    Ölsem kimsenin umrunda olmayacak 
    Öyleyse beni alnımdan öpsene toprak 

    Hayat hiçbir şey değil şiir hiçbir şey değil 
    İki dirhem bir çekirdek ölüm bile 
    Hiçbir şey değil 
    Sokaklara atılmış ölüm 
    Nereye gitsem ardımdan seğirtir 
    Mendil satar cam siler ille de bıçak taşır 
    Ve tiner 
    Unutmaki sevgilim hayat 
    Karamsar bir şiirin ilk dizesidir 

    Peki şimdi ne olacak 

    Elma yok yok ki şarap 
    Birazdan tütünüm de tükenir 
    Ve türkiye'de şair olmak bu değildir 
    Neydi ki Türkiye'de şair olmak 

    Dünyaya dürbünle bakmak 
    Kız tavlamak sanatını masalara höykürmek mi 
    Salya sümük ağlamak 

    Ölüm oruçları 

    Ey bu ülkede 
    Artık ne sabah ne de akşam olacak 

    Üç çocuk daha öldü 
    Yatağında üç kere daha sırtını döndü halk 

    Elbette elma ve şarap 
    Elbette elma ve şarap 

    Üşüdüm üstümü örtsene toprak
    Ahmet Erhan
  • Daha gidilecek yerlerimiz var
    Şu sohbetinizi dinler gideriz
    Çoştukça şarkılar, türküler, sazlar
    Rakı mı , şarap mı, içer gideriz...

    Geçse de umudun baharı yazı
    Gözlerde kalıyor yaşanmış izi
    Kimseler kınamaz burada bizi
    Ne varsa hesabı öder gideriz...
  • - Bak odaya girer girmez, ''Tez elden bir kahve pişireyim,'' dedim. Halbuki niçin kahve içeriz.? Hiç düşündün mü Nuri Usta.? Tadı için, desen, değil. Tadı için kahve içeceğine limonata iç.. Kokusu için mi.? O da değil.. Turunç şerbetinin yanında bu bulaşık suyunun kokusu nedir ki.? Sinirleri tembih edermiş. Lâf.! Rakı ne güne duruyor.? Hazımmış. Palavra.. Yemeklerden sonra elma ye.! Öyleyse niçin şu meredi içeriz.? Çünkü, evvela, biz kahve içmezsek kahveciler kahvelerini kime satacaklar.? Sonra, alışkanlık denen nesneyi bilir misin, Nuri Usta.? Bilir misin ki insanoğlunun hem en büyük kuvveti, hem en büyük kepazeliği bu alışkanlık denen nesnedir.! Biz kahve değirmeniyle, kahve cezvesiyle, kahvesiyle, eviyle, minderiyle, hukukuyla, felsefesiyle kendimize bir ikinci dünya yaratırız. Sonra bu yarattığımız dünyanın esiri oluruz. Başlar o bizi yaratmaya.
    Artık o eskiyip onun içinden bir yenisini doğurana kadar bir kavga, bir gürültü.. Aslanı kafese alıştırmak için onu yavruyken tutup içeri atarlar.. Bizi kırk yaşında kafese koysalar, üçüncü günü yerimize alışırız. Ve on sene kafeste kaldıktan sonra dışarı salsalar on yıl yattığımız yeri üç haftada unutuveririz.. Bilir misin ki, Nuri Usta..