Fırat Mişe, bir alıntı ekledi.
 19 May 18:15 · Kitabı okudu · Puan vermedi

— Adamın biri Peygamber olduğunu, kendisine semadan haber geldiğini söylüyor.
– Ona nasıl davranıyorlar?
— Sözlerini kabul etmiyorlar, eziyet edip halkı ondan uzaklaştırıyorlar. Yanından geçen herkes onu tehdit ediyor.
Neden sözlerini dinlemiyorlar?
— Kendilerini eleştiren, akidelerini batıl sayan, atalarını sapıklıkla itham eden ve tanrılarına hakaret eden birini nasıl dinlesinler ki?

Ebuzer, Ali Şeriati (Sayfa 43)Ebuzer, Ali Şeriati (Sayfa 43)
Melike, bir alıntı ekledi.
30 Nis 10:00 · Kitabı okudu

Bittim ,tükendim!...Neden dinlemiyorlar ? Bakıyorlar ama görmüyorlar ? Kulakları var ama duymuyorlar... Benden ne istiyorlar ?

Bir Delinin Hatıra Defteri, Nikolay Vasilyeviç GogolBir Delinin Hatıra Defteri, Nikolay Vasilyeviç Gogol
Mizgin °~°, bir alıntı ekledi.
26 Nis 18:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...
Ama onlara bir şey yapmam ben! Silahımı attım. İsa adına onlara yalvarırsam karımın yanına gitmeme neden izin vermesinler ki?
Müdür gitgide ciddileşiyordu. İçi acıyla doldu. "Hayır," dedi, "seni geçirmezler, Boris. İnsanlar artık İsa'yı dinlemiyorlar."
...

Ay Işığı Sokağı, Stefan Zweig (Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası)Ay Işığı Sokağı, Stefan Zweig (Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası)
Sihaya, bir alıntı ekledi.
24 Şub 04:14 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bazen Haykırsan Bile Dinlemiyorlar
"Neden gerçekten önemli sorunlar söz konusu olduğunda böyle haykıramıyorlardı."

1984, George Orwell1984, George Orwell

Ali’nin Sekiz Günü filminden
“Özür dilerim. Size bir şey sorabilir miyim?

Hayat neden bu kadar zalim?

İnsanlar! İnsanlar neden bu kadar zalim? Yaşamak neden bu kadar zor ve neden bu kadar güzel? Ve vazgeçilmez? Peki, insanların birbirini anlamamak için bu büyük çabası neden?

Karım!

Karım bana çok kızıyor. Ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. İstediği gibi bir adam olamadığım için.

Çocuklarım!

Çocuklarım da bana çok kızıyor. Onlara bilgisayar, elbise, ayakkabı alamadığım için.

Patronum.

Patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. O da bana çok kızıyor. Çünkü ona çok para kazandıramadığım için.

Dostlarım, akrabalarım, arkadaşlarım! Beni adam yerine bile koymuyorlar. Onlar da bana kızıyor. Onların istediği gibi bir adam olmadığım için. Onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç veremediğim için. Onlara ayak bağı olduğum için. Onların eğlendiği gibi eğlenemediğim için.

Devlet!

Devlet de bana kızıyor. Daha çok vergi veremediğim için. Arada bir "Ne oluyor?” diye sorduğum için. Yanlış partiye oy verdiğim için.

Biliyor musun? Her tarafım kanıyor. Acılar içindeyim. Düşünüyorum, onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum ama beceremiyorum.

Dostlarıma, akrabalarıma, patronuma, karıma, çocuklarıma, “Üzgünüm” diyorum, “Sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için özür dilerim” diyorum, duymuyorlar. Acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi anlatıyorum, dinlemiyorlar.

Ben… Ben, “bana yardım edin” diyorum, kaçıyorlar. “Gelin biraz konuşalım” diyorum, masayı terk ediyorlar. “Ölüyorum ben” diyorum, “Ne zaman öleceksin” diye soruyorlar.

Lütfen bana söyler misin? Ne oldu? Bize ne oldu? Eskiden böyle değildi. Şimdi ne oldu? Neden insanların artık birtakım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanları yok? Neden bu kadar hızla koşuyorlar? Neden bir an bile olsun durup, hayatın, insanın, evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar? Ben acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? Benim bütün bu düşlerim, arzularım, hayata dair imdat çığlığım onlara neden sahte geliyor? Sahici gelmiyor, samimim gelmiyor, neden? Neden? Neden, söyle bana. Neden? Ne olur bana yardım et. Yardım et bana. Lütfen… Lütfen…

Neden beni bu halimle kabul edip, aralarına almıyorlar? Neden beni sevmeleri için inanmadığım halde sürekli onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım? Neden onların arasında bencil olmak zorundayım? Neden var olabilmek için rekabet etmek zorundayım?

Lütfen… Lütfen bana yardım et. Bana hayatta yaşamın sırrını söyle. Bak, biliyorsan o yolu, bana göster, lütfen. Çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. Bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. Neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum, lütfen bana yardım et.

Özür dilerim, inanın özür dilerim. Beni bağışlayın. Kendi derdimle sizi üzdüm. Özür dilerim… Özür dilerim… Özür dilerim…

Zehra, bir alıntı ekledi.
20 Oca 00:54 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Neden dinlemiyorlar ?
Bittim, tükendim!...Neden dinlemiyorlar? Bakıyorlar, ama görmüyorlar? Kulakları var ama duymuyorlar... Benden ne istiyorlar?

Bir Delinin Hatıra Defteri, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 34 - pdf)Bir Delinin Hatıra Defteri, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 34 - pdf)
Umut Görkem Demir, bir alıntı ekledi.
19 Oca 20:57 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Leman Gölü Kıyısında Olay
"Ben yine de gideceğim, bayım! Güçlüyüm ben. Yorulmam."
"Ama gidemezsin, Boris. Arada bir sınır var."
"Sınır mı?" Bakışları donuklaşmıştı. Bilmediği bir sözcüktü bu. Sonra yine o tuhaf inadıyla, "Yüzerek geçerim karşıya," dedi.
Müdür gülümser gibi oldu. Ama adama içi acımıştı, yumuşak bir sesle, "Hayır, Boris, olmaz," dedi. "Sınır, yabancı bir ülke demektir. Geçirmezler seni oradan."
"Ama onlara bir şey yapmam ben! Silahımı attım. İsa adına onlara yalvarırsam karımın yanına gitmeme neden izin vermesinler ki?"
Müdür gitgide ciddileşiyordu. İçi acıyla doldu. "Hayır," dedi, "seni geçirmezler, Boris. İnsanlar artık İsa'yı dinlemiyorlar."

Ay Işığı Sokağı, Stefan Zweig (Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Ay Işığı Sokağı, Stefan Zweig (Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Çağla Büşra, bir alıntı ekledi.
 06 Oca 22:13 · Kitabı okudu · 6/10 puan

"(...) İsa adına yalvarırsam karımın yanına gitmeme neden izin vermesinler ki?"
Müdür gitgide ciddileşiyordu. İçi acıyla doldu. "Hayır." Dedi. " (...) İnsanlar artık İsa'yı dinlemiyorlar, Boris."

Ay Işığı Sokağı, Stefan Zweig (Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Ay Işığı Sokağı, Stefan Zweig (Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Kukla -
( KUKLABAZ, KUKLA’yı dikmektedir, bitirdikten sonra, ışık söner ve açıldığında, ikisi karşı karşıya bakışmaktadır. )
KUKLABAZ – Sıkıldım usta… bedenim, geçmişin yorgunluğunu sırtlamış, geleceğin zihnine tacizde bulunuyor… dilim, yabancı topraklarda anlaşılma savaşında, oysa ki anlaşılmak… duyduklarım, gördüklerim, kalbimle, vicdanımla bir savaş halinde, oysa ki savaşmamak… barış bizim topraklarda sakil bir kelime, her gün giyotine vuruluyor düşünceler, duygular, seçimler, inançlar… doğruların yalan görüldüğü, yalanların doğru görüldüğü bir çağ, pozitiflikten, negatifliğe, negatiflikten… keşke… bir bilene ihtiyaç yok, herkes bilmiş, herkes gelmiş geçirmiş, herkes herkesleşmiş… çıkarların, tuhaf ama çıkmadığı bir çağ. Dağ gibi duruyor tabular, totemler, eski yüzler, eski bilenler, eskiler… eskicilerin gezdiği ama eskilerin bir türlü kaldırılamadığı topraklar…
( Ayağa kalkalar KUKLA’yı alır ve oynatmaya başlar. )
KUKLA – Sessiz, sakin insanların asfalt gibi görünmesi, onları yol olarak kullanıp, üstünde yaşayan, kendince zeki görünen, bilgili davranan, örnekli, örneksizler toplulukları!. Maskesiz gezinen maskeliler!. Artık sessiz kelimeleri görün, duymuyorsunuz, bari en azından denersiniz, görebilirsiniz… Bugün hiç sokakta, Kafka’ya rastladınız mı bayım?. Ya da Eistein’a veya siz hanımefendi, gittiğiniz herhangi bir restaurant da Chopin’i gördünüz mü, dinlediniz mi O’nu?. Sizler öldürdünüz onları, yeniden doğmalarına izin vermiyorsunuz ama eğer etrafınıza dikkatle bakarsanız bayım, görebilirsiniz onları, belki de çok sevdiklerinizin arasında… yine aynı kaderi yaşıyorlar… Ben kim miyim?. Ben bir hiçim, benden medet ummayın, mevkim yok, mikrofonum da yok, sesim duyulmaz, ellerimi uzatamam, ölüm bekliyor onları…
( Bir hışımla KUKLA’yı oynatmayı bırakır. KUKLA yere yığılır. )
KUKLABAZ – Hayatım, bir paradoks içinde gidip gidip, gelen gelen bir dolap, beynimin dışında, beynimin içini görüyorum, içini duyuyorum, içini sevdiğim gibi yapamıyorum, bir şeyler karşı geliyor, bir şeyler engelliyor, bir şeyler istemiyor… sizleri duyuyorum, sizleri hissediyorum, sizleri, sizleri, sizleri görüyorum!.
( Seyirciyi fark eder. )
KUKLABAZ – Her yerde bir ekran, insan ekran, televizyon ekran, bilgisayar ekran, telefon ekran, dünya bir ekran, her daim izliyor ve izleniyoruz… ( Delirmişçesine. ) Merhaba bilinmeyen!. Her şey olması gerektiği gibi gidiyor, çok saygı değer bilinmeyenler… gibi gidiyor ama… gibi… nefesimizin üstüne inşa ediyoruz kelimelerimizi…
KUKLA – ( Birden olduğu yerden kalkar, KUKLABAZ korkarak ondan uzaklaşır. ) Ne oldu?. İnsan yalnız kalınca anlar, yalnız bıraktıklarını... Adım yok benim, dilim yok, zihnim geçmişin içinden kurtulmak isteyen bir gelecek… Delilerin içerisinde deli olduğunu düşünen, düşünmeyen delilerin adlarını sayıklayan bir ben yok bu meydanda… Çizgideyiz Kaîr, ben ayaklarıma emanet, onlar bana…
KUKLABAZ – Bıçak…
KUKLA – Bir hayalbazın hayalleri küçük olursa, kuklaları da küçük olur…
KUKLABAZ – Kan…
KUKLA - O kadar büyük büyük kandırdılar ki insanları, küçük küçük gerçekleri söyleyenler, büyük yalanların içinde kayboldular…
KUKLABAZ – Ne dedin?!.
KUKLA - Bıçak…
KUKLABAZ – Çık kafamın içinden!. Sen gerçek değilsin!.
KUKLA – Kim ben mi?.
KUKLABAZ – Evet, sen gerçek değilsin!.
KUKLA – ( Seyirciyi gösterir. ) Ya onlar?.
KUKLABAZ – Onlar da gerçek değiller…
KUKLA – Düşemezsin daha derine, zaten en diptesin… Sen kahrolası aşağılık birisin!. Doğruyu bilemezsin, sen bilgisizin tekisin… Sayarsın yerinde çünkü hep yalan söylersin, devam et böyle… Sen böyle oldukça zaten onlar hep bir adım ileri de, onlar geçer senin hak ettiğin yere, boşver dostum… takma gel beni dinle, sende düşünme işte onlar gibi, gerçekten yalan söyle, doğruları öğretme, siktir et!. Bencil ol ulan, bencil ol işte!. Bırak düşene de sen bir tekme koy, sen koy yoksa… Sana tekme atmaya devam ederler. Kendine çeki düzen ver, gir düzene… hem bak düzende, düzen düzene… onlar mutlular, çünkü düzenbazlar, düzen bozanlar…
KUKLABAZ – Kan…
KUKLA – Bu hayatta tek gerçek sensin, senden öte herkes gerçeğin yansıması sadece… Dün öldü, bugün canlı, yarın meçhul Kâir… ( Seyirciye ) Siz benim iplerimi gördünüz mü?. Ben sizinkini görebiliyorum… Güzel oynuyorsunuz rolünüzü, berzahta değilsiniz, ne mutlu!. Siz virgülsünüz, ben ise… Ben bir noktayım, devam edemem… Hiç mürekkep yapıştığı kağıttan, kopar mı bayım?.
KUKLABAZ – Kapa çeneni artık!.
KUKLA – Sadece yenilgilerin insanısın sen, becerebildiğin tek şey yenilmek, her şeye uymak veya uymamak, işte tek gerçek bu…
KUKLABAZ – Ben sadece görülmeyen bir rüyanın habercisiyim…
KUKLA – Evet, aslında rüyalarımızda oynadık, bizler hayalimizde ki oyunları… Gözünün içinde inşa ediyorlar dünyayı… Ne diye ciddiye aldın ki, ciddilik kavramını?!.
KUKLABAZ – Dilim yorgun, nefesim de yüzemiyor…
KUKLA – Dilimizin ucunda bir gardiyan var Kair…
KUKLABAZ – Tutuklandık mı?.
KUKLA – Henüz değil…
KUKLABAZ – Sen gerçekten var mısın?.
KUKLA – Çok önemli mi?.
KUKLABAZ – Dışarıdan nasıl göründüğümü merak ediyorum?.
KUKLA – İstersen sor onlara?.
KUKLABAZ – Beni dinlemiyorlar, benim var olduğumu bile umursamıyorlar.
KUKLA – Şu an hangimizin beyninin içindeyiz?.
KUKLABAZ – Herkesin, aynı anda… Senin bir beynin mi var?.
KUKLA – ( Olduğu yeri gösterir. ) Bu beyin yalnız sana mı ait?.
KUKLABAZ – Sorulardan bıktım… Cevapları istiyorum!.
KUKLA – Evet, şu an senin beyninin içinde, var olmuş bir kuklayım, senin maskenim ve beni sunuyorsun, onlara… Benim benliğim içinde, senliğim gizli… ( Gider KUKLABAZ’ın saçından tutar. Sert bir şekilde seyirciye yüzünü çevirir. ) Yüzleş onlarla, bak sana bakıyorlar…
KUKLABAZ – Konuşamıyorum…
KUKLA – Korku çağındayız Kair!.
KUKLABAZ – İnsanın içinin yanması nedir bilir misiniz?. Kendi kendine yanan bir candan bahsetmiyorum. Fiziksel şiddete maruz kalmış bir candan bahsetmiyorum… Zihinsel olarak can yanması bunun adı… Her şeyin sebebi olan zihnin yanması nasıl bir şey biliyor musunuz?.
KUKLA – Ne diyorlar?.
KUKLABAZ – Duymuyorum…
KUKLA – Seni nasıl görüyorlar?.
KUKLABAZ – Göremiyorum… ( KUKLA, KUKLABAZ’ın saçından tutmayı bırakır, KUKLABAZ kaçar ondan. )
KUKLA – Hadi değiştir ekranı yine, yok et onları, kaç, kaç aptal, saklan kabuğuna… Gözlerini mi kapatmak istiyorsun!
KUKLA – Hayır!.
( Işıklar söner. )
KUKLA – Böyle iyi mi?.
KUKLABAZ – Hayır, korkuyorum!.
KUKLA – Kimden!.
KUKLABAZ – Karanlıktan!.
KUKLA – Burada kimse yok!?. İnsan yarattığı kötülükleri kendi gözleriyle görememekten korkar, ve bu olanağı tanıyan en verimli ortam karanlıktır. Aslında renksizlik olan siyah öyle bir renktir ki, tüm karanlığı, kötülükleri, nefretleri, her türlü kötülüğü içine alır, siyah saklar tüm iyi ve güzel duyguların zıtlıklarını… Sen karanlıktan değil, bilinmezlikten korkuyorsun!.
KUKLABAZ – Sus!.
KUKLA – Ya da yarattığın tüm kötü şeylerden!. Bunda siyahın suçu ne?
KUKLABAZ – Sus lütfen!.
KUKLA – Susarsam, varlığımı ararsın… İstersen başka bir rüyaya geçelim mi?.
KUKLABAZ – İstemiyorum!. Gözlerimi aç!.
( Işıklar yanar. )
KUKLA – Bir karar ver!.
KUKLABAZ – Hiçbir şeyden kaçamıyorum…
KUKLA – Ölelim mi?.
KUKLABAZ – Sus, yeter!. Önce adımı fısıldadılar kulağıma, yürümeyi öğrenmek için emekledim, büyümeyi öğrenmek için koştum, zıpladım, dans ettim, eğildim, öğrendim, gördüm… işittim, hep konuştum, hep sustum… araştırdım, gezdim, dokundum, yazdım, sildim, hep sevdim… sevildim, oldu, evet, sevilmediğimde oldu, sevinmediğimde… Mutsuz oldum, mutlu oldum, inandım!. O’nun, o’nların olduğuna hep inandım, taptım, egoya yenildim, dürüst oldum ama yalan da söyledim… utandım, unuttum, dua ettim, sabrettim… evet evet ağladım, evet evet güldüm de… üşüdüm, ısındım ama hep düşündüm, derini gördüm, gökyüzünü, doğayı, tüm canlıları, canlı görünüp, cansız olanları, sadece cansızları, toprak altında ki evleri, yatakları, onlar uyuyorlar, bekliyorlar… bilmiyoruz… bilmediğimiz halde bizler çok konuşuyoruz… bitmek bilmeyen geceler, güneş, ay, gökyüzü lambaları, evet yıldızlar!. Saniyeler, saatler, günler, aylar, sus!... ( Derin bir sessizlik!. ) istenilen karanlık, istenilip de istenilmeyen şey, neden zor gelir insana şu aydınlık?. Birazdan kapı açılacak ve içeriye girecek, keşke… keşke… keşke…
KUKLA – İnsanı ayakta tutan sadece ayakları değildir…
KUKLABAZ – Ne dedin?.
KUKLA – Hiçbir şey…
KUKLABAZ – Hayır az önce bir şey söyledin…
KUKLA – Ne dememi istiyorsun?.
KUKLABAZ – Az önce dediğin şeyi…
KUKLA – Ben hiç konuşmadım ki Kair?. Unuttun mu, benim dilim yok, adım yok benim…
KUKLABAZ – Bıçak!.
( KUKLA daha önceden davranıp masanın üstünde ki bıçağı kavrar. KUKLABAZ, KUKLA’nın iplerinden tutup, KUKLA’yı yönetmeye başlar. Bıçağı KUKLA’nın iplerini kesmeye doğru yöneltir… Bir süre bakışırlar… KUKLA, boşta olan eliyle, KUKLABAZ’ın başında ki ipleri kavrar. )
KUKLA - Bir hayalbazın hayalleri küçük olursa, kuklaları da küçük olur…
( KUKLA, bıçakla o ipleri keser. KUKLABAZ yere yığılır… Seyircinin üzerine ipler düşer…
Işıklar söner, ışıklar hemen açıldığında,
ilk başta ki gibi Kukla bu sefer,
kadını bir Kukla olarak hazır etmek için dikerken görürüz... )

SON