• Bu incelemeyi yani bir kısmı inceleme olan yazıyı doğan güneşim, dünyalar güzeli kankam https://1000kitap.com/vaveyyla ya ithaf ediyorum. Küllerinden doğan bir minik kız o.

    Neden mi ondan bahsediyorum. Kitabı bana hediye ederek birbirimize olan aşkımıza!! yeni bir renk kattı. Beni benden alıp kitabın içine hapsetti . Sayfaların arasında kayboldum kendimi bir türlü bulamadım. Önce Merve'yi inceleyeyim sonra kitabı.

    Kitabım çok acayip görmeniz gerek fotosunu buraya bırakıyorum. https://yadi.sk/i/hvU48oU03UewXt Acayiplikler bizim işimiz.


    Yıllar önce bir sosyal medya ortamında rastladım kendisine. Tatlı bıcır bıcır bir kız. Henüz ergenlik çağlarındaydı ama dünyanın yükünü omzuna almış altında ezilmiş gibi dertli dertli Elfida şarkısı paylaşıyordu. Dikkatimi çekti. Çünkü klasik ergen aşk acılarından farklı bir durumdaydı. ‘’Çok küçük yaşta atıldım hayata. Gerçek manada büyümek istiyorum.’’ dedi. Bu kızı biraz büyüteyim kendime benzeteyim dedim. Çünkü çok kitap okuduğunu fark etmiştim. Bu benim için bir insanda aradığım en büyük özellikti. Bulmuşum bırakır mıyım hiç.

    O acılarından bahsettikçe ben ona gülücük aşıladım. Aman be bu dünyayı bu kadar ciddiye alma dedikçe hoşuna giderdi umursamazlığım manyaklığım. Ona günden güne telkinler verdim. Artık eskisi kadar üzülmüyor her şeye sanırım onu yoldan çıkartmayı başardım. Ve öyle umursamaz oldu ki bazen beni bile umursamıyor. Bulduğu bazı mutluluklarda beni unutup gidişleri hariç hiç üzmedi beni.

    Ben onu büyütmek istemiştim ama kendisi de beni epey büyüttü adam etti. Hayata apayrı dünyalardan bakarız. Fikir ayrılıklarımız vardır ama asla tartışmayız. Bazen benim bir yanım küçük olurdu bazen onun bir yanı küçük olurdu ve bir şekilde birbirimizi dengeler aramızdaki yaş farkını hiç hissetmezdik.

    Konuşmaktan doymuyoruz. Saatler boyu kitaplar hakkında konuşur dururuz. Evet kitaplar hakkında konuşmaktan kitap okuyamadığımız doğrudur. Ancak formülü bulduk o okuduğu kitabı derinlemesine bana anlatıyor bende ona anlatıyorum ve kitap okumuş gibi oluyoruz.

    Artık elfida dinlemiyor. Dertlerini çıkartıp attı omuzundan. Gıybet şarkısı dinliyoruz. Veee şarkımızı bizim için seslendiren, şarkıya yeni bir soluk getiren gizli bir adama gizli bir teşekkür ediyoruz. Açık edemiyoruz kendisini kızıyor bize. Hayranlarımı coğaltmayın baş edemiyorum diyor. Hayranları çoğalmasın. O yüzden sadece bizde gizli kalsın.

    Ve A. Hicri İzgören

    Davetsiz olarak geceme girip, gözlerimin sıcağına konuk olan şiirleri yazan adam.

    Diyordu ki "Öznesi yaralıdır şiirin".
    Şiirler genellikle yaralıdır ve insanı kanatır. Ve üst üste daha çok hüküm giydirir bu yaralar şiirlere

    Önce öfkelenip sonra sakinleşip, kalbe dokunuyor bu şiirler.
    İlahi bir aşk yaşadığım şiirler.
    Ben seni iyi ki sevdim.
    Bu dünyayı iyi ki sevdim dedirten
    Sakladığım tüm mevsimlere kendimi gömmek istediğim şiirler.
  • Prangalar takıyorlar ruhumun özgür kuşlarına..
    Şiirim, zihnimdeki katil düşlere emanet.
    Kim aldırış ediyor o can alıcı vuruşlarına
    Neden sayılmıyor yasalarda kalp kırmak, cinayet?

    Ve bir şair elbet kırk adam öldürmüştür düşünde..
    Kaç cehennem olmuştur kelimelerinde yarattığı cennet?
    Kimse bir hüzün sezemez onun kırık gülüşünde.
    İçinde varlığını sürdürür ölene dek cinnet.

    Derinleşen gözlerinde bir yara vardır kanayan,
    Gel gör ki kimseye etmez bundan şikayet.
    Bilir kime anlatsa çıkmayacak onu anlayan;
    Dökülür dudaklarından ya küfür ya da bir ayet.

    Dibine vardığında anlar yuttuğu zehrin tesirini;
    Dumanlı bir hece gibi düşer sayfalarına meret.
    Ölüme gülümseyerek okur şair, eserini.
    Sükuta tapan sarhoşluk, upuzun bir acziyet..

    Hastalıklı notalar bulaşır akrebin sesine.
    Kanlı kabuslar eder bu kez beyninde ikamet.
    Zaman cellat kesilir şairin nefesine;
    O an kopar içinde o meçhul kıyamet.

    Haykırarak değil, susarak anlatılıyor oysa
    Bir damla kan ve gözyaşındaki kehanet.
    Ve şair bir dizeye ömrünü de koysa
    Ona kan kusarak verecekleri tek şey; ihanet..


    -Elfida
  • Hayat bazen garipliklerle doludur. Bize içinde bulunduğumuz günü unutturacak kadar garipliklerle hem de.
    İçimizi acıtanda o acıyı geçirecek olanda hep aynıdır...Dönüp dolaşıp hep aynı kişiye açılır kapılarımız.. Yanılgılarımız, yangınlarımız,yalnızlığımız hep aynı kişiye yöneliktir aslında...Bazen söylemeden yazdığımız cümleler bazen iç sızısından damlayan hüzünler...Evet! hepsi aynı kişiye...Nedenler ararken nedensiz sevmek bazen...Düşlerden kopmayan koparılamayan bir parça gibi...En dibe vurulmuş bir hal gibi...Dönüp dolaşıp çattığımız yalnızlığımız gibi...Onu sayfalara dökerken çağla gözlerinden muhteşem tebessümüne kadar virgül ve gibilerle sıralamak hayatın en güzel işi olsa gerek...
     
    Söylenmemiş sözlerimdeki acılarımla seviyorum seni...Belki biraz kırık biraz eksik ama kabul et sende bana tam değildin...Yanındayken bile uzaktın bana...Elimi uzatacağım anda soktun bütün boşlukları aramıza...
     
    Ben her daim sessiz çığlığımla seni sevdiğimi haykırırken sen her daim uzak kalmaya çalıştın...Ummadığım anda üzerimde yakaladığım bakışların bağladı beni sana...O anda nedenlerim oldun...Milyonlarca neden ve niçinlerle hep sana dair sorularıma sende cevap aradım...fakat birinin bile cevabını bulamadım...işte o anda anladım... hayat üç şıktan ibaretmiş sevdiğimiz kişi için..
    * onunla ya da onsuz
    * ya da ona rağmen
    * veya ona dair...işte hayat sevdiğin kişi için bu şıklardan birini yaşamakmış...
    Sensiz her zaman yaşadım...sensizken sana dairi de yaşadım...şimdi ise sana rağmen yaşıyorum...sözsüz duygusuz hissiz....
  • ...ELFİDA....Hep aklımda kalacaksın....

    “Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız bir hastalığı vardı ve bu amansız hastalıkla mücadelesine destek olmak için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum, doktorlarla görüşüyordum.”

    ~~Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın…~~

    “Bir gün doktor odasındaydım ve doktorlardan biri gelip bana “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın.” dedi. Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, “Gözden çıkartılan kadın anlamı Osmanlıca’da Elfida.” dedi. Belki tam birebir anlamını karşılamıyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur’u çok seviyordum.”

    ~~“Beyzanur’a yazdığım şarkıyı ona söylüyordum, ama o Elfida’nın kendisi olduğunu bilmiyordu…”~~

    “Ve oturdum şarkıyı yazdım. Beyzanur’un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama o kendisi olduğunu bilmiyordu, Elfida olarak biliyordu. Tabii küçük bir çocuktu son zamanlarında, 8 yaşlarındaydı.”

    ~~“Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın…”~~

    “O dönemde şirketlerim batmış, sözlerdeki “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın.” Şunu ifade etmek içindi: Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım. Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi.

    ~~“Yüzyıllardır sarılmamış kolların…”~~

    “O sözlerdeki yüzyıllardır sarılmamış kolların cümlesinin sebebi de şuydu: Anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur’un kırılganlığından, hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim.

    ~~ “Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu…”~~

    "Beyzanur’un hep yağmurlu gözleri vardı. Hayata tutunmaya çalışan…”
    “ “Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu…”

    ~~"Beyzanur'un kaybettik..."~~

    O dönemde hastane personeline Bakırköy’de bir konser verdim. Beyzanur’a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur’u kaybettik.

    ~~“Adını Elfida koyun…”~~

    “Beyzanur’u kaybetmemizden sonra anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur’un başındaydınız. Evet kızımızı kaybettik ama lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti ve beni aradılar. Haluk Abi, bir çocuğumuz oluyor. Adını Elfida koyun dedim. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor…”