• Nerede olursan ol sen, her yerde hazır ve nâzırsın... 🌹
    Ey gönül gibi hem benimle beraber olan, hem de benden gizlenen sevgili! Sana gönülden selâm veriyorum. Sen, Kâbe'sin. Nereye gidersem gideyim, sana yönelirim, sana varmak isterim.
    Nerede olursan ol, sen her yerde hazır ve nâzırsın. Uzaktan bize bakarsın. Adını anınca, gece bile olsa ev aydınlanır.
    Göze görünmeyen bir sevgiliysen, her ân niçin gönlümü incitip duruyorsun? Eğer sen, göz önünde isen ne diye olmayacak düşüncelere kapılıyorum?
    Beden bakımından uzaksın ama, gönlümden gönlüne açılmış bir pencere var! O pencereden, ay gibi hırsızlamacasına sana haber gönderir dururum.
    Ey güneş! Sen, uzaklardan bize nurlar gönderiyorsun. Ey senden ayrı düşmüşlerin canı! Canımı sana kul, köle etmedeyim.
    Kulakta da sen varsın, akılda da, coşkun gönülde de! Fakat bunlar da oluyor ki, sen, benimsin! Sen bensin! Seni böylece övmedeyim, anlatmadayım.
    Yüce Pîr Mevlâna ❤️❤️
  • Cehalet bitti şükür! Bilgiyle bilgisizlik arasındaki o anlamsız ayrım kalktı! Artık herkes her şeyi biliyor. Artık herkes kendini şehvetle seviyor. Kaldıysa bir huzursuzluk, o da bilmeyenlerin bilenleri küçümsemesinden başka bir şey değil! Herkes bilgi zehirlenmesinden ölecek! İki söz arasında kir-çapak, aksırık-tıksırık, toz-pas gibi sesler duyulsa da, herkesin siyasetten iklime, aşktan ölüme, hukuktan petrole, karıncalardan kutuplara… büyük düşünceleri var! Hatta şiir, müzik, resim… bilmek ne, hepsine kendi yüksek seviyelerinden sözler, sesler, renkler ekliyorlar. Öyle yüce gönüllü ki herkes, kimse dehasını esirgemiyor. Özel gazeteleri, televizyonları, sayfaları var! En az bir milyon fotoğrafını görmedikleri kimseyi önemsemiyorlar!. Hatta eşitlik. Dürüstlük. Belki biraz yalnızlıktan söz edilebilir ama dünyanın kendilerinden yapıldığını hemen görüyorlar. Yedi milyar yalnızlık olur mu hiç?..
    Şükür cehalet bitti! Kimse okumuyor, herkes yazıyor. Kimse öğrenmiyor, herkes biliyor. Kimse susmuyor, herkes konuşuyor. Kimse çekilmiyor, herkes ortada. Kimse kederlenmiyor, herkes şenlik. Kimse yere bakmıyor, herkes gökyüzü. Kimse sevmiyor, herkes arzu ediyor. Kimse gözyaşı değil, herkes küfür. Kimse eşik değil, herkes ufukların ötesi. Kimse gölge değil, herkes ışık.
    Tevazu bitti. İncelik bitti. Hatıra bitti. Gönül bitti. Şarkı bitti.
    Bir aynalar pazarı ki, yaşıyoruz işte…
    ŞÜKRÜ ERBAŞ.
  • Ah evlilik batağına batmadan, günah Aşkın Umut kırıklığına uğramadan önce, güzelliğinin tazeliği içinde yaşantısını Yüce sağlam bir gönül üzerine yerleştirebilSeydi, Erdem Sevgi istek ödev birbirine karışır O da öylesine yüksek bir Mutluluktan aşağılara düşmezdi.
    Ne var ki o Mutluluk bütün istekleri umutsuzluğa uğratmak için uydurulmuş Bir yalandı şimdi anlıyordu Aslında pek ufak şeyler olan tutkuları abartıyordu
  • İnsan uygarlık dünyasının lezzetlerine ne kadar alışık olsa da yine arada sırada ilk hali olan kırlarda oturma eğilimini bütün bütün aklından çıkaramıyor. Şimdi gurup zamanı, bir su başında, bir çimenlikte, bir ağaç altında oturup da doğanın o yüce hüznünü seyretmek şehirlerin, evlerin hangi eğlencesine tercih olunmaz? Ara sıra beldelerin iğrenç havasından, uygunsuz manzarasından kaçar; rüzgârın, çiçeklerin gözeneklerinden henüz kurtulmuş parçalarıyla soluk almayı nasıl olur da gönül istemez? Kırların birbirine benzemez nice yüz bin renk ve şekillerine dalmayı hangi bakış vardır arzu etmez?
  • “Benim halifem olacak kişi herkesten daha güçlü olan değil, Allah’ı en çok seven kişi olacaktır. İbrahim(aleyhisselam) ve İshak(aleyhisselam), Allah’ın en güçlü değil en iyi kullarıydı.”
    “Biz taştan yontulmuş tanrılardan, bütün dünyevi tanrılardan yüz çeviriyoruz. Bir tek Allah’a iman ediyoruz. Yerin ve göklerin Rabbi’ne, O’nun gönderdiği bütün peygamberlere iman ediyoruz. Onların buyruklarına itaat edeceğiz.”
    “-Kıskançlığı terk etmenin yolu nedir?
    -Kıskanç kişi bu dünyanın bir gün son bulacağını bilmiyor mu acaba?”
    “Allah hiç kimseye kötülük dilemez, ancak kulları şeytanla iş birliği yaparak birbirlerine pusu kuruyor.”
    “Bir saat önce beni babamdan aldığınızda her biriniz beni sevip öpüyordunuz. Yolda beni ata bindirdi. Kendi kendime ‘Böyle kardeşleri olan kişinin sırtı asla yere gelmez. Onun düşmanlardan korkmasına gerek yok.’ diyordum. Halbuki ilk düşmanlarım kardeşlerim oldu. Allah’tan başkasına güvenen kişi ne kadar da zavallıdır.”
    “Karanlık bizim gibi cani ruhlu insanların gerçek yüzünü bir miktar da olsa gizler.”
    “Zorluklara alışmalısın; kuyunun dibine düşmeden yüksek makam ve mevkilere asla yükselemezsin.”
    “Rızkın varsa gelir seni bulur. Allah’ın takdir ettiği kısmete ulaşman için varlığın bütün unsurları el ele verir.”
    “Hidayet O’nun elindedir. Kim dilerse onu doğru yola iletir. İsteyeni de karanlık ve zillet içinde bırakır.”
    “Kime zulmedersen (Allah) seni cezalandırır. Ya bu dünyada ya da öbür dünyada. Mazlum seni affederse Allah da seni affeder.”
    “Her insan farklı yollarla farklı şeylere boyun eğer. Kimileri şan şöhrete, kimileri mal mülke ve kimileri de bir parça ekmeğe kul köle olur.”
    “Koyunların otlaması için yemyeşil küçücük bir tepenin, üzerinde hiç ot bitmeyen büyük bir dağdan daha iyi olduğunu düşünüyorum.”
    “Güç eğer mahrumların hizmetinde kullanılırsa güzeldir.”
    “Her tanrıya tapılmaz. Tanrı muhtaç olmamalıdır. Tanrı mekana ihtiyaç duymamalıdır. Yemeğe ve içmeye ihtiyaç duymamalıdır. Bütün yaratılanlar ihtiyaç sahibidir. Bütün varlıklar zayıf ve güçsüzdür. Her şeye kadir olan yalnızca Allah’tır. Bütün varlıklar muhtaçtır.”
    “Aşk mukaddestir, aşık da ihanet etmez. Aşık gönül haremine temiz olmayan duyguları almaz; hevesi aşk olarak adlandırmamak gerek.”
    “Heveskâr ve entrikacı kadınların hilesinden Allah’a sığınmak gerek.”
    “Ben namus ve şerefimi geçici bir hevesle değişmeyeceğim.”
    “Ben Yüce Rabbimin buyruklarını çiğnememe neden olmayacak emirlerinizi yerine getirebilirim ancak.”
    “Şiddetli bir ceza, şehvete esir olanı gaflet uykusundan uyandırır.”
    “Yükseklere doğru uçan Hüma kuşu, kargaların tuzağına düşmez.”
    “Siyah-beyaz, özgür-köle, kadın-erkek; hepsi insandır ve onları Allah yaratmıştır. Kimse kimseden daha üstün değildir. Ama kendilerini iyi hasletlerle donatanları, günahtan kaçınanları Allah sever.”
    “Hiç kimse düşmanlık ve nefretten hayır görmemiş. Kin ve öfkenin acılığı zindanın zorluğunu on misli artırır.”
    “Hayatın acı ve tatlı olayları, zorlukları bizi daha dirençli ve daha dayanaklı yapar. Bu zorlukların seni alt etmesine izin verme. Zorlukların, sıkıntıların dünyanızı karartmasına izin vermemelisiniz. Birçok insan zindanda olmamasına rağmen duyduğu ıstırap, korku ve endişeden dolayı; dünyayı zindandan daha kötü bir yer olarak görür. Zindandan kurtulma umudu tatlı, kurtulamama duygusu da acıdır. Dışarıdaki dünyaya ait arzular da böyledir. Arzu ve isteklerinizi kovaladıkça gölge gibi sizden kaçarlar. Onlara sırt çevirirseniz peşinizden koşarlar. Mumdan bir kayıkla, ateşten bir denizi geçmeyin. Zira erir ve siz de yok olursunuz. Topraktan yaratılmış bu fani bedenle de uzun ve uzak arzuların peşinde koşmayın. Ömür biter, beden zayıf düşer ama siz arzularınıza ulaşamazsınız.”
    “İyi bir dost seçin; yanında gerçek dostu olanın gamdan, sıkıntıdan korkmasına gerek yoktur.”
    “Dinleyin kardeşlerim! Tapılmaya değer tek tanrı Allah’tır. Ölümlü bir sözde tanrıya tapanın ağlayış, kabir ve gömülmekten başka bir nasibi yoktur. Ölümsüz bir tanrıya tapan kimse için zindan köşesi ile bahçe köşesi arasında bir fark yoktur.”
    “Bu dünyada herkesin bir görevi ve odaklandığı bir hedefi vardır.”
    “Ölüm doğal bir olaydır. Herkesin başına gelir. Hepimiz er ya da geç öleceğiz. Bugün senin sıran yarın da bizim sıramız. İnsan bin yıl bile yaşasa yine de ölümle yüzleşmekten hoşlanmaz. Yalnızca Allah’ın peygamberleri ve O’nun sevgili kulları ölüme sıcak bakar.”
    “Tetikte olmak lazım. İman fidanını dikmek zor değil; zor olan bu fidanı koruyup meyve vermesini sağlamaktır.”
    “Hevesi aşkla karıştırmayın. Aşk kutsaldır ve kirli gönüllerde yuva yapmaz.”
    “Allah benim suçsuzluğumun gerçek tanığıyken başkasına ne gerek var?”
    “Allah’tan başkasına avuç açarsanız pişman olursunuz. Allah varken başkasından yardım dileyenlerin vay haline. Vaat edilen günde Allah adaletle hükmederse insanların çoğu kaybedenlerden olur. O, adaleti ile amellerimizi tartarsa hepimiz kaybedenlerden oluruz. Allah, yarın mazlumların elinden tutarsa birçok emir esir olur. Allah’a isyan edenler ne yaptıklarının farkına varsalar gözlerinden nice yaşlar boşanır.”
    “Beni mahcup eden bu sonsuz lütuflardır.”
    “Ölüler duymaz; Hakk’ın kelamını ve doğru sözü can kulağıyla dinlemezler. Hakk’ın çağrısını duysalar ya sırt çevirirler ya da yalan ve büyü olarak nitelerler.”
    “Dünya ehli için önemli haber ölümdür.”
    “Allah hainlerin tuzaklarını onların başına geçirir.”
    “Zindan dirilerin mezarı, kederlilerin evi; dostlar için tecrübe ve kendini toparlama yeridir. Zindan suçlular için bir pişmanlık mekanıdır. Dostlarımız zindanın ağır koşulları altında ruhlarını kuvvetlendirir ve bu mekanda olgunlaşırlar. Dostlarımız kendilerini bu zindana gömmezler.”
    “Başkasının omuzuna binen kişi için düşüş kaçınılmaz sondur.”
    “Ben intikam almak için yaratılmadım. Başkaları için rahmet olarak gönderilen biri intikam ve nefret peşinde olamaz.”
    “Eğer ben Allah’a sığınırsam hepsi bir araya gelse bile bana zarar veremez.”
    “Halk yönetimin işlerini denetlerse yönetime yardımcı olur; habersiz olurlarsa ilgisiz kalırlar.”
    “Zamanından önce çekilen kılıç, sahibinin hayatını tehlikeye atabilir.”
    “Şiddet kullanmadan güzel sözlerle karanlık kalpler aydınlatılabilir.”
    “Bir yalanın tekrarı onu dillendiren kişinin de bu yalanı gerçek sanmasına yol açar.”
    “Aşk acısı can yakıcı ve beden eriticidir.”
    “Allah’a kulluğu kabul eden insanlar hiçbir devletin ya da gücün kulu ya da kölesi olmamalıdır.”
    “Allah, sabreden ve takva yolunu tutan kullarının emeklerini boşa çıkarmaz.”
  • Sevban, bir gün kaldığı evin kapısının önüne oturmuş ve şöyle düşünmeye başlamıştı:
    "Ben burada, Allah Resülü'nûn yanında Medine'de olmama rağmen, O'nu birkaç saat görmesem dünyam kararıyor, ne yaptığımı bilemiyor, adeta yemeğe acıktıgım gibi O'na acıkıyorum. Peki, yarın ahirette cennete girsem bile, Efendimiz bir peygamber oldugu için orada başka nebilerle, sıddiklarla ve şehitlerle yüce makamlarda olacak, ben ise cennette olsam bile daha aşağı tabahalarda kalarak O'ndan mahrum kalacağım. Eğer ben cennette Efendimsiz olacaksam ben o cenneti neyleyeyim. Bir cennet ki orada Allah Resûla'nu göremeyeceğim. O cennet bana cehennem olmaz mı?"
    Sevban, bu düşüncelere dalar ve bir anda gözyaşları içerisinde ağlamaya başlar. O, bu halde iken Efendimiz de (sas) çıkagelir. Sevban'ı evin önünde oturmuş, aglar bir halde görünce, Efendimiz meraklanır ve bunun sebebini sorar. Sevban gönül dünyasında kopan o fırtınaları Efendimiz ile paylaşır ve neden ağladığını söyler. Efendimiz bu cevap karşısında tebessüm eder ve her söylendiğinde sahabe için düğün bayramolan o büyük müjdesini bir daha tekrarlar.
    "Ey Sevbân! Kişi sevdigi ile beraberdir. Sen de benimle beraber olacaksın"
    Sevban bu hadisi Efendimiz'den birkaç kez duymuştu ama şimdi bu müjde direk kendisine veriliyordu. O anda oyle bir heyecanlandı ve sevindi ki bir taraftan gözyaşlarını siliyor bir taraftan da diyordu:
    "Ya Resalullah! Yani ben seni cenne te burada gördüğùm gibi görebilecek miyim?"
    Efendimiz (sas) "Evet, Sevban! Kişi sevdiği ile beraberdir." sözünü tekrarlıyordu. Sevban bu müjdeye öyle bir seviniyordu ki bu seler de mutlulugundan ağlamaya başlıyordu. Bu hadisenin üzerinden çok geçmeden semanın kapılarından Medine'nin sokaklarına bir ayet süzülüyordu. İnen ayetler başta Sevban olmak üzere tüm peygamber aşıklarına büyük bir müjde veriyordu. Rabbimiz diyordu ki: "Kim Allah'a ve Resülü'ne itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber olacaklardır. Bunlar ne güzel arkadaşlardır.(Nisa,4/69)

    ||Müslim,"Birr",50; Ebû Dâvûd,"Edeb",113
  • Genç ve çok soylu bir Romalı hanım olan Pompeia Paulina, çok ileri yaşında bulunan Seneca’yla evlenmişti. Sevgili öğrencisi Neron, ölüme mahkûm edilişini bildirmek için zaptiyelerini Seneca’ya gönderdi. Bu, şu şekilde meydana geldi: Roma imparatorları bu çağda nitelikli bir kişiyi ölüme mahkûm ettikleri zaman, ona filan ya da falan sürede kendine uygun gelen ölüm şeklini seçmesi için, önceden işlerini düzene koymak üzere, arada sırada kızgınlıklarına göre mühletin kısalığı dolayısıyla bu olasılığı kaldırarak bazen çok kısa, bazen daha uzun bir vade tespit ederek resmi görevlileri aracılığıyla hükmü iletirlerdi. Eğer mahkûm buyruklarına direnirse, gerek kollarının ve bacaklarının damarlarını keserek olsun, gerek zehir içmeye zorlayarak olsun infaza yetenekli kişileri gönderirlerdi. Ama onurlu kişiler işi bu raddeye vardırmaz, bunun için kendi hekimlerinden ve cerrahlarından yararlanırlardı. Seneca, Neron’un zaptiyelerini sakin ve ciddi bir yüzle dinleyip, vasiyetini yazmak üzere kâğıt istedi. Bu isteği zaptiyelerin başı tarafından reddedilince, dostlarına dönerek şöyle dedi: "Mademki size borçlu olduğum şükrandan başka bir şey bırakamıyorum, en azından bende bilinecek en güzel olanı bırakıyorum; bu biçimde samimi ve gerçek dostlar şanını kazanmanız için sizden hafızanızda muhafaza etmenizi istediğim karakterimin ve yaşamımın anısıdır bu." Aynı zamanda da, kah onların üzerinde katlandıklarını gördüğü acıları tatlı sözcüklerle yatıştırıyor, kah sesini onları azarlamak için yükseltiyordu: "Felsefenin güzel ilkeleri nerede? Bunca yıldır kaderin darbelerine karşı edindiğimiz yedeklerimiz ne oldu? Neron’un acımasızlığı bizce bilinmiyor muydu? Annesini ve erkek kardeşini öldüren birisinden kendisini yetiştirmiş ve eğitmiş mürebbisini de öldürtmesinden başka ne bekleyebilirdik?" O, herkese bu şekilde hitap ettikten sonra karısına dönüp, onu sıkıca ve acısının ağırlığıyla yitirdiği tüm gücüyle kalbinin üzerine bastırarak, ondan kendine karşı olan aşkıyla bu olayı daha cesurca karşılamasını diledi. Ona, artık uslamlamalar ve söylemlerle değil, ama eylemlerle çalışmalarının edindiği meyvesini göstermenin zamanı geldiğini, ölümü sadece acısız değil, gönül ferahlığıyla bile kabul ettiğinden kuşku duymamasını söyledi. "Bu nedenledir ki, sevgilim" diyordu, "gözyaşlarınla onurunu yitirme, beni şanımdan daha fazla sevdin havasına girme; benden öğrendiklerin ve eylemlerimle acını hafiflet ve kendini avutup, kendini adadığın onurlu uğraşları yaşamının geri kalanında da sürdür." Paulina aklı bir parça başına geldikten ve cesaretinin niteliğini yüce bir sevgi atılımıyla güçlendirdikten sonra yanıt verdi: "Hayır, Seneca , bunca ağır koşullarda sizi eşlik etmeksizin bırakmayacağım; yaşamınızın erdemli örneklerinin bana iyi ölmeyi öğretmediğini düşünmenizi istemiyorum. Ve de bunu en iyi ve en soyluca, en güçlü isteğimle sizinle birlikte ne zaman yapabilirdim? Şundan emin olun; sizinle birlikte yola çıkacağım." Seneca, o zaman, karısının pek güzel ve pek gururlu kararına ne kadar minnet borçlu olduğunu değerlendirip, aynı zamanda da ölümünden sonra onu düşmanlarının merhametine ve gaddarlığına bırakma kaygısından kurtulmuş olmasıyla eşine, "Yaşamını mutlulukla en iyi sürmene hizmet edebilecek şey üzerine sana tavsiyede bulunmuştum, Paulina. Şu halde, onur içinde ölmeyi yeğliyorsun! Buna karşı gelmeyeceğim. Ortak sonumuz için sağlamlık ve kararlılık aynı olsun; ama güzellik ve şeref senin için en yüceleridir" dedi. Bundan sonra, onların kol damarları aynı anda kesildi. Ama Seneca’nın pek sade yaşamı kadar çok ileri yaşıyla da sertleşmiş olan damarları kanı çok fazla zayıf ve ağır akıtıyordu; uyluklarındaki damarların da kesilmesini buyurdu ve neden olduğu karmaşanın karısının yüreğini burkması korkusuyla olduğu kadar, onu bu pek acıklı halde görmekten dolayı hissedeceği kederden kurtulmak için de, kendisinden pek sevgi dolu bir biçimde izin alıp, ondan yandaki bir odaya taşınmasına izin vermesini rica etti. Bu da yapıldı. Ama tüm bu kesikler onu öldürmekte hâlâ yetersizdi; Seneca, hekimi Statius Anneus’dan kenisine bir zehir verilmesini istedi. Oysa, bu da hemen hemen hiç etkili olmadı; zira uzuvlarının güçsüzlüğü ve katılığı yüzünden zehir yüreğine kadar ulaşamadı. Böylece, ona ilaveten çok sıcak bir banyo hazırlatıldı. O zaman henüz soluğu varken sonunu yakın hissederek, içinde bulunduğu durumda çok güzel konulara değinmeyi sürdürdü; yazmanları sesini duyabildikleri kadar bunları derledi. Onun bu son sözleri insanların belleğinde uzun süre ününü korumuştur (bunların bize kadar ulaşmamış olmaları korkunç can sıkıcı bir kayıptır). Seneca, son anının geldiğini hissederek kanlar içindeki banyo suyunu aldı ve "Bu suyu Jüpiter’e, kurtarıcıya adıyorum" diyerek başından aşağıya döktü. Tüm bunlardan haberdar edilen Neron, Roma’nın yüksek sosyetesine ait Paulina’nın ölümüyle kınanmaktan çekinerek ve ona karşı özel bir hıncı bulunmadığından yaralarını sardırmak üzere acele adamlar gönderdi. Bu, kadın yarı ölü ve bilinçsiz olduğundan kendisi fark etmeksizin yapıldı. O zamandan beri yaşıyorsa da, yüzünün solgunluğuyla yaralarından yaşamın nasıl akıp gittiğini göstererek, karakterinin niteliğine çok onurlu ve uygun bir biçimde oldu bu.