• 270 syf.
    ·7 günde·2/10
    ''Benim dedem bir kurtadamdı.'' Böyle başlıyor romanımız. Benim dedem de bir kurtadamdı. Genellikle sakallı olurdu. Dolunay zamanı da tarladan geç gelmesi de buna işaretti. Çocukken traktörün üstünde gördüğümüz dedemiz römorkun arkasında bulunan sığırcık, karatavuk ve tavşan cesetleriyle dönerdi köyümüze. Evet, evet benim dedem de bir kurtadamdı.

    Kurtadam efsanesi tarihte eski zamanlara kadar gidiyor. Çoğu yerde kurtadam vakası gerçekleşmiş. Bazı araştırmalar sonucu edindiğim bilgilere göre Heredot, M.Ö 5. yy'da Karadeniz kıyılarında kurtadamlar efsanesinden söz etmiştir. Tabii bu olay bir tek bunla kalmamıştır. Fransa'da 500 yıl önce görülen 30.000 kurtadam durumu da bu efsanenin ölmediğini gösteriyor. Ayrıca bizim tarihimizde de yer edinmiştir. Oğuz Kağan Destanın'da da bile geçiyormuş. Mesela bir mısrasını yazalım:
    Başları köpekmiş, vücutları insanmış,
    Renkleriyse karaymış, sanki şeytanmış.

    Kitaba gelirsek bir kurtadam ailesinin yaşamı anlatılıyor. Dayı, teyze, dede ve torun üzerine bir yaşam. Çocuk yeğen, dayısı Darren ve teyzesi Libby'nin nasıl birer kurtadama dönüştüklerini, geceleri dolunayda avladıkları hayvanları nasıl midelerine indirdiklerini şahit olur. Bu şahitlik ise kendisinin de ne zaman kurtadama dönüşeceği merakını uyandırır. Ama kendisi melezdir. Korktuğu da budur zaten. Acaba ben de bir kurtadam olabilir miyim?

    Nitekim kurtadam olmak kolay değildir. Mesela gümüş kurşuna yakalanmamak lazım veya gümüş türü bir silaha. Ölürsünüz yani. Ama kurtadam olmak güzeldir de hele kurtkadını. Önünüze bir tacizci filan çıktığında hemencecik dişleriniz çıkar, elbiseleriniz parçalanır sonra bir pençe, karşıdaki adam nerden geldiğini bilemez. Ama kitapta da belirtildiği üzere kurtadamlar giydiklerine dikkat etmeleri gerekir, örneğin tayt türü şeyler giyilmemelidir. Çünkü esner ve kurtadamın dönüşüm yapması zor olur. Bu yüzden de zordur kurt-insan ilişkisi...

    Açıkçası çok kötü bir romandı. Hem çevirinin kötülüğü hem de yazarın haybiye bir şeyler yazması felaketin en üst seviyesine çıkmasına neden oldu. Bir kere olay örgüsü berbat. Aile sürekli kurtadam olup, sonra tekrardan insana dönüyor. Birkaç maceralar da yaşıyor. Ordan oraya seyahatler de var fakat dediğim gibi felaket kopukluklar var. Gerçekten bu kadarını beklemiyordum. Karanlık kitap serisinden olan bu eser olmamış yani. Sevmedim. Kimsenin de seveceğini zannetmiyorum.
  • Bir şeytan irademi istediği tarafa sevk ediyordu...
  • 268 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kiba başladığımda "Saçma! benim içimde şeytan ne gezer" diyerek ön yargıyla başlamıştım ama sonraları akışa uyum sağladığımda iç sesim diye nitelendirdiğim "içimdeki şeytanmış" farkına vardım. Sonra kabul ettim içimde bir şeytan olduğunu sonrası malum içimdeki şeytanı tanıyorum artık...
  • Ben bu yazıda sizin iç sesinizim ey sevgisiz, kindar, biatçı, statükocu, sığ ve beyinleri bel altına kadar anca erişen zavallı iğrenç mahluklar! Hadi kabul edin hep birlikte... Dün aslında korkak terör saldırısında hayatını kaybedenlere pek de üzülmüş değilsiniz. Aslına bakarsanız normal günlük hayatta dinsizlik ve kafirlikle suçladığınız, sanki şeytanmış gibi gördüğünüz o masum insanlara yapılan terör saldırısını kınamanız pek de inandırıcı değildi ama eksik olun. Haydi itiraf edin, oh iyi oldu diyenleriniz de az sayıda değil, ki siz bunu kendinizden biliyorsunuz zaten. Sosyal paylaşım sitelerinde müslüman noel kutlamaz naraları atıp, "noel kutlayanlar kafirdir" propagandasını yapıp, üstüne bir de sokaklarda noel kutlanmaması adına bildiri yayınlayıp hatta kısa repliklerle halka dikta ettirme yolunu seçipte Reina adlı eğlence mekanında olanlardan sonra "masum insanlara yapılanları kınıyoruz ve ha camide yapılmış ha gece kulübünde ikisi de aynıdır" gibi fırsatçı demeçlerinizin de başınıza bir bela almamak için olduğunu haydi gelin itiraf edin ki ben sizin iç sesinizim ve buna şahidim. Korkmayın! Hukuk sizin için işlemez çünkü siz biat edenlersiniz, hiç gerek yoktu böyle geri vites demeçlerine. İtiraf edin içinizin yağları eridiği kadar, terörü yapanlara nefret etmediniz ve terörü bu denli sevmediniz dün gece. Kabul edin ne olur! Akdeniz ülkesi olmak, bilimsel eğitim almak, edebiyat, tiyatro, müzik vb. gibi sanatsal faaliyetlerden nasiplenmemiş, bir kadının ya da erkeğin elini tutup masumca etkilenmemiş olmak sizin beyinlerinize en çok da vicdanınıza ters. Sizin basit bir ortadoğu ülkesi olmak, bu bataklıkta cahillik, ölüm, tabu, savaş ve vahşilik içinde yaşamak gibi bir idealiniz var ve Allah kahretsin ki sizin gibi mahluklar yüzünden biz de yanıyoruz. Siz itiraf edemiyorsanız ben edeyim. Sizin iç sesiniz olup bu yazıyı yazmaktan utanç duyuyorum. Sizin vicdansızlığınızı yazmak bana zor geliyorsa da, midem bulanıyorsa da aslında kör vicdanınızı deşifre etmek boynumun borcu. Bahar elbet yakın, ama ne olur gölge etmeyin artık.