Duygu Satoğlu

“Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabı okurken Rahip McDonald bölümünde rahibin kurduğu şu cümleler ilgimi çekti: “Bilimsel yaklaşım olmadan, bilim sevgisi olmadan, bilimsel bilgi için susuzluk
Düşünce
Reklam
"Hiçlik, tohumlarını nereye gittiğine bakmadan saçar durur. Bir insanın hatırasına karşı tutumunu seçerken, onun sonsuzluğa kalmayı hak edip etmediğini umursamaz." -Thomas Browne, "Hydriotaphia"
Alıntı
Bir şey yazarken hayat deneyimi önemlidir; tabii ki gördüğün, yaşadığın şeyler yazacaklarını şekillendirir. Fakat okuyuculara dokunması için yazarın gerçekten güçlü bir empati yeteneğine sahip olması ve bunu aktarabilmesi için de ayriyeten güçlü bir kaleminin olması gerekir. Mesela ben, Dostoyevski’ de ikisini de görüyorum. Bir düşünelim, kaç kişi yolda kağıt toplayan bir çocuk gördüğünde onunla empati kuruyordur sizce? Yalnız bahsettiğim şey ‘acımak’ değil, empati kurmak. Acaba o çocuk, kendisi daha iyi yaşam koşullarına sahip olmadığı için o sırada aynı sokaktan geçen ve gündelik hayatın keyfi sorunlarıyla mücadele eden diğer insanlardan nefret ediyor mudur? Hayalini kurduğu fakat sahip olamadığı gerçekler ile nasıl baş ediyordur? Sizce, kaç kişinin kafasında böyle sorular oluşuyordur; kaç kişi kağıt toplayan o çocuğun belki de dert etmeyeceği şeyleri bir olasılık dahilinde düşünüp kendi kendine eziyet ediyordur? Eziyet dedim çünkü bu bireyin o çocuk için yapabileceği şeyler büyük ihtimalle kendi imkanları ile sınırlı olacaktır; daha fazlasını yapmaya gücü yetmeyecektir. Ayrıca o an denk geldiği çocuk dışında binlercesi vardır, bulacağı çözüm geçici olacaktır. Kaldı ki bu çocuk ile empati kuran bireyin belki de henüz okuyan ve kendi geliri olmayan bir genç olduğunu düşünürsek… Empati; romantik olarak ifade etmek istersek tanrı tarafından bahşedilen bir hediye olduğunu düşünebiliriz. Sizi güçlü eserler çıkartabilecek bir yazar da yapabilir, koşullar dahilinde size eziyet edecek bir özellik haline de gelebilir.
Düşünce