• ''Ben seni özgür bir insan olduğun için seçtim ve sevdim. Ve ben zayıfları, kendine yalan söyleyenleri hor görürüm. Neden sana merhamet edeyim ki? Ben senin için kimim ki? Başçavuşun biri bir kağıda bir şeyler yazıp gönderiyor, sen de beni bir kenara atıp onun peşinden koşuyorsun. Fakat ben bir kenara atıp sonra kaldıracağın biri değilim. Şimdi bir karar vereceksin: Ya onlar ya da ben! Onlardan mı vazgeçeceksin, benden mi? Biliyorum, gitmez burada kalırsan büyük sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacağız; bir daha annemi, babamı ve kardeşlerimi göremeyeceğim, geri dönmemize izin vermeyecekler, sen yanımda olursan ben bütün bunlara razıyım. Fakat bizi ayırırsan bir daha bir araya gelemeyiz.'' Ferdinand derin bir ah çekti yalnızca. Fakat karısı öfkeden ateş saçıyordu. ''Ya ben ya da onlar!'' Üçüncü bir şık yok. Ferdinand vakit varken iyi düşün. Bugüne kadar çocuğumuz olmadığı için çok üzülmüş, çok acı çekmiştim. İlk defa çocuğum olmadığı için seviniyorum. Zayıf iradeli bir adamdan çocuk istemem, savaş yetimi bir çocuk büyütmeyi de''
    Stefan Zweig
    Sayfa 34 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Yazarın da deyimiyle: "Okur nankördür." Ben de bu nankörlüğümü belgelemek amacıyla yazacağım bu incelemeyi.Arada kalmışlığın romanı oldu benim için, bir solukta okunacak türden olmakla birlikte okura çok da bir şey katmadığı kanaatindeyim. Geçerli sebeplerim var elbette, bunların ilki ise küfür. Sokaklar bunu fazlasıyla gerçekleştirirken bir kitapta bu kadar fazla küfüre gerek yoktu bana kalırsa. Artık yediden yetmişe hayatımızın bir parçası haline gelmiş olsa da bunu sıradanlaştırmaktan uzak durulmalı. Hayatın zorluğu karşısında sığınacağımız tek şeyin küfür olması ise bir o kadar acı... Diğer bir mesele her olayın sonuna bir özlü söz, tespit eklemek abartılmış duygusallığa neden olmuş. Bir süre sonra illallah dedirten cinsten çünkü. Objektiflik bir yazar için gerekli midir buna hala karar veremesem de olaylara eşit mesafede yaklaşmalı diye düşünüyorum. Yazarın benimsediği fikirler, savunduğu bir hayat görüşü olmalı tabi ama bunlar çelişkiye mahal vermemeli. Şöyle bir örnek vermek gerekirse annesinin yaşadığı duygusal aşkı yüceltirken diğer tarafta muhafazakar kesimin yaptıklarını yermiş. Aynı durum karşısında kişisine göre farklı tutun sergilemek bende samimiyetsizliğe neden oldu. Benzetme yapmak gerekirse sırlarla ve abartılmış duygusallıkla dolu yeni nesil Türk dizisi kıvamında bir kitap. Tavsiye edebileceğim bir kitap olmadı ne yazık ki diyerek nankörlüğüme burada son veriyorum. :)
  • Ey İsa,aslandan mı kaçıyorsun? diye sormuşlar,O, hayır demiş.Kaplandan , ejderhadan mı kaçıyorsun diye sormuşlar.O,yine hayır demiş ve eklemiş, ben Peygamberim aslandan, kaplandan kormam.Peki o zaman neden kaçıyorsum? diye sormuşlar.Ahmaklardan kaçıyorum demiş İsa,çünkü onlarla baş edemem.
  • Dostumu neden sevdiğimi söyletmek için bana ısrar etselerdi, şu yanıtı verirdim: Çünkü o öyleydi, ben de böyleydim.
  • "Tam o sırada gök gürledi..."

    - - -
    Baharın güzelim havasında, ne güzel bir karşılama gibi gelmişti... Aylardan nisandı, güzel bir baharın eşsiz lezzeti, yüzüme vuruyordu o sıralar, hani çicekler açacaktı, rengarenk çiçekler... içimde de bir bahar daha açarmış gibi olacaktı.

    Sevmeler de kavuşmalarda bazen baharın değilde güze de düşerdi. İnsanlar sevmeyi o sıralar mı unuttu, yoksa sona gelinen bir duygumuydu, hiç bilemedim.

    Yine bir sabah olmuştu, penceremin ardında kuşlar şarkı söylerken, birisi de tepemde zır zır ötmeye görsün...

    Yüzüme serin suyun öpüşü o kadar hoşuma gitmişti ki, bir kaç defa daha öpmesine müsade ettin. Havlunun yüzümü sarması, mecburiyettendi, gıdıklayıp güldurüyordu su beni.. silmeliydim, ne yapalım, bir sabah daha beklerdi yüzümü öpmeyi, beklemesin mi?

    Kelebeklerin peşinde koştururken, taşa takılıp yere düşmem ta bir komedi gibiydi. Başımı kaldırdığımda, kelebeğin bana gülmesi ilgimi çekmiş, sevgilimi kovalar gibi kovalamaya başlamıştım. Tam yakalayacak olduğum sırada, tarlanın çitinin, bana engel olması, kelebeğin "oohh yakalayamadın işte." demesi kadar garipsenmiş gibi geldi bana... boyun eğerek hanimelililerin yanına vardım, yüzü asık...

    "Çok çirkinsin biliyormusun, bir o kadar da tatlı.."

    "Sence gerçekten öylemi hanimeli? Surat aşınca çirkin mi oluyorum..?"

    "Tabii ki!"

    "Neden böyle düşünüyorsun?"

    "Yüz asan insanları hiç sevmem! İnsanlr tebessüm etmeliler. Sen yüzü asık bir insandan mutluluk alabilirmisin?"

    "Keder, hüzün de lazım değil mi?"

    "İllaki olacaktır, hüznü içinde yaşamak gerekmez mi?"

    "Peki derdim kocaman, kaldırmıyorsam, ya da zor geliyorsa ne yapmalıyım?"

    "Allah kimseye kaldıramayacak yük vermez ki! Derdini aranızda paylşabilirsiniz?"

    "Siz paylaşabiliyormusunuz ki hanımeli?"

    "Tabii ki! bu gayet doğal.."
    "Bak sana bir hikaye anlatayım istermisin?"

    "İsterim."

    Güzden bir akşamdı, bahara çok vardı... ellerim üşüyordu, yapraklarım tek tek düşmeye başlamıştı. Bir kaç aylık uyku zamanım gelmişti...
    Uyumak istemiyordum ama, doğa/düzen bunu gerektiriyordu.

    - - -

    - Tam o sırada gök gürledi! - -

    "Sakin ol güzelim, sadece gök gürültüsü, belki yağmur yağar."

    "Ama o kadar bulut yok ki!"

    "İlla ki üzerimize yağmasına gerek yok.."

    "Hımm."

    "Ben iyisimi sana güzel bir hikaye anlatayım, eminim begeneceksin."

    "Dinliyorum hanımeli."

    - - -
    "Böyle bir nisandı, hava çok güzel ve açıktı. Bir tane bulut yoktu, bahar olmasına rağmen, hava her zaman ki, nisan ayından farklıydı. Güneşleniyordum, yüzüme bir şeyler döküldü, bir an içimi cektim, tenime soğuk bir kaç damla su dökülmüştü. Üşür gibi oldum, gözlerim kapalıydı, bir an açıp etrafıma baktım, etrafımda kimseler yoktu, gökyüzüne baktım, güneş var, yağmur düşürecek bulut yoktu ama, biraz toplanmışlardı...

    O arada, bir damla daha düştü, tam da alnıma, şaşırdım, yağmur mu yağacak derken, bulutlar çoğaldı... hava kararır gibi oldu, bir anda şiddetli yağmur yağdı, birkaç yapraģımı düşürdü, üzüldüm, hüzünlendim... bir kaç dakika sonra yağmur hafiflerken, cisilemeye başladı, ben o zaman hüznümü içimden atamadım.. üzülmüştüm yani...

    Yağmur yavaşladı iyiden iyiye ve fazla zaman geçmeden, durdu. Bulutlar dağıldı...

    Güneş, üzerime o kadar sıcak bırakmıştı ki, boğulacak oldum, bir saat öncesi neşem yok olup gitti...

    Sonra gökyüzünde rengarenk öyle hoş bir görüntü olmuştu ki, uzaktan konuşan çocukların çığlıklarını, heyecanlı konuşmalarını duyuyordum. "Gökkuşağı gökkuşağı" diye çığlık atıyorlardı... böylelikle ismini daha önce duyduğum, yağmurun hüznü, gökkuşağı ile alıveriyormuş içimizden...

    "Ne güzel anlattın hanımeli.."

    - Tam o sırada gök gürledi - -

    "Ben bir şemsiye bulup geleyim tamam mı? Sonra içeri geçmem lazım, annem yağmurda ıslanma hasta olursun diyor.."
    "Annem çiçekle konuştuğumu görse bana "deli" derdi herhalde..

    "Hoşcakal.."

    "Sende Hanımeli.."
    Kadim TATAROĞLU


    Bu hikayeyi Esir kalp 'in #36200480
    yazısından yola çıkılarak kaleme alınmıştır...
    Kendilerine verdikleri ilha için teşekkür ederim..
  • +Sosyolog: Neden kurduğunuz cümlelerde sürekli yemin ediyorsunuz.?
    -Diyarbakırlı amca: Vallahi ben de bilmiyorum.