Başıma yeni bir yazar çıkmış oldu. İçimde bir yere dokundu, tadını sevdim…Bu yazarın da külliyatını oluşturacağım mecbur...
Yazar çok duygusal bir dilde…Klasik savaş-sürgün temalı romanlar gibi değil. Farkı olaylardan değil de yaşatılan duygulardan geliyor sanki çünkü olaylar birçok tarihi romanda okunabilirdi. Ama Sadık Turan’ın çaresizliğini, yalnızlığını, savaşın kazananının olmadığını net hissettiriyor…
Abartılı bir savaş kahramanı gibi değil de gerçek, sıradan bir insan gibi Sadık’ın yansıtılmasını çok sevdim. Çünkü sadece cesur olarak yansıtılmamış. Cesur ama çok korkuyor, çok umutsuzluğa düşüyor, sürekli acabalar içinde...İç huzursuzluğu tamamen savaştan, korkudan, esirlikten değil, iç dünyasıyla alakalı biraz. Kendisine, Türklüğe, insanlığa ve aidiyet duygusuna karşı vicdan muhakemesini elden bırakmıyor, bırakamıyor. Hep düşünceli hep ikilemde. Her zor durumda sürekli seçimler yapmak zorunda kalıyor. Ama seçimleri şartlar gereği hep kötü-daha kötü arasında gidip geliyor… İçimi üzüyor, izi kalacak. Tam bir sıkışmış insan…