Dünya’nın öbür ucundaki topraklardaki acıları okuduğumda gözünüze çarpan ilk şey, acıların inanılmaz ortaklığı. Savaşlar, savaşlarda yitip giden binler ve savaşlardan sonra açlıktan, hastalıktan kırılan milyonlar. Bitirdiğimde yalnız kitaptaki o fantastik ülke “Nikara” ya ve halkına ağlamadım. İnsanlık tarihinde sayısız kere yaşanmış ve yaşanıyor olan acıların ten rengi, ırk, kıta ayırt etmeksizin herkesi nasıl da vurduğunu gördüm ve onlara da ağladım. Sömürgeleştirilmiş, halkı kırılıp geçilmiş, içten ve dıştan düşmanlarla çevrelenmiş düşmüş ülkeler mezarlığına ağladım. Onların hiç olup tarih kitaplarında rakamlara dönüşen halklarına, anılarına, yitirdikleri hayatın paha biçilmezliğine ve daha nicesine.
Seri, yalnızca epik fantastik diyerek kenara itilecek gibi değil. Çok gerçek. Yaşananlar, yapılan fedakarlıklar, karşılaşılan sorunlar. Bizden olan karakterlerin, bizim hayatın koşuşturmasında unuttuğumuz sorunları bize anlattığı bir seri. Belki de bu yüzden sevdim, bize bizi bizle anlattığı için.