Ayrıca bir durum daha acı veriyordu bana: Ne kimse bana benziyordu, ne de ben kimseye. "Ben tek başımayım, onlarsa birlik" diye geçiriyordum içimden, derin düşüncelere dalıyordum. Bundan da anlaşılıyor ki, henüz çocuktum.
Gülünç duruma düşmekten ölesiye korkuyor, bu yüzden görünüşe ilişkin her konuda alışılmış olana ürkekçe saygı gösteriyor; herkesin gittiği yoldan gidiyor, davranışlarımda herhangi bir tuhaflık fark edilecek diye ödüm kopuyordu. Nasıl katlanabilirdim buna? Çağımızın aydın her insanının olması gerektiği gibi, benim de hastalıklı bir yapım vardı.
Şimdi çok iyi anlıyorum: Sınırsız kibrim ve belki de aşırı titizliğim yüzünden oldukça sık, iğrenmeye varan azgın bir hoşnutsuzlukla bakıyordum kendime, bu nedenle de herkesin bana öyle baktığını sanıyordum.
Her insanın hatıraları arasında herkese anlatmadığı, yalnızca dostlarına açtığı şeyler vardır. Ama dostlarına bile açmadığı, yalnızca kendine (o da sır olarak) açtığı şeyler de vardır. Nihayet bazı şeyler de vardır ki, kendine bile açmaya korkar onları.