• "Yazmak istedin, yazmaya da calistin ama yazacak hicbir seyin yoktu.Icinde ne var senin? Bazi cocukca kavramlar, bir kac az pismis duygu,cokcasindirilmemis guzellik, koskoca kapkara bir cehalet, askla yanan bir yurek ve askin kadar buyuk, cehaletin kadar nafile bir tutku.Yazmak istedin! Neden, cunku hakkinda yazabilecegin bir seye baslamak uzeresin. Bir guzellik yaratmak istedin, ama guzellik hakkinda hicbir sey bilmezken nasil yapacaktin bunu? Hayatin temel nitelikleri
    hakkinda bir sey bilmeden hayat hakkinda yazmak istedin. Dunya senin icin bir Cin bulmacasiyken ve varolus duzeni hakkinda yazabilecegin tek sey, onu hic bilmediginken, sen tutmus dunyayi varolus duzenini
    yazmak istiyorsun. Neyse, hadi biraz neselen oglum Martin. Ona da sira gelecek. Az hem de cok az biliyorsun ama daha cok bilmeni saglayacak
    dogru bir yolda gidiyorsun. Eger sansin yardim ederse, ileride bir gun bilinebilecek her seyi bilirsin. Sonra da yazarsin."
  • Her şeyden evvel Türkiye insanı tartışmayı bilmez. Fikir ayrılığına düştüğü bir başka kimse ile ortak bir doğru aramak için değil, kendi bildiğinin doğru olduğunu empoze etmek için tartışır. Bilgisi az olduğundan, kendi bildiklerinin kesin doğru olduğunu sanır. Bilginin nasıl üretildiğini bilmediğinden, gözlem ile uyumluluk, bir ifadenin doğru olabilmesi için kendi içinde çelişki içermemesi gerektiği kuralı, bilgi üretiminde varsayımın yeri ve varsayımın mahiyeti, varsayım kontrolünde gözlemin yeri ve gözlemlerdeki hata kaynakları ve payları, onun anlayabileceği şeyler değildir. 1000 yıldır birileri ona “doğruyu” söylemiş, o da bunu ya baba dayağı korkusu ya cehennem ateşi korkusu ya sultan hiddeti korkusu ya paşa cezası korkusu kabullenmiştir. Sormaya sormaya, bırakın soru üretmeyi, soru sormayı unutmuştur. Sık sık dile getirildiği gibi “icat çıkarma'’ gibi bir deyimi üretecek kadar salaklaşmış bir toplumun üyesidir. Türkiye insanı ayrıca herhangi bir problemini çözerken, bulduğu çözümün kendisine başka bir yerde zarar verip vermeyeceğini veya yapacağının toplumda bir yara oluşturup oluşturmayacağını düşünemez. Öğrenci kopya çeker, çünkü cahil kalmasının sonuçlarını düşünemez; öğretmen soruya tahammül edemez, zira cehaletinin ortaya çıkmasından veya sınıf disiplinini elden kaçıracağından korkar, ama düşünemez ki, soru sormayan öğrenciden adam değil, olsa olsa teyp makinası olur. Teyp makinalarının yöneteceği toplum ise kendisine ancak sürünebilecek kadar maaş veren, bir türlü kadro bulamayan, ders verdiği dershaneleri bir eğitim yuvasından çok bir hapishaneye benzeten, dünyayı ve kâinatı öğreterek daha rahat ve emin yaşamamızı sağlayan fen bilimleri yerine bizleri kul, köle etmeye plânlanmış hurafe öğreten zırvalıkları ders programına koyan bir toplum olur. Gereksiz yere emniyet şeridine dalmaması için ikaz ettiğiniz şoför ya camı açıp size küfreder veya, fırsatını bulursa, üstünüze yürür, zira benzer bir hatanın günün birinde belki kendisini veya çocuğunu hastaneye yetiştirmek isteyen bir cankurtaranın yolunu bloke ederek ölüme neden olabileceğini düşünemez. Tüm bu nedenlerden ötürü herkes birbirinden nefret eder bu ülkede. Polisin vatandaşına hangi nefretle saldırdığını ve onu katlettiğini televizyonlarda seyretmedik mi? Polisi yönlendiren bir valinin bunu örnek bir gazetecilik yaparak ortaya çıkartan gazeteciye küfür ettiğini ve sonra başbakanın küfür eden valiyi kendisinin “iyi bir arkadaşı” ilân ettiğini görmedik mi? Sevgili okuyucularım: Cehalet en büyük düşmandır. Ama bu düşman dışarıdan gelmez. Bunu biz kendimiz büyütür, bizi daha çok cahil edecekleri başımıza getirmek için sandıklara, koşarız, zira cehalet rehaveti, rehavet yalancı bir rahatlığı, o da sonunda felâketi getirir. Türkiye insanı böyle bir felâket yoluna çoktan girmiştir.
  • Birlik eksikliği, insanı cehalet, korku ve kendini yok etme cezaevinde hapseder ve bu dış dünyanda hastalık, bozulma, şiddet, zulüm ve savaşlara neden olur.

    Stefano d'anna
  • 208 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    fahrenheıt 451...
    kitapları yakabilirsiniz ama fikirleri asla...
    beni en çok etkileyen kitaplardan biri olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.. dün cesur yeni dünyayı okumuştum ama o kitabı okurken bazen konudan kopabiliyordum tam olarak bütünleşememiştim ama bu kitabı okurken yaşadım sanki montag benmişim gibiydi.kitabın içerisindeydim ve bazı sayfalarda vay be demekten kendimi alamadım. etkileyici,çarpıcı cümleleri olan bir kitap.altını çizdiğim de çok sayfa oldu sizinle de paylaşacağım.ben inanılmaz derecede beğendim. beklentimin üstünde olduğunu da gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum.dili çok yalın,anlaşılır ve okuyucuyu sıkmıyor bence.bana kalırsa kitap çok sağlam bir distopya,1953te yazılmış bir kitap olmasına rağmen içerisinde çok güzel göndermeler var.cehalet mutluluktur eleştirisi var.edebiyattan uzak durulması isteniyor çünkü mesela bir şiir sizi ağlatıyorsa neden okuyasanız?kitaplar insanı mutsuzluğa itiyor diye kitaplar yasaklanıyor,yakılıyor.altını çizdiğim kısımları tekrar tekrar okumak isteyeceğime eminim. kesinlikle çok güzel bir arkadaş oldu bu kitap bana.faber karakterini de çok sevdiğimi söyleyebilirim.sizlere de tavsiye ederim. ben sıkılmadım,sevdim,bütünleştim ve çok beğendim.umarım sizler de beğenirsiniz.:)
  • 114 syf.
    ·7/10
    Roman, bilim kurgu yazarı Robert A. Heinlein tarafından yazılmış ve aslen 1941'de Super Science Stories'in Kasım sayısında yayımlanmış. Robert A. Heinlein bunu 1941'de Lyle Monroe takma adı altında yayınlamış. 1953 Yılında yazarın Assignment in Eternity (1953) kitabında toplanmış.
    Romanda, uygun bir eğitim ile insanların çok çeşitli telepatik ve telekinetik yeteneklerini kullanma potansiyeline sahip olma olasılığı tartışılmakta. Roman, insanların hepsinin olmasa da, doğuştan gelen psişik yeteneklere sahip olduğu, ancak sadece bilmediği ve bu nedenle onlardan faydalanmadığı varsayımına dayanmakta. İnsanların bu yeteneklerinden habersiz ve cehalet içine olmalarından faydalanan gizemli ve güçlü bir örgüt bulunmaktadır ve bu örgüt bilginin öğrenilmesini engellemektedir.
    Roman'ın ana karakterleri Philip Huxley (Western Üniversitesi'nde Psikoloji Profesörü), Ben Coburn (Üniversitede Beyin Cerrahı) ve Joan Freeman (Üniversitesitede Psikoloji Öğrencisi) dır.
    Kitap bir Romanın özeti gibi yazılmış. Konu derinlemesine işlenmemiş. Bu durum kitabı hemen bitirmemize neden olsa da eksiklik duygusunu veriyor.
  • Kızılderililerin Şeref Yasaları ;

    1 – Dua etmek için güneşle birlikte kalk. Tek başına dua et, sık sık dua et. Büyük Ruh dinler..
    2 – Yollarında kaybolmuş olanlara karşı anlayışlı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve açgözlülük, kayıp bir ruhtan kaynaklanır. Rehberlik bulmaları için dua et.
    3 – Kendini, kendi kendine araştır, keşfet. Başkalarının senin yolunu senin için belirlemelerine izin verme. O senin, sadece senin yolundur. Diğerleri o yolu seninle birlikte yürüyebilirler, fakat hiç kimse o yolu senin için yürüyemez.
    4 – Misafirlerine evinde saygıyla davran. Onlara en iyi yiyeceklerini ver, en iyi yatağı ver ve onlara saygı ve onurla muamele et.
    5 – Herhangi bir kişiden, bir topluluktan, bir çölden ya da bir kültürden olsun, senin olmayan şeyi alma. O ne kazanılmıştır, ne de verilmiştir. Senin değildir.
    6 – Yeryüzü üzerindeki her şeye saygılı ol – ister insan, ister hayvan veya bitki olsun.
    7 – Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese kişisel ifadeleri için izin ver.
    8 – Başkalarına asla kötü bir şekilde konuşma. Evrene bıraktığın negatif enerji, sana katlanmış olarak geri döner.
    9 – Herkes hatalar yapar. Ve tüm hatalar bağışlanabilir.
    10 – Kötü düşünceler zihinsel, bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur. İyimser ol.
    11 – Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır. Onlar senin dünyasal ailenin parçalarıdır.
    12 – Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek ve bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak.
    13 – Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın. Verdiğin acının zehiri sana geri döner.
    14 – Her zaman dürüst ol.
    15 – Kendini dengede tut. Senin Zihinsel ben ‘in, Ruhsal ben ‘in, Duygusal ben ‘in ve Fiziksel ben ‘in – hepsinin güçlü, saf ve sağlıklı olmaya gereksinimi var. Zihnini güçlendirmek için bedenini çalıştır. Duygusal rahatsızlıkları iyileştirmek için ruhsallıkta büyü.
    16 – Kim olacağını ve nasıl davranacağını belirlerken bilinçli kararlar ver. Kendi eylemlerinin sorumluluğunu üzerine al.
    17 – Başkalarının mahremiyetine ve kişisel yerlerine saygılı ol. Başkalarının kişisel eşyalarına dokunma, – özellikle kutsal ve dini eşyalarına. Bu yasaktır.
    18 – İyi talihini başkaları ile paylaş.
    19 – Başkalarının dini inançlarına saygı göster. Kendi inancını başkalarına kabul ettirmeye çalışma.
    20 – Önce kendine karşı dürüst ol. Önce kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, başkalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin.
  • Cehalet neden bilgelikten daha güçlüdür?