Elim ayağım bağlı. Bir kez daha batıyor gemim. Daha önceki batışı anısımıyorum. Kimin suçuydu? Kötü hava koşulları mıydı? Yolumuzu mu yitirmiştik? Pusulamız mı bozuktu? Dümenci mi uymuştu dümenin başında? Yoksa rotayı mı iyi çizemedik? Ya doğru çizilmiş rotayı yanlış mı izledik? Yoksa rotasız mı yol alıyorduk? Yoksa haritada görünmeyen kayalara mı bindirdik? Yoksa teknemiz mi çürüktü? Ne olursa olsun bir gün kendimizi burada bulduk. Burada da yaşayabileceğimizi anladık.
Güneşin yükselişini, gözle görülen yükselişini izlersin bir kez daha, daha yüzlerce gün izleyeceğin, başkalarının binlerce, binlerce gün izlediği gündoğumuna, sen ki yeryüzünün ilk gündoğumuna tanık olan, ilk yaratıkmışsın gibi bakabilirsin.
Ne fark eder? Burada karların altında, orada kumların altında ya da suların altında gömülmenin? Yoksa ölümüne bir tanık mı arıyorsun? Hiçbir şey aramıyorum. Yoksa yaşamına bir tanık mı arıyorsun? Eğer öyleyse korkma bulunur. Her ikisi içinde. Düşsel de olsa. Biri seni düşünür. Nasıl yaşadığını, nasıl öldüğünü kurar, başkalarına anlatır, eğer bütün derdin buysa.
Dalgalarla boğuşulur. Limanlar özlenir. Bir kuytu limanda demir atılır. Fırtınanın dinmesi beklenir. Sonra yeniden rota çizilir. Sonra yeniden demir alınır. Yola koyulunur.