• Neden hiç kimse "hem aklı, hem de kalbi" kazanmaya çalışmıyor?
  • Kor ateşi tutanlar.
    (Ahir zaman da dinine sahip çıkmak kor ateşi elde tutmak kadar zordur)
    36 nasihatle mutlu ve gönlün ferah olarak yaşarsın.

    1) Güne sabah namazı ve sabah zikirleri ile başla. Allah'a tevekkül et ki kalb ferahlığı, kolaylık ve kurtuluş seni alsın.

    2) İstiğfara devam et. Çünkü o bütün günahları siler ve rızkı getirir.

    3) Duayı kesme çünkü o kurtuluş ipidir.

    4) Unutma! Konuşmalarını melekler kaydediyor.

    5) Hayra yor. Her ne kadar fırtınanın merkezinde bile olsan.

    6) Parmakların güzelliği tesbihleri saymakladır

    7) Dertler sana yöneldiğinde kederlerin çoğaldığında 'La İlahe illallah' de

    8) Mal ile fakirin duasını miskinin sevgisini satın al

    9) Huşu ve korku dolu bir secde altın yerden daha faziletlidir

    10) Kelimeyi konuşmadan önce düşün! Çünkü bazı kelimeler katildir.

    11) Mazlumun davetine, mahrumun göz yaşına dikkat et.

    12) Kitapları, gazeteleri ve dergileri okumadan önce Kur'an'ı oku.

    13) Ailenin istikamet üzere olmasına sebep ol.

    14) İbadet için nefsinle Cihad et. Muhakkak ki nefis kötülüğü emreder.

    15) Anne babanın avuç içini öp. Rızaya ulaşırsın.

    16) Senin eski elbiselerin fakirin katında yenidir.

    17) Kızma, nefret etme.  Allah'ın ulaşmayı emrettiği şeyi kesme. Hayat düşündüğünden daha kısa.

    18) Güçlülerin en güçlüsü ve zenginlerin en zengini seninledir. O muhakkak ki Allah c.c dur.  Güven ve müjdele

    19) Cevap kapısını (dua) günahla kapatma

    20)Sabır ve namaz : dertlere, musibetlere ve sorumluluklarına yardım edenlerin en hayırlısıdır.

    21) Su-i Zanndan kaçın ki rahat edesin huzur bulasın

    22) Bütün dertlerin sebebi Allah'tan yüz çevirmektendir. Ona yönel.

    23) Senle beraber kabre girecek bir namaz kıl

    24) Birinin gıybet ettiğini duyarsan ona Allah'tan korkmasını söyle

    25) Mülk süresini okumaya devam etmen seni kurtarır.

    26) Mahrum o dur ki korku ve gözü yaşlı namaz kılmaktan mahrum olandır.

    27) Günahtan cahil olan insanların peşinden gitme

    28) Muhabbetin Allah ve Rasulüne olsun. İnsanlara güzel ahlak ile muamele et

    29) Seni gıybet edenlere musamaha göster.  Muhakkak o seni güzelliğe ulaştırmıştır.

    30) Namaz, zikir ve Kuran tilaveti senin yüzünde nur,  kalbinde inşirah ve amellerine muvaffak olmanı sağlar.

    31) kim ateşin hararetini hatırlarsa günahların sebeplerine de sabr eder.

    32) Gece sürekli değildir. Dertler geçer. Sıkıntılar  bir çıkışa, Zorluklar rahatlığa çevrilir.

    33) o şöyle dedi bu böyle dedi kelimelerini terket. Dağ gibi sorumlulukların varken.

    34) Huşu ile namaz kıl seni bekleyen  işin namazdan önemli değildir.

    35) Mushafı baş üstünde tut. Bir tek ayet okuman  dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır.

    36) Hayat güzeldir ondan daha güzeli senin iman üzere olmandır.

    Ölen kişi neden sadaka için geri döndürülmeyi ister . Ayeti Kerimede buyrulduğu gibi 'Rabbim, beni yakin bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydim'. Ölü: 'ben umre yapayım, namaz kılayım veya oruç tutayım' demedi de sadaka için izin istedi.

    İlim ehli bu durumu şöyle izah etmiştir : ölü kimsenin sadaka için izin istemesi öldükten sonra sadakanın ne derece mühim olduğunu görmesinden dolayıdır... Sadakayı çoğaltan bir kimse kıyamette sadakasının gölgesinde gölgelenir. (günün dehşetinden onu korur)
    (Alıntı)
  • 600 syf.
    “Siyah / Kırmızı / Beyaz / Yeşil” olmak üzere 4 romandan oluşan, TED DEKKER’in kaleme aldığı ve okuyucularla buluşturduğu çember serisinin 2. Kitabı olan “Kırmızı” bitmiş durumda...

    KIRMIZI, GEÇMİŞ İLE GELECEĞİN ORTAK KADERİDİR.

    KIRMIZI, YİTİRİLEN CENNETİN DESTANSI KURTULUŞU.

    KIRMIZI, ÇEMBERİN EN KANLI HALKASI.

    15 YIL SONRA....

    2 Dünya arasında, 2 dünyanında başı belada. Tek bir çare ve çözüm var, o da uzlaşmak...

    Amerika’da başlamış olan, Raison adında bir ilacın piyasaya sürülmesi ve Amerika başta olmak üzere bütün dünyayı ilgilendiren bir virüs hava yoluyla bulaşan insanları 3 hafta (18 gün) içerisinde öldüren tedavisinin bulunmadığı bir virüs...

    2 realite 2 realitenin de, kahramanı aynı kişi. Thomas Hunter; 25 yaşında acemi bir yazar, garson olarak çalışıyordu, Herşey kara ormandan Shatakilerden (yarasalardan) kaçarken sert kayaya çarpması ve bayılması üzerine kendi dünyası yetmezmiş gibi yeni bir gelecek dünyasında gözlerini açar...

    Baygın ve yaralı bir şekilde ormanın bir kenarında yatarken, şuan ki müstakbel ve rahmetli eşi Rachelle kendisini bulur ona Elyon’un (Tanrı’nın) suyundan ağzına damlatarak yeniden doğmuş gibi olan ve geçmişini çok az hatırlayan bir adam olan, Thomas gözlerini açar...

    Bunlar serinin birinci kitabında olanlar, sadece kısa süre içerisinde ilk insan olan Talis yaşadıkları ormandan, Kara ormana gidip Teeleh ( Şeytan’ın) zehirli meyvesini tadar ve Kara orman ile Elyon’un insanları arasındaki çizgi bozulur. “Neden peki Kara ormana gider?” Amacı insanlarına zarar verenleri öldürmek ve onlarla yüzleşmektir, bunun neticesinde Şeytan ile yüzleşir ve onun cazibesine (büyüsüne) kapılır, onun ikram ettiği meyveden yer ve iyi ile kötü, Elyon ile Teeleh arasındaki sınır kalkar. İlk insan şeytanın cazibesine kapılıp meyvesinden yedikten sonra, bütün Shatakiker Elyon’un insanlarına saldırmaya başlar, kahramanımız Thomas, kendisini kurtaran Rachelle ve onun küçük kardeşi Justin sonradan öğreneceğimiz gibi, Elyon.

    Bütün köy yıkıldıktan sonra bu üç Elyon’un insanları kaçar geride kalan herkes ölür. Çöle doğru aç susuz ve Elyon’un suyundan mahrum olarak çöllere doğru günlerce yol alan bu insanlar, yolda bir küçük çocuğun onlara Elyon’un onlar için hazırladığı ormana giderler. Ve hayat yeniden başlar.

    Güruh (Kara ormanın insanları+Elyon’un lanetledikleri.) yüzbinlerce hastalıklı ve gözü dönmüş ordusunu, Thomas’ın 15 yıl boyunca güzelleştirdiği ve iki çocuk yaptıkları evleri yuvalarını korumak için can ve başla savaş durumundalardı. 15 yıl içerisinde 30bin insan nüfusa ulaşan insanlar. Bunun gibi 2 tane daha olan orman ile bu 3 orman her hafta ortak bir şekilde yaptıkları konsey ile barış içinde yaşıyorlardı ama dediğimiz gibi Güruh ordusu onları tehdit ediyordu. Sonunda beklenen oldu büyük bir savaş; KIRMIZI, ÇEMBERİN EN KANLI HALKASI. Yüzbinleri geçen bir insan seli birbirine girdi, tek amaç için kaybetmemek için. Sayıları az olmasına rağmen, Thomas, Mikil ve insanları büyük bir zafer kazanmıştı. “Nasıl kazandılar, bu kadar az sayıda insan ile?” Elyon’un gücü ve inanışı sayesinde. Ve çinlilerin sayesinde:) “Çinliler? Çinliler ne alaka abi:)), diyebilirsiniz.” Barutu kim icat etti, akıllım:)). Neyse biz kontrolü kaybetmeden realiteler arasında ilerlemeye devam edelim. Mikil cesur ve güçlü savaşçı.

    Huzurun iki yolu vardır;

    1- Savaş
    2- Barış

    Savaş ile denendi, kazanıldı. Ama süreklilik kazanmadı. Thomas’ı daha büyük sorunlar bekliyor. Virüs etkisini göstermekte insanlar panik içinde “çare drogba” şaka şaka:)) çare, “iki rekat namaz kılın.” bu şaka olmaya da bilir.

    Barış evet zamanın kısaldığı ve Thomas’ın uyuyup gerçek dünyada Akdenizli tarafından ormanda izlenirken öldürüldüğü bu nedenle geleceği yaşadığı realitede de öldüğü an yaşandı. Burada Elyon’un suyu devreye giriyor, Thomas’ın o an yanında olan Rachelle (eşi) ona Elyon’un suyundan vererek onu hayata döndürmesi mucize değildi. Lakin Thomas Hunter gerçek dünyada ölmüştü. Realite yalan olmuştu şimdilik.

    Barış evet evet huzur için gerek, lakin mücadele edilmeden kazanılan barış haram gibi. Güruh tüm gücüyle dadanmıştı, ormana size barış getirdik. Bundan sonra kardeşiz dermişim, “Onlara barış teklif edeceğiz sonra ihanetimizle onları alt edeceğiz.” Ayaklarına gelen bu teklifi reddedemezler. Öylede oldu kabul edildi, ağır bedeller ödendi. İhanetin kokusu yayılmaya başladı.

    Sonuç olarak huzurun iki yolu da. Pöfff.

    “En son barış dedik!”
    #34960234

    Hadi bir bedel ödeyelim, #34959853 birbirimizi kandıralım ve halkı şaşırtalım. Rachelle’nin kardeşi bir ara kaybolmuştu. Justin evet burada bir ince mesaj var; Justin Elyondu. Elyon (Tanrı) Tanrı bir çocuktu, çocuk gibi bir iyi bir kötüydü, şımarık. Burada Justin bu rolü oynadı. Çünkü senaryoyu kendisi yazdı.

    Thomas biliyor ama inanmıyordu, başı sıkışıncaya kadar. Güruh’un Shatakilerin Teeleh yoluyla, Tanis’i iyiye düşman etti. Başa getirdi, aklını yıkadı.
    “Çok bilen çok yanılır.”
    “Azla yetinmeyen, elindekini de kaybeder.”

    Teeleh (Şeytan) ilk insan yoluyla barış adına, Elyon’u (Tanrı’yı) cezalandırdı, barış için bir kan dökülmeli. Justin’in kanı! Tanrı ölmeliydi, ölümü ilk insan tarafından olmalıydı. Çok mantıklı. Çıkarlar ortadaydı, durulması istenen kan için daha çok kan dökülmeli...

    Tanrı işkence gördü, ölürken. Son sözleri; #34978785
    Ölüm sıradan olmamalı. Ölümü tatlandıran acıdır, işkence. Bunun gibi; #34978496
    Bir bulmaca gibi çözülüyor, uğraştırsa da.
    #34965888 Elyon!

    Asılan kesilen bir Elyon (Tanrı) #34960666 ilk insan Elyon’u öldürürken onun ilahlığını yalanlaması ayrı bir güçtü.

    Dini saptırmalara; #34950099

    Kimse kimsenin işine karışmasın! Bu kan gölü iyice abartıldı. #34949858

    Elyon öldü! Tanrısızlık Elyon’un insanlarını hasta etmeye başladı. Elyon’un suyu şifasını kaybetti. İnsanlar çaresiz kaldı.

    #34931622

    Bekleyin; #34886894

    Thomas ve insanlarına ne denmişti? #34960718
    Benimle birlikte öl. Elyon’un cesedi yoktu. Tanrı ölürse kanıtı da, ölür. Elyon’un suyu kızıla boyanmıştı.
    #34958976 O Elyondu, hiçbir ölüm böyle değildi. Yaratıcı ölmüştü, ilk insan onu öldürmüştü.

    Thomas hâlâ anımsıyordu, “Benimle birlikte öl.” Bu Elyon’un sözleri Tanrı’nın ayetleri.
    Thomas düşünceler içerisinde kızıl suya girdi. Derinlere daha derinlere ciğerleri suyla dolmaya başladı ve Elyon’a dua etti. Thomas suda öldü ve Elyon onun duasını kabul etti. Thomas can kazandı, (Tanrı insan mı, bir araçta kendini imha et tuşu yapacak kadar insan değil.)
    Tanrı’nın ölümü ölüm müydü?
    Bedenlerden bedenlere mi, geziyordu?
    Peki iyi ile kötüyü ayırt edebiliyor muydu? Yoksa Tanrı çocukça oyun mu, oynuyordu?

    Thomas tekrardan Elyon’un suyunu tatdı ama bu suda sadece inanlar şifa buldu.
    Thomas onun asil savaşçısı Mikil, Rachelle ve çocukları. Geride inanmayanlar ve şeytanlar...

    Hırsız polis oynamaya başlayacaklardı, “Kaçan kovalanır.” Ormandan tek çare olan, Çöl! Çöle! Doğru yol almaya başladılar ama arkalarında binlerce, Güruh ordusu. Barış için kan, daha çok kan! Rachelle, Thomas’ın arkasına binmişti. Şeytanın okları arkalarından geliyordu. Thomas ve ailesi atları dört nala dikmiş son surat ilerliyorlardı, tek sorun arkalarındaki, binlerce kana susamış şeytanlar...

    Bir an Thomas nefes alamaz oldu! zamana durdu! Rachelle’nin soluk alık verişleri ağırlaştı, sırtına 3 ok isabet etmişti, at her bir öne bir yukarı gittikçe okların acısını daha çok tadıyordu, duramazlardı. Arkalarından gelenler vardı. Rachelle’yi çabucak, Thomas’ın önüne aldılar başını Thomas’ın gögüsüne yasladı kollarını arkadan Thomas’ın beline bağladılar, hızlıca. Devam ettiler yollarına bir an hem aradaki mesafe arttı düşmanı göremiyorlardı ama Thomas’ta, Rachelle’nin kollarındaki soğukluğu hissetti, Rachelle’nin gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı, nefes alış verişi kesildi. Thomas’ın ağlamaktan başka birşey yapacak çaresi yoktu. Rachelle’yi çöle yakın bir yerde gömdüler, kahramanımız ve çocukları ağlıyorlardı.
    Mecburen yola devam ettiler, üzerine Gül koklatacaktı ama sırası değildi...
    #34965816

    Tanrı ölür sen doğuşu hatırla...


    Yolculuk “BEYAZ” ile devam ediyor..
  • 397 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bir şeyin değerini, onun için feda edebildikleriniz belirler.
    Vataniniz için nelerinizi feda edebilirsiniz?
    Ateş Geçitleri, vatanları için canlarından bile vazgeçebilenlerin hikâyesidir.
    M.Ö. 480. Pers kralı Xerxes, Heredot’a göre 2,6 Milyonluk (1) ordusuyla Yunanistan’ı işgal etmek üzere gelmiştir. Karşısına, henüz savunmaya geçmemiş olan yunanlılari harekete geçirmek ve yunanlılardaki direniş ateşini kıvılcımlamak isteyen Sparta kralı Leonidas ve onun 300 kişilik özel bir birliği çıkar.
    Ateş geçitleri bu savaşsın, öncesinin ve Feda fikrinin hangi durum ve koşullarda olgunlaşabildiğinin hikâyesidir.
    “Yanıt ver Aleksandros, vatandaşlarımıza zafer kazandıran, düşmanı yenilgiye uğratan şey nedir?”
    Çocuk Sparta tarzına uygun kısa bir yanıt verdi. “Silahlarımız ve ustalığımız”.
    Dienekes “Bu doğru ama bir şey daha var” diye tatlılıkla ekledi ve “İşte bu,” diye Phobos’un yüksek tepedeki heykelini gösterdi. Korku
    İnsanlık tarihi biraz da ezen-ezilen arasında ki savaşın tarihidir. Ve bu savaşta “Korku”; zalimlerin, hükmetmek ve baskı altında tutabilmek için kullandıkları temel silahlardan birisi olagelmiştir. Ve aynı tarih; zalime direnenlerin, onun karşısında korkmadan dimdik ayakta durmalarıdır da.
    Etrafı yüzlerce katil tarafından sarılmışken ve biran sonra öleceğini biliyorken dahi “haydi cesaretiniz varsa gelin” yada “Asıl siz halkın savaşçılarına teslim olun” diyenlerdir zalimin korku silahını etkisiz kılan.
    Dienekes, “O geceyi hatırlarmısın, Kseo, hani Ariston ve Aleksandros’la oturup korku ve onun karşıt duygusunun ne olabileceğinden bahsetmiştik” diye sordu.
    Hatırladığımı söyledim.
    Sorumun yanıtını aldım. Yanıtı, tüccar ve Scythia’lı dostlarımız verdi.
    Dienekes; ”korkunun karşıtı” dedi, “aşktır”
    Bağlılıktır, inançtır, en yoğun ve en saf haliyle hissetmektir aşk. Sorumluluktur, kendini ve çevreni değiştirmek geliştirmektir aşk. Güzel olan şeye duyulan özlem, acı çekenin yanında olabilme arzusudur aşk. Devrimdir, devrimcidir aşk.
    Ve Dienekes’in de dediği gibi, eğer korkuysa karşındaki; halkına olan bağlılığın, yoldaşına olan inancın, vatanına karşı olan sevgin ve sorumluluğundur aşk.

    Sevdalıdır bu yürekler
    Halka,
    Vatana
    Özgürlüğe
    Yaşama sevdalı.
    Her çığlıkta
    Sevdalıların kanatlanıyor
    Yürekleri.
    Kanatlanıyor
    Onur, ahlak
    Ve
    İnsana dair
    Tüm güzellikler.
    “Halkım”
    Diyor
    “Vatanım”
    Diyor,
    Seviyoruz seni (2).
    Dienekes’in de anlatmak istediği; tamda Hüseyin Çukurluöz’ün yukarıdaki şiirinde çok çok güzel anlattığı işte bu sevdadır. Ve aynı sevda Hüseyin Çukurluöz de de öyle büyüktür ki; 249 gündür aç olan bedenini Vatanı için ateşin ortasına yatırmış ve korkmadan sloganlarla karşılamıştır ölümü.
    Korkunun karşıtı olan, Hüseyin’in yüreğinde ki işte bu sevdadır.
    Öğretmen yaşlı gözlerle “spartalılara ihtiyacımız vardı. Onlardan elli tanesi şehri kurtarabilirdi.” dedi.
    Bruksieus gitmemiz için bizi dürtükleyip duruyordu.
    Adam ”Ne kadar hissizleştiğimizi görüyor musunuz?” diye devam etti. “Bilinçsiz bir haldeyiz. Aklımız başımızda değil. Spartalılar hiçbir zaman bu hale düşmez.” Kararmış manzarayı göstererek, “Bu onların cevheridir. Bu dehşetin içinde gözleri açık ve bacakları titremeden ilerliyorlar.
    Bruksieus bizi geri çekmeye çalışıyordu. “Elli tanesi”! diye adam hala bağırıyordu, karısı onu ağaçların arkasına götürmeye çalışırken. “Beşi! Biri bile bizi kurtarabilirdi.”
    “Tek başına bir mum, devirir geceyi. Tek bir can, neleri neleri devirmez ki?”
    Tek başına olmak, tek başına direniyor olmak yenilgi yada eksiklik değildir. Mesele tek başına kalsan bile direnebilecek sevdaya sahip olabilmektir.
    Ateş Geçitlerinden bağıra bağıra bize seslenen öğretmen “biri bile bizi kurtarabilirdi” diyor. Ve o öğretmenin anlatmak istediğini Hamiyet Yıldız 2500 yıl sonrasından gösteriyor: Sen tek başına da olsan başla. Çoğalır sana omuz verenler.
    “Bir gece düşümde falanj’la*(bir çeşit yaya savaş taktiği) yürüdüğümü gördüm diye devam etti İntihar. Düşmanla karşılaşmak için bir düzlüğü geçiyordu. Bizden olan savaşçılar her yanımdaydı, önümde, arkamda, her iki yanımda. Bu savaşçıların hepsi kendimdim. Yaşlı halim. Genç halim. Daha sonra falanjı mükemmel yapanın aralarındaki tutkal olduğunu anladım. Onları bağlayan görünmez bir tutkal. Siz spartalıların birbirinizin beynine yerleştirmeye çalıştığınız tüm talim ve disiplinin aslında hüner ya da zanaatı arttırmak için değil, yalnızca bu tutkalı sağlamlaştırmak için olduğunu fark ettim”
    “Örgütüm al beni halkımla yeniden yarat”
    Hamiyet’i tek başına da olsa harekete geçiren, Hüseyin Çukurluöz’e “Vatanım, Seviyoruz seni” dedirten işte bu görünmeyen tutkaldır. Örgüttür. Ve yazılan onca yazı, söylenen onca söz ve verilen onca şehitler senin de yüreğinde vatan sevdasıyla yoğrulmuş bu tutkal biraz daha sağlam olsun diyedir.
    Romanda ki İntihar karakterinin fark ettiği “herkeste kendi yüzünü görmek” bugün büyük ailemizde somutlaşıyor. Kimi yaşlı, kimi genç, ileride ya da biraz daha geride. Ama büyük ailenin her bir ferdinde aynı vatan sevgisi ateşi, ayni mazluma olan düşkünlük, ayni düşmana olan öfke harlanır.
    Yürüyüş”te ki bir yazıda, ”Örgütlü insan; “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” demenin gücünü taşır” diyordu. Devamında da “İnsanın onuruyla yaşamasının tek yolu devrim; devrimi yapabilmenin tek yolu da halkı örgütlemektir”(3) yazan bu yazı tamda İntihar karakterinin vurguladığı o tutkalın, tüm halka yayılmasını istemek, halkların kurtuluşunun sadece kendi elinde olduğunu ve aynı sevdayla yoğrulmasından geçtiğini anlatmak değil midir?

    Kral ”Ölüm şimdi yanı başımızda duruyor” diye konuştu. ”Onu hissedebiliyor musunuz kardeşlerim? Ben hissediyorum. Ben insanım ve ondan korkuyorum. Gözlerim, o an geldiğinde beni yüreklendirecek bir şeyler arar.” … “Bu gücü nereden bulduğumu size söyleyeyim dostlarım! Önümüzde kızıllar içinde duran oğullarımızdan. Evet. Ve gelecek savaşlarda onların yerini alacak olanların yüzlerinden. Ama hepsinden fazla, yüreğim cesaretini; sessizce kuru gözlerle gidişimizi seyreden kadınlarımızdan alıyor.”
    ***************
    Savaş bittiğinde üçyüzler ölüme gittiğinde; o zaman tüm yunan onların buna nasıl dayandığını görmek için spartalılara bakacak.
    “Peki, ama leydi, spartalılar kime bakacak? Sana ve şehit düşenlerin eşlerine ve annelerine, kız kardeşlerine ve kızlarına. Eğer onlar sizin kalplerinizin ıstırapla parçalanmış ve kırılmış olduğunu görürlerse; onlarınki de kırılacaktır. Ve Yunan’ınki de onlarla birlikte kırılacaktır. Ama eğer dimdik, gözlerinde yaş olmadan dayanırsanız, yalnızca kaybınıza katlanarak değil bunun kibrini küçümseyerek karşılarsanız ve bunu gururla kucaklarsanız; Sparta dayanacaktır. Ve tüm Hellas da onun arkasında duracaktır.
    Sizi, Leydi ve üçyüzler de savaşçıları bulunan hemşireleri bu berbat dava uğruna dayanması için neden seçtiğime gelince, çünkü bunu sizler, ancak sizler başarabilirsiniz.
    ******************
    “Aleksandros devam etti; Çocukluğumuzda öyküsünü dinlediğimiz anne gibi: Aynı savaşta beş oğlunun da öldüğünü haber aldığında, yalnızca şunu sormuş: Ulusumuz kazandı mı? Kazandığını öğrenince kuru gözlerle evine doğru yürümeye başlamış ve şunu söylemiş: Öyleyse mutluyum. Kadınların fedakârlıklarının bizi böyle etkilemesi bu nedenden değil mi –bütünü parçadan üstün tutmak asaleti?”
    Ölüm orucu şehidi Gülsüman Dönmez oğlu Sinan’a yazdığı mektupta (4) “Seni canımdan çok seviyorum. Bunun için Ölüm Orucundayım ya… “ diyordu. Aleksandros’un söylediği bütünü parçadan üstün tutma asaletini kim Gülsüman Dönmezden daha yalın daha net bir şekilde gösterebilirdi ki. Canın, can parçan oğluna seni çok seviyorum ve ben senin için ve diğer bütün çocuklar için bütün insanlar için ölüm orucundayım diyen Gülsüman Ana, fedakâr ve devrimci kadına, bütünün mutluluğu adına kendi can parçasından vazgeçişe en net örnek değil midir?
    Hapishane görüşlerinde karşılaştıkları onca işkence ve hakarete rağmen kuru gözlerle ve mağrur duruşlarıyla kadınların başardığı, sadece “düşmanı sevindirmemek” değil; Leonidas’ın da dediği gibi onlara bakan herkese umut ve direnç de vermektir. Evladı işkence gören, hapsedilen, katledilen her bir ananın, eşin, kız kardeşin bu dik duruşları öncelikle mücadele içerisindeki devrimcilerin sonrasında da tüm bir halkın en önemli dayanak noktalarından birisidir.
    Kral, bir yoldaşın ses tonuyla acelesiz, dostça bir tonda “Onlardan nefret ediyor musun, Dienekes? diye sordu. Dienekes tereddütsüz nefret etmediğini söyledi. “İncelikli ve soylu yüzler görüyorum. Düşünüyorum da, pek çoğu, dostların masasında bir gülümseyiş ve takdirle karşılanıyordur.
    Leonidas açıkça efendimin cevabını onayladı. Ancak gözleri hüzünle buğulanmıştı. ”Ben de onlar için üzülüyorum” diye itiraf etti. “Aralarında en soylu olanları şimdi burada, bizimle birlikte çarpışmak için neler vermezdi”
    Yürüyüş’ün her sayısında mutlaka bir tane ve hemen hemen her sayısında birden fazla olmak üzere, diğer yayınlarda ve kitaplarda da ısrarla ve sürekli vurgulandığı üzere siper yoldaşı diye düşündüğümüz kişilere, kurumlara, yapılara dair yazılar vardır. Dienekes’in de dediği gibi “Hayır onlardan nefret etmiyoruz, baktığımız yerden bakabilmeleri, bilerek yada bilmeyerek yapılan hataları düzeltebilmeleri için ve bizim durduğumuz yerde yani tamda düşmanın tam karşısında ve dimdik durabilmeleri için çabalıyoruz. Yürüyüşte ki bir yazıda “Dışımızda ki sol ile ideolojik mücadeleyi; Birlik-Eleştiri-Birlik temelinde ele alırız”(5) diyordu. Dienekes’in birlikte savaşılmasına dair duyduğu özlem ve istek bugünün istek ve beklentisinden hic de farklı değil.
    Birlik önerilecekse eğer, önce ona karşı birleşecegin düşmanın karşısına ilk sen geçmelisin. Dimdik ve tam karşısına üstelik. Tıpkı Leonidas ve Spartalılar’ın Düşmanın karşısına geçtiği gibi. “Halka ve sola “birleşelim, savaşalım” çağrısı yaparken kendisi pasif ve kendi kabuğuna çekilmiş değildir”(6) diyen büyük aile bunun sayısız örnekleriyle doludur.
    İşte bu kraldır, majesteleri. Bir Kral kudretini adamlarını köleleştirerek değil, onları hür kılarak gösterdiği davranışlarıyla gösterir.
    Ateş Geçitleri; Vatan, direniş, feda, liderlik gibi değerlerin zamandan bağımsız ve her dönem önemli olduğunu anlatma açısından değerli bir kitaptır. Kral olarak belirtilen karakter önder ve yöneticidir de aynı zamanda. Ve Kral’a addedilen vasıf temelde bir öndere, yöneticiye addedilmiştir.
    “Eğer bu geçitlerden bugün geri çekilirsek, kardeşlerim, şuana kadar kazandığımız tüm zaferler ne olursa olsun, bu savaş bir yenilgi olarak kabul edilecektir. Tüm Yunan dünyasını düşmanın onu en çok inandırmak istediği şeye inandıran bir yenilgi: Perslere ve onun milyonlarına karşı süregelen savunmanın anlamsızlığına. Eğer bugün burada kendi canımızı düşünürsek, şehirler de birer birer arkamızdan teslim olacaklardır; ta ki Hellas’ın tümü düşene kadar. Ama biz, burada üstesinden gelinmesi olanaksız yüzlerce olasılığa karşı dimdik durup, onurla ölerek yenilgiyi zafere dönüştüreceğiz. Hayatlarımızı feda ederek müttefiklerimizin ve geride bıraktığımız kardeşlerimizin kalplerine cesaret tohumları ekeceğiz. Tam anlamıyla zafer kazanacak olanlar onlardır, bizler değil. Bugün bizim rolümüz direnmek ve ölmektir”
    Leonidas söz konusu vatansa yeri geldiğinde ölmek gerektiğini ve bu ölümün bir yenilgi değil tam aksine zafer olduğunu/olacağını o kadar güzel anlatmış ki. Teslim olmamanın ve direnmenin onuru 2500 yıldır onunla birlikte. Bugün onun anıt mezarında kendisinden silahlarını bırakmalarını isteyen elçiye verdiği o onur dolu ve muhteşem cevap yazılıdır: “Gel ve kendin al.”
    “Ölmemiz gerekiyor. Evet öleceğiz ki ardımızdan gelenler, bizden öğrenerek uğrunda ölünmeye değer bir dava olduğunu göreceklerdir. Ve bundan dolayıdır ki, biz ne kadar çok ölürsek, ideolojimiz, düşlerimiz, inançlarımız, değer ve geleneklerimiz o kadar yaşayacaktır”(8) diyen Osman Osmanağaoğlu Leonidas’la aynı düşündüğünü ondan 2500 yıl sonra bu sefer Ege’nin bu yakasından ilan etmiyor mu?
    Yürüyüş’te “Feda” üzerine yazılmış bir yazıda; “Feda”da “kayıp” yoktur, kazanan feda göze alındığı an belli olmuştur. Çünkü halklar için hem savunma kalkanı hem de düşmanı vuran bir silahtır. Feda bu ikisini birleştirir. Halkların direnme ve savaşma iradesinin önünde bir kalkandır, onu korur, düşmanı ise beyninden vurur”(9) diyordu. Leonidas’ın “biz burada ölüyoruz ki bütün Yunan dirensin” sözü ya da Osmanağaoğlu’nun “değerlerimiz ve düşlerimiz yaşasın diye öleceğiz” sözü bundan daha doğru daha net nasıl anlatılabilirdi ki!
    Aralarında nice zaman farkı olmasına rağmen aynı amaç ve aynı değerler için feda ettiler kendilerini ve geride kalanlara aynı sözlerle sesleniyorlar; “Ölümümüz inandığımız değerler yaşasın diyedir.”
    Her bir şehit, hele de feda savaşçıları halka, vatana ve değerlere olan bağlılığı ifade eden o “tutkal”ın en sağlam olduğu halkalardır. Onlardan öğrenecek o kadar çok şeyimiz var ki.
    Leonidas’ın ve onun ‘300 Spartalı’sının sesine 2500 yıl sonrasından haykırmalıyız: Uğruna ölecek kadar çok sevdiğimiz bu vatan bizim.
    Not: Bir kitap tanıtımında bugüne dair birçok örnek ve kaynak gösterilmesi ilk başta garip gelebilir ama kitabın bana göre zaten en güçlü tarafı da bu. Kitap geçmişe dair gerçek bir olayı kurgulanmış şekilde anlatıyor olmasına rağmen günümüzle sağlam bir şekilde bağ kurabiliyor. Birazda kitaba nereden ve hangi gözle baktığınızla ilgili olmakla birlikte, kitabı okuduğunuzda örnek verilen diğer olaylarla çok çabuk bağlantı kurabiliyorsunuz.

    Ateş Geçitleri
    Steven Pressfield


    Kaynakça:
    1- Heredot- Tarih Sayfa 592
    2- Hüseyin Çukurluöz- Efsanelerden Destanlara Sayfa 92
    3- Yürüyüş Sayı 446 Sayfa 23
    4- http://www.ozgurluk.info/...0Donmez-ozgecmis.htm
    5- Yürüyüş Sayı 485 Sayfa 27
    6- Zafer Yolunda 1 Sayfa 173
    7- Bir Devrimci Dursun Karataş Cilt2 Sayfa 436
    8- Canım Feda- Ahmet İbili Sayfa 152
    9- Yürüyüş Sayı 480 Sayfa 30