• 272 syf.
    ·7308 günde·Beğendi·6/10
    Bu kitaptan önce iki Supernatural romanı daha (Cadı Kanyonu - Bir Daha Asla) okumuştum.O kitaplarla beraber değerlendirdiğim zaman "Kemik Anahtar"'ın biraz daha yavan kaldığını düşünüyorum. Ama bu kitabı tek başına değerlendirirsem orta dereceli okunabilir bir kitap olarak görüyorum. Kitabı elbetteki dizisi ile kıyaslamayacağım , kıyaslayamam da .Diziyi beğenerek izliyorsanız kitabı da beğenerek okuyacağınıza eminim.
    Kitapta eksik kalan ( diziye göre) iki kardeşin birbiriyle yaptıkları espriler ve şakalar bu kitapta çok yok. Anlatım sürükleyici neler olacağını merak ediyorsunuz, ölümler ne zaman bitecek, şimdi kurban kim, Sam ve Dean nerde ?? Okurken "işte şimdi kardeşler kapıyı kırıp içeri girecekler - şimdi ortaya çıkacaklar" dediğiniz yer çok. Ama -isterseniz okumayın- çoğu yerde bekleyişlerim boşuna oldu. Evet günün sonunda tüm kasabalıların,tüm şehrin hatta tüm insanoğlunu tekrar kurtarıyolar;bu çok iyi, çok güzel ama açıkçası kitabın sonuna gelene kadar biraz da bireyselci bir kurtarış da bekledim. Tabii bu bekleyişimde boşa çıktı.
    Sonuç olarak bence kitabı okuduğunuza pişman olmazsınız.Hele ki çok sevilen dizinin şu anda son sezonunun oynadığını ve çok yakında Supernatural efsanesininde biteceğini düşünürsek. Gerçek hayattaki uğraşlarınızdan sıyırıp kendinizle ve "Winchester Kardeşler" le beraber güzel vakit geçireceğiniz bir kitap.
  • 320 syf.
    ·10/10
    Vehbi Vakkasoğlu eğitimci bir yazardır. Kırk yıldır ismi âlemimdedir. Gün oldu çocuktum. Sohbeti olacaktı akşam Maraş’ta Tevfik abinin evinde. Gözlerimin içine baktı Polat abi. Anladım görev benimdi. O ev senin bu ev benim sohbetine çağırdım insanları. Akşamında Kadıköy Vapuru’nu Kaçıran Adam’ın hikâyesini dinledim. Gün oldu, Öğretmenin Not Defteri kitabını elimden düşürmedim. Açtım kitabı sınıfa geç gelen Osman’ın tüm hikâyesini okudum öğrencilerime gözyaşları eşliğinde. Gün oldu çalıştığım okula davet ettim. Sağolsun kırmadı, geldi. Öğleden önce öğretmenlere sevgi merkezli eğitimi anlattı. Öğleden sonra öğrencilere, akşam da velilere Çanakkale’yi. Gün oldu kitaplarını bastım. Evine gittim. Çayını içtim. Duasını aldım.

    Kitabı bir öğretmen olarak, bir baba olarak okudum. Alacağımı aldım. Öğrendim. Şimdi bilgi olarak kafamda. Ama gönül imbiğimden geçip uygulama sahasına girebilecek mi, öğrendiklerim eyleme dönüşecek mi, onu zaman gösterecek. Bazı hatıraları okurken, gözlerimden yaşlar süzülmesi bir öğretmen olarak, bir baba olarak yaptıklarımın ya da yapmadıklarımın pişmanlıkları mıydı, belki…

    Sevgi merkezli çocuk eğitiminde nelere dikkat etmemiz gerektiği anlatılmış bu kitapta. Vehbi Vakkasoğlu elli yıldır seminerlerde söylüyor, kitaplarda söylüyor, sohbetlerde, radyoda, televizyonda söylüyor. Bulduğu her imkânı bu maksatla değerlendiriyor. Eğitim hizmetlerinden emekli olmak imkânsızdır zira “Hocanın rahmetlisi olur, emeklisi olamaz” diyor. Bu sebeple, bütün yeryüzünü bir okul haline getirmeye çalışıyor. Nereye çağrılsa gidiyor. ”Gidemediğin yer ne kadar senin değilse, giremediğin gönül de o kadar senin değildir.” diyor. Nice gönüller var hâlâ kendisini bekleyen. Bu sebeple enerjisinin bitmemesini diliyorum Allah’tan. Gençleri çok seviyor, gençlerle gönül saflarını sık tutmanın, geleceğimizin garantisi olduğuna inanıyor.

    İşte kitaptan öğrendiklerim
    Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Çocuğun kalbine girilmeden aklına hiç girilmez. Ne edersen et, ey sevgili anne baba, mutlaka çocuğun kalbine gir. Sevgisiz eğitim olmaz. Çocuğunu elinden değil, gönlünden tut.

    Aile içerisinde sevgi görmeyen çocuk, sevgiyi bilmez, çevresiyle sağlıklı ilişki kuramaz. Çocuğunun sevgiyi öğrenebilmesi için önce eşini sev. Anne baba olarak ilişkilerinde sevgiyi saygıyı gözet. Her gün eşinle gireceğin üç dakikalık bir münakaşa bile, çocuğun tüm yaşamını alt üst eder. Çocuğuna verdiğin sevgi kaliteli olsun. Şartsız olsun. “Ders çalışırsan seni severim.” değil. Kıyas yok, “O öyleyken sen niye böylesin?” Saçma.

    Çocuklar önce Allah'ın bir kuludur. Aynı zamanda Hazreti Peygamber’in bir ümmetidir. Ve de sana bir emanettir. Hem de senden, canından bir emanettir. Bunu hiç bir zaman unutma!

    Söyleme yap. Çocuk dediğini değil, yaptığını yapar. Sen günde dört saat televizyon izlersen çocuk da bir o kadar odasında tabletiyle baş başa kalacaktır. Bilmiyorsun şimdi nerde, hangi âlemde, kiminle? Elinde sigara, ağzında “Evladım sigara içme!” Çok komiksin baba. Bil ki boşa kürek çekiyorsun, içme ki içmesin. Oku ki okusun. Yalan söyleme ki o da söylemesin.

    Aile meclisin olsun. Her akşam on beş dakika ailede en küçükten en büyüğe bir araya gel. Sevdiklerinin gözünün içine bak. Çocuğa söz hakkı tanı. Dinle. Çocuk sende görsün dostluğu, senden öğrensin dinlemeyi. Problem nasıl çözülür, uygulamalı görsün. Pısırık olmasın. Hakkını savunsun. Hissetsin değerli olduğunu.

    Öğrendiklerin eyleme geçmiyorsa cahilsin sen. “Eğitim, kafamıza aldığımız bilgilerin gönül imbiğinden, geçerek, yaşanılır hale gelmesi, eyleme dönüşmesidir.”

    Eğitimin ilkokulu evdir. Evi kim eğitim yuvası haline getirebilir tabii ki önce sen anneciğim. Sonra babalar. Baba olarak sevgi yönünden çocuğunu ihmal etme.

    Bu kitapta babaların kulağı annelerden biraz daha fazla çekilmiş. Öyle diyor yazarımız. İyi de etmiş. Babanın bıraktığı boşluk hiçbir şekilde doldurulamıyor çünkü. Allah kimseyi annesiz ve babasız bırakmasın. Çünkü annesiz aile ve eğitim olmaz. Babasız da eksik kalır.
  • Adger alen PO anısına.......

    Aslında nasıl başlanır bilemedim,uzun zamandır yaptığım görevde emekliye ayrılmak üzereyim.Yoruldum artık, İnsanlarla uğraşmak çok yıprattı belkide,sürekli ölüm,kavga,savaş görmek.Neyseki bu alacağım son iş artık.Neredeyse gelmek üzereyim,ekipten yardımcım Ali telefonla gerekli malûmatı verdi.Bazen bu çocuğun işine fazla kaptırdığını düşünüyorum,evladım bu kadar üzerine düşünme bak ben kendimi heder ettim sonuç ,küçük bir teşekkür plaketi,yaş pasta ve seni çok özleyeceğiz gibi standart laflar,gelde anlat bu çoçuğa,yağmurda fena bastırdı,sokaklarda her yer leş gibi olmuş,çöpçüler mesaiye yeni başlamış,birbirlerine bağırıp duruyorlar,neyseki benim evime yakın olay yeri,adresi bulmakta zorlanmıyorum.Binaya adımımı zorda olsa atıyorum,Ali’yi arayıp evlat karnım çok aç sabahtan beri evraklarla boğuşuyorum pizza söyleyelim birlikte yeriz desemde yok amirim benim midem çok kötü sen kendine söyle diyor bana, bazen anlamıyorum iyimi davranıyor,yapısı’mı çok saf çözemedim.Merdivenlere adımımı attığımda patlamış bir lamba,karanlık basamaklar karşılıyor,Soğuk,ruhsuz,rutubetli bir İstanbul akşamından merhaba diyorlar sanki bana,basamakları çıkarken yine o baş ağrılarım tuttu bırakmıyor,sürekli bir üşüme hissi var ,başımdaki malum yara yüzden erken emekliye ayırmak istemediler bir türlü beni,neyse şimdi bu konuya burda girmeyelim, nasıl olsa öğreneceksiniz.merdivenin ortasında beş altı yaşlarında gösteren bir kız çocuğuyla karşılaşıyorum,hayırlı akşamlar nasılsınız,iyiyim desem değilim ,6 yaşındaki bu kadar sevimli bir kızada kötüyüm denmez ki.Nasılsın ufaklık iyimisin yetişmem gereken son bir işim var deyip kaçmaya çalışıyorum,amirim yine suçluları mı kovalıyorsunuz diye sormasın mı ,nerden anladı polis olduğumu düşünürken evet deyip hızlı adımlarla basamakları çıkıp kapıyı tıklatıyorum.İçeriden sesler geldiğine göre bizim Ali kimseyi salmamış,Beni görünce herkes ayağa kalkıyor,amirim hoş geldin diyor kerata,galiba seviyorum bu çocuğu,

    Evet beyler bayanlar oturun,Ben komiser Emre,yardımcım Ali ile tanıştınız zaten,bana gerekli malûmatı telefonla verdi,Beni yormayın sabahtan beri itin köpeğin peşinden koşmaktan yoruldum,ölüyorum zaten açlıktan,Ali ara olum şu pizzacının telefonunu her zamankinden ortaboy bir pizza söyle,dosyaları ver bakayım deyip bir sandalyede ben çekiyorum altıma ,neyseki fazla ıslanmadan geldim.Hafif baş ağrım tutsada buna da şükür diyelim artık.Tanıkların biri kadın ikisi erkek,Ayşegül hanım 35 yaşlarında ev hanımı,günlük evlere temizliğe giden,üç dört çocuk işsiz bir adama sahip,İstanbul’un çilesini,yükünü omuzlamış, gözlerinin altı morarmış,yorulduğu her halinden belli olan bir yapıda başına gelenleri anlamamış bir an önce bitsede gitsek havasında,Samet bey iki dirhem bir çekirdek sanki dışarda hava günlük güneşlikmiş beyimde gezmeye gidiyormuş gibi giyinmiş,kendinden emin biraz gergin,tırnaklarını yemekle meşgul,sol yanağını üstünde bir morluk kanamış burnuna mendille tampon yapmış çekip duruyor ,burada yazana göre öğretmenlikten atılmış,bekar 40 yaşlarını biraz geçmiş görünüyor .Adil beyse ellilerini devirmiş biraz benim akranlarıma benzeyen saçları yer yer dökülmüş yanakları şarkmış, pantolon ceket karşımda önünü iliklemiş bir hata yapmış çocuk gibi korkarak etrafa bakıyor.Daha önceden iki kere evlenmiş boşanmış,evliliklerinden birer çoğu olmuş,çokta hayır görememiş,kendisini yaşlılar evine bıraktıklarına göre.Neyse olayı ilk gören kim?

    Amirim Ayşegül hanım odayı temizlerken görmüş;ben akşam temiliğe başlarken,sesler duydum bir adam kadına bağırıyordu.Nasıl bağırıyordu neler söylüyordu?
    amirim sen benimsin seni öldürürüm diye bağırıyordu,sonra bir çığlık duydum ve kapıyı açtığımda kanlar içinde yerde yatan bir kadın gördüm,peşinden bu adam koşuyordu(Samet beyi göstererek),Samet bey bir hışımla ayağa kalkıp kadının üzerine yürürken sol elinden bizim Ali yakalayıp oturtturur yerine,ben izin vermeden yerinizden kalkmayın sakın,Yaman çocuk bu Ali

    Samet bey arkamda yatan maktulü siz mi öldürdünüz, bu arada amirim olay yerine haber verdik gelmek üzereler,Samet bey biraz gergin dişlerinin arasından, ben onu seviyordum ama bana ihanet etti ben öldürmedim,bu kadın böyle söylemiyor,peşinden koşarken görmüş seni,adil bey siz neden müdahil oldunuz Samet beyle bir alakanızmı var? Adil bey biraz tedirgin,sıkılgan;hayır amirim ben kirayı almaya gelmiştim,bir bağırış çağırış oldu baktım temizlikçi kadın bağırıyor yetişin imdat derken Samet beyi gördüm üzerime doğru koşarken arkasından durdurun onu diyordu bende refleksle yüzüne bir yumruk atıp yere devirdim,sonra arbede çıktı aramızda derken polisi aradılar Ali bey geldi olay bu.

    Karnımda öyle bir acıktıki midemdeki gurultuları zor bastırıyorum nerde kaldı bu pizzacı,olay anlaşıldı,Bunları toplayın,delillere dokunmadan,nezarette bir kaç akşam geçirsinler,savcıyada haber verdiniz mi?, yolda amirim gelmek üzeredir.derken kapı çaldı,Ali bakmaya yeltendi zaten iki göz oda burası ben bakarım Ali zahmet etme zaten bu gün yeterince yoruldun pizzacıysa alır evde yerim artık.Adil bey huzursuz;bu yaştan sonra beni mapus damlarında bırakmayın zaten kimim kimsem yok yapamam ben deyip yakınmaya başladı derken Ayşegül hanımda evde çocuklar bekler etmeyin beyim ,şuncacık sabiler elime bakar önlerine bir tabak yemek koymaz bizim herif demesin mi,of zaten zor bir gün geçiriyorum,sessiz olun ağlayıp sızlamayı kesin hava zaten nemden bunaltmış akşam akşam birde sizin dırdırınızı çekemem deyip açtım kapıyı.

    Nihayet gelen pizzasıymış,aç karnına savcıyı olay yeri inceleme ekiplerini hiç çekemem,pizzacı kaskını zorla çıkartıp;abi 35 lira kola hediyesi bozuk varsa iyi olur dedi.Arkadan yüksek sesli bir homurtu,dönüp;sessiz olun ben sizi uyarmadım mı diye bağırıyorum,pizzacıda garip garip bana bakıyor parayı uzatırken,abi iyimisin dediğini duyuyorum kısık bir sesle başımdaki yağmurdan ıslanmış bereyi çıkartıp ,daha iyi olamazdım ne biçim bir soru böyle derken ,kafa tasımın sağ tarafındaki büyük göçüğü fark edip korkma çatışmada bir kurşun geldi beynimin sağ tarafını kaybettim zaten o taraf mantıklı düşünme ve kalıcı hafızayı barındırıyormuş bizede hayal gücü üreten sol taraf kaldı deyip gülümsedim.

    Arkamı döndüğümde yarım daire şeklinde konmuş üç tane boy aynası ve karşısındaysa bir sandalye vardı yine hayal mi görmeye başladım,zaten bu yüzden erken emekli olmadım mı? Bana galiba şizofreni teşhisi konmuştu yada onun gibi bir şey,neyse pizzacıyı göndereyimde sorguyu bitirelim artık işimiz gücümüz var........
  • 672 syf.
    ·Beğendi·8/10
    kitapkörSuikastçı
    YazarMargaretAtwood
    ÇeviriCananSılay
    DünyaEdebiyatı (Roman)
    Sayfa672
    DKYayınları
    Kitap yorumu
    Kelimeler karanlık bir bardakta yanan alev gibidir. (Sheila Watson)
    Okuduğum kitapların çevirmenlerine söz söylemek artık beni utandırır oldu. Yazar kısımlara ayırmasa yer değişen sözcükler yüzünden çok daha zorlanabilirdim.
    Saatlerce bir aynı noktaya bakıp olmayan neyi görebilir bir insan. Elma ağacının altında kendini gizlemeye çalışan adam kendini kadından mı? Koruyor, yada kadını mı? Koruyor. Roman'ın as adamı kör süikastçı, aynı zamanda hikayeleri anlatan zat (Adam) diye geçiyor. İkinci dünya Savaşı'ndan sonra Şehirde bir biri ardına gelen ölümler, Şehrin kederli sırlarını arkasında bırakıp intihar eden Laura kız kardeşi İris ve gizemli yaşamlar içinde Tarih, Edebiyat ve sanat severler için keyif alınacak bir kitap.

    Balta girmemiş ormanlar, tropik adalar, dağlar. Ya da uzayın başka bir boyutu mu? Sen seç, okuduğun sayfalarda nerde ve hangi tarihte olmak istersin?
    uzayın bir başka boyutuna karar verdim Gezegenin adı Zycron uzayın bir başka boyutunda olan, molaz taşlarla kaplı bir ovadayız. Küzeyde menekşe renkli okyanus uzanıyor, batıda sıradağlar. Harabe mezarlıklarda yaşayan kana susamış ölü kadınlar güneş battıktan sonra bu dağlarda dolaşıyor.baylar saklanın.. İriss ve laura iki sosyalist kızkardeşin
    Çok gelişkin beyinleriyle eski ve yeni uygarlığın izine rastliyoruz. Bu bölgede, yalnızca az sayıda yaşayan kabileler var.
    Hiç birinin diğerlerini yok edecek kadar güçlü olmadığı beş ayrı kabile.
    Taş uluyan annelerin ikametgahı, unutuluşun kapısı, ya da kemirilmiş kemikler. Bu taşların altında adı olmayan bir kral ve sadece kral değil, hükmettiği muhteşem bir şehrin kalıntıları da gömülü. Muazzam bir yazar.
    Burda yaşayan beş kabilden her biri kendini Fatih ilan etmiş.Her biri yaptığı katliamları övünerek anlatıp, bu buyrugun tanrıları tarafından buyrulmuş intikam şekli olduğunu savunur
    insanoğlunun şimdi ki zaman gibi vahşice istek ve hak etmedikleri şuursuzca istekleri için hangi dil, din, ve hangi medeniyetin insanı olsan bu tanrıcılık hep var olmuş.
    Bir büyüyle yok olan bir şehir.
    Minik insanlar, minik elbiseler, minik yiyecekler minik hikaye şarkılar var.
    Snilfardlar, Ygnirodlar tarih boyunca efendiler ve köleler burda da karşımıza çıkıyor.