• Üstad'ın kitaplarını inceleme fırsatım olmamıştı,
    Kainâtın uğruna yaratıldığı, Allah'ın bütün Esma'larının yegâne sahibi olan, İki cihan güneşi Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.a.v) in hayatını farklı bir bakış açışı katarak bu güzel eseri ortaya çıkarmış olması; edebiyatımız ve islam tarihi açısından çok büyük zenginlik. Okuduğum hiç bir siyer kitabına benzemiyor. Her bir vurgu her bir cümle özenle seçilmiş, Tavsiye edilir...
  • Zaten mükemmel olan bir konuyu, Peygamberler Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sav) ve Velayet kapısı Hz.Ali (kv) ilişkisini ve İslâm’ın büyüyüşünü ve Hz.Ali’nin buradaki ön planda oluşunu; anlatımı ve dili belki de cumhuriyet tarihinin en iyi kullanan nam-ı diğer Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in kaleminden çok güzel bir eser.
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    Söz, Üstad Necip Fazıl'da...
    Mareşal, benim Fransa'da tahsil arkadaşım merhum Burhan Toprak'ın kayın babasıdır. O yoldan tanıdığım ve en derin mahremiyetine kadar sokulduğum, kabul edildiğim insan... Onunla Vahidüddin mes'elesi etrafında konuştuklarımı ileride anlatmak üzere, bizzat kendisinden dinlediğim hayatî bir noktayı açıklayayım:

    - Vahidüddin benden, genç kumandanların listesini istedi. Vatanına aşkla bağlı, vatan acısiyle yanan, vatan kurtarmak yolundaki bir hamleyi omuzlayabilecek kabiliyette azimli, fedakâr ve atılgan kumandanlar kaydiyle istedi bu listeyi... Yazıp verdim... Her kumandanın karakterini de isminin yanına not ettim. listenin başında Mustafa Kemal vardı.

    Mareşal Fevzi Çakmak, Padişaha verdiği listede, Mustafa Kemal Paşayı fevkalâde becerikli, kabiliyetli, hamleci, teşebbüs ruhuna malik, fakat son derece ihtiraslı ve yüksek emelli bir insan olarak göstermiştir.

    Bu noktayı, daha evvel bahsettiğimiz, Sabahaddin Selek adlı Halk Partilinin (CHP), «Anadolu İhtilâli» eserinde de tespit edebiliriz. Bu eserin 42'nci sahifesinde Vahîdüddin'in gözlüğünden Mustafa Kemal Paşa hakkında şu teşhiş göze çarpar:

    - Mustafa Kemal'i veliahtlığında, Almanya seyahatinde tanımıştı. Bu genç Paşa, daha o zaman çok tehlikeli lâflar etmiş, onu ürkütmüştü. Nihayet bir ordu kumandanı olduğu hâlde, harbin son günlerinde Adana'dan kendisine baş vurup, falanı Sadrâzam, beni de Harbîye Nâzırı yap, diyen Mustafa Kemal Paşada büyük bir ihtiras seziyordu.

    Böylece muharrir, Mustafa Kemal Paşanın (belki makbul mânada) ihtirasını tespit ettikten sonra, Padişah ve Millî Şahlanış Hareketi ve Mustafa Kemal Paşa arasında şöyle bir münasebet arıyor, yahut bulduğunu sanıyor:

    - Kuva-yı Millîye hiçbir zaman Padişaha karşı görünmediği halde, Padişahın gösterdiği husumet, hakikatte Kuva-yı Millîye akımına değil, bizzat Mustafa Kemal Paşa'yadır. Sultan Abdülâziz'e Hüseyin Avni Paşa, Sultan Abdülhamid'e Mithat paşa nasıl amansız birer düşman görünmüşler ise, Sultan Vahidüddin'in karşısına da Mustafa Kemal Paşa çıkmıştı. Hem Mustafa Kemal Paşa öbürlerinden daha tehlikeliydi. Padişahın evvelâ ordusunu, sonra vilâyetlerini elinden almış, tebaasını kendisinden ayırmıştı. Elbette sıra, tahtına da gelecekti.

    Millî Mücadelenin devamı müddetince, hiçbir ân söz konusu edilmemekle beraber, en şiddetli mücadele Vahidüddin ile Mustafa Kemal arasında cereyan etmiştir. Çünkü, mutlaka biri diğerini tasfiye edecekti ve her ikisi de bunu gayet iyi biliyordu. Vahidüddin; İstanbul'da kalmak ve Kuva-yı Milliyeye karşı davranmakla, partiyi daha başangıçta kaybetmiştir. Halbuki, İstanbul'un işgaline ve hattâ bir süre sonraya kadar, Vahidüddin'in elinde tahtını kurtaracak büyük bir fırsat vardı: Anadoluya geçmek. Eğer bunu yapabilseydi, Mustafa Kemal Paşa, Zât-ı Şahanenin nihayet bir Sadrâzamı olurdu.

    Bu satırları almaktan maksadımız, tarihçi geçinenlerimizin indî görüşler peşinde hakikati tahrif işini nereye kadar götürdüklerini belirtmektir.

    Mustafa Kemal Paşanın Vahidüddin'e karşı bakış ve niyetini gayet doğru tespit eden muharrir, düşünemiyor ki, Padişah bizzat Anadolu'ya geçemezdi. Geçmiş olsaydı Millî Şahlanış Hareketi daha başındayken boğulurdu. Biraz sonra anlayacağız.

    Anadoluya geçmek isteyen Veliaht Abdülmecid Efendinin karşısına çıkardıkları engel; ve fiilen Anadoluya geçip de geri çevirdikleri Şehzade Ömer Faruk Efendiye karşı alınan tavır, millî hareket gelişmeye başlar başlamaz saraya ne gözle bakıldığının şaşmaz delilidir.

    Demek ki, Mustafa Kemal Paşanın karşısına çıkan Vahidüddin değil, Vahidüddin'in karşısına çıkan Mustafa Kemal Paşa...
  • Üstad'ın şiir tarzını ve anlatmak istediği duyguları özetlemek zordur. Buna rağmen diyebilirim ki Üstad; şiirlerinde ölüm, yalnızlık, sevda, İslam bilinci, Türk milletinin uyanışı ve fikir çilesi gibi konuları o muhteşem üslubuyla kaleminden kağıtlara yansıtmıştır. Türk-İslam şiirinin en güçlü kalemleri arasında gösterilen Üstad'a göre şiir, mutlak hakikati arama işidir. Tüm şiirlerini hece ölçüsüyle yazan Üstad aynı zamanda kuralsız bir şiire de karşı çıkmaktadır. Şiirlerinde Üstad'ın hayatından parçalar bulabilirsiniz. Şiirlerinde Üstad, Umutsuzluktan ziyade, umudu diri tutmayı yeğlemiştir. Şiirinde düşüncelerini, duygularını başarıyla yansıtmıştır.
  • "kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...

    Üstad Necip Fazıl Kısakürek
  • Yıkılasın İsrail! Enkazını göreyim, sana ülke diyenin yüzüne tüküreyim.
    |Üstad Necip Fazıl Kısakürek