Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
08 May 03:15 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İnsanların ahlaklarının, huylarının farklı olması, nefsin üç kuvvetinin, şehvani, gazap ve nefs-ı natıka gücünün herkeste farklı özellikte olmasından kaynaklanır.

Ahlakın özü..

Şehvani ve gazap gücünün boyun eğdirilmesidir.

Nefs-i natıkanın alışkanlıklarının ayrıştırılarak bunlardan övgüye değer olanlarla amel edilmesidir.

Güzel alışkanlıkları edinme ve çirkin alışkanlıklardan uzaklaşmanın aşamalı yolu ise; sözünü ettiğimiz bu iki gücü aşamalı olarak uyumlu hale getirmektir.

Mekarimu'l- Ahlak Üstün Ahlak, İbn ArabiMekarimu'l- Ahlak Üstün Ahlak, İbn Arabi
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
05 May 15:21 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Soylu atlar üstünde, şekillenmiş âhenkten;

Dönüyorlar, dış dünya çerçevesi bir cenkten...

Zaferle döndükleri savaş kolay ve rahat...

Sordular: «Söyleyiniz, nedir en büyük cihad?»

Toprağa bağlı cenkler öz gayeye bahane;

Cihadlardan biri var... Ekber Cihad... Ya o ne?...

Hikmetli sahabîler düşündü uzun uzun;

Dediler ki: Cevabı sizdedir sorunuzun!

Buyruldu: «Tek kişinin teke tek çarpışması...»

Yakasına nefsinin, dört elle yapışması...

Yoksa milyonla ferdin milyonla cengi değil!

Düşmanın kalbindedir; eğil, nefsine eğil!

Gör ki, bütün iş, nefsin hisarına girmekte,

Allah nuruna engel, duvarı devirmekte...

Nefs, yol vermez bir kale, düşürülmez bir bölge,

Üstüne kum döktükçe hep üste çıkan gölge...

Bin pençeli bir şahin, yüz başlı bir atmaca;

Korkunç bir oyunu var: Ruhla köşe kapmaca...

Dış cenk... Şehid... Ölüp de ölmeyenler çevresi...

İç cenk... Veli... Ölmeden ölenlerin töresi...

Peygamberlik ilminin yolu bâtın demişler;

Sırrı O’nda, insanın, kâinatın demişler.

Soylu atlar üstünde, yağız, kır, beyaz, doru;

Dönüyorlar, asgardan Ekber Cihada doğru...

Esselam, Necip Fazıl KısakürekEsselam, Necip Fazıl Kısakürek
Derya (Bahir) DENİZ, bir alıntı ekledi.
21 Nis 20:52 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ey insan! Bilmelisin ki, kötülüğü ısrarla emreden nefis,. sana iblis'ten daha düşmandır. Şeytan, ancak nefsin heva ve azgın istekleri yolu ile senin üzerinde baskı kurabilir. Nefsin seni aşırı emellerle ve dayanaksız kuruntularla aldatmasın.

Kalplerin Keşfi - Mükaşefetü'l Kulub, İmam GazaliKalplerin Keşfi - Mükaşefetü'l Kulub, İmam Gazali
《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
 30 Mar 17:39 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Eşrefoğlu Abdullah Rumi Hayatı:
*Eşrefoğlu Abdullah Rûmî (ö. 1469), Türk şair, mutasavvıf. Eşref-i Rûmî veya Eşrefoğlu Rûmî olarak anılır.

Anadolu'da yaşayan büyük velîlerden, şâir. İsmi Abdullah olup, babasınınki Eşref'dir. Babasının ismi ile şöhret buldu. Babası, Mısır'dan İznik'e göç etti. Eşrefoğlu Rûmî İznik'te doğdu. Doğum târihi belli değildir. 1484 (H. 889)'da İznik'te vefât etti. Türbesi İznik'tedir. Eşrefzâde-i Rûmî diye de bilinir.

Babasının terbiyesi altında büyüyen Eşrefoğlu Rûmî, önce İznik'te bulunan medreselerde çeşitli âlimlerden ders aldı. Zamânın zâhirî ilimlerinde üstün başarılar elde etti. Sonra Bursa'ya giderek Pâdişâh Çelebi Mehmed'in medresesine girdi. Burada tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimleri üzerinde söz sâhibi olan âlimler derecesine yükseldi. Buradan mezun olunca, Bursa'da müderrislik yapan hocası büyük âlim Alâeddîn Ali hazretlerinin yardımcısı oldu. Çelebi Mehmed Han Medresesinde bir müddet ders veren Eşrefoğlu Rûmî bir sabah vakti medrese civârında dolaşırken, zamânın velîlerinden olan Ebdal Mehmed'e rastladı. Kalbinden; "Tasavvuf yolundan bana nasîb var ise bâzı alâmetler görünsün." diye geçirerek ona yaklaştı. Ebdal Mehmed kendisine bakarak; "Ey medreseli! Bize köfteli çorba getir." dedi. Bu söz üzerine çarşıya gidip, köfteli çorba aradı. Fakat bulamadı ve eli boş dönmemek için köftesiz çorba aldı. Ebdal Mehmed'e gelirken yoldaki çamurdan bir parça alarak, birkaç yuvarlak köfte hâline getirip, çorbanın içine attı. Ebdal Mehmed çorbayı karıştırıp köfte bulamayınca Eşrefzâde'ye; "Hani bunun köftesi?" diye sordu. Daha sonra çorbayı iyice karıştırdı ve Eşrefoğlu'na uzatarak; "Ye bunu!" dedi. Eşrefoğlu büyük bir teslimiyet ile tereddüd etmeden çorbayı yedi. Çorbanın içine atılan çamur parçaları köfteye dönmüştü. Bunun üzerine o zât; "Ya sen olmayıp da kim olsa gerek." şeklinde bir söz söyleyip oradan uzaklaştı. Eşrefoğlu bu sözlerden bir mânâ çıkaramamasına rağmen, tasavvuf yoluna girmesi hususunda bir işâret olduğuna inandı.

Nefsini terbiye etmek, kalp aynasını cilâlamak için kendi kendine uğraşmaya başladı. Bu yolda bir hoca bulmanın şart olduğunu düşünerek, kitaplarını dağıttı ve Bursa'da bulunan Emîr Sultan'ın huzûruna gitti. Talebesi olup, hizmetiyle şereflenmek istediğini bildirdi. Emîr Sultan, Abdullah'ın tasavvuf yolunun aşkıyla yandığını görünce, onu evliyânın büyüğü Ankara'daki Hacı Bayrâm-ı Velî'ye gönderdi. Sonra, Ankara'ya gidip, yeni hocasına tam teslim oldu.

Hacı Bayrâm-ı Velî hazretleri, Abdullah'daki kâbiliyeti keşfederek ona nefsini terbiye edecek vazîfeler verdi. Yaşı kırkın üzerinde ve büyük bir âlim olduğu halde, hocasının emîrlerine "Bâşüstüne" diyerek sarıldı. Kendisine verilen helâ temizleme vazîfesini, bütün gayretiyle yapmaya başladı. Nefsinin isteklerini terkedip, istemediklerini yapmak için büyük çaba sarfetti. Bu şekilde riyâzet ve mücâhedeye devâm etti. Hocası Hacı Bayrâm-ı Velî'ye on bir sene hizmet etmekle şereflendi. Bu kadar zaman zarfında hocasının; "Üstâdın huzûrunda lüzumsuz konuşmak edebe aykırıdır." sözü üzerine, yanında bir kelime bile konuşmadı. Sadece sorulan suâllere kısa ve öz olarak cevap verir, edebe, ziyâde dikkat ederdi. Eşrefoğlu Abdullah, on bir sene içinde pekçok imtihandan geçti. Yaptığı güç işlerden hiç şikâyette bulunmadı. Bu sabrı ve hocasına karşı muhabbeti ve hürmeti üzerine, Hacı Bayrâm-ı Velî kızı Hayrünnisâ'yı ona nikâh ederek zevceliğe verdi. Bir müddet daha hizmete devâm eden Eşrefoğlu Abdullah, hocasından izin alarak Allahü teâlânın emîr ve yasaklarını bildirmek üzere İznik'e gitti. Orada kendi iç âlemiyle başbaşa kaldı. Hocasından ayrılığı onu yaktı, hasretine fazla dayanamadı ve tekrar Ankara'ya döndü. Hacı Bayrâm-ı Velî, dâmâdını, tasavvuf yolunda derecelerinin ilerlemesi için tekrar İznik'e gönderdi. Orada kırk gün nefsini terbiye etmesi için halvete girmesini, sonra Ankara'ya gelmesini emretti. İznik'e gidip geldikten sonra, hocasının; "Hama şehrinde Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin torunlarından Şeyh Hüseyin Hamevî'nin huzûruna gidip, Kâdirî yolunu öğreniniz." buyurdu. Bu emri yerine getirmek üzere hazırlığa başladı. Hanımını ve biricik kızı Züleyhâ'yı bir merkebe bindirerek, Hacı Bayrâm-ı Velî ile vedâlaştı. Günlerce zahmetli ve yorucu yolculuktan sonra, Hama'ya yeni hocasının huzûruna vardı.

O gün hacdan dönen Hüseyin Hamevî, ilâhî bir ilhâm ile Eşrefzâde'nin gelmekte olduğunu anlayarak, talebelerine; "Bugün Anadolu'dan bir er geliyor. Gidip karşılayınız." buyurdu. Karşılamaya çıkan talebeler zahmetli ve zorlu yolculuktan dolayı elbiseleri eskimiş olduğu için Eşrefoğlu Rûmî yanlarından geçtiği halde, hocalarının söylediği zâtın o olduğunu anlayamadılar. Dergâhın kapısına varan Eşrefzâde Rûmî, Hüseyin Hamevî tarafından îtibârla içeri alındı. Hanımı ve çocuğu ise Hüseyin Hamevî'nin hanımı tarafından kendilerine ayrılan odaya götürüldü.

Hüseyin Hamevî, bu yeni talebesinin önce nefsini terbiye etmek üzere kırk gün halvet için bir hücreye koydu. Eşrefoğlu Abdullah, Hama'da da sıkı bir riyâzet ve mücâhedeye tâbi tutuldu. Kırk gün içinde Hüseyin Hamevî, Abdullah'a ziyâde teveccühlerde bulundu. Bir gün bir hizmetçi hücresine yemek götürdü. Eşrefoğlu'nu hareketsiz görünce, öldü zannedip, telaşlandı ve durumu hocasına bildirdi. Fakat kırk gün dolmadığı için Hüseyin Hamevî bu duruma aldırış etmedi. Abdullah kırkıncı günü hücreden çıkartıldığında, büyük bir vecd hâli içinde kendinden geçmiş, gözleri kapalı ve hareketsiz bir halde görüldü. Kendisini melekler âlemini seyretmenin lezzetinden ayırdıklarında; "Sultanım bize kıydınız." diyerek gözlerini açtı. Bu kırk günlük imtihânı başarıyla veren Abdullah, tasavvufta pek yüce mertebelere çıkmış olarak icâzetnâme aldı. Hüseyin Hamevî'nin halîfesi olarak Anadolu'da Kâdirî yolunu yaymak üzere vazîfelendirildi.

"Halk senin zâhirine de bakar. Onun için kıyâfetini biraz düzeltmen lâzımdır. Şu hırkayı ve pabuçları al, giy." buyurunca, Eşrefoğlu hırkayı giydi, pabuçları da başına geçirerek; "Hocamın verdiği pabuç ayağıma değil, başıma olsa gerektir." dedi.

Hocasının emri üzerine yola çıkmak üzere hazırlık yaptığı sırada, Hüseyin Hamevî'nin eski talebeleri aralarında; "Biz bu kadar zamandan beri hocamızın hizmetindeyiz. Bize himmet verilmedi. Bu Rûmî denilen ve Anadolu'dan gelen kimseye kırk günde hem himmet, hem de icâzet verildi. Bu nasıl iştir?" diye konuşuyorlardı. Hüseyin Hamevî, Allahü teâlânın izniyle bu duruma vâkıf oldu. Talebelerini toplayıp bir konuşma sırasında; "Yâ Rûmî! Bu kadar misâfirimiz oldun. Sana bir ziyâfet veremedik. Bir ziyâfette bulunalım. İnşâallah ondan sonra gidersin." dedi. Yemekler hazırlanıp, talebeleri ile yeşillik bir yere gittiler. Hüseyin Hamevî suyu bulunmayan bir yerde oturulmasını emretti. Talebeleri; "Sultanım, burada su yoktur, namaz zamânı abdest almak îcâb ettiğinde sıkıntı çekeriz." demelerine rağmen Hüseyin Hamevî oturulmasını istedi. Talebeler hocalarının emri üzerine oturdular. Namaz vakti girince abdest almak îcâb etti. Hüseyin Hamevî, Eşrefoğlu hâriç bütün talebelerine su aramalarını söyledi. Talebelerin; "Sultanım burada su yoktur." demelerine rağmen; "Hele siz bir arayın belki vardır." buyurdu. Talebeler aramalarına rağmen bulamadılar. Bunun üzerine Hüseyin Hamevî; "Rûmî! Gerçi sen misâfirsin. Misâfire hizmet ettirmek doğru değildir. Bir de sen ara. Belki su bulursun." deyince, Eşrefoğlu; "Emriniz başım üstüne." diyerek hemen aramaya başladı. Bir ağacın yanına gidip, teyemmüm etti ve secdeye varıp Allahü teâlâya şöyle yalvardı: "Yâ Rabbî! Hocam su istiyor. Lutfet, su ihsân eyle." Daha sonra başını secdeden kaldırdı. Secde ettiği yerden bir pınarın kaynadığını gördü. Hemen tası doldurup hocasına götürdü. Hüseyin Hamevî talebelerine dönerek; "Su olmadığını iddiâ ediyordunuz. Bakın Rûmî nasıl bulmuş!" dedi. Talebeler hemen suyun bulunduğu yere gittiler. Suyun daha yeni çıkıp akmaya başladığını görünce, hocalarının Eşrefoğlu'na himmet etmesinin sebebini anladılar.

Hüseyin Hamevî, Abdullah'ı Anadolu'ya uğurladıktan bir müddet sonra, arkasından baktı ve; "Abdullah-ı Rûmî koca bir deniz imiş. Bizde bulunan her şeyi çekip sînesine aldı." buyurdu. Çocukları ile birlikte Ankara'ya giden Abdullah-ı Rûmî, kayınpederi Hacı Bayrâm-ı Velî'nin yanında bir müddet daha kaldıktan sonra İznik'e gitti.

İznik'te önceleri münzevî, yalnız bir hayat yaşayan Eşrefoğlu, şan ve şöhretten hiç hoşlanmazdı. Kimsenin dikkatini çekmeden fakirâne bir hayat yaşadı ve insanlardan uzak kalmaya çalıştı. İznik'e Hama'dan bir zâtın gelmesi ile durum değişti. O zât herkese Eşrefoğlu'nun menkıbelerini anlatmaya başlayınca, İznik halkı kendisine hürmet ve îtibâr göstermeye başladı. Bundan rahatsız olan Eşrefoğlu Rûmî dağlara çekildi, tekrar uzlet hayâtına başladı. Dağlarda dolaşırken bir köylü onu gördü ve suçlu sanarak yakaladı. Gâyesi onu teslim edip mükâfât almaktı. Fakat onun şöhretini duyan köylünün annesi, kendisini tanıyınca mesele anlaşıldı, köylü ve annesi de Eşrefoğlu'na talebe oldu. Bunun üzerine İznik'e dönen Eşrefoğlu asıl vazîfesi olan insanlara doğru yolu anlatmaya başladı. İlk talebesi olan ve kendisini yakalayan köylü onun için Pınarbaşı denilen yerde bir dergâh yaptırdı. Eşrefoğlu Rûmî burada talebelerine ders vermeye, Kâdirî yolunu yaymak için çalışmalara başladı. Talebelerinin nefsini terbiye etmek için, riyâzet ve mücâhedeler yaptırmaya, gurur, kibir, ucb gibi kalp hastalıklarından kurtarmaya büyük gayret gösterdi.

Bir gece Eşrefoğlu Rûmî dergâhında ibâdet ediyordu. Bu sırada bir ışık peydâ oldu. O ışıktan şöyle bir hitap duyuldu: "Ey kul!Dile benden ne dilersen. Bütün haram olan şeyleri sana helâl kıldım." Eşrefoğlu bir anda Allahü teâlânın izni ile sesin sâhibi olan şeytanı yakaladı. Avucunun içinde sıkmaya başladı. O anda şeytan; "Yâ şeyh! Ne yapıyorsun? Allah bana kıyâmete kadar mühlet vermiştir. Sen ise beni öldürmek istiyorsun." deyince, Eşrefoğlu; "Ey mel'ûn! Sen benim talebelerimin ve dostlarımın îmânlarına kasdetmeyeceğine dâir söz verirsen, salarım." dedi. Şeytan da; "Onların îmânlarına kasdetmeyeceğime söz veriyorum." dedi. Bunun üzerine Eşrefoğlu Rûmî; "Ey mel'ûn! Allahü teâlâ ile olan ahdine vefâ etmedin. Benimle olan ahdine mi vefâ edeceksin. Bildiğin şeyden geri kalma." dedi ve saldı. Talebeleri; "Onun şeytan olduğunu nereden anladınız?" diye sorunca; "Bütün haramları sana helâl kıldım, deyince anladım. Çünkü Allahü teâlânın haram ettiği şeyler zâta mahsus değildir. Kıyâmete kadar bâkidir." buyurdu.

Eşrefoğlu'nun gayretli çalışmaları ve büyüklüğü çevreden işitilmeye başlandı. Bursa'dan, İstanbul'dan ve diğer vilâyetlerden akın akın gelip talebesi olmakla şereflenmek isteyenler çoğaldı. Hattâ Sadrâzam Mahmûd Paşa, onun talebesi olmak isteğinde bulundu. Onun yoluna girdi. Abdullah-ı Rûmî hazretleri, talebeleri arasında en ileri olan Abdürrahîm-i Tırsî'yi yerine halîfe, vekil bıraktı ve kızı Züleyhâ ile nikahladı. Abdürrahîm-i Tırsî, hocası ve kayınpederi Abdullah-ı Rûmî'ye çok bağlı idi.

Abdullah-ı Rûmî, Fâtih Sultan Mehmed Hanın İstanbul'u fethinden önce Müzekkin-Nüfûs isimli bir kitap yazdı. Bu kitabını okuyan herkes çok beğendi. Bundan ayrı olarak Tarîkatnâme, Delâlil-ün-Nübüvve, Fütüvvetnâme, İbretnâme, Mâzeretnâme, Elestnâme, Nasîhatnâme, Hayretnâme, Münâcaatnâme, Cinân-ül-Cenân, Tâcnâme, Esrâr-ut-Tâlibîn gibi eserleri vardır. Dîvânında pek güzel şiirler, kasîdeler bulunmaktadır. Yûnus Emre'nin şiirleri tipinde şiirler söylemiştir. Şiirlerinde, "Eşrefoğlu Rûmî" mahlasını kullanan Abdullah-ı Rûmî daha çok öğüt tarafındadır. Halk arasında en çok söylenen ve en meşhur şiiri tövbeye geldir.

Abdullah-ı Rûmî, bir sohbetinde Ebülleys-i Semerkandî'den naklen şöyle anlattı:

Bir târihte Bağdât'ta, zenginler hacca gidiyorlardı. Peygamber efendimizin aşkıyla yanan bir fakîr de, o sene hacca gitmeye niyet etti ve hac kâfilesiyle yola çıktı. Kâfile hareket etmeden önce, herkes eşi-dostu ile helâllaştı.
Şehir dışına çıkıldığında, zenginlerden biri bir fakîrin de hacca gittiğini görünce;
"Bineğin yok, azığın yok. Sen hacca nasıl gideceksin? Bâri cebinde birkaç bin altının var mıdır?" diye alay etti.
Fakîr, bu zenginin alaylı sorusuna çok üzüldü ve;
"Allahü teâlâ ne güzel vekîldir. Mahlûkâtın rızkını o vermektedir. Hepimiz O'nun verdiklerini yiyoruz." diyerek, zenginin bulunduğu yerden mahzûn bir şekilde ayrıldı. Hac vazîfelerini yapana kadar da o zengine hiç görünmedi. Herkes Mekke-i mükerremeden, Medîne-i münevvereye yola çıktıkları zaman, o zengin, fakîri sağ sâlim tekrar karşısında görünce hayret etti ve;
"Komşu, sen de buraya kadar gelip hac vazîfeni yapabildin mi?" diye sormaktan kendini alamadı.
Fakîr de;
"Allahü teâlâya sonsuz hamdü senâlar olsun. Yüzümüzün karasına bakmayıp, bu mübârek makâmı ziyâret etmeyi nasîb etti. Geldim, Beyt-i şerîfi tavaf ettim. Sağ sâlim dönüyorum." dedi.
Zengin;
"Hacı efendi! Acabâ sana da berât verdiler mi?" diye sordu.
Fakîr; "Bu ne berâtıdır ki?" dedi.
Zengin;
"Beyt-i şerîfi ziyâret edenlere, Cehennem'den âzâd olduğuna dâir berât kâğıdı verilir." diyerek, koynundan herhangi bir kağıt çıkarıp fakîri aldattı.
Fakîr, berât kâğıdının kendisine verilmediğine çok üzüldü. Derhal geriye dönüp Harem-i şerîfe geldi. İki gözü iki çeşme hâlinde, kanlı yaşlar akıtarak çok inledi. Allahü teâlâya kırık bir gönülle duâlar etmeye, yalvarmaya başladı:
"Ey âlemleri yaratan yüce Rabbim! Sen herşeye kâdirsin, ganî bir pâdişâhsın. İhsânların bütün kullarına her ân yağmaktadır. Cehennem'den âzâd olup orada incinmemeleri için kullarının bâzısına berat vermişsin. Bu fakîr kuluna berât verilmedi. Yoksa bu garîb kulun âzâd olmadı mı?" deyip bayıldı. Baygın hâlde iken, mânâ âleminden yanına bir kimse gelip;
"Ey fakîr! Başını kaldır ve şu berâtını alıp arkadaşlarına yetiş!" diyerek elindekini ona verdi. O ânda fakîr kendine gelerek ayıldı. Elinde, dünyâ kâğıtlarına hiç benzemeyen, yeşil renkli nûrdan yazıları olan ve misk gibi kokan bir berât kâğıdı vardı. Kâğıdı defâlarca öpüp başına koyan fakîrin sevincinden neredeyse aklı gidecekti. Şükür secdesine kapandı. Ömründe hiç görmediği o berâtı, yüzüne ve gözüne sürdü, bağrına bastı ve koynuna sokarak arkadaşlarına yetişmek için hızlı adımlarla yürümeğe başladı. Arkadaşları, geriden fakîrin geldiğini görünce gülüşmeğe başladılar. Yanlarına soluk soluğa gelen fakîre alayla;
"Cehennem'den âzâd olma berâtını alabildin mi?" diye sordular.
Fakîr de koynundan berâtını çıkararak;
"İşte! Rabbimizin ihsânı olan berâtım!" diyerek, misk kokulu berâtını zengine sunuverdi. Herkes yerinde donakalmıştı. Berâtı alan zengin, nûrdan yazılarla fakîrin Cehennem'den âzâd olduğunu okuyunca, aklı başından gidip, atından düştü. Bir süre yerde baygın yatan zengini zor ayılttılar. Kendine gelen zengin, kâğıdı öpmeye, misk kokusunu koklamağa başladı. Kendi kendine de; "Vâh, vâh benim boşa geçen ömrüme! Keşke ben de bu fakîr gibi sâdık bir fakîr olsa idim. Onun kavuştuğu bu saâdete ben de kavuşsaydım. Bu fakîr, sadâkati sebebiyle bu mertebelere ulaştı. Ben ise zenginliğim sebebiyle gurûra kapıldım ve bundan mahrûm oldum. Bütün malımı versem, bu kâğıttakilerin bir noktasını alamam" diyerek âh eyledi. Gözlerinden kanlı yaşlar döktü.
Fakîr;
"Hacı efendi! Berâtım sende kalsın. Sakla. Ben öldüğüm zaman kefenimin arasına koyun da kabrimde suâl meleklerine onu göstereyim." dedi.
Hacı efendi berâtı büyük bir îtinâ ile koynuna koydu. Uzun yolculuktan sonra evlerine ulaştılar. Zengin olan hacı, berâtı sandığına koydu. Aradan günler geçti. Zengin, ticâret için başka memlekete gittiğinde, fakir vefât etti. Yıkayıp kefenlediler, fakat berâtını bulup kefenin içine koyamadılar. Fakîrin cenâzesini kabre defnettiler. Ancak birkaç ay geçtikten sonra, zengin ticâretinden döndü. Fakîri sorduğunda; "Sizlere ömür! Sen gittikten sonra vefât etti." dediler.
Zenginin sanki dünyâsı başına yıkıldı. Çok ağladı ve;
"O zavallının bende pek kıymetli bir emâneti vardı. Onu yerine getiremedim. Böylece vasiyetini yapamamış oldum. O âhirete göçtü, berâtı ise bende kaldı. Berâtını yanına koyamadım." dedi. Hemen sandığın yanına varıp ağzını açtı. Fakat berâtı koyduğu yerde bulamadı. Tekrar tekrar aramasına rağmen yine bulamadı. "Kabrine gidip bakayım. Belki, birisi beratı alıp ona vermiştir." dedi.
Kazma kürek alarak kabre gitti. Mezarını açmak istedi. O anda;
"Kabri açma! Biz ona o berâtı verdik, dışarıda bırakmadık!" diyen bir ses işitti. Nereden geldiği belli olmayan bu ses karşısında zengin, düşüp bayıldı. Mânâ âleminde fakîri gördü.
Fakîr;
"Ey hacı efendi! Allahü teâlâ sana selâmet versin. O berât bana verildi. Hamdolsun. Münker ve Nekîr meleklerine gösterdim. Onu görünce sorgu suâl bile etmediler. Bu berâtı almama hacdan dönerken sen sebeb olmuştun. Cenâb-ı Hak senden râzı olsun." deyip kayboldu. Zengin ayıldığında, doğru evine gidip, fakir için hatimler okuttu. Yemekler pişirtip, yetimleri, fakirleri doyurdu."

TESBİH EDEN MENEKŞELER

Vakit ilk bahar olduğu için çiçekler yeni açmıştı. Abdest alıp namaz kıldıktan bir süre sonra Hüseyin Hamevî talebelerine; "Biraz menekşe toplayıp, getirin." buyurdu. Talebelerin herbiri bir tarafa dağıldı. Demet demet menekşe toplayıp, hocalarına getirdiler, Eşrefoğlu ise hocasının huzûruna elindeki bir menekşe ile vardı. Hüseyin Hamevî; "Rûmî, misâfir olduğun için menekşenin yerini bulamadın herhalde." deyince, o; "Sultanım hangi menekşeyi koparmak istedimse; "Allah rızâsı için beni koparma, zikir ve ibâdetimden ayırma." diye söyledi. Ben de dolaştım. Bir yerde ibâdeti bitmiş bir menekşe gördüm. Onu koparıp getirdim." dedi. Bu sözleri işiten diğer talebeler onun üstünlüğünü bir kere daha anlamış oldular ve düşüncelerinden tövbe ettiler.

TÖVBEYE GEL
1
Ey hevâsına tapan,
Tövbeye gel, tövbeye,
Hakka tap, Haktan utan,
Tövbeye gel, tövbeye.
2
Nice nefse uyasın,
Nice dünyâ kovasın,
Vakt ola usanasın,
Tövbeye gel, tövbeye.
3
Nice beslersin teni,
Yılan çıyan yer anı,
Ko teni, besle cânı,
Tövbeye gel, tövbeye.
4
Sen dünyâ-perest oldun,
Nefsin ile dost oldun,
Sanma dirisin, öldün,
Tövbeye gel, tövbeye.
5
Sen teni, sandın seni,
Bilmedin senden teni,
Odlara yaktın cânı,
Tövbeye gel, tövbeye.
6
Gör bu müvekkelleri,
Yazarlar hayrı, şerri,
Günâhtan gel sen beri,
Tövbeye gel, tövbeye.
7
Ey miskin Âdemoğlu,
Usan tutma âlemi,
Esmeden ölüm yeli,
Tövbeye gel, tövbeye
8
Ölüm gelecek nâçar,
Dilin tadını şeşer,
Erken işini başar,
Tövbeye gel, tövbeye.
9
Göçer bu dünyâ kalmaz.
Ömür pâyidâr olmaz,
Son pişman, assı kılmaz
Tövbeye gel, tövbeye.
10
Tövbe suyuyla arın,
Deme gel bugün yârın,
Göresin Hak dîdârın,
Tövbeye gel, tövbeye.
11
Eşrefoğlu Rûmî sen,
Tövbe kıl erken uyan,
Olma yolunda yayan,
Tövbeye gel, tövbeye.

DÜNYÂ DEDİKLERİ

Eşrefzâde Rûmî bir vâzında şöyle buyurdu: Ey müslümanlar! Dünyâ dedikleri bir hiçten ibârettir. Hiç olduğu şuradan anlaşılıyor ki, sonucu hiçtir. Hiç olan dünyâya gönül veren, yolunda ömrünü çürüten ve hiç olan şeyi isteyenler de bir hiçten ibâret kalacaklardır. Amma hiçi hiç sayan âriftir.

Azîzim! Sen o sultanları gözünün önüne getir ki, onlar dünyâya geldiler. Lâkin dünyâya îtibâr etmediler. Dünyânın arkasına düşüp hırsla dünyâlık toplamaya çalışmadılar. Âhiret amelleriyle meşgûl oldular. Onlar, bu dünyânın âhiret yolunun üzerinde bir yol uğrağı olduğunu anladılar. Buna aldanmak olur mu? Yol tedârikinde bulunup kâfileden ayrılmadılar. Bu dünyâya gönül verip aldanmadılar.

Azîz kardeşim! Temiz ve pak erler ile aziz canları gör. Onlar bu dünyâya aldanmadılar. Allahü teâlâ kendilerine ne verdi ise nefislerinden kestiler. Kendi nefislerine vermeyip fakirlere dağıttılar. Açları doyurup, çıplakları giydirdiler. Muhtaçları arayıp buldular. Kapılarına gelenleri mahrum etmediler. Darda kalanların gönüllerini ferahlattılar, işlerini gördüler. Şu hadîs-i şerîfi kendilerine düstûr edindiler: "Bir kimse, din kardeşinin bir işine yardım etse, Allahü teâlâ da onun işini kolaylaştırır. Bir kimse, bir müslümanın sıkıntısını giderir, onu sevindirirse, kıyâmet gününün en sıkıntılı zamanlarında Allahü teâlâ onu sıkıntıdan kurtarır."

Akıllılar bu dünyâda şu üç şey ile meşgul olurlar. Böylece onlar herkesin üzüldüğü gün, bayram ederler: 1) Dünyâ seni terk etmeden sen dünyâyı terk edesin. 2) Her şeyden kurtulasın. 3) Rabbinle buluşmadan, Rabbin senden râzı olsun. Bunlara riâyet eden kimse, Allahü teâlâ ile görüşüp kabrine öyle gider.

1) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.17
2) Müzekkin Nüfûs
3) Menâkıb-il-Eşrefiye
4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye (49. Baskı); s.1074
5) Tâc-üt-Tevârih; c.5, s.179
6) Güldeste-i Riyâz-i İrfan; s.180, 182, 317
7) Sefînet-ül-Evliyâ; c.1, s.98
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.11, s.374

Eşɾefoğlu eseɾleɾinde genelde yalın biɾ Tüɾkçeyi teɾcih etse de az da olsa Aɾaρça ve Faɾsça sözcükleɾ de kullanıɾ. Eseɾleɾinde tasavvufi etki ɾahatlıkla göɾülebiliɾ. En çok işlediği konu tasavvuf olduğu gibi genellikle kullandığı motifleɾ ve kuɾgusal unsuɾlaɾ da tasavvufi imgeleɾdiɾ. Bunun dışında eseɾleɾi genel dini öğütleɾ de içeɾiɾ. Heɾ ne kadaɾ teknik bakımdan çok büyük başaɾı gösteɾmese de, Tüɾk tasavvufi halk edebiyatının en önemli isimleɾindendiɾ.

Eşɾefoğlu'nun en önemli eseɾi Divan'ı olsa da, Müzekinnüfûs isimli meşhuɾ biɾ eseɾi de bulunuɾ. Müzekinnüfûs dini ve tasavvufi nasihatleɾ içeɾen biɾ eseɾdiɾ. Bunlaɾ dışında matbu olmayan fakat yazma nüshalaɾ halinde olan çeşitli eseɾleɾi vaɾdıɾ: Taɾîkatnâme, Fütüvvetnâme, Delâil ün nübüvve, İbɾetnâme, Mâziɾetnâme, Hayɾetnâme, Elestnâme, Nasîhatnâme, Esɾaɾüttâlibîn, Münâcaatnâme ve Tâcnâme.

Müzekki'n Nüfus, Eşrefoğlu RumiMüzekki'n Nüfus, Eşrefoğlu Rumi

Keramet
Gündüzleri Ölüdür İnsan,Gece Olunca Dirilir...Uyandırır Onu Bir Keramet...

Gündüzleri Kördür Göremez Gözleri...Gece Olunca Görür ; Açar O Gözleri Keramet...

Soluksuz Gezer Sabahtan Geceye...Gece Olunca Ab-ı Nefes Verir Boğulmaktan Kurtarır Onu Keramet...

Gün Işığında Durur İnsan,Bir Adım Bile Atamaz...Gece Olunca Ayağa Kaldırır,Yürütür Onu Keramet...


Suskundur,Dili Lal Olur Konuşamaz Gündüz Vakti...Gece Olunca Çözer Dilinin Bağını,Konuşturur Onu Keramet...


Gündüzleri Beşerdir Hak Bilmez Hakikat Bilmez...Gece Olunca Hakikate Erer,Verilir Ona Bir Keramet...


Vakit Geldi...Şimdi Kerametin Vaktidir...Hayalini Serbest Bırak...Bu Gece Sana Bir Keramet Verildi...
İster Sessiz Oku Sana Verileni,İster Huzur Veren Bir Ney Sesiyle Oku...

Bu Gece Bir Sırrı Daha İfşa Etmenin Vaktidir...Sıra Sıra Dizilmiş İnci Tanelerinden Birini Daha Tesbih Misali Çekeceksin...
Bu Gece'nin Kıymetini Anlayacaksın...Öyle Derun-i Bir Sırra Dalacaksın Ki...Aşk İle Öyle Hallere Gireceksin Ki,Huzur İle Gözlerinden Yaşlar Süzeceksin...

Gündüzleri Aklında Kalacak,Geceler Boyu Düşüneceksin Bu Geceyi...
Tekrar Tekrar Gelip Okuyacaksın...Ama Bu Gecenin Sana Verdiği Huzuru Asla Bulamayacaksın...

Kimseler Anlamayacak Seni...Hallerin Değişecek...Gündüzleri Yüzün İnsanların Yanında Güleç Görünecek,Bir Başına Kaldığın Vakit İçinin Hüznü Yüzüne Yansıyacak...

İçinde Yangınlar Olacak...Yanmaya Başlayacaksın...İçten İçe Yanacaksın...Ne Bir Kimseye Anlata Bileceksin Nede Düşüncelerinden Sile Bileceksin...Öyle Bir Hale Geleceksin Ki,Anlatsan Kimseler İnanmayacak ; Delirdiğini Düşünecek Seni Tanıyan Herkes...

Her Şeyini Paylaştığın En Sadık Arkadaşın Bile Abarttığını Sanarak İlgilenmeyecek...Önemsemeyecek...Ama Sen Buda Biliniyormuş Diyeceksin...Seni Anlamalarını Bekleme Kimselerden...Bunları Yaşadın...Seni Duymaz,Görmez,Anlamazlar Gündüz Anlattığın Ölü İnsanlar...

İşte Ozaman Fark Edeceksin...Yürüyen Ölü Beden Yığınları İçinde Bir Tek Canlının Sen Olduğunu Anlayacaksın...

Bu Gece Senindir...Açılmıştır Artık Tüm Algıların...Sen Seni Göreceksin,İçinde Gizlediğin Ve Kimselere Anlatmadığın En Derinlerinde Gizlediğin Seni...

Belki Şaşıracaksın..."Bunu Ben Bir Tek Rabbime Söyledim " Diyeceksin...
Nasıl Olduğuna HAYRETLE ŞAŞIRACAKSIN...

Tekrar Bakacaksın...Dayanamayacak Son Bir Şeyler Söylemek İçin Geri Geleceksin...

Her Gece Yatağında Uyumaya Çalışırken,Binlerce Karışık Düşünceler Geçerken Aklından...Bu Geceden Sonra Hepsi Silinecek Ve Aklın Sadece Bu Gece Yaşadıklarına Takılacak...Bu Defa Seni Uyutmayan Bu Gecenin İzleri Kalacak Aklında... Yatağa Uyumak İçin Girdiğin Her Gece Aklına Gelecek...
İster Korkudan Dolayı Git,İster Sevgiden Yada Öfkeden...
Kalbin Sorularla Dolu Aklın İse Düşünemeyecek...

Bir Eksiklik Hissine Kapılmış Kalbin...İçinde Bir Burukluk Var...Sanki Bir Yanın Eksikmiş Gibisin...Bazı Anlara Kızgın,Bazı Anlara Çaresiz Ama En Fazla Olanı İse Çekinerek Veya Bir Umutla Söylediğin Keşkelerin...

Olmasını Aklından Geçirdiğin Ama Dualarına Bile Eklemeye Çekindiğin Arzu Halin Var...

Doğru Olduğuna İnanmaya Çalışarak,Kendini Zorlasan'da Buna İkna Etmek İstesende Yapamıyorsun...Verdiğin Kararın Doğruluğunu Sorguluyorsun...Senin Elinde Değil Kalbin Sorgulatıyor Sana...

Bu Defa Aklın Giriyor Devreye...Seni Rahatlatacak Sözler Söylüyor...Onu Dinliyorsun,İkna Olmak İçin Değil,Biraz Olsun Rahatlamak Başka Şeyler Düşünerek Unutmak İçin...

Kalbini Dinlemeye Başladığın Vakit Dayanamıyorsun....Çünkü Biliyorsun Kalbe İlhamın Geldiği Yerin Yalan Olmadığını...

Bu Zamana Kadar Kalbini Dinlemeyerek Yaptığın Hataları Biliyorsun...Vicdanın Kalpte Olduğunu Bildiğin İçin Pişmanlıkların Ve Keşkelerin Acıtıyor Kalbini...

Kalbin'in Huzur Bulduğu Yeri Biliyorsun,Ama Aklına Mantıklı Sözler Söyleyenlere Aldanıyorsun, Kalbine Gelen İlhamı İnkar Ediyorsun...

Ve Sen Bunun Farkındasın...Kalbine Gelen İlhamı Reddetmek Seni Huzura Hasret Bırakıyor...İçin Daralıyor Ama Sen Bunu Kendi Nefsin zannedecek'sin...

Yaptığın Her Şey Alışkanlık Haline Gelecek...Huzur İle Yapamayacaksın...


Şarkılarda,Türkülerde Veya İlahilerde Arayacaksın Huzuru...Belkide Kalbinin En Rahatladığı An Olan Bir Seccade Üzerinde...



Ne Yaparsan Yap,Nefsin Ve Başkalarını Dinlemenin Verdiği Huzursuzluk,Seni Üzmeye Devam Edecek ; İnkar Ettiğin O İlahi İlham...


Sonra Çare Arayacaksın...Belki Bir Mucize Belkide Bir Keramet...Bu Zamana Kadar Öğrendiklerinle Coşup Bulacaksın Ama O Öğrendiklerinle Akıl Yürüterek Kaybedeceksin...

İlahi Yazgının Ve Karşına Çıkartılan Tevafukun Öğrendiğin Öğretilerle Zıt Düşmesi,Seni Kaybetmeye Mahkum Edecek....

İşte O zaman İlahi Yazgıya Değil,Başkalarının Ve Nefsinin İstediğine Uymuş Olacaksın...Huzur Veren Ne Varsa Hepsi Huzurunu Alıp Gidecek...Alışkanlık Hali Olan İlletin Kucağında Uyuyacaksın Ve Öylesine Yaşayacaksın...


Aradan Biraz Zaman Geçecek...Kalbin Üzgün Üzgün Dolaşacak Seninle Beraber Bedeninin İçinde....

Gündüz İşe Yahut Okula Veya Dini Sohbet Dinlemeye Gittiğin Yerde...Kulağın Gözün Dinleyecek Konuşan Kişiyi...Kalbin İse Sessizliğe Vererek Kendini,Hiç Bir Tadı Alamayacak...

Allah'tan Bir İnayet Dileyeceksin...Duaların İle Huzuru Dileneceksin...Haline Acıyıp Seni Kurtarmasını Dileyeceksin...Rahmetine Sığınacaksın....
Ve Allah Sana Bir Lütuf İhsan Edecek..


Hiç Ummadığın Bir Gecede...İlahi Bir Rahmet Meltemi Esecek Gönlüne...
Yahut İlahi Bir Rüya İle Geleceksin Kendine....

Senin Halini Sana Okutacak Sonra...İşte O Zaman Göz Yaşların Akıp Sel Olacak...Rabbinin Sana Verdiği Değeri Ve Sevgiyi Meçhul Bir Kulun Yazısından Okutunca İdrak Edeceksin...İşte O Zaman Anlayacaksın Bu Geceyi...


Bu Defa Hiç Durmadan Koşarak Geleceksin;Huzura Veda Ettiğin Yere...
Bir Umutla Bakacak,Arayacaksın...O Huzur Hala Duruyor'mu Diye....
Belki Bulmayacağının Korkusu Olacak İçinde...
Ama O Hala Orada...Adeta Eyyub-i Sabır İle Boynu Bükük Seni Beklediğini Göreceksin...

Mahcubiyetle Varacaksın Yanına...Belkide Boynunu Bükerek Çekineceksin...
Ama Sakın Üzülme...Çünkü Senin Geldiğini Gördüğü Vakit,Nurdan Nura Boyanarak Parlayacaktır...


İşte O zaman Yaşadığını,Nefes Aldığını Anlayacaksın...Seni Anlamayan Ölü Yığınların İçinden Çıkıp Gelmenin Vermiş Olduğu Huzuru,Suya Hasret Oruçlu Misali KanaKana İçeceksin...


Korkularından Arınmışsındır Artık...İlahi Yazgıdan Kaçmanın Bir Yolu Olmadığını Görüp Teslim Olursun...

Ve Birde Bakmışsın Ki Bunca Yaşadıklarının Hepsi Birer "Keramet"


"ALLAH DİLEDİĞİ KADARINI MEÇHUL BİR KULUNA İLHAM EDER KONUŞTURUR...SENİN HALİNİ,KALBİNDE SAKLADIKLARINI,İLHAM VERDİĞİ BİRİ İLE DUYURUR SANA !!!..."


Söz İle Cümle Aleme Konuşturur Onu...Her Bir Kula Ayrı Ayrı Hisse Verir Allah...Gözünle Sana Gizliden Gizliye Baktırır...Kılıktan Kılağa Girmeye Niyetlensende Baktırır...

Günler Aylar Hatta Aradan Yıllar Geçse Bile...İşte O Zaman Anlarsın Ki Bu Bir Keramet...



Aşkın Boynuna Taktığı Mahkum Zinciri İle Çekecek Seni Kendine...

Aşkın Acısını Tattıracaktır Sana...Muhabbeti İse Baldan Ziyade...

İşte O zaman Hiç Kimseye Söylemediğini Bir Tek Sana Diyecektir...

Muhabbet-i Aşk İle....

Emrah YIldırım
@MenDehliZeman

Slh TRHL, Hz. Muhammed'i inceledi.
 08 Mar 00:44 · 7/10 puan

Es-Selam..
Kitabı okudum ve özellikle hadis bölümüne geldiğimde en büyük eksikliğin sahih olup olmama noktasında ''Tahrîc'' yapılması gereğini hissettim.
İncelemelere baktığımda da arkadaşlarımız teknik bakımından gerekli bilgileri vermişler, bu yüzden içeriğe hiç dokunmadım.
Şu şekilde bir yöntem izledim;
Önce hadisleri klasik kaynaklarda tarama yapıp sahih olup olmadığına baktım,
varsa değişik varyansları kaynaklarda olduğu gibi aldım,
hadis zannı ile yazılan ayetlerin metinlerini yazdım,
açıklama bölümünde mümkün mertebe bilgi vermeye çalıştım,
ve çalışmayı 'usul olmadan esas olmaz' prensibi doğrultusunda usul-ü hadis ilkeleri kapsamında değerlendirdim.
Dil sürçer, Kalem de , göz de bakış açısı da...
İnsan gibi.
Var ise bir hatamız affola.

Keyifli okumalar...

-"Hurma ağacının altında uyumuş olan Hz. Muhammed uyanınca, elinde bir kılıçla habersizce başucunda dikildi ve; "Ey Muhammed, seni benden kim kurtaracak?" dedi. Hz. Muhammed: "Allah!" diye cevap verdi. Dü'sûr'un kılıcı yere düştü. Onu Rasülullah aldı ve; "Asıl şimdi seni benden kim kurtaracak?" dedi. Dü'sûr, "Hiç kimse!" dedi. Rasülullah onu serbest bıraktı ve "Kalk işine git" dedi. Dü'sûr giderken, "Sen benden daha hayırlısın" dedi. Resul-i Ekrem: "Ben buna senden daha hak sahibiyim" dedi. Dü'sûr: "Ben de Allah'tan başka ilâh olmadığına ve senin Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ediyorum" diyerek Müslüman oldu. Hz. Muhammed'in de en sadık arkadaşlarından biri oldu."(l).( Ahmet Davutoğlu, Sahih-i Müslim tercüme ve şehri. )
AÇIKLAMA: Bu rivayet Asım KÖKSAL ın İslam Tarihi isimli meşhur eserinde de geçmesine rağmen hadis literatüründe böyle bir hadise şerife rastlamadım.
Bu yüzden sahih bir kaynaktır diyemiyoruz.

-Allah'ım! Sana olan sevgimi, bana bağışla. Sevdiklerinin sevgisini de kalbime koy. Öyle yap ki, ben senin layık Tolstoy bildiğin, sevdiğin işlerin uygulayıcısı olayım. Öyle yap ki, senin sevgini benim için, bana, aileme ve servetime olan sevgimden üstün eyle." "Allah'ım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli istiyorum. Allah'ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl."(2). Tirmizi, Davut 74. -SAHİH-
-"Hakikat insanlar için ne kadar acı olsa da, hakikati söyleyin!"(3). Tirmizi, Fiten 26. -SAHİH-
-"Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et." Bir adam: "Ya Rasülallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zalimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz?" dedi. Resul-i Ekrem: "Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir" buyurdu.(4) Buhari, Mezalim 4 –SAHİH-
- "Kim bir hayır işlerse, ona onun on misli vardır veya daha da artırırım. Kim bir kötülük işlerse, ona da onun misli vardır. Ya da tamamen affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; kim bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım. Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla dünya dolusu günahla gelirse, ben kendisini o kadar mağfiretle karşılarım." (5). Müslim, Zikir 22 –SAHİH -
- "Bir insanın gerçek zenginliği , onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir.."(6). Kütüb-i Sitte.
AÇIKLAMA:
Hadis Literatüründe Kütüb-ü Sitte diye bir kaynak muteber değildir.

- "İhtiyaç içinde bir mümine darlıkta olmasına rağmen ve gönülden yardım eden bir mümin Allah’ın rızasını umabilir."(7). Tergib ve Terhib Tercümesi
Tergib ( İyiliklere teşvik ) –Terhib ( kötülüklerden sakındırma ) hadis kitabı Münziri’nindir ve bu eserde maalesef zayıf rivayetler de mevcuttur. Bu bağlamda hadisin de sahih olduğuna dair delil mevcut değildir.
- "Allah rızası için incitici ve alaycı söz duyup ve buna sabreden bir kişi Allah katında en sevimlisidir.."(8). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz."(9).Buhari İman 7, Müslim İman 71-72 –SAHİH-
- "Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmışhr."(10).Buhari Rikak 28 –SAHİH -
- Allah Teâlâ buyurmuştur ki: "Ey insan! Yalnız benim kanunlarıma uysan, bana uyar ve benzersin. ‘’Ol dersin o da olur..."(11) kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.

-Yani aşırı yemek yiyerek ve içerek kendi nefislerinizi öldürmeyin."(12). Tergib ve Terhib Tercümesi.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Allah arzı yarattığı zaman, arz sallanmaya (tıpkı bir hurma ağacı gibi sağa sola) yalpalar yapmaya başladı, bunun üzerine dağlarla onu sabitleştirdi ve böylece arz istikrarını bvıldu. Melekler dağların şiddetine hayrette kaldılar. "Ey Rabbimiz, dediler, dağlardan daha şiddetli bir mahlûk yarattın mı?" "Evet, buyurdu. Demiri yarattım." "Demirden daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak Teâlâ: "Evet! Dedi. Ateşi yarattım." "Ateşten daha ağır bir şey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teâlâ: "Evet, dedi, suyu yarattım!" "Sudan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak Teâlâ tekrar cevap verdi: "Evet, rüzgârı yarattım." "Rüzgârdan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teâlâ: "Evet insanoğlunu yarattım" dedi ve devam etti: "Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse (daha şiddetlidir)."(13). Tirmizi, Tefsir, Muavvizateyn 2
AÇIKLAMA:
Böyle bir rivayete rastlamadım bu yüzden soru işareti ?

-Allah Teâlâ buyurur: "Ben, gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve insanı yarattım."(14)El-Acluni, Keşfül-Hafa 132.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Kimseyi kırma. Biri seni kırar ve ayıplarını, kötülüklerini açığa vurursa, sen de onun kötülüklerini açıklayıp yayma."(15) Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.

- Hz. Muhammed "Allah Teâlâ bazı şeyleri farz kıldı, onları ihmal etmeyin. Bazı günahlara yaklaşılmaması için sınırlar koydu, o sınırları aşmayın. Bazı şeyleri haram kıldı, o haramları çiğnemeyin. Bazı şeyleri de unuttuğu için değil size olan merhameti sebebiyle dile getirmedi, onları da araştırıp kurcalamayın."(16).Darekutnı, Es-Sünen 184.
AÇIKLAMA: Delil yeterli değildir.Darekutni de de zayıf rivayetler mevcuttur.
- "Kim Allah'ın yarattıklarına karşı merhametli olursa, Allah da ona merhametli olur. İnsanların iyilik ve kötülüklerine bakmayarak onlara iyilik et. Başkalarına iyilik yap ki kö- tülüklerine engel olasın" (17). Tirmizi, Birr 16 -SAHİH- tir.
- "Hz. Muhammed'den sordular ki: "Dinin esası ne üzerine kurulmuştur?" O da şöyle cevap verdi: "Kendiniz için istediğinizi başkaları için de isteyin; kendiniz için istemediklerinizi başkaları için de istemeyin." (18). Buhari İman 6, Müslim İman 71 -SAHİH- tir.
-"Bir Müslüman'ın samimiyetinin ölçüsü, onun gücünün yetmediği şeylerde çaresiz kalmasıdır." (19) Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
- "Allah Teâlâ, her iki tarafına duvarlar yapılmış birtakım yollar yapmış, duvarların üzerlerinde perdeler asılmış, açık kapılar kurulmuş, bir yol yapmıştır. Bu yolun başlangıcında durmuş bir bekçi, kapılara doğru gidenlere şöyle diyor: "Doğruca gidin ve hiçbir tarafa sapmayın." Sonra yukarıda duran bekçi: "Şu kapıdan içeri girmeyin, yoksa içine dü- şersiniz." Bu yol, hayat yoludur. Açık kapılar Allah Teâlâ tarafının tehlikeli görülmüş amellerdir. Kapıları kapatan perdeler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Birinci bekçi Allah'ın kelâmıdır. İkinci bekçi ise, her insanın kalbindeki Allah korkusudur." Tolstoy (Ç.n.: Tolstoy'un derlemesine koyduğu bu hadiste tercü- me ve nakil hatası ile ilaveler var. Hadisin kaynağından yaptığımız tercümesi şöyledir.) Bir adam; "Sırat-ı müstakim (doğru yol) nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber ona şu cevabı verdi: "Hz. Muhammed, bizi sırat-ı müstakimin bir başında bı- raktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine saparsa, yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakime (dosdoğru yola) giderse, o da cennete ulaşacaktır." İbnu Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu âyeti okudu: "İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar..."(20). En’am, 6: 152
AÇIKLAMA: Delil yetersiz olup İsrailiyattan olma ihtimali mümkündür.
- "Her Müslüman'ın sadaka vermesi gerekir" buyurdu. Kendisine: "Ya bulamayan olursa?" diye soruldu. "Eliyle çalışır, hem şahsı için harcar, hem de sadaka verir" cevabını verdi. "Ya çalışacak gücü yoksa?" diye soruldu. "Bu durumda, sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yardım eder" dedi. "Buna da gücü yetmezse?" dendi. "İyiliği veya hayrı emreder" dedi. "Bunu da yapmazsa?" diye tekrar sorulunca: "Kendini başkasına kötülük yapmaktan alıkoyar. Zira bu da bir sadakadır" buyurdu.(21) .Buhari, zekat 30, Edep 33 -SAHİH -tir.
- "Şehvetle bakmak zinadır. Erkek olan meclise bir kadı- nın kendini göstermek için süslenip gitmesi ve ihtirasla bakması da zinadır."(22).Müslim Kader 20, Ebu Davut, Nikah 44 -SAHİH- tir.

- Hz. Muhammed Vâbisa İbni Ma'bed diyor ki, Resul-i Erkem'in huzuruna varmıştım. Bana: "İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?" dedi. "Evet" dedim. O zaman şunları söyledi: "Kalbine danış." "İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını onayladığı şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice nice fetvalar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandı- ran şeydir."(23). Ahmet B. Hanbel,Müsned 227-228- SAHİH- tir.
-"İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve Allah rızası için birbirnizi sevmedikçe kamil imana ulaşamazsınız." (24). Tirmizi, Kıyamet 46. Müslim, Cennet 63 -SAHİH -tir.
- "Alçakgönüllülük ve tevazu imandandır, boş sözler ve boş ameller riyakarlıktandır." (25) Tirmizi, Kıyamet 64, Tirmizi ,Birr 77 -SAHİH- tir.
-"Zalimlerle birlikte olmaktansa, kendi başına, yalnız kalmak daha iyidir. Kendi kendine olmaktansa hayırlı insanlarla birlikte olmak daha iyidir. İlim öğrenmek isteyene ilim öğretmek susmaktan iyidir. Boş konuşmaktansa susmak iyidir." (26). Tergib ve Terhi Tercümesi, 431-446.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Öfkelendiği zaman öfkesini yenenleri Allahu Teala mükâfatlandırır." (27). Taberani, Mücemü’s Sağir Tercüme ve Şehri 289.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Herkesin ameli, onun davranışlarındaki niyetine göre değerlendirilir. (Ameller niyetlere göredir)" (28).İman 41,Nikah 5, Eyman 23, Talak 24, Eyman 19 –SAHİH- tir.
-"Allah Teâlâ, kendi kazancıyla geçinenleri sever."(29).Mürşid, 3.0, Hadis no:7212
AÇIKLAMA.SAHİH değildir.
- "Zorluklarda ve hastalıklarda sabreden ve küsmeyen kimse kamil imana erişen kimsedir. (30). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
-"Gerçek tevazu, bütün iyiliklerin başıdır." (31). Tirmizi, Birr 77 -SAHİH- tir.
-"Tevazu ve anlayış olmadan iman olmaz." (32). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
-"İyilikleri paylaşma konusunda ısrarlı olun." (33). Kaynağı bulunamadı.SAHİH değildir.
- "Nura ulaşmak isteyen nurun içindedi. (34). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
- "En hayırlınız odur ki, iyilik bulunca Allah'a şükreder, kötülüğe maruz kalınca sabreder. O daima Allah tarafından mükâfatlandırılır." (35). Müslim, Zühd 64. SAHİH tir.
-"Hidayeti bulanlar tartışmalardan uzak dursunlar." (36). Tirmizi, Tefsir, Zuhruf, İbnu Mace. SAHİH tir.
- "Allah'ın en büyük düşmanları, mü'min oldukları halde fitne çıkaran ve insanların kanını akıtan kimselerdir. (37). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
- "Kabir, sonsuzluğa ilk basamaktır.( 38) Tirmizi, Zühd 5. SAHİH tir.
-"En büyük cihad, (nefse) karşı yapılan cihattır. (39) Fedaiıu’l- Cihad 2. SAHİH tir.
- Allah rızası için geçirilen bir saat, boş geçirilen bir yıldan daha değerlidir. (40). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.

- "İbadet, dua eden mü'minin ruhunun yükselmesi ile Allah'a kavuşmasıdır." (41) Tirmizi, Daavat 112.SAHİH tir.
- "Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur." (42). Süyuti, Kabir Alemi Tercümesi S.39.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Allah bütün işlerde yumuşaklığı sever." (43) Kütüb-i Sitte.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Mü'min, Allah ‘a tevekkül ederek ve bağışlanacağını umarak ölür. " (44)Kaynağı bulunamadı
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Gözlerin zinası bakmaktır, dilin zinası konuşmaktır. Nefis de temenni eder ve iştah duyar. Uzuvlar da bunu doğrular veya yalanlar."(45)Buhari, İsti’zan 12,kader 9, Müslüm, kader 20. SAHİH tir.
-"Zina yapan kadın ve erkekler Allah’a ibadet etmekten kaçınanlar, Allah’ın sevmediği kimselerdir." (46)Buhari, tefsir, nun ve’l- kalem2. –SAHİH- tir.
- "Allah Teâlâ, kendi kazancıyla geçinenlere merhamet eder, dilenerek geçinenlere değil." (47).Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Kim daha çok sıkıntı içindeyse, onun mükâfata da bir o kadar büyük olur. Kim daha fazla belâlara maruz kalmışsa onun mükâfatı daha fazladır. Gerçekten Allah Teâlâ, kimi daha çok severse onu daha fazla belâlara uğratır." (48) Muvatta,kelam 8, Tirmizi. SAHİH tir.
- Hz. Muhammed namazını kılınca arkasından âdeti olarak şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Sana imanımın sağlamlığı için dua ediyorum. Doğru yolla gideceğime hazır olduğum için dua ediyorum. Senin merhametine ve yardımına güvenerek sana secde ediyorum. Sana dua ediyorum ki, beni hatalarımdan temizleyip, temiz bir kalp, doğruyu konuşan bir dil verdin. Sana dua ediyorum ki, bana iyilik yapmayı tavsiye edip kötülükten ve hatalardan koruyorsun. Senden gizli ve açık yaptığım günahlarımı bağışlamanı istiyorum." (49). Buhari, Teheccüt 1, Daavat 10 Tevhid 8, 24,35.SAHİH tir.
- İmana zarar veren kimseleri size bildireyim mi? Ayetleri yanlış tefsir edenler, yalan sözler söyleyen münafıklar ve dalalete düşen yöneticiler."(50). Benzer bir hadise rastlanmadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Kadın helal olan erkeğin ikinci parçasıdır."(51). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"İlim, unutulursa kaybolur, liyakatsizlerin elinde yok olur. Gerçek âlim odur ki, bilgisini hayata tatbik eder." (52) Buhari, ilim 34, İ’tisam 7, ilm 13. SAHİH tir.

- "Bir kulun sırf Allah rızasını talep etmek için yuttuğu bir öfke yudumundan Allah katında sevap bakımından daha büyük bir yudum yoktur." (53). Mace, cilt 10 Syf.462.
AÇIKLAMA: Delil yetersizdir ve kaynak teşkil etmez.
- "Öyle günler gelecek ki, kendi dininizin adından başka bir şey kalmayacak. Kur'an'dan, onun görüntüsünden başka bir şey kalmayacak. O zaman camilerde artık ilim ve din öğrenilmeyecek, Allah'a kulluk yapılmayacaktır. Din adamları, ilim adamları, insanların en kötüsüne dönecek, münakaşa ve münazaralar onlardan çıkacak ve insanlar dinden çıkıp geri dönecekler." (54). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "İlim öğrenmek her Müslüman'a farzdır. İlmi, ehil olmayana öğretmek, domuzların boyunlarına cevher, inci ve altın takmaya benzer." (55). İbnu Mace ve Diğerleri, Tergib ve Terhi Tercümesi.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Üç çeşit nasihat vardır: Şüphesiz hakikat içeren nasihatlarıdr. Bunlara kulak ver. Doğru yoldan saptıran nasihatlardır.Bunlardan uzak dur.Belirsiz nasihatlardır.Bunların açıklanmasını Allah’tan iste’’ (56). Kaynağı bulunamadı
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Hiçbir beşer ölmez. Ölümden sonra ahirette ebedi olarak yaşamaya devam eder." (57). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- ". ..Peygamber (SAV) bana: "Ya Hakim! Şüphesiz bu mal yeşildir, tatlıdır. Her kim bu malı nefis güzelliği ile hırssız olarak alırsa, o mal kendisi için bereketli, meymenetli kılınır. Kim de bunu nefis düşkünlüğü ile, hırsla alırsa, mal alan için bereketli kılınmaz. O ihtiraslı kişi yiyip de hiç doymayan (köpek açlığı hastalığına tutulmuş) kimse gibi olur. Yüksek el, alçak elden hayırlıdır!" buyurdu. " (58). Sahih-i Buhari, Cilt 14 Syf. 6376.
AÇIKLAMA:Her ne kadar kaynak olarak Sahih-i Buhari gösterilse de usul-ü hadiste SAHİH lik için geçerlilik şartlarını taşımıyor,bu yüzden soru işaretini ( ? ) uygun gördük.
- "Allah'a tevekkül et (güven), ancak deveni sağlam kazığa bağlamayı da ihmal etme." (59). Tirmizi, Kıyamet 61. SAHİH tir.
-"Dünya ve dünyanın bütün nimetleri değerlidir. Ancak onun nimetleri içinde en değerlisi, Saliha (iyi) kadınlardır." (60). Müslim, Rada 64. SAHİH tir.
- "Biliyorum ki, 'Allah'tan başka her şey fanidir.' Sözünü 'Lebid'den başka kimse söylememiştir." (61). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: Böyle bir hadis olmayıp orijinali şu şekildedir;
Sahih hadis kitaplarında nakledildiğine göre Arapların söylediği en doğru söz, şair Lebîd’in;
Elâ küllü şey’in mâ hala’llâhu bâtıl.
“Biliniz ki Allah’tan başka her şey boş ve batıldır.
Ayrıca;
Lebîd, hem cahiliye devrini hem de İslâmiyet’i idrak etmiş, uzun ömürlü bir Arap şairidir; muallâka sahibidir. Bu mısranın devamı şöyledir: "Ve küllü na’îmin lâ mehâlete zâ’il” (Her nimet ve saadet de hiç şüphesiz fâni ve yok olucudur).
Bk. Buhârî, “Edeb”, 90; Müslim, “Şi’r”, 2-6; Tirmizî, “Edeb”, 70, hadis no: 2849; Ahmed b. Hanbel, II, 248, 391, hadis no: 7377, 9072.

- "Her zaman hakikatten yana ol, yalandan kaç!" (62). Tirmizi, Kıyamet 61. SAHİH tir.
-"Mü’min olan kimse başkasının gıybetini yapmasın, başkasını lanetlemesin,boş söz söylemesin." (63) Tirmizi, Tefsir, Hucurat, Ebu Davud, Edeb 71. SAHİH tir.
- "İnsanların kusurlarını, özellikle böyle kusurlar kendinde varsa, onların yüzüne vurmaktan sakın!" (64). Buhari, Edeb 57-58, Müslim, Birr28-34.SAHİH tir.
"-Ya doğruları söyle ya da sus." (65). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-Altı şeye dikkat edin: "Konuşunca doğru söyleyin; söz verince yerine getirin; borçlarınızı ödeyin; kendi fikir ve işlerinizde sapıklığa düş meyin; ellerinizi israftan ve kötü şeylerden koruyun." (66).Buhari , İman 24, Mezalim 17.SAHİH tir.
- "Allah Teâlâ, tevekkülü,saygılı,gururdan uzak ,başkalarını ezmeyen kulu sever." (67).Buhari, İstitabe 4, edeb 35; Müslim , Birr 48. SAHİH tir.
- "Kötülük yapan ,zalimlerden yana olan,küfür adına ölen kimse bizden değildir." (68).Müsli, İman ,164. Tirmizi , Büyü 74.SAHİH tir.
-"Boş söze dalmak, insanı sevdiğine karşı sağır ve dilsiz yapar." (69).Ebu Davud, Edeb 125.SAHİH tir.
- Allah katında en sevimliniz dostluk kuran ve kendisiyle dostluk kurulanlarınızdır.Allah nezdinde en sevimsiziniz arkadaşların arasını açanlardır"(70). İhya’u Ulum’id-Din Huccetü’l-İslam, İmam Gazali.
AÇIKLAMA:
İmam Gazali her ne kadar Huccetü’l İslam olsa da en zirve eseri olan İhya da zayıf rivayetler mevcuttur..
İlgili hadisi şerif için SAHİH bir kaynağa rastlanılmamıştır.


- "Boş sözden men etmeyen , temiz kalpli ve güzel sözlü olmayan kimse iman etmiş olamaz."(71). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA:SAHİH değildir.
- "Çirkin söz eden birisinin ibadetleri kabul edilmez.72).Tirmizi , Birr 85.SAHİH tir.
-"Allah kardeşler arasını düzelten kimseyi sever. Bu tutum, namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetten sayılır."(73).Tirmizi Salat266. Müslim Birr 36. SAHİH tir.
-"Allah Teâlâ, akıl ve zekâdan daha güzel, daha iyi bir şey yaratmamıştır. İnsanlara verdiği nimetleri de onların hatırına veriyor. Allah'ı anlamak da akıldan doğar."(74).Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Allah Teâlâ, halimdir, halim olanı sever,ona bol ecir verir. Gaddar kimseyi de mükafatlandırmaz ." (75). Buhari, İstitabe 4, Müslim, birr 48. SAHİH tir.
- "Güçlü olan,insanları yenen değil,öfkelendiği zaman öfkesini yenendir."(76).Buhari, Edeb 76, Müslim, Birr 107. SAHİH tir.
-"Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman biri ile istişare ederse ALLAH onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar."(77) Kütüb-ü Sitte 16. Cilt.
AÇIKLAMA:
En muteber hadis kitabı dahi olsa bu şekilde genel bir kaynak geçersizdir.

-Kim dünyada bir müminin ayıbını örterse , kıyamet günü Allah da onun ayıbını örter.."(78) Ebu Davud, Edeb,39. SAHİH tir.
- "Kendinizden fazla zengin ve güzel insanları seyrederken, kendinizden aşağıda olanları da unutmayın." (79).Tirmizi Kıyamet 59. SAHİH tir.
- "Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir.Böbürleneni Allah alçaltır.Allah’ı çok ananı Allah sever" (80).İmam Gazali, cilt.4,s.655.
AÇIKLAMA:
İmam Gazali her ne kadar Huccetü’l İslam olsa da en zirve eseri olan İhya da zayıf rivayetler mevcuttur..
İlgili hadisi şerif için SAHİH bir kaynağa rastlanılmamıştır.

- "Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar.Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar. (81) Müslim. Birr 33 SAHİH tir.
-"İnsanın her bir eklemi için her Allah'ın günü bir sadaka vermesi gerekir: Hz. Muhammed İki kişinin arasını bulman, (haklarında adaletle hükmetmen) bir sadakadır. Bir kimseye bineğine binerken yardımcı olman veya yükünü hayvanına yüklemesine yardım etmen bir sadakadır. Güzel bir söz söylemek sadakadır. Namaza giderken attığın her adıma bir sadaka sevabı vardır. Gelip geçenleri rahatsız eden bir şeyi yoldan alıp atman bir sadakadır."(82) (Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Müslim, Zekât 56) SAHİH .tir.
-Beni seveni kulağından işitirim, gözlerinden görürüm,kolunu hareket ettiririm,ayaklarını yürütürüm.." (83). (Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Müslim, Zekât 56)SAHİH tir.
- "Yerin sürtünme kuvvetiyle demiri temizlediği gibi, Allah Teâlâ'yı bilip iman etmek de insanın kalbini temizler." (84)
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Her bir maruf (iyilik) sadakadır." Başka bir rivayette: "Kardeşini güler yüzle karşılaman, kendi kovandan kardeşinin kabına su vermen de birer maruftur (iyiliktir)." Şeklindedir. (85).Müslim, Zekat 52, Buhari, Edeb 68. –SAHİH- tir.
- "(Bir keresinde) Rasülullah'a (ayrı düştüğü) çocuğuna duyduğu özlemden dolayı rastladığı her çocuğu kucaklayan, göğsüne bastırıp emziren bir kadının da aralarında bulunduğu bir esir grubunu getirdiler. Resul-i Ekrem çevresindekilere (o kadını işaretle): "Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?"diye sordu. "Asla, atmaz!" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir" buyurdu. (86).Buhari, Edeb 18.-SAHİH- tir.
- "Başkalarının malllarını yiyen kimse günahkar ve fasıktır." (87). Buhari, İstikraz2 , Buhari, Hums 7. -SAHİH- tir.
- "İşçinin hakkını alnının teri kurumadan (yorgunluğu geçmeden) veriniz."(88). Tergib ve Terhib Tercümesi.
AÇIKLAMA: Kaynak yanlış verilmiş olup doğrusu İBN MACE/ 2-817 olup SAHİH tir.
-"İnsanlara nezaketli ol, kabalık etme. Onlarla iyi geçin, onlardan nefret etme. Sana Yahudiler ve Hıristiyanlar rast gelip cennetin anahtarını sorsalar, onlara anlat ki, cennetin anahtarı, 'Allah'ın varlığına ve birliğine, şahadet etmektir' de." (89) Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA:SAHİH değildir.
- "Kardeşine karşı göstereceğin tebessümün bir sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır."(90)Tirmizi,Birr 36.-SAHİH- tir.
- Allahı seviyorsanız, müminleri de sevin!" (91). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA:Böyle bir rivayet SAHİH olmayıp Al-i imran 31.ayet mevcuttur.
‘’De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin’’

-"Kalbini yumuşamasını sever misin? Yetime merhamet et, başını okşa,ona yediğinden yedir.Kalbin yumuşar." (92).Abdülaziz Bekkine, cilt 1, 11-9.
AÇIKLAMA: Net SAHİH bir rivayete rastlamadım kaynaklar ravi ile sınırlı kalmış.
- "Allah katında en sevimliniz size kötülük yapanı bağışlayan kimsedir. (93). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: Böyle bir rivayet olmayıp bu konu babında ilgili ayet şu şekildedir;
"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz." (Fussilet, 41/34-35)

Fezâ, bir alıntı ekledi.
09 Şub 14:54 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Hayvanla insan arasında müşterek gördüğü şehevî seciyeyi şiddetle
cezalandırmaya, nefsi öldürmeye ve o yoldan kemal bulmaya bakar. Halbuki esasta nefs ölmeyecek ki zaten ölmez bir başka hale inkılâb edecek ve yola gelecektir. Nefs yola gelince de Allah'a yol açılacaktır.
Nefsi öldürme veya nefsin öldürülebileceğini zannetme yolu sadece serap... Ya insanı, gerçek gayesiyle ve büsbütün kaybettirir; yahut manastırlarda ve daha bitmem nerelerde gördüğümüz gibi. büsbütün nefsin eline teslim eder, sefalet derecelerinin en altına indirir.

Çöle İnen Nur, Necip Fazıl KısakürekÇöle İnen Nur, Necip Fazıl Kısakürek
Ben Hakimim Masum Bey, bir alıntı ekledi.
07 Şub 20:54 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Sufi şöyle der; Allah; Zayif zavalli kullarini pusuda bekleyen nefsin, lanetlenmis seytanin hilesinden uzak tutsa esirgese ne olurdu?

Kadı der; Nefis, şeytan heva ve heves; zahmet, mesaggat, didinmek uğrasmak ve kavga olmasaydi.

Ey utanmaz adam, Sultan kullarini ne adla ne lakabla çağıracaktı?

Nasil olacak da "Ey sabirli", "Ey hilim sahibi", "Ey yiğit kişi", "Ey hikmet sahibi" diyecekti.

Rüstem ve Hamza(Efendimizin amcası) ile namussuz aynı ve bir olsaydı. Ilim ve hikmet batil olurdu.

Ilim ve hikmet; doğru yol ile eğri yolu belirtmek içindir. Her tarafa yol bulunsa idi, hikmet abes ve boş birsey olurdu.

Mevlana, Şaban Karaköse (Sayfa 90 - Yediveren)Mevlana, Şaban Karaköse (Sayfa 90 - Yediveren)
Eda, bir alıntı ekledi.
15 Oca 18:28

Senai, Kuşların Münacatını icat etmişti. Güvercinler durmadan hü çekerler; çünkü sevgiliye giden yolu sorarlar, hû, hû "Nerede? Nerede?" sorusunu tekrarlarlar. Leylek, lak-lak adını şehadetinden alır: el-mülk lak, el-emr lak, el hamd lak, "Senindir mülk, Senindir emir, Senindir hamd". Ördek, kısmen karaya bağlı kısmen de Allah'ın ummanında yaşayan insanın simgesidir; karga ise bu dünyevi hayatın çirkin kış manzarasıyla ilgilidir hep. Deve, tam sabırla efendisinin emirlerini yerine getiren mümin kişinin simgesidir ; murdar köpek bile süfiye örnek olabilir; çünkü tıpkı nefsin, ermiş kişilerin yanında yücelip arınması gibi AshabKehf'e sadakatle eşlik eder, arınır ve takdis edilir.

İslamın Mistik Boyutları, Annemarie Schimmelİslamın Mistik Boyutları, Annemarie Schimmel